Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 67 Üye Adayı ve 4 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

"Ve" Asla Sadece Bir Bağlaç Değildir...


"Ve" Asla Sadece Bir Bağlaç Değildir...
Sayfa Önceki  1, 2, 3 ... 16, 17, 18 ... 24, 25, 26  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Denemeleriniz
Yazar Mesaj
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr May 04, 2008 10:39 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yazı dediğin nedir ki? Bir parmak bal çalmak ağzına. Su uyur, düşman uyur, sen uyursun, herşey uyur ve hiçbir şey kalmaz yarına...

Amokaçi'nin tek gözü hala perdeli bakıyor, diğeri gibi parlak değil. Eczacı ablanın ilacı iyi geldi aslında, iltihap falan kalmadı, ama eksik olan bir şeyler var hala. Çorbayı çay kaşığıyla yedirmeye devam ediyoruz, çok güzel bir kızımız olacak ilerde ve annesini özlemesin diye termos ile altını ısıtıp kumaş parçalarını sererek üstüne yatırıyoruz. Bir kalın plastiğin ısı yayan garipliği ve insanların kıçını başını okşamasını anne sanıyor garip. Ama tutunuyor dört ayağıyla ve bulabildiği her fırsatta. Mesela göz damlası damlatıldığında hiç sesini çıkarmıyor ve sabırla bekliyor, biliyor daha yaradılıştan kendine yararlı şeyi ve yardım etmek isteyen eli. Ağzına uzatılan çay kaşığını parlatana kadar yalıyor yine. Bir gün paça suyu, diğer gün yürek, sonrasında haşlama ne derken kemiklerini ve yaşama azmini kuvvetlendiriyor. Onda ki isteğin yarısı ben de olsaydı dünyanın hakimi olurdum ne diyorum ya her biri traş. Her canlı kendi meşrebinde Yaradan'ına ulaşma azmiyle var olmuştur ne de olsa. Bugün pazar, işlerim yoğun ve korkunç yorgunum. Sanki yüz yıllardır aynı haldeyim ama bir yandan da biliyorum ki abartmayı severim ezelden beri.

Üstteki alıntı için ne demeli bilmem ki şimdi? Sevgili solipsist'in yazdıklarını görünce ilk aklıma o geldi ve alıntıladım, hiçbir açıklaması da yok. Varsın olsun dedik ve oldu.

İssinabi hala özlemle beklenmede ve eylem çok şükür epey aradan sonra ilk mesajını atıverdi. Kutu hareketli, ben yorgunum, hayat devam ediyor ve çok şey önemsiz...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Sal May 06, 2008 5:56 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bugün altı mayıs, hıdırellez. Yazın başlangıcı ve Deniz Gezmiş ile arkadaşlarının idam edildiği gün. Ben bir yaşındaymışım onlar asıldığı gün, gençlerin ölümünü kim ister, hele hele devlet elinden gerçekleşenini. Sebepsiz değil, elbette var geride kalan bir takım eylemleri, ama tamı tamına 14 kişinin ölümünden sorumlu ve mahkemeye giderken "Yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır..." deyiveren Malatyalı çete lideri Abdullah Sülük'ün müebbet hapsinin ve hatta şu ülkede aklıselim kim varsa hepsinin ortak olarak nefret ettiği ve akla gelen gelmeyen binlerce ölümün birinci dereceden sorumlusu, sadece Leyla Zana ve zevatının baştacı Abdullah Öcalan'ın hapis cezasını da akla getirerek, "Adaletin bu mu dünya?" türküsünü dinleyip Selda Bağcan'dan, diye tam aklıbaşında bir cümle kuracaktım ki, hayır dinleyemiyoruz çünkü bu sefer sebebi açıklanmadan yine kapatılmış tüm dünyanın video arşiv sitesi youtube. Yememiş içmemiş, bu sefer alternatif erişim kaynaklarına da el atmışlar, ulan sıfatı büyük beyni küçük savcı bozuntusu seni okutan hukuk fakültesinin...

Yok bu konu küfretmeden bitmeyecek her halükarda, en iyisi ben kendimi kapatayım, akşama görüşürüz nasılsa...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Sal May 06, 2008 8:22 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ara sıra da olsa askerlik hatıralarına dalacağız bundan böyle...

Eğirdir-Giriş.1


Okulu bitirdikten sonra iş sınavı cenderesinde epeyce beynim buruştu ve girdiğim hiçbir sınavı kazanamadım bu süreçte. Kimisinin yazılısında elendik, kimisinin sözlüsünde derken, o yılın nisan ayı erken askere gitmek için başvurdum ama geç kalmışım beni kasımda asker görmek istediklerini ifade eden bir yazı ile dilekçeme cevap verdiler. O sıralar borsa ile ilgileniyorum ve ben hayatımın vurgununu vurdum 98 yılının mayıs ayında. Cavit Çağlar'a ait Alternatifbank hisse senedini 1200 liradan satın almışım, üç hafta geçmedi fiyat oldu 6700. Benim için deli para, şuanın ne kadarına denk gelir bilmiyorum, sanırım 6000 dolar civarında. Neden aldığımın bir açıklaması yok, tamamiyle tesadüf, o sıralar Alanya'da geçirecek üç ayımız varmış demekki. Elbette haydan gelen huya gider, hazır askere daha dört ay var iken almanların çok sevdiği şu mekanı bir de ben göreyim dedim. Ama parayı bitiremedim Allah'ı var, askerde de epeyce kullandığım oldu. O sıra bir arkadaşım Kombassan'ın Ar-Ge servisinde çalışıyor Sivas'tan gitmiş ve henüz evlenmemiş. Kombassan'da henüz batmamış, hatta bu Ar-Ge servisini Tansu Çiller açmış. Amerika'da denenen ve tutmayan bir güneş enerji sistemini getirmişler, Alanya'da bu sistem ile elektrik üretecekler. Ah Haşim ah, ABD'nin neyi sana yaramış ki kendi başaramadığı sistemi yarasın ama amcam tesisi kurmuş, bizim arkadaş da motor teknisyeni olarak oradan ekmek yiyor. Telefon açtım atla gel dedi. Neyse uzatmayalım bu süreçte saç telimin bitim noktasından ayak tırnağıma kadar kömür gibi yandım ve yemek yemek, güneşlenmek ve uyumak haricinde neredeyse hiçbir şey yapmadım. Arkadaş evlenince oturacağı evi taşıdığımız günün akşamı da Sivas'a geri döndüm. Sonra Ankara'ya sınava gittik. Şimdilerde asteğmenlere komando kapısı kapatılıyormuş, ben gözüm kapalı oldum, gönüllü. Sebebi yok, cebimde Cavit'in hisse senedi parası ( Ben paramı çektikten sonra senet 9200 lirayı gördü, ama ardından bir düştü ki tutabilene aşk olsun...), yazdım forma öylesine. O sıra da Ankara'dan bizi seven bir dost Asal'dan bir tanıdığını devreye sokmuş meğer benim haberim olmadan, telefonda aynen şöyle bir cevap almış; "Bu salak gönüllü komando olmuş, yapabileceğimiz hiçbir şey yok..." Ben söylememiştim, hava atmak gibi olmasın, aynı zamanda bir takım uyuz nasihatlare maruz kalmayayım diye. Hatta sevgili ailem hala kurada ya da sınavda öyle denk geldiğini zannederler, burayı okumayacaklarına göre ömür boyu da öyle düşüneceklerdir. Herneyse, Ankara daha dış kapının mangalı, aradan bir hafta geçti geçmedi, beni Eğirdir'e 20 Kasım'da beklediklerini yazan bir kağıt çıkageldi eve. Yaş yirmi yedi, toy olsak davul zurna çaldıracaklar, aldım bavulu elime düştüm yola, cebimde hala Cavit'in parası var, hatta banka da bile bir miktar mevcut...

Devam edecek!
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Sal May 06, 2008 9:27 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bu arada Amokaçi kızımızı gözü için bugün veterinere götürdük, gözünü sanırım hasta olduğu dönemde tırnağıyla zedelemiş ve artık tek gözü göremeyecek. Veteriner hanım şimdi operasyon yapamacaklarını ama iki ay sonra orasını almak gerektiğini söyledi. Tek gözlü ya da değil bu yavru çok güzel bir kız olacak ilerde...
Başa dön
tu_ce
Yazar


Kayıt: Jan 15, 2006
Mesajlar: 873

MesajTarih: Sal May 06, 2008 9:56 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bergen'i dilinden düşürmedin. Hadi buyur!

Geçmiş olsun.
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Sal May 06, 2008 10:01 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Geçmiş oldu artık. Ya hu hakikaten, biz bu yavruya Bergen diyelim bundan sonra, Amokaçi ismini değiştirelim gayri, ama bahtı benzemesin inşallah...
Başa dön
tu_ce
Yazar


Kayıt: Jan 15, 2006
Mesajlar: 873

MesajTarih: Sal May 06, 2008 10:43 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Amin. Bergen harika bir isim. Bu arada kediciğin isim annesi de ben oldum böylece.

Aslında sen ressam ismi deyince Balthus'u düşünmüştüm. Adama ahlaksız filan derler ama, kedileri pek severmiş Balthus. Dokuz yaşında, kaybolan kedisi için 40 tane resim yapar ve Rilke tarafından keşfedilir. Hatta şair sponsor olup bu resimleri bastırır ve bir de önsöz yazar. Bundan sonra ölünceye kadar Balthus'u hep destekler.

Neyse, bunlar nerden geldi şimdi aklıma. Bergen güzel isim, güzel.
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Cum May 09, 2008 6:58 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bana Bergen dinlettirmemeyen savcıya hürmeten...

İkinci Mecidiyeköy seferini de perşembe itibariyle bitirdik ve bu sefer ilgili kişiyle konuşma şansını yakaladık. Bir iki çay kahve sohbettinden sonra "Bize kendinizden bahsedin lütfen" dediği zaman, yaptığım işi, bitirdiğim okulu, yaşımı, geçmişte neler yaptığıma dair ufak tefek şeylerden bahsettim. Meslek kısmına ne yazacağımı sordu, son yaptığım iş uygundur dedim, o zaman "serbest meslek" yazalım dedi. Eyvallah, tekel büfesi işletmek serbest meslek kısmına girer ama üstte bahsi geçen dangalak savcının yaptıklarından daha eğlenceli, güzel ve ciddi bir iştir diye düşünerek olur dedim. Sanki bu yazı çizi ile uğraşanlardan, sobacı, hurdacı, elektrikçi, vesaire çıkmaz, onlar sanatlarıyla uğraşmak gibi yüce bir amaç uğruna ota boka dokunmadan geçinip giderler kıyıda köşede diye de kendi düşüncelerime parantez açmayı da ihmal etmedim. Sonra bu gaste oluşumunun tanıtımına sıra geldi. İşte ilk defa yanlış olmasın sanırım İsviçre'de böyle bir girişim varolmuş ve arkasından tüm dünyayı sarmış, Türkiye ayağına da metro diyeceklermiş ama daha sıcak ve halktan bir tabir olduğu için gaste ismini koymayı tercih etmişler, henüz istedikleri reklam gelirini elde edememişler ama serbest çizgilerini ve ideallerini koruyorlarmış. Kendimi biraz önemli hissettim o an. Sonra iş benim yazılarıma geldi, istemedikleri kadar çok göndermişim, içlerinden bir tanesini önümüzdeki hafta yayınlayacaklarmış. Bu arada dört yüz yazı içerisinden yirmi yazı seçmişler ve bunları mayıs ayında hafta içi hergün bir tane olmak üzere yayınlayacaklarmış, daha sonra bunları internet ortamında yayına sürüp anket yapacaklarmış ve kazanan leptap (aynen böyle söyledi) sahibi olabilecekmiş, belki de gaste'de köşeyazarı olarak çalıştırabileceklermiş. Keşke daha önce bilseydim böyle bir şey olacağını, hiç buralara kadar gelmezdim, işimle gücümle uğraşırdım bir güzel ne, diyemedim tabii. Sonra resimlerimi çekti kızın biri, sonra da mail adresimi istedi, kıllığına tiananmenian'lı olanını verdim ve film koptu anında. Sonra ben aldım kalemi elime doğrusunu yazdım. Anket manket uzun işler adamım, sen uyu, geri kalan işlerin hepsini ben yaparım...

Telefon hatlarında oluşan teknik bir arıza sonucu birkaç gün ara verdik sanal dünyaya, elli tane film izledim, yirmi iki tane de tadım çekirdek tükettim bu sürede...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Cum May 09, 2008 8:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Eğirdir'e giriş-2

Sabah saatin beşinde indim dağ komando okulunun önünde. Alışık olduğum üzere bir iki gün takarak geç başladım askerliğime ve sabahın o saatinde hiç bilmediğim bir ilçede oyalanmak yerine doğrudan teslim olmayı tercih ettim birliğime. Yalnız değilmişim, bir kaç kişi daha vardı bekleme salonunda ve bir saat sonra on on beş kişiyi bulduk biz yeni asteğmen adayları. Elimizde sadece bir numara mevcut, bir tane asker masanın başında oturuyor ve geleni numarasına göre kaydediyor kayıtsızca, derken aradan on on beş dakika geçti geçmedi bu kayıt yapan asker zıpkın gibi fırladı oturduğu yerden ve üstüne başına çeki düzen vererek hazırola geçti. Zaten bir saat beklemekten imanımız gevremiş ve soğuktan formika sandalyede büzüşüp durmuşken bir kaçımız da ayağa kalktı ne derken, A... T... adlı ilerde benim bölük komutanım olan suratsız kıdemli üsteğmen bir el işaretiyle ayağa kalkanları yerine oturttu. Askerde oturdu onun emriyle. Asteğmen adayları ile normal askerlik yapan arkadaşlarımız arasında astlık üstlük ilişkisi bulunmuyor, birkaç tanesi hariç yan yana da gelmiyorlar zaten. Onlarda depocu, çaycı, çamaşırcı, silahçı gibi görevleri olanlar. Herneyse üsteğmen bizimkilerle sohbete başladı. Hoşgeldiniz, beşgettiniz derken, tam sohbetini sonlandırıp gidecekken "Bir isteğiniz arzunuz var mı arkadaşlar?" diye bir soru sordu. Hay sormaz olaydı, hay dili tutulaydı yanımdakinin de "üşüyoruz komutanım..." demeyeydi. Üsteğmen gitme pozlarındayken geri dönüp oturduğumuz sandalyelerin önünde tüm heybetiyle dikildi ve ağzından sadece şu döküldü, sert ve kesin. "Kalk!" Afalladık, bir ikisi kıpırdanır gibi oldu ama ikinci emir daha yüksek perdeden ve sert gelince şaşırma ne kalmadı dikeldik ayağa. "Çekin sandalyeleri kenara..." diye ikinci emir geldiğinde artık otomatiğe bağlayıp sandalyeleri gösterdiği yere dizdik ve önünde sıralandık. Ya hu bu işin bir oryantosyonu olur, dakka bir gol bir ne demeden piyangodan çıkacak olanı bekliyorduk ki "Yat!" emri geldi. Daha siviller üzerimiz de, duruşumuz dahil herşeyimiz ofsayt ama bu seferki tereddüt ilkine nazaran daha çabuk kırıldı ve yüzükoyun yatıveriyoruz yere. "Şnav pozisyonu al!" dediği anda emir komuta zincirinde aksama başlıyor, kimi başını kaldırıyor, kimi kıçını derken. Komutan, askeri çağırıyor bu sefer. Aynı komutları tekrarlıyor ve az önce kalem tutan eller bu sefer çakı gibi nizami hareketlerle istenileni yapıyor. Son emri algılayamayan ve uygulayamayan biz maymunlara da seyretmek düşüyor sadece. Sonra aynı hareketleri aynı emirlerle biz tekrarlamaya başlıyoruz. Arada aksayanlar oluyor ama herkes kendi başının çaresine bakmak zorunda kimse kimseyle ilgilenmiyor. Sonra o muhteşem emir geliyor, "Kalk!" Afedersiniz ama ...ı ...tuk diye söylene söylene kalkıyorum ayağa. "Hala üşüyen var mı?" diye soruyor bu sefer sesini normalleştirerek. Herkes, hayır komutanım, yok, kem küm gibi birşeyler mırıldanıyor ve o elini kıçının üstünde birleştirerek çıkıp gidiyor kapıdan...

Eğirdir, sabahın köründe bana sivil kıyafetlerimle şnav çektiren güzel yer, meğer ben daha hiçbir şey görmemişim daha...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt May 10, 2008 3:58 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Savcıya inat, yasaklı youtube sitesine erişim adresleri;

http://unblockyoutube.com/
http://www.yproxy.uni.cc/

Site açıldıktan sonra adresi yazmak yeterli...


En son tiananmenian tarafından Cum May 16, 2008 7:08 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr May 11, 2008 8:47 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Değersiz, paslı, işe yaramayan, kullanılmış ve eğri bırakılmış bir çivi gibi.

Hiçbir şeyin atılmadığı veya evrim geçirip bir başka işe koşulduğu o parasız mutluluk çağında marangozhanedeki ilk işim, inşaattan topladığım çivileri düzeltmekti. Bir değil, beş değil, bin değil, ufak çaplı bir valizi dolduracak ve sayılamayacak kadar çok. Kalıpçı ve demirci inşaat işlerinin iki demirbaş elamanıdır, nasıl ayırd edersin birbirlerinden dersen, demircilerde usta işi uzun saplı kerpeten olur ve işlikleri pasa bulanmıştır her daim, ara sıra o kerpeten kafa göz yarmak içinde kullanılabilir. Kalıpçılar ise keser taşırlar, bir de pantolonlarının ön tarafında çivi doldurdukları genellikle çadır bezinden bir kese bulunur. Bu kalıpçı kısmı malzemeye acımaz, çivi düşse yere kıçını kaldırıp almaz, atar elini tekrar cebe, basar keserin sapını üstüne. Biz marangozlar işin bu kısmında devreye girmeyiz, ne zaman ki iskeleti ortaya çıkar binanın, kasa takılması icap eder sıva çekilmeden önce. Sonra biz çıraklara çivi toplama görevi verilir boşta kalan zamanlarda ve o çiviler toplandıkdan sonra da düzeltilip tekrar kullanıma hazır hale getirilmesi gerekir. Çiviler yan yana beklerken kesinlikle pas tutarlar. İşin başlangıcı eğlenceden ibarettir. Basit ve sakin, bir Budist rahip dinginliğinde sırayla ve telaşsız, ancak yarım saat kadar aynı işi yaptıktan sonra olayın rengi değişmeye başlar, düzeltilmeyen çiviler dağ gibi yığılı duruyordur gözünün önünde, birini düzelttiğin anda beşi tekrar yamulur sanki anında. Sonra yanlış yapmaya başlarsın ve kesinlikle parmağına çekici indirirsin, parmak dehşetli sızlar, az sonra tırnağın arası kan toplayıp renk değiştirecektir, aldırmazsın, kınalı parmak, marangoz geleneği kesik parmaktan elli kere iyidir diye avunursun. Bir süre sonra iş çığırından çıkıp işkenceye dönüşür, sırtında çarmıhını taşısan bundan daha iyidir diye düşünmeye başlarken bulursun kendini. Ama çıraklar talepte bulunamazlar, tuvalete giderler. Allah'tan dükkanın yüz metre ilerisinde Sanayii camisi tuvaleti vardır. Buradaki Allah'tan güzelliği, tuvaletin ya da caminin varlığını değil, dükkandan uzakta olmasına işaret eder. Yeteri kadar bekleyip geri dönersin, daha düzeltilecek bir ton çivi vardır nasılsa...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr May 11, 2008 10:35 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Eğirdir...

İlk hafta ufak tefek şeylerle uğraşmakla geçti. Sekiz yüz kişi var ve dört yüzü elenip İstanbul Tuzla'ya refüze olacak. Pek yormuyorlar bizi o yüzden, nerden bilelim Tuzla'ya gidenlerin ertesi günü bizi sonu gelmez bir uğraşın gönüllü neferleri yapacaklarını. Tuzla'ya gitmek için can atanlar var ve çoğu da gidiyor zaten, ama nasıl bir aşağılama ile, bize de gösteriyorlar bir yandan, bunlar komando olmanın onurunu yaşayamacak asla, ordu da herşey olunur general bile olunur, ama komando brövesi sadece bu okuldan mezun olanlara verilir diye veriyorlar coşkuyu.

Refüzelerin süklüm püklüm İstanbul'a tren yoluyla postalandığının ertesi günü saat altı kırk beş'te içtimaya çıkıyoruz. Soğuğun haddi hesabı yok ve üste bahsi geçen kıdemli üsteğmen dört yüz askerin önünde ufak bir tanrı gibi geziniyor. Sıralama tuhaf, en uzun boylular en önde, ben arkalarda yer buluyorum ki en sevdiğim yer. Üsteğmen, soruyor hakim var mı aranızda? Yok! Savcı, var bir tane, düşmüş her nasılsa, sıralıyor aklınca mühendis, üç beş el kalkıyor, avukat eh işte bir kaç kişi, beden eğitimi öğretmeni elli el havada, polis dersen neredeyse aynı, ama bir türlü işsiz demiyor ve benim elim bir türlü yukarı kalkmıyor. Sonra sıkılıyor meslek saymaktan, "Her ne olursanız olun, hiç .....de değil, artık benimsiniz!" diyor ve yine elini kıçına atarak çekip gidiyor.

Sonra günün ilk aksiyonuna katıldık. Yangın tatbikatı. Binanın en üst katına çıkardılar bizi ve yangın merdivenin olduğu yerde yere doğru uzanan kalın borudan nasıl ineceğimizi canlı canlı gösterdiler, tuhaf bir sarılma tekniğiyle ile yavaş yavaş ve kontrollü aşağı inmek zorundasın ve kesinlikle inmek zorundasın. Korku mu o da ne? Üsteğmenin suratından daha beter ne var şu dinine yandımın dünyasında, ama bir arkadaşımız hata yapıyor ve kollarını gevşetirken ayarı kaçırdığından olsa gerek, normal zamandan daha hızlı yere iniyor ve topuğunun üst tarafından ayağı kırılıyor. Bu aslında çok büyük bir şans onun için ama biz farkında değiliz henüz. Göndermiyorlar arkadaşı, bölüğün hastenesinde kalıyor üç ay ve sadece yazılı sınavlara iştirak ediyor sonrası. Biz iki bayram tatili eğitim zamanına denk düştüğü için hızlandırılmış ve sıkıştırılmış eğitim programına başlıyoruz harala gürele. İnanamayacağınız şeyleri yapacaksınız diyorlar başlarken, yapıyoruz hakikaten...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Prş May 15, 2008 9:08 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"Yenildiğine sevinmeyin ey dostlarım! Çünkü dünya karşısına dikilip piçi durdurmuş olsada, onu doğuran fahişe yine kızıştı..."

Bertolt Brecht

"Cross of Iron" filminin en son kısmında yer alır ve Hitler için söylenmiştir. Brecht sanatkardır, öngörüsü sağlamdır o yüzden. Çok fazla sayıda değiller, bu yüzden epeyce değerliler. Şimdi meydan şarlatanlarla "kıçımda kıl döndü ey okur" yazarlarına kaldı, Perihan Mağden öne çıkıyor, geri kalan hiçbir yer ise ses vermiyor, veremiyor. Martin Eden'i çok sevdim, yazar dediğin ekmeğini başka yerden kazanmalı, ama mevzum bu da değildi aslında, bir kaç gün netten ayrı kaldım, Çin depreminin ayrıntılarına bile iki gün sonra erişebildim, fatura ödemeyi geciktirirsen olacağı bu, dört ayı birden ödetirler, arada da keserler, canları sağolsun, ne olacaksa olsun...

Yorgunum, aklımda tombalacı sarı abiyi kişisel tarihime eklemek var ama bu gece değil, belki yarın. Fadim'i özledim bir de...
Başa dön
turuncu
Yazar


Kayıt: Aug 27, 2005
Mesajlar: 480

MesajTarih: Cum May 16, 2008 9:22 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"tian okunmadan
cikilmaz karakutudan "


duvarda biraz yer kalmisti
ben de bu slogani yazdim



..................


böyle daha hos oldu
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 6:42 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sadece şairin dokunuşu
Siyah kadife eldivenli çelikten yumruk gibidir
Ve
Biz çığlık çığlığa ortalığı verirken velveleye
O, tek harfiyle
Gönüllerin pasını silendir


Sonunda bilgisayarım çöktü, şu an hiçbir şeyini kullanamıyorum. Sadece kaçak yazılım olduğundan dolayı Gates amcanın son icadı "orjinal Windows kullanmıyorsunuz, kullanmak istiyorsanız 149 dolar bayılmak zorundasınız" uyarısı açılıştan explorer ile birlikte başladığı için internete girebiliyorum. Aslında epeyce virüs yediğim oldu ama, bu denli etkili olanıyla da tanışmak bugüne kısmet oldu. Buna da şükür...

Tombalacı Sarı abi ile yıllar önce henüz evlenmeden gittiğim harem yolculuğunda tanıştık. Osk'da bahsi geçen olaylı Sivas yolculuğunun Gebze Harem ayağının dolmuş şoförüdür. Aradan zaman geçti Sarı abi Harem dolaylarını bırakıp, Gebze de tombalacılık yapmaya başladı. Bir siyah torba, doksan taş ve on beş kart ile iki paket sigarayı sermaye yaparak güne başlar ve gün olur elli lira kazanır, gün olur sermayeyi daha öğlene varmadan batırır ne derken, Sarı abimizin alkolle arası iyi olduğundan ve her daim sigaraya ihtiyaç duyduğundan dolayı büfeci ile doğal yollardan ahbaplığı başlar.

On numara kaybedendir. Ana yok, baba yok, kadın yok, çocuk yok, hatta ev bile yok, ormanda yatar, günlük alkol alır, bir iki birayla başlar, Bazooka votka ve Cappy vişne ile devam eder, kesmesse biraya yeniden sardırır. Yağmur, çamur, kar, kış farketmez, ortacı ile atıştığı için gururu yüzünden eskiden kaldığı kahvede kalmaz dışarda takılır. Elbette at yarışı oynar ve neredeyse altı aydır bana gelip gider ne dört ne altı hergün beşte kalır. Hayali altılıyı tutturunca bana ortak olmaktır, öyle güzel anlatır ki, beni bile neşelendirir. Dolmuşçu alemi sever Sarı abiyi, ama kıl olduğuda yok değildir, etliye sütlüye karışmaz, ara sıra da gözlerini kırpıştıra kırpıştıra yalan söyler. Öyle zararlı türünden değil, bazı yapmadığı şeyleri ve söylemediği sözleri yapmış ya da söylemişmiş gibisinden. Hapishane görmüştür, muhtemelen yine girecektir ama hayat devam eder Sarı abi içer. Bir de tuhaf bir meziyetle kimin nereli ve ne iş yaptığını kestirme öngörürüsüne sahiptir ki, bir kaç kere hiç tanımadığı adamın daha dükkana girerken bu adam Hatay bilmem ne kasabasından ve kesin seyyar dişçidir der ve anında adama nereli olduğunu ne iş yaptığını sorar. Şu ana kadar yanıldığını görmedim desem yeridir...

Para yok, pul yok, geçmiş yok, gelecek yok. Tombala torbası, kartlar, iki paket sigara ve devam etme gereği vardır sadece...
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Denemeleriniz Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3 ... 16, 17, 18 ... 24, 25, 26  Sonraki
17. sayfa (Toplam 26 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok "İyi şiir her zaman dinidir" Poe Şairler ve Şiirleri 0 Pzr Ağu 03, 2008 1:30 pm
Yeni mesaj yok Futbol Sadece Futbol Değildir akrebingozleri Güncel Olaylar-insanlar 9 Pts Hzr 23, 2008 3:45 pm
Yeni mesaj yok Ya Şimdi Ya Asla ozanyazar Kısa Öyküler 0 Sal Hzr 03, 2008 3:29 pm
Yeni mesaj yok "Düşünün artık! Kamer Genç devre... warlord Güncel Olaylar-insanlar 0 Çrş Nis 23, 2008 11:21 am
Yeni mesaj yok "SÜRÜN BU HALKI DA..." YAZARIM Güncel Olaylar-insanlar 74 Cum Mar 14, 2008 7:40 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke