Evet, cehennemi oluşturduk bir yerlerde susarak yada konuşarak. Sonra bir başkasının kirine ortak olduk, sofrasına oturur gibi.
Kirlerimize biçtiğimiz bunca değer. (ki kaçmak da bir değerdir.) Kirlerimize mesafeli bakışlarımız. Kendimize yakın durmaktaki bunca korkumuz…
Bir şiirin çöpçülüğünü yapmak gibi bir şey bizim kir anlayışımız. İmgeyi elimize almaktan korkmadan, eldivensiz evirip çevirirken bir parçamız oluveriyor bu. Yıkamayı düşünmediğimiz bir şey oluveriyor bu. Alışıyoruz. Bir daha yaklaşıyoruz bir başkasının “başkalığına” ve tanıdık o kadar şey var ki orda da…Çömeliyoruz.
Mevsimlerin gidişatına bakmadan çiftçilik yapıyoruz duygularımızda. Tarla uzun. Yer verimli, hisler yeşerecek. Kirli olan her şeyi buraya ekiyoruz. Şiir çıkıyor ortaya, soytarıca dizeler, kokulu imgeler, rüyalar, aşklar…tertemiz şeyler…
Bunlar belirtili (belli olacak olanı) nesneyi doğuran sorular.
Yüklem ne işe yarar “nesnesi” yoksa?
Eksiltili cümlelerin, Bileşik cümlelerin, Sıralı cümlelerin, hatta anlamca olumlu-olumsuz/şekilce bozuk-yamuk cümlelerin yüklemi de olabilirsiniz.
Ne işe yararsınız bir “nesneniz” yoksa…?
Yo…yo, öyle rasgele bir nesne değil. “Ne ve kim?” sorularına da cevap verebiliyorsa yüklem, biz bu yüklemi adam yerine koymayız. Seçim yapamayıp rasgele/olağan/sıradan “Belirtisiz nesneleri” özneleştirecek bile olsa da bu “yüklemi”, adamdan saymayız.
Bu yüklem, “binek yüklemidir.”
“Hamal yüklemidir.”
Ve sadece “yük katarıdır.”
Tüm Üniversite sorularında boy gösteren yüklemlere bir uyarı kıyağımız olacak.”Belirtili nesneleri biraz daha belirtin. Belirtili nesnelerden güç alın. Karadut çalın. Damağından, dudağından. Evet …Yükleneceğiniz nesneye dikkat edin! Belli mi, rasgele mi?”
“Neyi ve kimi?” sorularına rastlayan her yüklem mesuttur, mesrurdur, ballı yüklemdir.
Ey ahali!
“Ne ve kim?” soruları soru mu ya hu?
Kalabalık yaratır bu sorular. Kalabalık olan ve kalabalıkta kuyruğa giren sorular/ifhamlar.
Dilbilgisi kuralları düdüğü çalar:
- “Önce özne…önce özne! Hoppala…Ulan, önce ÖZNEEE dedik ya hu! Bak Belirtisiz nesne, gelirsem oraya…???Geç yerine geri zekalı tümleç…geeeç.!!!”
Dilbilgisi kuralları,
Özneler,
Sözde özneler,
Nesneler, yüklemler
Ve
Sen.
Kuyruğa geçmediğim tek yer sensin. Bak, farz-ı misal:
- Kimi?
- Seni.
Dilbilgisi kuralları yırtınıyor.
“Kimi...diyor kimi??? “ ,”Bu sorunun muhatabı kim? Bu soru mu şimdi?” diyor. “Yüklem nerde, yüklem…?”
not: Belirtili nesnenin en yalın haline ne çok yakışıyor gülüşün, Sen(i) zamirin, damağındaki dut kekremsiliği ve şu kalabalıktaki mmmmırıldanmaların.(mmmmmmmmmmmmmmmm…)
Siz Tanrı’nın sessiz belleğinde bile beraber olacaksınız.
Fakat birlikteliğinizde belli boşluklar bırakın.
Ve izin verin, cennetlerin rüzgârları aranızda dans edebilsin...
Birbirinizi sevin; ama sevgi bir bağ olmasın,
Daha ziyade, ruhlarınızın sahilleri arasında
hareket eden bir deniz gibi olsun.
Birbirlerinizin bardaklarını doldurun;
ancak ayni bardaktan içmeyin...
Ekmeklerinizi paylasın; ama
birbirinizinkini yemeyin...
Beraberce şarki söyleyin, dans edin, coşun;
fakat birbirinizin yalnızlığına izin verin;
Tıpkı bir lavtanın tellerinin ayri ayri olup,
yine de ayni müzikle titreşmeyi bilmeleri gibi...
Birbirinize kalbinizi verin; ama diğerinin saklaması için değil;
Çünkü yalnızca Hayat’ın eli, sizin kalplerinizi kavrayabilir...
Ve yan yana ayakta durun; ama çok yakin değil,
Çünkü bir mabedin ayakları arasında mesafe olmalıdır;
Ve meşe ağacıyla, selvi ağacı,
birbirinin gölgesi altında büyüyemez.'
Halil Cibran.
…
Batı, bizim çocukları ne dinler, ne de anlar. Anlamak da istemez. Kendi sağırlıklarına ve sığırlıklarına kendilerini kapatmışlarken/kaptırmışlarken bizim çocukların aşklarını mı damıtacak kendi hayatına?
Hayat, sonradan din değiştirmiş bir şairin kelimelerinden akar mısırlı bir kadına. Çizer bu şair çıplak bedenlerin devinimlerini yer yer.
Ve söz daima bir kadınadır. May.
Söz bir kadındır. May.
Söz bir kelime değişikliği ile kelam olur. Tanrıya yakın durur. Tanrı bir kadın yaratır. Adını Cibran bulur. May.
Cibran, mistikliği karıştırdığı kadar karıştırır sokağa. Doğuyu sokağa taşır. Çoğaltır kelimelerini. İçtimaya tabi tutar. Toplanılan her yerde Batıya bir başkaldırı var. Batı, buna bariyerler koydu. Kesti önünü. Duyguyu kim tutar, ne tutar? Bizim çocukların kendilerine ilham verişlerine ve oluşlarına tahammülü olmaz. Olmadı da.Yerden göye kadar metafizik kokar. Fizik ve makaraların f1 ve f2’leriyle uğraşacak ruhu da yoktur vakti de. Ruhu çölün ellerinde. May’da.
Cibran bende, May bende. Bunları nasıl barıştırırım, bilemem. Dijital kelimeler işe yarar mı, bilemem.
Denerim Cibran olmayı.
May olmayı denerim.
Yada,
Biriktire biriktire Cibran’ı, May’ı , aşkı ve olamadıkları /yaşayamadıkları zamanı ve hepsinden damlayan kiri..
Yıkık dökük kelimeler içinde harabe olmuş ruhum, ne en doğru cümleyi kurabilir ne de tertemiz kalabilir.
Kirler sığınak mıdır, sağanak bir yağmur mudur?
Perdeleri kaldırdığımda tüm çıplaklığıyla önüme serilen o manzara körlüğüm müdür ?
,gördüğüm müdür?
Kirler kördüğüm müdür, çözdüğüm müdür?
"Aşk bir hırsızdır, aşk bir sürüngendir... "cosi fan tutte
sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
Kimsin?
Nesin?
Necisin?
Ne zaman aklıma düşse alınganlığın ve korkuyla var ettiğin duyguların, duraklarım. Bu durak çok uzun bir siren sesi değil. İnenlerin ve binenlerin olduğu bir yer de değil.
Öyle düşünür, bilete isim yazarım, ki yolculuk gönül boşluğunadır. Karadelik gibi uzayı içine alır. Uzay, seni tanımlayabileceğim bir şey olur. Meteorlar, kuyruklu yıldızlar , Samanyolu, siyah beyaz bir fotoğraf, inadına bakımlı boyalı/permalı saçlar, sevdiğim ve dilime doladığım renge batırılmış bir buluz…
Böylelikle kendini tanımlıyor/tamamlıyorsun.
Kimsin?
Önemli değil inan, senin “kim olduğun?”.
Ne olduğun önemli:
Kemiren,
Kirlenen,
Onaran,
Hayal/hayalet,
Dişi/kadın,
Kamçı,
İz,
Çarmıh,
Renk,
Tat,
Koku,
Ses,
…
Kalabalığa karıştığını bildiğim zaman kimsenin yandaşı değilsin.
İş icabı saçma sapan cümlelerde gezindiğinde kimsenin tellalı değilsin.
Durduğun yer kimsenin dünyası değil. Kimsenin evi değil.
Kalabalıklardan, böyle düşünerek sıyırır alırım seni.
Kalabalık sen misin, sen mi kalabalıksın?
İntikamım hangi güruhtan olacak?
Yalıtılmış bir varlık olarak düşünürüm seni.
Kimsesiz.
Sessiz-sedasız.
Yönsüz.
Bağırtısız-çağırtısız.
Öyle düşünürüm seni,
ki varlık sebebin düşüncemin yontulması.
Sokağa çıktığın an yağmur yağmaya başlar.
Hava bozulur.
Gün değişir.
Zaman ıslanır
Yanakların da öyle.
Öyle ıslatırım hayalleri,
ki sokağa çıkışın yağmur sebebidir.
Kimsin?
Nesin?
Necisin?
Bu kadar saçma sapan soru dizisine ne cevap verilir?
Cevap yanlışın karası,
Karanın da yanlışı…
Her kimsen ve her neciysen seni hayalet olmaktan kurtaracak kadar beynimde kocaman bir kara parçası var. Dört tarafı düşünceyle çevrili bir isim parçası.
SEN.
Azalırım.
Köşeye sıkıştırılmış bir hırsız kadar çevik olur bazen duygularım. Bir banka soygunundan yeni çıktım. Takip edildim ve bir yerde kıstırıldım. Çaldığım paraları çok da önemsemiyorum şu an. Bu paralar tehlike anında bana yükten başka bir şey değil. Ve bu paralar, şu anlık başımın belada olmasının yegane sebebi. Tercihim paradan yana değil. Şimdilik…
Seslerle beni tehdit ediyorlar, uyarıyorlar, akıl veriyorlar.” Bir delilik yapma, teslim ol…teslim ol! Etrafın sarıldı. Kaçamazsın…teslim ol!”
Sesler metalik cızırtı şeklinde ulaşıyor kulağıma.
Ben konuşamıyorum.
Onlar, bağırıyor.
Konuştuklarını zannediyorlar.
Konuşma fırsatı bile vermiyorlar bana. Konuşsam dinlemeyecekler ve anlamayacaklar. Operasyonu tamamlama peşindeler.
Banka soymadım. Para çalmadım. Nedir bu sesler peki???
“Teslim ol…teslim ol…etrafın sarıldı. Teslim ol…!!!”
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız