Hoş geldiniz Turuncu,
Belki de kıyamet kopardı kim bilir…
Yere yakın bir yanımız, ama gök daha da cezbediyor varlığımızı.
Su nasıl kaynıyorsa toprağın damarlarında,
Göğ de aynı sıcaklığa kuşatıyor bizi…
Sartre,
kelimeler kimin canını en çok yakar bilmem.
Ama yaşam en çok “yaşamak” isteyenlerin canını incitir.
Sizin kelimeleriniz nokta atışı yapar durur hep.
ANlarda biriktiriyorum hayatı, nokta bir yerlerde belirecek, seksen beş eder mi, muamma…
Ekmek berekettir...
Düşte de, gerçekte de...
Elinde yarısı bölünmüş bir ekmek vardı, diğer yarısının elimde olmasını diledim ve hayra yordum düşümü...
Ekmek berekettir...
Öpüp alnıma koydum, ne göğe ne yere bakıyor yüzüm...
Avucumda cılız atan damardan, kalbime yol alıyor... Bereket, ümit ve güler yüzlü bir dua...
Ekmek berekettir...
ekmeğin bereketi içimizin ışığı olsun,
düşlerin açtığı kapıdan hep bir el usulca hayata alır ya bizi
ekmek gibi su gibi,
düş gerçektir, gerçek düş gibi…
Ona söylenebilecek bütün sözleri söylemiştim. Kapıyı kapa dedim, camları da ört.
İçeri girmeyi hak eden biri var ama bu o değil, dedim.
Sustu, kalabalığa beslendi.
Uzak dur dedim kalabalıktan, kalabalık her yerde kıyamet gibidir, uzak dur.
Bir böcek sürüsü gibidir ses, sessizliği örter.
Sana ait olan ne varsa alır gider…
sıskaydı,
çelimsizdi,
güvensizdi,
uslanmazdı,
diline geleni söylerdi,
hep başı ağrırdı,
dua ederdi,
yatağa yatar
fakat hiç uyumazdı,
kimse de uyandırmazdı onu,
çiçekleri vardı,
ceza olsun diye sulamazdı,
abdest alır
namaz kılmazdı,
baharda ütü yapar
kışın çarşafları sererdi,
ellerini hiç yıkamazdı,
yemek yerken geğirir,
uykuda horlardı,
dişlerini fırçalamaz,
ekmeği dişlerinin arasında biriktirirdi,
su uyur düşman uyumaza inanmaz,
sabaha kadar suyun başında beklerdi,
babası onu çok döver,
o hep annesine gizlenirdi,
annesi dövünce de,
ay dedeye koşardı,
yıldızlardan çiçekler yapardı,
ama saçlarına taç yapmazdı,
kadınları hiç sevmezdi,
erkelerden nefret ederdi,
her ikisini de severdi,
büyüdü,
bir baltaya sap olabildi,
ne mutlu olsundu ona,
sap oldu,
balta olamadı...
sürü psikolojisi, çoban ne derse o olur.
arada kaçmaya çalışanlar da kurtlara yem olur.
ya çobana itaat edeceksin, ya da kurtlarla baş etmeyi bileceksin.
her ikisini yapamıyorsan, uslu uslu otlayacaksın.
ot bulamıyorsan, bulmuş gibi yapacaksın.
birden fazla çoban ve tek bir sürü varsa
arada başını kaldırıp çobanların kavgalarını izleyeceksin.
eğer çobanlar çok iyi anlaşıyorlarsa ki mümkün değil
kavga etmelerini sen sağlayacaksın.
sürü içinde lider olabilmişsen, arada dolaşan fısıltıları hemen çobanlara ileteceksin.
sonra yanındakilere en güvenilir olduğunu göstereceksin.
eğer bir çoban ve bir sürü varsa,
o zaman işler değişir.
bildiğimiz sürü ve çoban ilişkisi yeşilin bin bir tonunda yaşamaya devam eder.
ama biliyoruz ki bir sürü ve birçok çoban var…
dünya sürüye daha ne kadar zaman ot temin edecek bilinmez…
ot biterse kıyamet peşinden gelir herhal…
yine de kıyamet kopsa kopsa çobanlar yüzünden kopar...
“… Tarih, 1970’li yıllar. Yer, Yeşilköy Havaalanı. Uçakların biri inip biri kalkıyor. Mısır Hava Yolu Şirketi Egypt Air ilk Türkiye seferini İstanbul’a yapmış ve dönüş için kalkmaya hazırlanmaktadır. Kuleden uçağın pilotuna İngilizce olarak seslenilir: “Piste çıkıp acele kalkabilir misiniz? Rüzgâr normal, kalkış serbest.” Mısır uçağının kaptan pilotu cevap verir: “Tamam.”
Bu cevap üzerine inişe hazırlanan bir başka uçağa alçalma talimatı verilir. Ama ortada garip bir durum vardır. Mısır uçağı bir türlü kalkış yapmaz. Bunun üzerine kule görevlisi yeniden seslenir: “Piste çıkıp acele kalkabilir misiniz? Rüzgâr normal, kalkış serbest.” Pilot, yine tek kelimelik bir cevap verir: “Tamam.”
Alana inmek için başka uçaklar da izin istemeye başlamıştır. Kule görevlisi telaşlanır ve son durumdan şefini haberdar eder. Bu kez şef aynı cümlelerle Mısırlı pilota seslenir: “Piste çıkıp acele kalkabilir misiniz? Rüzgâr normal, kalkış serbest.” Mısır uçağı yine kalkış yapmaz. Bu kez kule şefi pilota şöyle seslenir: “Rüzgâr mazbut, tayyare yallah!” Bu sözcüklerin ardından uçak alandan havalanır.
Fıkra gibi olayın başkahramanı o dönemde kule şefi olarak görev yapan Kami Kayagündüz’den başkası değil…”
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız