Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama

Google


Online üyeler
Şu an sitemizde, 88 Üye Adayı ve 8 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos
 Reklam Edilen Ve Ötesi

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Kanadına SAÇMA değen kuşa SAPANla fırlatılmış yazılar...


Kanadına SAÇMA değen kuşa SAPANla fırlatılmış yazılar...
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Saçmalama Bölümü
Yazar Mesaj
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 241

MesajTarih: Prş Nis 24, 2008 10:35 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Serin bahar sabahlarında uyanmak zor. Kurulu saatime sadık bir dost gibi eşlik eden biyolojik saatim, bozuk çaldı bu sabah... Üff denetim var üstelik, tabiri güç rüyaları biran önce terkedip, alelacele hazırlanmalı, yola koyulmalı... Ne görmüştüm düşümde diye düşünmeye yolda devam etmeli... Ah uyku, gök kapalıyken ve çiçek kokulu bir düşü koluna takmış yürüyorken, ne de güzelsin... Ancak sana ayaküstü methiyeler dizecek kadar sevmiyorum... Sen en bilindik depresyon belirtisi, yarı ölüm... ah uyku...


Mahalleli toplaşmış yine, panayır yeri gibi bekleme salonu. Kalabalığı aralayıp odama ulaşmaya çalışırken, uğultu aralanıyor, 'hıh işte geldi' sesleri... Ne kadar tanıdık bu görüntü, bu sesler, de-ja-vu... Bismillah...


Bu daracık alandan, ne hikayeler gelip geçiyor... Tanıdık görüntü ve seslerle başladığım her günün sonunda, çok sesli hayat eşantiyonlarını cebime çantama doldurup, dönüş yolunu tutuyorum, biraz yorgun... Ama her günün rengi başka... Her gün başka yanımdan esiyor rüzgar... Her gün de-ja-vu ile başlayıp, hayretle bitiriyorum zamanı...


Mevsim skalasının bahara denk gelen kısmı, en keskin ruh halleriyle karşıma çıkıyor birer birer... İnsanlar ya çok hüzünlü, /hüzne depresyon etiketi yapıştırmaksa bizim işimiz/, ya çok coşkulu ve sabırsız, ya çok sinirli... Mutedil bir tavra rastlamak şaşırtıyor hatta... Ortası olmayan, ayarsız bahar halleri... Ve ben mutedil olmak zorundayım. Ha bir de bugün denetim var.


Kadınlar en çok kocaları ve oğulları yüzünden ağlıyorlar, dinledikçe anlatıyor, anlattıkça ağlıyorlar, kıyamıyorum... Okul çocukları 'doktor abla bu gün okula gidemedim, galiba grip olmuşum, rapor almaya geldim' diyor da 'canım bu gün okula gitmek istemedi'nin mealini tekrar tekrar kaşeletip imzalatıyorlar, kıyamıyorum... En çok da korkulu gözlerle gözlerime bakıp, kendisinden bahsedildiğini anladığında dudaklarını büzen, yerimden kalkıp yanına yanaşırken çığlığı basan ufaklıklara, kıyamıyorum...


Ha bir de bugün denetim var. Kalite yönetim kriterleri, ıvır zıvır, ne işe yarar anlayamadığım, pürtelaş 657 halleri... Yaka kartımızı taktık, ortalığı çiçeklendirdik, oraya buraya tabelalar astık, dosyalarımızı eksiksiz tamamladık, bir haftadır bekliyoruz. Bu büyük denetim ha! Puan alıp kalitemizi onaylatacağız... Hey güzel Allah'ım! Ne olacak bu memleketin hali(!)

Ya hu başka bir şey anlatacaktım, unuttum gitti... Hani dilimin ucunda, kalemin ucunda... Desem de... Yine bölük pörçük anlarla, geveze satırlarla, yarım kalan sözlerle tuttu elimin epilepsi krizi...


...


Bu aralar daha fazla telkin eder oldum, kendime... Gülümse, gülümse, gülümse... İşyerinde gülümse, evde gülümse, şükret, şükret, şükret...
Bir yanım, elinde bayraklarla, 'git işe çalış, eve gel çalış, üstelik nazı niyazı sitemi yut üstüne sindirim sisteminin tüm hoşgörü enzimlerini azami çalıştır, üfff yeter artık! ' diye o hiç hazetmediğim, çalışan dişli tırnaklı kadın ağzıyla, isyan etmeye kalksa da... Bir yanım 'kendin ettin kendin buldun' kabullenişini en arabesk şarkıya yazsa da...
Bir yanım muğlak geleceği planlayıp acilen yapılası işleri, önceliklerine göre listeleyip sıralasa da...
Moda tabir-i caiz 'kriz yönetimi'm sağolsun... Şükret ve gülümse...
Şükrün ve tebessümün karşılığını muhakkak alırsın, Allah'tan ve O'nun kullarından... Ve hatta en huysuz kullarından...
Başa dön
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 241

MesajTarih: Cum May 02, 2008 11:29 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ne tarafa dönsem, çirkin yüzünle tanışıyorum tekrar tekrar...
ey dünya, yalan olduğunu bilmeseydim, katlanabilir miydim bu kadarına...
midem bulanıyor, kusamadığım her cümlem boynuma dolanıyor...
kusmadan susmayı tercih ediyorum, telaş içinde...
her akşam elime bulaşan tükenmez kalem yaraları...
bu aralar önce kalbim sonra ellerim yara alıyor...

gökyüzü öfkelendi, gürledi, sustu, yağdı bu akşam...
ey dünya, kül olmadıysan şimdiye kadar...
toprağına değen yağmur yüzündendir...

öfkeliyim...
ve öfke ateştir...
öfkelendiklerime söylenmekten Allah'a sığınırım...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Sal May 06, 2008 10:07 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

TUS hiçbir şeydir, yazı ise pek çok şey...
Başa dön
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 241

MesajTarih: Sal May 06, 2008 10:53 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

TUS hiçbir şeydir, yazı ise pek çok şey...

Bu başlığın ardına dökülecek kuru kuru yapraklar var baharın yaza bakan yüzünde ama...
Bir mayıstan girer altı mayıstan çıkarım, hıdrelleze dilek-dua sıralar, gül ağacı dibine çaputları bağlarım ama...
Tus hiçbir şeydirle başlayan çok önermem var, birikmiş çok insan yüzü var çizilmek üzre karakalem, çalakalem ama...
Kalemimin sivri ucunda, ta haber bültenlerinden içimi zehirleyen, susmaya bilendiğim çirkin yüzler de var ama...
Söylemeye niyet edip vazgeçtiklerim, susup da dert edindiklerim var ama...
Yazıp yazıp son kullanma tarihini geçirdiğim, gevrek ve bayat sözlerin kırıntıları dökülür birer birer ama...

Pek mutedil değilim, çok kızgınım, fazlasıyla kırgınım... Haddimi aşmaktan korkarım...
Üstü kapalı, kinayeli, imalı yazabilseydim, öyle bir sanatım olabilseydi de, bu aralar dilime dolananları bir bir sıralasaydım buraya... keşke...
Başa dön
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 241

MesajTarih: Cum May 09, 2008 9:17 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İğneden korkmayan var mı? Çocukluğumuzdan beri, hangimiz iğne ile tehdit edilmedik ki? Yaramazlık yaparsan iğneciye götürürüm seni, bir numaralı terbiye kolaylaştırıcı(!) olmadı mı çoğumuzun ilk anılarının şekillendiği tek haneli yaşlarda? Şeklini şemalini hayal gücümüzün tasarladığı öcülerden bile gece lambasını tutup kaçıverdik ama iğnenin yeri hep ayrı... Büyüdüm, üstüne bir de doktor oldum, hala korkarım iğneden.

Hemşire arkadaşlar bir de ben okul okul dolaşıyoruz birkaç gündür. Aşı için... Okul aşıları, keyifli gündüz yolculukları gibi... Ne demişler, tebdil-i mekanda ferahlık vardır... Ferahlık, farklılık, çocuklar, yanına okul koridorlarının bütün gün kulağımda uğuldayan gürültüsü eklense de çok güzel. Hemşireler aşı yapmak için, bense korkudan fenalaşıp, tansiyonları düşüp, yeşeren minik suratları stabil hale getirmek için yanlarındayım. İğne korkusunu çok görmeden çocuklara, iğneden hiç korkmayan(!) bir yetişkin numarası yaparak, ikna çalışmaları yapıyorum sonra... Bir yandan kollarını sımsıkı tutup saklamaya çalışan, bir yandan gözlerindeki yaşı önlüklerinin koluna silen çocuklardan bir kaçını etrafıma toplayıp o sırrı fısıldıyorum kulaklarına...
'Bakın... size bir sır vereyim... derin derin nefes alın ve saymaya başlayın... bir iki üç... işte böyle... canınız daha az acıyacak... gerçekten...'
'Abla sen yap benim aşımı noooolur...'
Gülümsüyorum... Yok diyorum, doktorların eli ağır olur... Araştırmaya başlıyorlar. Aşılarını olan arkadaşlarından tüyolar alıyorlar. 'Bak bu hemşire hiç acıtmıyomuş' Eli hafif ve yüzü gülen bir hemşirenin yanında sıra oluyorlar sonra... Çocuklar şefkatten fazlasını beklemiyorlar.

Bu sefer epey hareketliydi aşı yolculuğum. Çocukların korkuları ve sevimli hallerinin dışında, tatsız bir olaya da şahit oldum. Okulun toplantı salonunda çocuklara aşı yaparken ne olduğunu anlamadan içeride bir arbede koptu ve çocukların, hemşirelerin öğretmenlerin arasına giren bir adamın yumrukları muhatabını buldu. Yumruklaşan iki adam, araya girip ayırmaya çalışan ve yumruklardan nasibini alan başka bir öğretmen ve o çocuk... Hala gözümün önünde, boyundan büyük sandalyeyi fırlatmak üzere havaya kaldırıp, 'bırak öğretmenimi' diye ağlayan çocuk... Çocuklar çok korktular, küçücük salonda girecek delik aradılar, tabii biz de. Sonradan öğrendik ki, kavganın tarafları bir öğretmen ve bir veli... Hizmetli kadın, 'daha önce de oldu böyle şeyler, hatta bi tanesi belinde silahla geldiydi' diye okulun sabıkalarından bahsetti sonra. Nasıl yani? Ne hale geldik... Hasta yakını doktora saldırır, öğrenci velisi öğretmene saldırır, trafikte bir dolu öfkeli insan saldırmaya hazır... Öfke kadar kuvvetli bir zehir var mı?
Polis geldi ve biz kaldığımız yerden aşıya devam ettik... Hepimizin yüzünde soru işareti, şaşkınlık, korku ve hayret vardı... En çok çocuklar korktu... Önce iğneden sonra öfkeden...

Bugün aşı vazifemin son günü... Son durağım işitme engelliler okulu... Ve sessizlik... Burada eller konuşuyor, bir de gözler... Bu sefer hiç konuşmuyorum çocuklarla, kendimi kötü hissediyorum, ellerim konuşmayı bilmiyor çünkü... Onların anlayabileceği bir kaç hareket öğreniyorum sadece öğretmenlerinden. Kafamın bir köşesinde de işaret dilini öğrenme arzusu... Birkaç sesli(!) fotoğraf çekiyorum... Sessiz çocuklar fotoğraflarının çekilmesine öyle mutlu oluyorlar ki... Aşıya ikna için fotoğraf kozunu koyuyorum ortaya bu sefer de... Bir aşıya bir fotoğraf... Resimleri çekildikten sonra sadece yanıma gelip kendilerine bakıyor ve tatlı bir tebessümle uzaklaşıyorlar . Resimlerinin çekilmesine bu kadar istekli olmalarına önce şaşırıyorum... Oysa ki 'görüntü' sessiz dünyalarına açılan tek kapı değil mi...

Sessiz çocukların gözleri çok sesli korolar gibi... Bakmaya doyamıyorum. Dinlemeye doyamıyorum...

...

Her aşı yolculuğumdan sonra, 'ya hu bu teneffüs saati uğultusuna nasıl alışıyorlar' hayretim, saygım, hafiften kıskançlığım depreşir öğretmenlere karşı... Ne kadar güzel bir işiniz var... Gönlünüze kuvvet...
Başa dön
gece
Forum Yöneticisi


Kayıt: Nov 05, 2005
Mesajlar: 1350

MesajTarih: Cum May 09, 2008 10:13 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

AlıntıNeutral
TUS hiçbir şeydir, yazı ise pek çok şey...


fazla cesaretli bir cümle.....
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Cum May 09, 2008 11:11 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

TUS'u bu kadar önemli kılan nedir?

Hayatını nasıl kurguladığına bağlı değil mi hepsi? Cesaret nedir, son tahlilde, birlikte başladığımız okulu bırakıp askere giden arkadaşım benden daha cesur değil midir? Yazı nedir? Biz kimiz? Bura neresi? Hayat neyi önemsediğinin ve neyi dışladığının toplamı değil midir? Bu ne kadar soru? Ve her biri cevaplanmak zorunda mıdır?

Hayat güzeldir, TUS'lu veya TUS'suz...
Başa dön
mavilale
Yazar


Kayıt: May 26, 2007
Mesajlar: 225
Nereden: Muğla/Yatağan

MesajTarih: Cum May 09, 2008 11:23 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

drsitare küçüktüm bi iğne yaptırdılar sonuç debelenen bir çocuk ve kocaman bir apse... hala taşıyorum o izi sonra doktorum ali amcanın benden çektikleri... büyüdüm bi gün babamın iş yerinde bi baktım ali amca gel kızım gel artık ali amcan gatada plastik cerrah kalan işimizi tamamlayalım gel bi ara estetik yapalım demez mi? rezil olduğumun resmidir.
aynı hastanede baş hekim cabbar amca bana iğne yapmayı dikiş dikmeyi ve bazı ilkyardım bilgilerini öğretti malum terör bölgesinde yaşıyoruz en büyük isteği gatalı bir doktor olmam. ama olmadı ben öğretmenliği seçtim olsun fazla bilgi göz çıkarmıyor.
geçen bit kontürolü için çağırdık sağlık ocağını geldiler bi tantana da bizim okulda koptu.
üzüldüm çok rencide ettiler öğrencileri tabi kendince haklı her kez. sonra baktık olmuyor 350 çocuğu haftada iki gün ben taramadan geçirdim o da bi başka tantana...
karnım burnumda canım çıktı sonuç geçen bir veli bir öğretmen arkadaşla birlik ol isimsiz bir dilekçe tam da doğum iznine ayrılmışken ben müfettişler dolmuş okula az buçuk berberliğim de var tutanak tutup saç kesimi de yapmıştık. neyse bir sonuç çıkmadı şimdilik tabi.
sağlık gruptan da teşekkür aldık bu arada ama bizim amirlerden yok. neyseki haberleri vardı da bi sürgün daha yemedik...
ellerinize sağlık aşı için yarın tatildir çocuklar bakma sevinmişlerdir okuldan bi gün yırttık diye
doktorlarımızın da yüreğine sağlık
işini severek yapan herkeze teşekkürler...
Başa dön
mavilale
Yazar


Kayıt: May 26, 2007
Mesajlar: 225
Nereden: Muğla/Yatağan

MesajTarih: Cum May 09, 2008 11:29 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

bak şimdi okudum tus ya ablamın da başına sıkıntı. garibim virgüllü noktalı puanlarla kaçırıyor hep. zor özel sektörde biyolog olmak. tus da zor hele de bu saatten sonra garibim tus tus tıs tıs ömür bitiyor...
Başa dön
gece
Forum Yöneticisi


Kayıt: Nov 05, 2005
Mesajlar: 1350

MesajTarih: Cum May 09, 2008 11:56 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

AlıntıNeutral
doktor olmak b.. yemektir.

ben tıp okumadım, iyi ki de okumamışım. türkiye'nin baba bir üniversitesinin "eşek bağlasan geçer" denilen bir bölümünde, çimlere ve boğaza karşı işletme okudum. en zorlu zamanım, altı günde yedi finale girdiğim son dönem oldu, uykusuz kaldım, sonra bitti gitti.

bizim endüstriciler, inşaatçılar, makineciler, bilgisayarcılar vardı. bilgisayacılar bir hafta proje kasar uyumazlardı. endüstriciler triple integrallerle kafayı çizerlerken, inşaatçıları ve makinecileri bitiren dinamikti. hepsi çalıştı, çabaladı, sabahladı. sonra onlarınki de bitti. gitti.

ama onunki bitmedi. biz mezun olup keplerimizi havaya fırlattığımızda, o hala kafam kadar ingilizce pediatri kitaplarıyla boğuşuyordu. dahiliye stajlarında, geceleri, yüzüne sıçramış kanı bile silemeden, hacettepe hastanenin bir köşesinde, kahve ve sigara eşliğinde kendine gelmeye çalışıyordu.

ortalama iki ayda bir görüşüyorduk. bazen üç dört aya çıkıyordu süre. ben işe başladım, telefonla aradığımda geceleri, o ya yurdun çalışma salonunda ya da hastanenin kantininde oluyordu. ya binlerce sayfa notla uğraşıyor, ya da yoğun bakımdaki hastaların başında oluyordu. sonraki iki sene böyle geçti.

ben üniversiteme bayılmazdım, ama mezuniyet töreninde yine de kepimi fırlattım. o kendi törenine gitmedi, "altı sene ebemi bellediler" dedi, "sevinecek hiçbir şeyim yok". ben mezun olduğum gün, sözleşmemi imzalamıştım. o mezun olduğunda bir işi yoktu. dahası bir diploması da yoktu. sağlık bakanlığı diplomasına el koymuştu. ya tus'u kazanacak ya da zorunlu hizmete gidecekti.

benim arkadaşlarım -yani mühendisler, avukatlar, işletmeciler- üniversitede, hadi bilemedin üniversiteyi bitirdiklerinde nişanlandılar, işlerini yoluna koyup yuvalarını kurdular. bir doktorla birlikteyseniz böyle bir şansınız yoktur. çünkü üniversite bittiğinde aslında hiç bir şey bitmez. söylediği gibi, "sevinecek bir şeyiniz yoktur".

mezun oldu ve aylarca ders çalıştı. sonra tus'a girdi, olmadı. zorunlu hizmet kurasında kars'ı çekti, doğunun parisi kars. doğuya gitmekle sorunu olan bir insan değildi zaten, gitti.

doğu nedir bilir misiniz? ben bilmem, ama o anlattı. doğu, hiç bir aletinizin olmadığı hastanelerde tanı koyabilmek için insanüstü çaba sarfetmektir. gerekli araçlar olmadan hastanızı iyileştirmeye çalışmaktır. doğu, devletin ambulanslara benzin koymadığı, ve sevki gerçekleştirmek için hasta yakınlarından ambulansa benzin almasını beklediğiniz yerdir. hasta yakınlarının parası yoksa doktorun üzerine yürümesidir. doğu, aşı yapmak için jilet gibi kayalara tırmanmak, dağ köylerine çıkmak, sonra da aşı yaptığınız çocukların ailelerinden azar yemektir. doğu, devletin götürmediği her türlü hizmetin sorumlusu olmaktır. halkın gözünde devlet olmaktır, devletin beceremediği herşeyin müsebbibi olmaktır.

döndüğünde tus'u kazanmıştı, üniversite hastenesinde uzmanlığa başladı. evlendik. haftada iki gece, penceresi olmayan, buz gibi bir laboratuvarda nöbet tutuyordu. buz gibiydi, çünkü yan depodaki ilaçlar bozulmasın diye soğutuluyordu bütün bölüm. yazın sıcağında, o, tepesinden esen rüzgarla hasta oluyordu. gecenin bir yarısı gelen kanlara bakıyordu, esrar aldıklarından şüphenilen ve yaka paça getirilen askerlerin idrarlarına. zırıl zırıl çalan telefonlara koşuyordu, zehirlenenlerle, intihar edenlere boğuşuyordu.

o benim eşim. haftada iki gece görmediğim, haftada iki gece nöbet tutan, ve sonra ertesi gün hiç bir şey olmamış gibi işine devam etmesi beklenen eşim. nöbet tuttuğu saat başına 1 ytl 66 kuruş alıyor.

evliliğimizin ilk yılları, onun hayatının en güzel yıllarında yaşadığı travmayı atlatmasına yardım etmekle geçti, yaraları sarmakla. biz 300 sayfalık kitaptan korkarken, o mezun olduğunda 15000 sayfa notu çöp torbalarına doldurup atmıştı. geri kalan kitaplar şu an üç kütüphaneyi doldurmuş şekilde evde duruyor.

bu sene uzmanlığını alacak. devlet uzmanlık diplomasına el koyacak, çünkü bir daha zorunlu hizmete gitmesi gerekiyor. uzman olarak çalışmaya başladığı zaman maaşı düşecek. ondan sonra askere gidecek ve orada nöbet tutmaya devam edecek. sonra gelecek, 35 yaşında, hayatı yarılamış bir insan olarak, geri kalan yıllarını huzur içinde geçirmesi umulacak.

benim eşim bunu yapmayacak, çünkü uzman olduğu gün doktorluktan istifa ediyor. hayatının 11 senesini bu işe adadı ve istifa ediyor, çünkü artık acı çekmenin anlamsız olduğuna karar verdi. böylece, türkiye bir "kendini tanrı sanan cibiliyetsiz bir doktordan" kurtulmuş olacak, bayram edebilirsiniz. istifa ediyor, çünkü evlendiğimizin haftası eve tüp takmaya gelen usta "sen doktor olmuşsun ama ben senden daha fazla kazanıyorum, keyfim de tıkırında" dedi ona. istifa ediyor, çünkü ondan 150 puan daha düşük alan insanlar hayatlarını yoluna koydular, evlerini aldılar, çocukları 3-5 yaşına geldi.

istifa ediyor, çünkü erken ölmesinden korktuğumu biliyor.

istifa ediyor, çünkü 11 senede şunu anladıNeutral türkiye'de doktor olmak b.. yemek ve o b... bütün sevdiklerine sürmektir.

böyle bir yazı dolaşır internet aleminde, hani haksızda sayılmaz bir yerde...
Başa dön
mavilale
Yazar


Kayıt: May 26, 2007
Mesajlar: 225
Nereden: Muğla/Yatağan

MesajTarih: Cmt May 10, 2008 12:15 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Haklı da sayılmaz aslında gece. istifa etmek neyin çözümü ki? öğrencim ilk kez parmak kaldırıyordu. sevindim. kursağımda kaldı sevincim bana sorduğu soru şuydu babam diyor ki öğretmenim kaç lira maaş alıyormuşsunuz daha lafa cevap vermeden arkası geldi babam diyor ki onun bir ayda kazandığını ben bir gecede kazanıyorum.
olay yeri bodrum
okuttuğum sınıf 2. sınıf.
bu terbiyesizliğe muhattap oluş nedenim: kzına 4 yıl önce 30 milyona bir kalem alır baba ve haftayı bırakın ayda 30 milyon ile pazarını gören ailelerin olduğu bir sınıfa getiri kalemi
kızım o kalemi evde kullan bak dikkatimiz dağılıyor demek.
Aldılar özel okula verdiler çocuklarını annesi grurla bahsediyor kızımız 13.
sorun kimde bellli oldu...
velilerimden biri orada biliyor olayo onun da çok ağırına gitmiş.
hafif bir tebessümle soruyor. - pardon sınıf mevcudu kaç?
anlamayan var mı? Mevcut 13 zaten. Şimdi istifa etseydim ne değişecekdi bir bakalım
işsiz bunalımda belki tımarhanede genç bir kadın
bi abimiz anlatmıştı onun da bi abisi demiş ona
Yıllarca çalıştım bu bankada sonunda genel müdür oldum. her şey yoluna girmişti tam da yönetim kuruluna biri atandı uyuşamadık
ne kadar üç kağıt varsa hepsi ondaydı koydum tavrımı dedim ya o ya ben
okadar eminim ki sen diyecekler... tamam müdür bey yarın keselim ilişiğinizi dediler meklim dolmak üzereydi. kestim ilişiğimi.içimden de diyorum ararlar üç gün sonra biz ettik sen etme... üç gün üç ay üç yıl derken zaman su gibi akıp gitti.
ANLADIM YERİ DOLDURULAMAYACAK KİMSE YOKMUŞ!
Başa dön
mavilale
Yazar


Kayıt: May 26, 2007
Mesajlar: 225
Nereden: Muğla/Yatağan

MesajTarih: Cmt May 10, 2008 12:19 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Türkiyede onu yapmak B.. yemek bunu yapmak bNeutralNeutral yemek tabi biz gideli ülkeden gelsin elin ingilizi hollandalısı azcık da onlar yesin... siteler kurdular biliyorsunuz ve siteye türklerin nasıl diyorlar pis aşağılık tüklerin girişi yasak. millet birbirini yiyor siteye bekçi olacam diye siteye bekçi temizlikçi kapıcı olup ne b.. yiyeceklerse...
Başa dön
mavilale
Yazar


Kayıt: May 26, 2007
Mesajlar: 225
Nereden: Muğla/Yatağan

MesajTarih: Cmt May 10, 2008 12:21 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Çiçeğin dikeni var diye üzüleceğine dikenin çiçeği var diye sevinebilsen bi ey mavilale!
Başa dön
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 241

MesajTarih: Çrş Hzr 04, 2008 11:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İlham dur kaçma, dur! Geliyorum peşindeyim de böyle uykuma yakın vakitlerde kapımı vurup kaçmak da ne oluyor. Uyku uyanıklık arası, zihnime o sivri çengeli atıp elyaf yastığımın yumuşağından ayırmaya uğraşıyorsun da, ben şair değilim... Deli miyim? Belki(!)... Hani bilsem, gecenin bir vakti kalkıp iştahla kalem kağıda sarıldığımda birisi deli olduğuma kesin kanaat getirmeyecek... Belki...
Git şairlerin başına tebelleş ol, ben şair değilim... Deli miyim... Belki...
Geleceksen... Mesela akşam yemeğinden sonra gel, ne bileyim akşamüstü dört sıralarında gel, iki hasta arasında gel elim kalem tutarken... Ben sıralı selamlı, saatli dakkalı, hesaplı tutumlu bölüyorum zamanı ve uyumazsam sinirli oluyorum. Ve ha bire ona buna sinirlenip, bir yandan sakinleşmeye çalışmak nasıl zor bilmiyorsun. Ayrıca geceleri didikleyip bıraktığın zihnimden sabaha bir şey kalmıyor. Ne fısıldamıştın kulağıma diye sabah sabah hafızamı zorlarken yaşlandığımı düşünüp, 'ah gençlik' hezeyanlarını yaşamak ta iyi gelmiyor bilesin. Git başımdan ya hu... Git şairlerin başına tebelleş ol. Ben şair değilim... İlham! Senin adın ilhamdı değil mi?

...

Mevsimsel Tükenmişlik Sendromu... Tek denek üzerinden verileri toplayıp tek kişilik bir sendrom uydurmuşum, üzerime yapıştırmışım, şahsi literatürüme yeni bir bahanelik türetmişim, dolanıyorum ortalarda. Sebebini ve tedavisini araştırmayı canım istemiyor... Hatta bildiğim tüm tedavileri bilerek isteyerek unutmayı tercih ediyorum...Canım istemiyor... Bu sendromun ilk ve tek bulgusu da zaten 'canım istemiyor' Canım hiiiiç birşey istemiyor. Ne mum dibini ışıtıyor, ne de o atalarımızın meşhur terzisi kendi söküğüne bulaşıyor... Şöyle köşe yastıkları gibi, kimse umursamadan beni ve hatta ilişmeden, öylece kımıldamadan, düşünmeden, karşı duvarla bakışalım... Köşe yastıkları gibi...

Neyse ki uydurduğum bu hastalığın önüne mevsimsel eklemesini yaptım da azcık ümit barındırıyorum kendime dair... Mevsimsel yani geçici yani 'arada bir olur öyle şeyler' yani geçecek...

'sil baştan başlamak gerek bazen... hayatı sıfırlamak...' Ablacım, platform topuklarının üzerinde, tepeden tepeden söylemesi kolay tabii...

Sil baştan mı yoksa kaldığımız yerden mi...

Hadi hayırlısı...

İlham! Orda mısın? E gel de şöyle ağız tadıyla saçmalayalım...
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 549

MesajTarih: Prş Hzr 05, 2008 1:54 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İlham, yazmayı dert edinenlere bulaşıyor, gece gece…
Kime ne diyeceğini de biliyor üstelik. Kimine bir selam verip sıvışıyor kapı aralığından, kimine kelimenin tam anlamıyla musallat oluyor. Kime iyilik yapıyor dersiniz, kapısına yaslandıklarının yüzüne bir imza çiziktiriveriyor işte. Gel de sil imzayı gece gece…

Hayatı sıfırlamanın mümkün olmadığını bilenler ancak hayatı sıfırlamaktan dem vurabilir öyle değil mi Drsitare. )) Ve bizler, gece gece ilhamın sesine kulak verenler, biliriz sıfırlamak inşa etmekten daha zordur. İnşa etmek için elimizde bir tuğla olur hiç değilse, ya sıfırlamak için silgiyi kimden temin etmek gerek. Bu sebeple ilhamın kapısına çöreklenebilir miyiz ne dersin. ))
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Saçmalama Bölümü Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
4. sayfa (Toplam 5 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok En saçma yasalar, yasaklar... karaguven Okur Adayları İçin 15 Cmt Ağu 18, 2007 9:53 am
Yeni mesaj yok Arıza Yazılar utarant Saçmalama Bölümü 76 Sal Mar 06, 2007 7:39 pm
Yeni mesaj yok saçma-suyu madum Saçmalama Bölümü 27 Pts Ksm 06, 2006 10:32 pm
Yeni mesaj yok İÇİ BOŞ VE SAÇMA ŞARKILAR warlord Okur Adayları İçin 44 Pts Ksm 06, 2006 4:06 pm
Yeni mesaj yok saçma sapan...ama parlayan... (2) AyEsHa Öyküleriniz 4 Cmt Ksm 04, 2006 6:10 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke