Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 192 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Neresinde kalmıştık yaşamanın
 OĞLUM İÇİN
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 ERTELEYEN ÖĞRENCİ PSİKOLOJİSİ
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?
 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Lamia Hanıma Mektuplar


Lamia Hanıma Mektuplar

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Cemil Meriç
Yazar Mesaj
yasemin111
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jul 31, 2007
Mesajlar: 732
Nereden: ...

MesajTarih: Çrş Nis 23, 2008 11:55 pm    Mesaj konusu: Lamia Hanıma Mektuplar Alıntıyla Cevap Ver

YİRMİ BEŞ YIL ÖNCE YİNE BERABERDİK



Lal Ded okyanusda yüzen bir sandal. Okyanus, aşk. Üryan, yollara düşmüş Lal Ded. Sevgiliye:


"Gök de sensin, yerde sensin!
Hem alansın, hem verensin!
Hem çiçeksin, hem derensin!"

diyor.


Mektubunu okurken o Keşmir'li dilberi hatırladım. Kelimelerinde ezeli Nur'un en muhteşem lem'aları. Birden bir vahada buldum kendimi; bir çöl akşamı ve gök kubbede gülümseyen yıldızlar. Kelimelerin mektupdan gök'e uçtu, gök'e, yani gönlüme. Kelimelerin musiki oldu. Tevrat haklı: önce kelam vardı, kelam, yani sen.

Bütün kitaplar yavan, bütün şiirler soluk, bütün şarkılar ahenksiz. Zirvelerdesin, büyük mustariplerin, büyük ermişlerin, büyük ruhların kanat çırpdığı zirvelerde. Ve kendimden utanıyorum, ben toprağım, sen arş. Ben ten'im, sen gönül. Ben alev'im, sen ışık. "Ben sen'im" diyorsun. Saçlarımı okşamak istediğin zaman, kendi saçlarını okşa. Lal Ded'i hatırladım, gerçekde Lal Ded sensin, her asırda başka bir adla tecelli etmişsin.

Leyla bir tomurcuk, sen bir muhteşem gül. Leyla bir mısra, sen bir destansın. Leyla bir kıvılcım, sen bir şafaksın. Leyla bir tecessüs, Leyla bir masal, Leyla yaşamayan, Leyla bir yarım.

Hangi sevgili seninle boy ölçüşebilir? Lamiam benim. Sen doyulmayan,sen kanılmayan, sen rüya, sen gerçek.

Romeo'yu düşündüm ve güldüm. İmtihandan geçmeyen bir sevgi, bir saman alevi. Artık yirmi beş yıl önceye dönmek istemiyorum. Senin yanında zaman yok. Elest bezminden beri dudak dudağayız, seni kaburgamdan yarattım, hayır, gönlümden yarattım, kafamdan yarattım, belki de ben senin kaburganım. Cennette beraberdik ve ismin Havva’ydı. Yirmi beş yıl önce yine beraberdik. Ad’ın bilinmeyen'di, özlenen'di.



Yirmi beş yıl önce yine beraberdik, geceleri rüyalarımı süslüyordun, gözyaşlarımda sen vardın. Her kadında seni arıyordum.Yirmi beş yıl önce adın hasret'ti, sonra ümit oldu. Seni bulmadığım için, seni bulamadığım için gözlerim kapandı. Seni düşünerek intihar etmedim. Yirmi beş yıldan beri senin için yaşıyorum Lamiam.

Her kitabımda sen varsın. Hind'i ben yazmış olamam. Bende güzel olan ne varsa, senin ilhamın. Bende büyük olan ne varsa senin eserin. Sen günahlarınla bensin, ben faziletlerimle sen. Levislerini takdis ediyorum. Onlar olmasa insandan çok tanrıya benzerdin ve sana yaklaşamazdım. Teninle kadınsın, sesinle Tanrı. Istıraplarımı takdis ediyorum. Senin bende sevgiye layık bulacağın tek büyük taraf ıstıraplarım, ıstıraplarım yani sensizlik.

İki gündür çocuklarınla beraberim. V. çalışıyor, yarın gelecek. Hepsi iyi. Onlarla beraber olmak içime su serpiyor, dinleniyorum, öksüzlüğümü unutuyorum ve hayat geçiyor. Evet Lamiam, benimki nankörlük. Onbir gün, onbir gecede bütün hazları yaşadıktan sonra yanıp yakılmak; ama cennetten kovulan Adem'in şikayeti bu.



Arzularımı susturamıyorum. Şımarığım, yaramazım, alçağım. Sel yatağına çekilmedi henüz. Mektuplarınla yaşıyorum. Garip bir hayat bu, seninle yatıyor, seninle kalkıyorum, ama yine de mütehassırım, yine de Lamiam benim, bütünüm, kemalim, zindanımı aydınlatan ışık, gözbebeğim.

Sana yolladığı kitaplardan utanıyorum. Sen bütün kitaplardan daha derinsin, sana yazdığım mektuplardan utanıyorum, kendi kendini oku. Muhammed'e nasıl iman ettiklerini anlıyorum. Tek mucize kelam. Kelam, yani sen.


Sabahleyin uyandığım zaman ezanı dinliyorum, sonra şarkılar söylüyorum sana.

Öperek...





(Cemil Meriç`in Lamia Hanıma Yazdığı Mektuplardan Bazı Kesitler )


Ben Ezeli Bir Mağlubum

"Mektuplarını üzülerek okudum. Sen ki son liman, son ümit, son dost, ilk ve son sevgilisin. Sen ki yıldızım, sen ki annem, sen ki çocuğumsun. Acılarımla hırçınlaştığına üzüldüm. Istıraplarım çok mu çirkin, çok mu çocukça? Onları senden mi gizleyeceğim? Sahneye maskeyle çıkmak! Ben aktör değilim. Sesinin tonunda minnacık bir soğuyuş hissettiğim an yokum.

Acılarımın kaynağı sensin, evet ama hayatımın kaynağı da sensin. Senin için ve seninle yaşıyorum. Sen uçuruma yuvarlanırken tutunulan dal, sen vaha, sen bütün hayal kırıklıklarımın dudaklarında ümidleştiği kadın. İki yıl önce bu akşam bir rüyaydınız, bilinmeyendiniz. Sen bütün kitaplardan daha derinsin. Sana yazdığım mektuplardan utanıyorum, kendi kendini oku. Muhammed'e nasıl iman ettiklerini anlıyorum. Tek mucize kelam. Kelam, yani sen."

Biliyorum ki Benimsin

Ve gece bir deniz kızı gibiydi. Şarkılarla başladı yıldız yıldız; köpük köpük. Kah bir çöl rüzgarı gibi yakıcı kah bir çöl gecesi kadar serin. Hangi beste sözün musikisiyle, sözün füsunuyla boy ölçüşebilir. Kelime kanattır, kelime buse. Ve gece bir deniz kızı gibi başladı. Harikulade gözleri vardı gecenin. Ve saçları bir kucak alevdiler ve dudaklarında bütün yaraları kapayan, bütün zilletlerin hatırasını silen bir iksir. Salzburg tuzlalarına atılan kuru dallar, bir zaman sonra bir kristal hevengi olarak çıkartılırmış; artık dal kaybolurmuş, gözleri kamaşırmış insanın. Kainatta farkına vardığımız her yeni güzellik, bizi hayrete düşüren bir keşif olup çıkar. Aa, deriz, tıpkı onun sesi, tıpkı onun bakışı, tıpkı onun kahkahası. Kristalizasyon yüzünden günün birinde kendi yarattığımız bir hayale aşık olduğumuzu, hayretler içinde görürüz. Tecrübe güvensizlik yaratır. Gittikçe kristalizasyon kabiliyetimiz azalır. İkinci aşk, yozlaşmış bir aşktır. Aşkın hazları, ilham ettiği korkular ölçüsünde büyüktür. Yalnız seninim. Ve yalnız beni düşündüğün müddetçe aşkımızın ömrü ebedidir. Büyüyü ancak ihanetin bozar. Manevi ihanetin. Bir an için gözbebeklerinde raksedecek herhangi bir yabancı hayal, o zaman bu rüya bir kabusa döner ve bir uçurumun kıyısında uyanırsın.

Mektupların Büyülü Bir ayna

Kendimi bir mektupta seyrettim. Büyülü bir ayna idi bu. Bu aynada bütün paslarından arınmış ve tanrılaşmış bir Cemil Meriç vardı. Senin Cemil'in. Bu aynada ikimiz vardık. Eriyen, dağılan, kaynaşan ikimiz. Abélard ile Héloise'i hatırladım. Geçen devirlerde yaşamak, yani derinleşmek ve ömrü alabildiğine uzatmak. Başka ülkelerde yaşamak, başka insanlarla acı çekmek, başka insanlarla gülmek. Damlayken denizleşmek. Ve an'a edebiyeti sığdırmak. Kalbini bütün heyecanlara açmak. Yani sınır taşlarını devirmek, çağların ve politikaların sınır taşlarını. Bütün insanlığı aynı büyük aşk içinde birleştirmek. Sanat, en yüce sanat, bir "communion" değil midir? Sanatçının tek vazifesi vardır bence: insanları birbirine sevdirmek. İki insanı veya iki milyar insanı. Sanat bir heyecan seyyalesiyle kilometrelerin ve asırların ayırdığı kalpleri birleştiren büyüdür. Karanlıklardayım. Ve cinnetin sesi yüzümü kamçılıyor; bir baykuş kahkahası, bir kobra ıslığı... Karanlıklardayım. Zindanımı aydınlatan tek ışık cıvıltılarınızdı. Yıldızım benim. Ve uzaklardasınız. Çöldeki kumlar gibi susuzum, canım benim, çatlayan topraklar gibi susuzum. Ve mektupların nisan yağmuru. Hind'in turnaları gökkubbeden dökülen damlaları toprağa düşmeden içerlermiş. Kelimeler alnımı, ruhumu serinleten birer buse. Onları senin ellerin yazmış, güzel ellerin. Bir afyonkeş gibi akşamı bekliyorum. Postacı geç uğruyor.. Bu acılar saadetin gölgesi, bu acılar vuslatın dikenli yolu. Bu acılar araf. Sen yıldızlarla dostsun, kumsalda böceklerin vardı. İnsanlar yabancıydı senin için, benim için düşman. İkimiz de gurbetteydik. Karşılaşsak tanıyamazdık birbirimizi, bana gülümsemezdin, ben çekinirdim yanına yaklaşmağa, hisarım, gururdu.

Sizde İdeali bulamadığım Zaman

Bir uçurum gibi büyüyen sükut, hayattan, ışıktan, ümitten kopuş. Nihayet gönlüme baharı getiren sesiniz. Kırık bir tekne, karanlık bir deniz. Ufukta siz olmasanız hayat denen bu yolculuk, bu rezil, bu pespaye, bu komik sürükleniş dayanılmaz bir çile olurdu. Yeniden kendimi buldum mektubunuzda, ömrümün en kederli anları sizi kaybettiğimi sandığım anlardı: Şubat'in ilk günleri, Ankara. Gökkubbenin bütün yıldızları başımda parçalandı ve güneş kahkahalar atarak uzaklaştı ufkumdan ve gece, ıslak, yağlı, isli bir gece bütün benliğimi bir ahtapot gibi kucakladı. Kimsiniz? Otuz yıldır gördüğüm rüya. Arzın bütün mevsimleri vardı mektuplarında, göğün bütün ışıkları vardı. Şimdi yıldız yıldızdı kelimeler, simdi şimşek şimşek. Arada gök kararıyordu. Sonra vuslat gibi güzel bir fecir. Mektupların fırtınayla doluydu, meltemle doluydu, lema ile doluydu, yani Lamiamla doluydu. Kuşlar tarlada mı şakıyorlardı, içimde mi?
Başa dön
yasemin111
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jul 31, 2007
Mesajlar: 732
Nereden: ...

MesajTarih: Prş Eyl 25, 2008 5:26 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

SEVGİLİYE MASALLAR

Auguste Comte 47 yaşındaydı, Clotilde 30. Comte'un rezil bir karısı vardı. Clotilde'i bir gecede okunan adi bir roman gibi kaldırıma fırlatmıştı kocası. Comte çirkindi, hastaydı, parasızdı. Birkaç defa tımarhaneye girip çıkmıştı. Clotilde kimdi? Bir kucak et, bir yığın kemik. Clotilde yalnız Comte için farklıydı, sonra Comte'un bütün şakirtleri için tanrı oldu. Clotilde, Com-te'u seven herkesin tanrısıdır. Sevgi, mermeri Venüs'leştirir, dudaklarında kan dolaşır taşın ve kalbi çarpar.
Beatrice kimdi? 9 yaşında pasaklı bir kız. Kocası için sokaktaki herhangi bir kadından daha az cazip, Dante için bütün aydınlık... Masallarda kurbağalar, yılanlar vardır, birden çirkin derilerinden soyunur, peri padişahının kızı oluverirler. Başkaları için yine kurbağadırlar belki. Her kadın bir kişi için tekrarlar bu mucizeyi. Pigmalyon balçıktan bir heykel yapmış, öyle sevmiş öyle sekmiş ki heykeli, heykel canlanmış. Samson bir çam yarmasıydı, kaygısız, serazat ve hantal. Dalila etini satan bir kadın. Samson'un kuvveti saç-larındaydı. Düşmanları Dalila'yı kandırdılar, kadın Sam- j son'un saçlarını kesti. Ve düşmanlar çam yarması aşıkı çarmıha germek için kapıyı açarlarken Dalila ağlıyordu. Dalila gözleri oyulan Samson'u sevmişti.
Victor Hugo aşıktı karısına ve Adonis kadar güzeldi. Adele, zambak kadar temiz Adele, Hugo'nun Sainte-Beuve adındaki dostundan bir çocuk peydahladı. Sainte-Beuve çirkindi, bir satir kadar çirkin. Kadın budur. Hugo Juliette'e tutuldu. Elli yıl seviştiler, Juliette elli yıl mutlak bir saadetle bağlandı Hugo'ya. Duldu ve bir çocuğu vardı. Kadın budur. Kadın pervane olduğu zaman güzeldir. Kadın bizi kendine pervane ettiği zaman güzeldir. Rüsva olduğu zaman güzeldir. Rüsva ettiği zaman güzeldir. Kadın, kadın olduğu zaman güzeldir. Vazife... vazife. İnsanın tek vazifesi vardır. Mesut ' olmak ve mesut etmek. Bunların ikisi aynı şey.
Evet, 16 yaşındasın, yaramazlığınla, muzipliğinle ve tazeliğinle. Ama o yaşın kendini bırakışı yok sende. Biliyorum ki aramızda uçurumlar var. Belki bu, uçların birbirini çekişi. Belki insan tezadı ile bütün olduğu için seni bu kadar istiyorum. Bütün kusurlarınla güzelsin ve cazipsin. Bu kusurlar bir elmasın cürufu gibi eriyiverecek, yalnız sevginin alevine bırakmalısın kendini. Saat 10.30, yalnızım ve cehennemdeyim. Unutma ki kalbimde açacağın her yara kendi kalbinde açılacak. Ormanda uyuyan güzel! Son şehzade gülümseyişini beklemektedir... gülümseyişini ve kalbinin daha hızlı, daha hızlı çarpışını. Hayat, girdapları ve zirveleriyle yaşanmaya layıktır. Ama üzüldüğünü görünce, ruhumdaki bütün ışıklar sönüyor. Bahara düşman oluyorum, kitaplarımı yakasım geliyor. O zaman ben de kaçmak istiyorum, senden ve herkesten kaçmak. Sen ne istediğini bilmiyorsun, ben biliyorum. Ve biliyorum ki iki yaralı kalp sağlam bir kalp eder. Sana yazdı-ğım mektuplarda fazla edebiyat buluyorsun, bu kadın ben değilim diyorsun. O kadın sensin sevgilim. Kürdanları portföyümde mukaddes bir emanet gibi saklıyorum. Seni bütün bir hafta görememek. Buna nasıl dayanabileceğim? Akşamdan beri ağlıyorum. Ama merak etme, kendimden başka kimseyi bedbaht etmiyorum. İstesen romanların en güzelini yaşayabiliriz. İsteyeceksin de, hatta istiyorsun.1 Bütün korkum geç kalmamak.
Venüs alıngan bir tanrıdır, münkirlerini cezalandırır.
Neden bu güzel bahar sabahı senden ayrıyım? Neden yarın akşam buluşmuyoruz? Neden ömrümün geri kalan yıllarını mihrabında diz çökerek geçirmeyeyim? Neden bütün olarak benim değilsin? Zaman bir nehir gibi akıyor sevgilim. Her geçen dakikada bir parçamız var. Aşkın çiçekleri çabuk solar sevgilim.
Bütün kalbiyle senin.

11.4.1964

Kalbimi kelimelerle doldurdum. Mektuplarım onun için parmaklarını yakıyor. Dudaklarını da yakacak. Dudaklarını ve bütün varlığını. Ben pervane değil, ateşim. Kıskanıyorum kelimeleri. Birer kelebek gibi sana uçuyorlar. Kelimeler senin kokunla sarhoş. Saçlarını okşayan rüzgârı kıskanıyorum. Tenine sarılan entarini kıskanıyorum. Saçlarında dolaşan tarağı kıskanıyorum. Anlıyor musun? Aynanı kıskanıyorum. Yatağını kıskanıyorum. Yılları kıskanıyorum. Kimsin sen? Kadın veya serap. Tanrıyı kıskanıyorum: seni beraber yarattık. O başladı, ben tamamladım. Sevmek yaratmak demektir. Pigmalyon'un biçim verdiği heykel canlanacak mı? Kimsin sen? Azabım veya saadetim. Yahut hem azabım hem & saadetim. Pigmalyon'un yaptığı heykel canlanmış. Damarlarında kanımın dolaşmasını istiyorum, kanımın ve aşkımın. O zaman granit de olsan canlanırsın, balçık da olsan. Canlanmazsan kırarım seni! Yeniden biçim vermek için belki. Ama dış biçiminde kusur yok...Bu mektupları masal sanıyorsan aldanıyorsun. Kalemi aleve batırıyorum, gönlümün alevine. Ve sen yanardağ ile oynayan bir çılgınsın. Kırık bir sazda senfoni çalmak! Sevilen ses sazların en güzelidir. Kristof Kolomb'un önüne Amerika'yı çıkaran kader, karşıma seni çıkardı. Seni yani cehennemi. Ben herhangi bir insan değilim. Istırapta sonsuzluğa varmış ve susuzluktan dudakları çatlamış bir garip yolcu.
Binbir gece, on binbir gece... Sana her gün yeni bir şarkı besteleyebilirim. Kaf Dağı'nın ardındaki bahçelerden hiçbir fâninin koklamadığı çiçekleri, hiçbir elin uzanmadığı meyveleri getirebilirim... Çiçek de, meyve de palavra. Seni boşluktan kurtarabilirim.
Yolcu boş bir evin kapısını mı çalıyordu? Neden bu kapıyı seçmişti? Evin pencerelerinde ışık yoktu... Aşk İspanyol kervansaraylarına benzermiş. Onda kendi getirdiğimizi bulurmuşuz. Ben Ekvator'un güneşini, Akdeniz'in gecelerini, denizin sonsuzluğunu ve 18 yaşımın heyecanlarını getirdim bu kervansaraya. Kapıyı açacak mısın?

Saat 1.30.

Bu mektup belki de pencerene konan son güvercin. Gerçek incilerle Hollanda taşlarını ayıramıyor musun birbirinden? Gerçek inciler ummandan çıkar. Benim gönlüm uçsuz bucaksız bir ummandır. Orada incileşen sensin. Hayat tesadüfün eseri, protoplazma tesadüf. Kader Kristof Kolomb'un karşısına Amerika'yı çıkarır. Dante'rtin cehenneminde en korkunç azaplar, bahtiyar olabilirken olamayanları bekliyor. Bunu sana daha evvel söylemiştim. Bu gece yine uykusuzum. Yine kulaklarımda sen varsın, etimde sen varsın. Seni olduğun gibi kabul etmek! Tanımıyorum ki. Bir saatte dört mevsim. Toprak bile almadan vermez. Harikulade bir romanı beraber yazabiliriz. Yazabilmek ne kelime! Ya-şıyabiliriz. Roman başladı mı? Bir dakika kendin ol. Bir dakika cemiyetten sıyrıl,, ezberlediklerini unut. Bırak varlığını. Bir rüyaya bırakır gibi bırak. Aşkın bir oyun olduğunu kabul etmiyorum. Aşk bir teslimiyettir, bir eriyiştir. Yeniden doğmak için uyanıştır. Aşkın bütün sırrı iki kelimede: varlığından soyunmak. Aşk için ya hep vardır, ya hiç. Sen hep misin, hiç misin? Bu iş ters başladı. Belki anlamadığın ve anlamayacağın bir dili konuşuyorum. Bu dili anlayan kaldı mı ki?
Sana mektup yazmak, asırlarca hiçbir peri kızının okumadığı mektupları. Destanlar yazabilirim. Ama anlarsan. Yoksa kelimeler bütün pırıltılarım kaybeder. Elmas kömürleşir... Geçen akşam ne kadar naziktiniz, zindanıma bahar getirdiniz. Sonra, sonra yine o anlayışsız, o herhangi, o sokaktaki kadın... Ben insanlardan gözlerim için ışık istemedim. İstanbul sokaklarında dört gün dört gece aç gezdim. Aşkta dilencilik etmem. Yarım saat, bir saat, on dakika görüşebilirdiniz benimle. Bir daha sizi hiçbir ricamla rahatsız etmeyeceğim. Sizi ve hiç kimseyi. Bu gece yeni tanışan iki insan gibiydik. Gelmeyecektim. Size fazla ehemmiyet vermediğimi göstermek için geldim.
Ben arkadaşlarımı sevgime layık oldukları müddetçe ararım. Kalp. Köpek yesin kalbi. Saatler geçiyor. Bahar geçiyor ve biz göçüyoruz. Kapıyı daha çok çalarım belki. Belki de... Ama evin boş olmadığından emin olmalıyım. Seni sevmesem bu oyunu uzatabilirdim. Belki şakayla başladı bu iş. Bütün işler şakayla başlar. Belki baharın muzipliği bu...
İyi geceler canım.
Başa dön
yasemin111
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jul 31, 2007
Mesajlar: 732
Nereden: ...

MesajTarih: Prş Eyl 25, 2008 5:32 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

18.4.1964 Saat 1.30

Sen, ıstırabı kitapta gören kadın! Istırabı ve hazzı. Sen kabak çekirdeği ile oyalanan çocuk. Ama bu, oyunun kaidesi. Belki işitmişsindir, Alman şiirinin Goethe'den çok daha büyük bir yaratıcısı vardı: Hölderlin. Delirdi. Sana ne Hölder-lin'den? Hölderlin'i kaç çağdaşı tanıyordu? Bir marangoz evini açtı ona. Hölderlin neden delirdi bilir misin? Karşısına sen çıktın. Nietzsche de delirdi...
Clotilde herhangi bir dişiydi. Kibar bir kerhanede kaç sene çalışabilirdi? Bilinmez. Auguste Gomte var olduğu için Fransa da var. On dokuzuncu yüzyıl Comte'un yüzyılı. /. Clotilde Comte'u ne kadar anladı? Bu bir trajedidir. Yalnız benim Hölderlin ve Comte'dan farklı taraflarım var. Büyük ve küçük taraflarım. On dokuzuncu yüzyıl Fransa'sında yaşasam Comte olmayı zillet sayardım. Hölderlin... 18 yaşında Hölderlin'dim... Bir herif diyor ki, dâhi ile Geli arasındaki fark minnacık: dâhi, dâhi olmasa da, saygıya layık bir delidir...
Bir adam yabancı bir ülkenin hastanesinde ölümü bekliyordu. Bir kadın çıktı karşısına. Bu adam yabancı bir ülkenin hastanesinde veya kendi ülkesinin hapishanesinde ölümü bekliyordu. Bir kadına ölümden bahsetmek küçüklük biliyorum. Başka kadınlardan bahsetmek daha büyük bir küçüklük. Benim gençliğimde kız arkadaşım olmadı. Neden? Her bulunduğum yerde birinciydim. Kolumla birinciydim. Kafamla birinciydim. Ve her zaman bir kadın için bir Ortaçağ şövalyesinden bin kere fedakâr olabilecek yaratılışta . idim. Benim kız arkadaşım olmadı. Belki çok sevdiğim için, çok seveceğim için, bahtiyar edeceğim için olmadı... Ben çocuk da olmadım, genç de olmadım. Daima yaşlıydım. Hayat böyledir sevgilim, kimsenin suçu yok. 36 yaşında karanlığa gömüldüm. Belki bu daha iyi oldu. Olmak ve olmamak. Hiçbir şey olamadım. Sana rastladığım zaman uçurumun kenarındaydım. Yine uçurumun kenarındayım. Bilemezsin, çektiklerimi bilemezsin. Sen ıstırabı kitaplarda gören kadınsın! Herkesi kıskandım. Bilhassa senin erkeğini. Ama hazineyi bekleyen ejder kıskanılmaya ne kadar layıktır? ... Baharın muzipliği... Hangi baharın? Yirmi iki yıl önceki baharın mı? Kadın sevdiği zaman kadındır. Hazret-i Ali, kendini ağız dolusu öven birine, ben senin övdüğün kadar büyük değilim, der, ama, düşündüğün kadar da küçük değilim. Bir adam ki doğduğu günden beri çöldedir, senin tanıdığın hiç kimseye benzemez. Istıraplarıyla benzemez, zekâsıyla benzemez, ruhuyla benzemez, vücudu ile benzemez. Bir adam ki istesen ve istese her şey olabilirdi. Ne yapsın? Niçin olsun? Neden oyun oynuyoruz ikimiz de? Seni seviyor muyum? Bilmem! Sevgi karşılıklı olur, seni sevebilirim, bütün olarak sevebilirim, çılgınca, ölesiye sevebilirim. Belki seviyorum da. Hayır. Ama neden günlerim seni sayıklamakla geçiyor? Bu bir kıvılcım değil, bir yangın. Etimdesin, damarlarımdasın, kan gibi, alkol gibi, diş ağrısı gibi, mikrop gibi. Bir romandan sekiz on sayfa. Ne kadar bedbahtım. Ben yazacağım, sen susacaksın. Haftada bir, lütfen herhangi bir vatandaşa gösterdiğin iltifatı benden de esirgemeyeceksin... Yoo şekerim. Ben göğüs boşluğumdan kalbimi köpeklere atmasını da bilirim. 47 yaşındayım. Önümde belki bir saat, belki bir hafta var yaşayacak...
Yabancı bir ülkede ölümü bekl%rken bir kadın bana, sen kıskanılacak adamsın, dedi, sevilecek adamsın. Bu kadına peki desem, kocasını zehirleyecekti. Ben susuzum. Sevgiye ve kadına. Bütün etim, bütün varlığım susuz. Hiçbir çöl böylesine alev alev değil. Sen huzur içinde uyuyorsun. Yarın gece bir başka dostundasın. Bir başka dost. Sitemden hoşlanmıyorsun. Hayat senin için bir kukla oyunu. Seven sitem eder, sevilen siteme katlanır...Ne kadar gariptir ki hayatımın tek aşk mektuplarını 47 yaşında ve sana yazıyorum. İntihar ne güzel şey. Anlayacağını ve üzüleceğini bilsem... Hayır. Biraz daha yaşamak istiyorum. Sen ıstırabı kitaplarda gören kadın!
Bu akşam güzel bir vaiz dinledim. Adımı taşıyanlara karşı gösterdiğiniz iltifata teşekkür ederim. Yalnızken pek az konuştunuz, diliniz ayrılırken çözüldü. Oyun oynayacak kadar genç değilim. Oyun oynayacak kadar yaşlı da değilim. Mektup ya bir hıçkırıktır, ya bir neşide. Mektup bir kementtir, bir davettir. Kime ve neye? Bu akşam yine yalnızım ve yine bedbahtım. Beni anlamanız için sizi terketmem mi lâzım? Yoksa intihar etmem mi? Ama ben oldukça varsınız siz. Sizi ben yarattım. Sizi bir köprü olarak yaratmadım. Siteme alerjiniz varmış, bu bir zaaf, bu bir kendine güvenemeyiş. Sevmek sitemle başlar. Ayrı dilleri konuşuyoruz...
İnsanla hayvan arasındaki fark şu: insan sever. Hayvan insiyaklarına boyun eğer. İnsan sevdiğini yüceltir. Aşk, bütün ıstıraplarıyla, bütün hazlanyla insanın icadı. Bilmiyorsun ki... Ben biliyor muyum? Evet, biliyorum. Sonu ne olacak, diyorsun! Kendini dalgalara terk et, bir kayaya yapışan midye olmaktan kurtul. Köpük ol, inci ol. İnsan yosun olmak için yaratılmamış. Havva cennette mesut değildi. Yazmayacaksın, konuşmayacaksın ve ...Ne kadar bedbahtım. Çöldeyim, dudaklarımın hasretle uzandığı su kuruyuveriyor. Ama bu bir serap değil ki. Sevginin biricik gıdası sevgi. Hayatımda hiç kimseyi şikayetlerimle rahatsız etmedim. Ve etmeyeceğim.
Sen ilkbaharın muzipliği diyorsun. Ben ümitlerin son kanat çırpışı diyorum. Hangimiz haklıyız? Ben çocuğum, ruhum, 16 yaşında, 14 yaşında. Aşk oyunu oynayacak yaşta değilim. Ne olur bir parça düşün. Bir insanı bahtiyar etmek, bir insanı hayata bağlamak, bir insanı, belki bir asırda bir gelen bir insanı. Bir saatte birkaç mevsim! Kaç saat beraberiz. Bu gece kaç saat beraberdik. Sonra? Susuyorsun. Ölü gibi susuyorsun... Bu adam 47 yaşında, bütün mazisi ile, bütün istikbali ile... Senin için kitaplar dolusu eser yazılabilir. Ama neyi terennüm edecek? Neden dudaklarından sıcak bir cümle dökülmüyor? Hep aynı kepaze kepaze lakırdılar. Ve senin suçun yok, alışmamışsın, bilmiyorsun. Bilmek de istemiyorsun.
Saat 2.30. Bu akşam hep aynı mevsimi yaşadık. Yalnız saçlarınla ellerinle güzeldin. Saçlarınla, ellerinle daima güzelsin. Ama Venüs kendisine ihanet edenleri affetmez. Boğuluyorum, uçurumun kenarındayım. Beni kurtarmanı istiyorum. Seni kurtarmak istiyorum. Ne olur kirli bir elbise gibi sıyrıl peşin hükümlerinden, kendine ve bana acı! Bu akşam garip şeyler söyledin. Daha doğrusu geveledin. Bu sevgi değildir, dedin. Söyler misin sevgi nedir? Sana yazarken sadece seven bir'insanım. Mektuplarımda kelime cambazlığı yok. Yazar değil, insanım. Bunu hissetmiyor musun? Bunu hissettiğin zaman geç olmayacak mı? Aşkm dertleri, rüsvalıkları var ama benim çektiklerim fuzuli. Neden bir yangını, bir meşaleyi kuyu suyu ile söndürmeye çalışıyorsun ?.. Ellerin ne kadar güzeldi. Yaşıyor ve konuşuyordu. Hiçbir erkek hiçbir kadına bu mektupları yazmamıştır. Bu trajedi, Shakes-peare'i olmayan bir trajedi. Hayat yaşanmaya değmez. Tanrı yok ki dualarımızı kabul etsin. Ölmek ama ellerin avuçla-rımdayken. Ama sen benim olduktan sonra, dudakların dudaklarımdayken. Hayattan bu kadar bir lütuf beklemek çok mu? Ne olur biraz daha dostça konuşsaydınız! Sülaleme sevgi ilan etmeye lüzum yoktu. Sevdiğimin daha sevilmeye layık olduğunu görmek istiyorum. Salı gecesi düşündüklerinizi lütfen baş başa iken söyleyin. Bu macerayı berbat etmeye hakkınız var mı? Siz siteme alışın biraz, ben de çileye. İsterseniz, sahiden isterseniz, hiçbir sitemde bulunmam. Tasavvur edin ki yalnız sesinizi duyuyorum, sesinizi ve vücudunuzu. Biliyorum ki güzelsiniz. Ama bunu sadece başkaları görüyor.
İyi geceler my darling.

18.4.1964 Saat 9.30

Zavallı Haşim... Aşk gecesini dolduran feryatları "sâgar"a bağlıyor: yanmakta bu sâgardan içenler. Hangi sâgar? Fuzuli'yi, Mecnun'u ve bütün şiirimizi kasıp kavuran bir alevle dolu sâgar. Zavallı Haşim. Hiçbir kadın sesi zindanının duvarlarını ürpertmedi. Neden şiirimiz Fuzuli'den Haşim'e kadar uzun bir feryattır? Kadının esir pazarlarında alınıp satıldığı bir ülkede, hassasiyetinden başka hazinesi olmayanların kaderi, gözyaşlarını incileştirmek. Aşk hiçbir edebiyatta Şarktaki kadar karanlık, çileli ve dikenli değildir. Ve bütün Türk şiirinde adı dudaktan dudağa dolaşan tek kadın yok. Neden? Cemiyette olmadığı için. Türk kadını kafes arkasından sokak ortasına fırlatıldı. Avrupa kadını gibi salondan geçmedi. Eskiden yalnız dişiydi. Olgunlaşmasına vakit bırakmadan hayat arabasına koştuk. Ondan nefes nefesedir. Batı'da kadın Rönesanstan beri erkeğin yanı başında duyan, düşünen, düşündüren bir arkadaş. Eski Yunan ve Roma'da da öyleydi. Yalnız o çağlarda birkaç cilde bölünmüştü kadın. Perikles asrı Aspasya'nm asrıdır. On yedinci yüzyıl, on sekizinci yüzyıl, hatta on dokuzuncu yüzyıl kadınların eseri. Batı'da sanayi inkılabı kadını fabrikanın çarklarından biri yaptı. Hangi kadını? Büyük şehirlerin kenar mahalle kadınını. Ötekiler şiir yazdılar, roman yazdılar, okudular, ve düşündüler. Yalnız o kadar mı? Sevdiler ve sevildiler. Aşkı yarattılar. Batı'da kadının iş hayatına atılması dün denecek kadar yeni. Gina Lombroso İtalya'nın ilk kadın doktoru.
Yunan ve Roma'da kadın birkaç ciltti. Birinci cilt hayli sıkıcıydı. Kölelere emir veren, doğuran bir robot. Sadece vazifeleri vardı bu kadının. Ve hep aynı fotoğrafın çoğaltılmış nüshalarıydı. Tarihi yoktu, macerası yoktu. İkinci cilt kadın öldürdü. Avrupa tek cilde sığdırmak istedi kadını. Ve sığdırdı. Kadın hem anne olabildi, hem sevgili: Havva ile Messalina'yı birleştirmek. Sonra tekrar ciltlere bölündü kadın. Onj cilt, yirmi cilt ve yine noksan.Bizde kadın hâlâ esir pazarlarında satılan dişinin bütün I ruh komplekslerini yaşamaktadır. Hiçbir zaman kendisi değildir. Erkeği eşya sanır, erkeği de, kendini de. "La Dame Aux Camelias", "Manon Lescaut"... Yok böyle kadın. Dün, erkekten iltifat dilenen bir cariyeydi kadın. Teninde hâlâ esir bezirganlarının kamçı izleri. Artık ustalaştı, bedbaht etmesini biliyor. Kadınlarımız Avrupalılaşırken Avrupa kadını kadınlıktan kopmaktadır. Yani örnek olarak aldığı kadın o sanat ve medeniyeti yaratan büyük ve ilahi kadın değildir artık.
İnsanları olduğu gibi kabul etmek. O zaman mağaradan çıkmazdık. Ne peygamberler gelirdi, ne kahramanlar. İnsan yalnız tabiatı değil, insanı da değiştirdiği içindir ki bir tarihi var. Olduğu gibi, yani nasıl? Her insanda en az bir düzine insan var. Uyuyan ve uyandırılmak istenen bir düzine insan. Bunların hangisi biziz? Şartlar o bir düzine insandan birkaçını davet ediyor sahneye. Onları görüyoruz. Asıl insan ram-pın ışıklan altında boy göstermeyendir. İnsanları olduğu gibi kabul etmek. Yani tiyatrodaki aktörü benimsemek. Garip bir davranış. Şikayet, şikayet... Bunlar bulut sevgilim. Bahar bulutları. Bir tebessümün hepsini dağıtır. Zaten Venüs'le Baküs birbirlerinden çok hoşlanmazlar. Düşün sevgilim. Avuçlarımda avuçlarının sıcaklığı dar ağacına gider gibi karanlıklara dalmak. Ve her zaman yarıda kalan bir şarkı, bozuk bir plak gibi hep aynı mısranın tekrarı. Bu mısra güzel. Bir ömür verilecek kadar güzel. Alışacağız sevgilim. Ben daha istediğin gibi olmaya çalışacağım, ama nasıl olmamı istiyorsun, bilmiyorum ki. Bunun sonu ne olacak diyorsun. Yarım saat sonrasını biliyor muyuz? Sonradan bize ne? Hayat bir parça da sonunu bilmediğimiz için güzel. Heyecanlan ve sürprizleriyle güzel.
Dün gece yazdıklarımı okudum. Ve virgülüne dokunmadım. Öyle hissetmişim. O satırlar benim değil artık, senin. Haklı haksız. Aşk sözlüğünde bu iki kelimenin yeri yoktur. Deniz dalgalanmış, suç rüzgânn. Rüzgâr sensin. Mektubun arasına ilham ettiğin bir yazı parçası da girdi. Senin için yazdım. Elbette birbirlerimize benzeyeceğiz zamanla. Yani ben biraz daha uslanacağım, sen biraz daha çılgınlaşacak-sın... Görüştüğümüz zaman memnun kalmadığını anlarsam yazdıklarımı yakarım bir daha, sana yollamam.
Şehvet ve ibadetle.

21.4.1964 Saat 1.30

Bu eski bir hikaye my darling. Hangi hikaye eski değil ki. Veya hangi hikaye eski? Kelimeler Mahmutpaşa'nın kaldı-nmları gibi kirli, cam parçaları kadar mânâsız, rezil ve hain. Kaldınm orospusu gibi her önüne gelen mıncıklamış onları. Ve mıncıklıyor. Hiçbiri, hiçbiri kalbimizin aynası değil. Sıcak değil. Ağlanmıyor. Gülmüyor. Bu eski bir hikâye my darling. Onlardan ilk şikayet eden ben değilim. Oyuncağa benziyor kelimeler. Trajedidekilerle komedidekiler aynı. Seni seviyorum, bedbahtım ve saire. Kaç bin dudaktan kaç kere tükürük gibi dökülmüş, kaç facianın başlangıcı olmuş. Ve bütün hayat, bütün insanlığın hayatı, bütün tarih bu birkaç hecenin içinde. Tanrı kelime, peygamber kelime, kahraman kelime. İncil güzel söylüyor: kulakları olanlar duyar ve gözleri olanlar görür. Bu eski bir hikaye my darling. Ama bir herif yeni bir kitap yazmış. Atalım diyor kelimeleri, insanı kelimeler mahvetti, hayvanı insan. Babil Kulesi. Felaket onunla başlıyor. Babil Kulesi'nden sonra kimse kimseyi anlayamaz oldu.
Samsonun kuvveti saçlanndaydı. Benim kelimelerde. Kelimeler Tannmdı benim, gücümdü. Onlara inanmıyorum artık. Kaç saat dinlemeye tahammül ediyorsun? Başın ağrıyor. Kelimeler benim kanımdı. Onları gözyaşlarımla, onları ciğerlerimle dolduruyordum. Her birinde ben vardım. Gönlüm vardı. Musikim vardı, şiirim vardı. Bu eski bir hikaye my darling.
Zindanıma geldiğin zaman iki yol vardı önümde: cinnet ve ölüm.
Sen üçüncü oldun. O kadar susuzduk ki sevgiye...
Bu eski bir hikaye my darling. Padişahın oğlu kurtulamamış. Gömleği yokmuş bahtiyar adamın. Bu eski bir hikaye. Bilmem bu tiyatro seyredilmeye değer mi? Bu eski bir hikaye my darling. Sen başını bilmiyorsun. Anlatamam ki.
Zavallı, zavallı Emma Bovary. Neden yüz yıl önce doğdun? Sen Emma'yı tanır mısın my darling. O Don Kişottan çok çok daha bedbahttı. Don Kişot'u da kitap öldürdü, onu da. Ama Don Kişot erkekti. Kendisi Dülsine diye bir sevgili yarattı. Hakikatte pasaklı bir köylü kızıydı Dülsine. Ama bize ne? Dülsine Don Kişot'u sevenlerin hemşiresidir. Dev diye yeldeğirmenleriyle boğuştu Don Kişot. Kendi dünyasında yaşadı. Ve gönlümüze göçtü.
Emma, Emmam benim! Bir itle evlendi, birkaç itle yattı. Ve bir eczaneden aldığı arsenikle intihar etti. Dünya edebiyatında bir erkek severim: Don Kişot. Bir kadın severim: Emma. Ben ne Don Kişot gibi şerri kollarıyla yenebileceğine inanan bir şairim, ne de Emma gibi hüsnüne rüyasındaki erkeği ram edebileceğini tasavvur edebilecek ölçüde hayalperest. Beni kudurtan aczim my darling! Ben büyüklüğü içinde küçüğüm. Biliyorum ki dâhi dedikleri talihlilerden olabilirdim. Bir kıl eksik bunun için. Kadın ya şehvettir, ya şefkattir. Yahut ikisidir. Sen bana ciltlerde ara onu diyorsun. Ben o ciltleri sende bulduğumu sanıyordum. Saat 11.00 ve ayrıldın. Başın ağrıyordu. Ama benim saatlerce, günlerce başım ve ruhum ağrıyor. Ne istiyorum? Bilir miyim? Yaralıyım my darling. Baştan ayağa yarayım. Bu eski bir hikaye. Yalnız hazin tarafı hiçbir hikayeye benzemiyor. Ne olurdu bu kitaplardan birinde kendiminkine benzer bir hikaye bulsam. Şu anda merhamete bile susuzum. Demek ben kendisine ancak birkaç saat tahammül edilebilecek bir insanım my darling. Trajediler uzun sürmez.
Halbuki biraz farklı olabilirdi bu dünya. Çok daha güzel olabilirdi. Bu mektubu ne zaman okuyacaksın? Bundan evvel okudukların neye yaradı? Belki hakkın var. Zaten sen daima haklısın. Muhatabını şaşırmış bir mektup bunlar. Meçhule yollanan birer mektup. Hayır my darling. Bana lazım olan yalnız etin, yalnız saçların değil. Ne olur biraz daha gönülden konuşsan, biraz daha ister görünsen... Biraz daha sever görünsen. Yalan mı? Yalan mı? Ne olur yalan olsa?
Sen oyun diye seyrediyorsun, ben ateşin içindeyim. Ya-nımdayken minnettarım sana, mestim. Sonra, sonra kör bir kuyuya yuvarlanıyorum. Kainat ve hayat bitiyor. Bazen tek kelime, sesinde hafif bir titreyiş önümde öyle bir uçurum açıyor ki!
Doğru söylüyorsun my darling. Sen kadınsın sadece. Belki en kötü taraftarıyla kadın. Nemesis gibi... Nemesis'i bilir misin? Nemesis erkeği tanımamış. Onun için herkese düşman. Ama büyüklere düşman Nemesis. Dehaya düşman. Fazilete düşman. Parmakları benim gözlerime kadar uzandı. Ne çıkar? Sen parmaklarını gönlüme uzattın. Onu mıncıklıyorsun, tırnaklıyorsun. Bu eski bir hikaye my darling. Ama hiçbir kitabın yazmadığı eski bir hikaye. Bir akşam, benim ol demiyorum, üç saat beni dinle. Daha çok gencim my darling. Ana rahmine düşen her sperma bir Cemil Meriç olmaz. Daha çok gencim. Ama uçuruma yuvarlanmamak için bir kadın eline ihtiyacım var.. Bir buçuk milyar kadın var dünyada. Kristof Kolomb'un karşısına... Haklısın my darling. Sana ne vaad edebilirim? Oynadığım bütün oyunları kaybettim. Belki acılarımdan başka büyük tarafım yok. Mağlubum. Bahtiyar olmanı çok isterdim. Bunun için çalıştım da. Bahtiyar olmadığını görünce sahneye çıktım. Beni aczim öldürüyor my darling. Sandığından çok kudretli olduğum halde rüyadaki gibi kollarım bağlı. Gözlerin benim değil. Tebessümün benim değil. Saçların benim değil. Bu akşam bozmayayım diye onları parmaklarımı bile dokunduramadım. Benden başka herkesinsin my darling. Bahar gibi, çiçekler gibi. Her şey herkesin. Yalnız sözlerinle benimsin. Sözlerinle ve yarım saat okşaya-bildiğim parmaklarınla. Bu eski bir hikaye my darling. Defterine ölümden daha güzel ol diye yazmıştım. Neden her zaman ölümden daha güzel değilsin? Hayır my darling, hayır. Benim metrese ihtiyacım yok. Daha doğrusu bu bir teferruat. Benim, seven bir kadına, anlayan bir kadına ihtiyacım var. Belki bu kadın çok my darling. Bir veya bin. Sen hıçkırıkları kahkaha sanıyorsun my darling. Uçurumun kenarındaki adama hayat uzundur diyorsun. Yaz var, kış var, bahar var diyorsun. Belki doğru my darling. Ama ben var mıyım? Neden insanlar saadet kaybolmadan farkına varamıyorlar? Telepati neden yalan? Ben hıçkırırken sen nasıl uyuyabiliyorsun? Bu çok yeni bir hikaye my darling. Birkaç günlük. Belki bu gece başlayan bir hikaye. Ama kelimeler eski. Saçlarını yaptırırken okuduğun bir mektup ve sonra belki bir gazetede okuyacağın haber. Dünyadan şikayet edenlerin kaçta kaçı benim duyduklarımı duydu? Ben bu oyunu oynamak istemiyorum my darling. Sevginin bütün oyunlardan kuvvetli olduğuna hâlâ inanıyorum. Seven sevilir. Demek inanmıyorum kâfi derecede. Yoksa sen de kül olurdun. Şimdilik bu kadar my darling. İyi geceler...
Başa dön
yasemin111
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jul 31, 2007
Mesajlar: 732
Nereden: ...

MesajTarih: Cmt Ksm 01, 2008 10:16 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

1.5.1964

Bu kâbus şuurla başladı. Mektep bahçesinde oynayan çocuklar vardı. Ben yalnızdım ve yabancıydım. Yabancı yani düşman. Dilim başkaydı ve gözlüklerim vardı. Kör dediler. Ben bu kelimenin kuduz köpek dişlerine benzeyen temasını ruhumda kırk yıl önce duydum. Ve bağlanmak ihtiyacı tedavi-siz bir sıtma nöbeti gibi benliğimi sardı. Sevmek. Kimi ve nasıl? Geçti yıllar. Meyhane masalarında, sokaklarda. Mefis-to'ya satar gibi izdivaca sattım kendimi. Bir parça et ve bir parça şefkat. Geçti yıllar. Zilleti Dejanire'in gömleği gibi çıkartamadım sırtımdan. Daima kendimden utandım. Yaratmak mümkün değildi. Gürbüz çocukların ana karnında boğulduğu bir ülke. Sonra Paris. Ve kâbus'un ecel terleri döktüren safhaları. Acı hafızayı çatlatıyor. Ve buharlaşıyor hatıralar. Ağlayamamak, yazamamak. Madam Buvrey ve bir sesin aydınlatıp kararttığı hayat. Bütün dünya bir bonjur'un iki hecesiyle güzel veya çirkin. Yalnızlık ve Madam Fouche. Saint-Michel bulvarındaki apartman, şüphenin zehri, hasta-hane, Luxembourg bahçesi. Madam Fouche bir ablaydı sadece. Derinliği yoktu. Deliliği yoktu. Kadından çok melekti.

Belki de beni üzmemek için birçok şeyler yaptı. Seviyor muydu? Sanmıyorum. Belki bir tecessüstüm onun için. Belki sadece gençliktim. Belki Hıristiyan olduğu için ilgilendi acılarımla. Kahkahası bir cıvıltıydı. Ve parmakları yanan alnımda dolaştıkça zindanımda güneş doğardı. Ama bu kadardı Madam Fouche. Clotilde arayan bir kadındı. Bir yangındı Clotilde. Katil edebilirdi insanı. O da bedbaht bir izdivaç yapmış, kocasından ayrılmıştı. Ve üç çocuğu vardı. Avuçları avuçlanmdayken bir konkistador ihtirası duyuyordum içimde. Nasıl konuşurdu yarabbi. Clotilde, kadındı. Ama çıldırttı ve kaçtı. Kısa bir mektubunu aldım. Kocasıyla barışmış. Özür diliyordu. Hastahanenin balkonunda tanıştığım Sor-bonlu kızın adını bile unuttum. Renksiz ve kokusuzdu. İşte bütün Paris. Bir sokak orospusunun suratını göremeden ve kavurucu bir susuzluk içinde, ruhumun dudakları çatlak, çölde yaşar gibi yaşadım Paris'te. Luxembourg bahçesi. Me-dicis çeşmesi, kuş sesleri ve yaşanmamış hatıralar. Hiç kimse bu şehri hafızasına bir cehennem gibi yerleştirmemiştir. Paris Kalver'im oldu benim. Sonra koptum Paris'ten. Gönlümün yarısı, rüyalarımın yarısı orada kaldı. Geçti yıllar, elimi uzattığım bütün dallar kırıldı. Ve yuvarlanıyorum. Artık herhangi bir hayale kucak açamayacak kadar yorgunum. Sana uzandım ve ellerim yandı. Bir gergedanınki kadar duygusuzdu. Ve dudakların bir timsahınkiler gibi. Alisya. Demek ıstırap asilleştirmiyor insanı. Kendi ıstırabımdan bahsediyorum Alisya. Sen dişçi iskemlesinde veya doğum yatağında bilirsin ıstırabı. Bir köpeğe atılan kemik. Benim susuzluğum bu değil. Alisya bir Yunan dilberi kadar güzelmiş, sonsuz varmış bakışlarında. Ama Tanrı o güzel vücuda habis bir ruh hapsetmiş. Sen Alisya değilsin. Ekmek istedi, kan verdiler. Sen benim yarattığım bir rüyasın. Saatlerdir gözyaşlarını konuştu. Sözlerimden daha beliğ idiler. Demek ne acınmaya layıkım, ne sevilmeye...

4.5.1964

Sen bir davettin my darling, Günaha ve meçhule. Sesin alev alevdi. Rüyalarım çiçek açtı dallarında, Adın şehvetti.

9.5.1964 Saat 2.35

Taşlık'ta sesini aradım bu gece. Zindanıma ışık serpen sesini. Saçlarına susuzdu dudaklarım, dudaklarına susuzdu. Taşlık'ta seni aradım bu gece. Akşam zehir gibi doldu içime. Gurbet gibi doldu. Taşlık'ta seni aradım. Seni yani rüyalarımı. Saatler yürümüyor my darling. Zaman çarmıha gerili ve ben zamana. Seninle beraber batıyor güneş, sen gidince yıldızlarım kararıyor. Ellerine susuzum my darling. Entarinin temasına susuzum, kokladığın havaya. Ve sen kendilerine hiçbir şey eklemediğin, sana hiçbir şey vermeyecek olan insanların arasındasın. Bunlar sensiz yaşayabilir my darling. Ne havalansın, ne sulan. Taşhk'ta seni aradım. Rakı dudaklanmı yaktı. Dudaklanmı ve gönlümü. İspirto, alevi söndür-¦V müyor. Kadehim kadehine dokunacak ki my darling, içindeki ışık olsun. Sen konuşurken my darling yıldızlı bir medar ge-"cesinin kucağındayım. Sen yokken kör bir kuyuda. Demek '.. Sen de tabiat gibi hazinelerini dağa taşa savurmaktasın. Haftada birkaç saat beraberlik yetiyor sana. Ben de alışacağım. Zamanın parmaklan her yarayı kapatır. Zamanın veya ölümün. Ne zaman görüşeceğimizi bile söylemedin. Bu bir asır nasıl geçecek my darling. Saygılarımla...


19.5.1964
Bir akşam, postacı kapını çaldı, ama duymadın, dediniz. Kapım her yolcuya açılır, her yolcuya, her davete, her arayana. Gönlümün kapılarını ardına kadar açtım. Bir şehrin, bir kalenin kapılan gibi. Hatırlıyor musunuz? Ağlamıştınız o gece. Elleriniz ellerime dokunmuştu, kadehimi siz doldurmuştunuz. Hiçbir kadın sizin kadar gel dememiştir erkeğe. Ne istiyordunuz? Sizin gibi bir düzine dişiyi bahtiyar edecek kadar erkeğim. Sizin gibi birkaç düzine dişiyi, birkaç düzine okuduğunu sanan dişiyi hayran bırakacak kadar doluyum. Fikirle doluyum. Hisle doluyum. Bilgiyle doluyum. Siz kapıları çalıp kaçan çocuk. "Je ne vous quitterai jamais" öyle mi? Neredesiniz peki? Bu gece de yalnızdım. Bu gece de sizi bekledim Taş-lık'ta. Bu kaçınca gece biliyor musunuz? Bu cuma altı buçukta Taşlık'tayım. Gelmezseniz minnettar kalacağım size. Bir kadına çabucak bağlanmanın, bütün gönlümle bağlanmanın, bütün etimle bağlanmanın acısını yudum yudum tattım: Sizi ağrıyan bir diş gibi çekip atacağım gelmezseniz, gönlümden. Ve hafızamdan atacağım. Her ameliyat ıstıraplıdır. Hem de kalp ameliyatları. Hiçbir kadın kırkından sonra sizin kadar sevilmemiştir. Siz rüyamdınız. Anlamadınız. Duymadınız. Ama anlayacaksınız ve duyacaksınız. Çektiren çeker. İyi geceler my darling.


19.5.1964
Hayat bir orman my darling. Her ağaç bir ebülhevl. Ve kulağınıza saplanan bir kobra ıslığı, zehirli bir ıslık. Araplar ebülhevl demiş Sfenks'e. Ebülhevl, yani dehşet saçan. Yunan için ebülhevl bir arslan vücudu, bir kartal pençesi ve genç bir kadın başı. Mısır için kuyruklu bir kaya parçası. Hayat bir Sfenksler ormanı, her adımda gırtlağımıza sarılan bir sual. Bir acabalar denizinde pusulasızız. Sfenks konuşmayacak ve sen içinden geçenleri parmaklarının ürpertisinden anlayacaksın, saçının ürpertisinden anlayacaksın. Ödip'in yolunu kesen Sfenks, Sfenks değil my darling. Sfenks sensin, görünmeyen bir Sfenks, konuşmayan bir Sfenks. Sevilen bir Sfenks. Kelimeler bir zırh, bir kabuk, bir kale. Yaralanmamak için konuşuyoruz. Kelimeler bir hançer, bir diş, bir tırnak. Yaralamak için konuşuyoruz. Kelimeler bir bulut. Görünmemek için konuşuyoruz. Güftesini anlamadığın bir ninni kelimeler. Denizin uğultusu gibi. Kadın Sfenksten farklı. Sfenksin sorduklarını bilirsen Sfenks ölür. Bilmezsen seni oldurur. Kadın gözleriyle sorar ve beklediği cevabı alamayınca ölür ve öldürür. Peki beklediği cevabı alırsa? Yeniden sorar kadın. Cevap cümle değil, harekettir. Kelimeler birer oyuncak onun için. Göğsüne takacağı iğneden daha değersiz bir oyuncak. Ama saadet de bir Sfenks, my darling!
Seni kafamdan koparıp atamadım. Kafamdan ve gönlümden. Bazan bir utanç gibi içimdesin. Bazan bir zafer gibi. Ama hatıran hep buruk, hep yaralayıcı. Ağrı desem değil, sızı desem değil. Daha köklü, daha köksüz. Tek kafatasında Qynayan facia birkaç perdede biter. Bu facianın seyircisi bile yok. Yahut faciayı komedi gibi seyreden garip bir seyircisi var. Bir yıl, on yıl.
Kâinat bir ateş deniziymiş my darling'. Yavaş yavaş kabuk bağlamış. Gözyaşları her alevi söndürür. Kadın seziş demektir my darling! Seziş, çırpmış. Kadın feragat, sevgi, merhamet demektir. Sevmiyorsa, acımıyorsa, kin duymuyorsa...
Başa dön
yasemin111
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jul 31, 2007
Mesajlar: 732
Nereden: ...

MesajTarih: Cmt Ksm 01, 2008 10:17 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

23.5.1964

Corinne kim? Bilen yok. Kimi bir değil, birkaç orospunun müşterek adı diyor. Corinne Ovid'in ejerisi. Veya Pigmal-yon'un yaptığı heykel. Ama bütün ihanetlerine rağmen dürüst kadın Corinne. Ve şiiri paraya tercih edecek kadar tok gözlü. Ovid dövmüş Corinne'i. Sonra çok üzülmüş. Ovid erkekten çok kadın, öyle olmasa "Ars Amatoria'yı yazamazdı. Hint kadına çiçekle dahi vurulmamalı diyor. Doğru ama hangi kadına? Evet my darling! Sen sevmedin ve sevemezsin.
Boğazıma kadar gömüldüğüm bir bataklıktın. Bir hastalıktın. Bir ayna bile değildin. Ne göğü aksettiriyordun, ne gönlümü. Seni ben yarattım, acılarımdan, hayallerimden. Balçık mermerleşmiyor. Bu masaj böyle bitmemeliydi. Acımayan, sevemeyen, anlayamayan zavallı darling! Bir hayli gözyaşı, bir hayli uykusuz gece. Ve zavallı darling, saadet kapını çaldı. Kırarcasına çaldı. Kırdı da. Ama sen içerde yoktun. Tiyatroya gitmiştin galiba. Beni bu ıstıraplı rüyadan çabuk uyandırdığın için teşekkür ederim. Her ameliyat yaralar. Bilmem seni de yaraladım mı? Hiç olmazsa kınlan gururun birlikte yaşadığımızı hatırlatır sana. Birlikte yaşadığımız saatlar mi? Biz birlikte yaşadık mı? Ne zaman yanım-daydın? Bu bir roman olabilirdi my darling. Beceremedik.


Başlangıcı da mesut bir istikbal müjdelemiyordu. Sana kızmıyorum. Sen bu kadarsın. Bilmeliydim. Kalbim kırılmadan ayrıldığım tek gece olmadı. Belki anlamadım seni. Kim kimi anlamış my darling. Her roman güzel bitmez ki. Bu da bir nevi "happy end." Westminster sarayında kanlı bir yazı varmış: Baltaya dokunmayınız!. Sen baltayla tırnaklarını kesmeye kalktın. Bu da bir nevi "happy end". Seni öldürmedim. İntihar etmek niyetinde de değilim. Baki sen sağ kalasın sevdiceğim, ben de selamet.
Başa dön
yasemin111
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jul 31, 2007
Mesajlar: 732
Nereden: ...

MesajTarih: Cmt Ksm 01, 2008 10:19 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

JURNALİN FERYATLARLA DOLU

Denize atılan şişe, denize değil, kör kuyuya. Kuyunun sahili yok ve şişedeki kalp, ve şişedeki kafa, kıyamete kadar karanlıklarda taaffüne mahkum.
Zavallı, zavallı çocuk! Leopardi veya Kafka? İkisi de bahtiyardılar sana kıyasla. Korkuyorum. Neden? Bir gün evvel veya sonra, ne çıkar? Ademden korkulmaz. Beni bozuk para gibi harcıyor zaman, bir izmarit gibi eziyor.
İzzet bu kadar üzme kendini, diyor. Çocukların meçhul. Neyi değiştireceksin? Jurnal'in feryatla dolu. Ne değişti? Halbuki sen kaç yılda yetişirsin. Doğru ama elde mi?
İsterdim ki... hiçbir şey istemiyorum. Dışarda hayat devam ediyor. Saat kaç bilmiyorum... Bir dost olsa, dertlerimi döksem... Karım uyuyor, kızım hasta, oğlum nerede? Fikret gelmedi. Gelse ne olur ki? Mehmet de yok. Kurduğum bina her gün çatırdıyor, iskambil kağıdından.
Kurtulmak için yaratmak. Nasıl? Neyi, kime?
İnanabilsem! İslamiyet'in en büyük zaafı manastır yok.

"Je sonne â la porte de la Folie
On ne m'ouvre pas.
Ö melancolie,
Amer repas.
Je suis si seul,
Et le trepas
Ne presse pas
Ses pas..."
Cinnetin kapısını çalıyorum
Açan yok.
Sert bir içki
Melankoli.
Çok yalnızım
Ve ölüm
Adımlarını
Sıklaştırmıyor...
Başa dön
yasemin111
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jul 31, 2007
Mesajlar: 732
Nereden: ...

MesajTarih: Çrş Ksm 05, 2008 11:38 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

4.4.1964

CEHENNEMDEN MEKTUPLAR II

Bir tanem! Boyuna göklere yükselen, boyuna uçurumlara yuvarlanan bir insanın trajedisi. Sen öyle bir kadehsin ki bir yudumun iksir, bir yudumun zehir. Bu bir şükran mektubu olmalıydı, bu akşam fânilerin en bahtiyarıydım. Bu bir şükran mektubu olmalıydı, dudakla/ındân ebediyeti içtim, ebediyeti ve aşkı. Bu bir şükran mektubu olmalıydı... Ama o kadar çok, o kadar çabuk değişiyorsun ki sevgilim, bulutlar gibisin, dalgalar gibisin. Yorgunum bir tanem. Ayaklarımı çakıllar parçaladı ve dudaklarım susuzluktan çatlak. Daha kaç gece saçlarını okşayabileceğim, bilmiyorum. Evet, yanımday-ken entarinin teması beni aşıkların en bahtiyarı yapabiliyor. Saçlarını koklamak ne baş döndürücü saadet! Ya ellerin? yaşayan, duyan ve düşünen ellerin? muhteşem bir çiçek gibi açılan, muhteşem bir çiçek gibi kapanan ellerin... Kleopatra'nın geceleri. Vuslatın bin Kleopatra'ya değer. Ve bin kere can verilebilir senin için. Ama ölüm bile yanında güzel, ölüm bir şehvet, yanında. Dudakların dudaklarımda, bir rüyaya dalar gibi ölmek... Veya yaşamak... İkisi de güzel. Yine ce-hennemindeyim. Saat iki. Yanımdasın, içimdesin, kulakla-rımdasın, göz bebeklerimdesin. Biliyorum ki bu gece de uyu-yamayacağım. Sonra günler, soğuk, düşman ve kasvetli, suratımı tırmalayıp geçecek, kalbimi dişleyip geçecek. Kadın benim için hiçbir zaman oyun olamadı. Sen kadından da fazla bir şeysin.

Aşkı vuslat taçlandırır. Kıvılcım o zaman yangınlaşır. Bunu bilmiyorsun. Yaşamaktan korkuyorsun sevgilim. Ve saadetten korkuyorsun. Halbuki hayatın ve saadetin ta kendisisin. Juliette kadar gençsin. Virginie kadar çocuk. Ben de Romeo'nun kara sevdasıyla tutuşuyorum. Ve Paul kadar tecrübesizim. Bakirim. Bu bir sonbahar fırtınası sevgilim.

Üzüntün beni yıktı. Her davranışın hürmet ve takdise layık. Ama galiba biraz rahatsızdık. Basit bir kazaydı bu. Hele gecemizi zehir etmeye hakkımız yoktu. Ben bir hafta o saatleri düşünerek yaşayabiliyorum. Ayrılırken sesin biraz daha gülümsemeliydi. Dargın gibi kaçtın. Bilmediğimiz bir limana gidiyor bu gemi. Deniz fırtınalı, ama bindik bir kere. Ateşle oynayanın parmakları yanacak, tabii bu.
İyi geceler dilerim sevgilim.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Cemil Meriç Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar gunfrfd Resim 245 Cmt Hzr 14, 2008 11:35 pm
Yeni mesaj yok Kızımdan Mektuplar yasemin111 İmla-Yazım Yanlışı Olan Başlıklar 3 Sal Ksm 27, 2007 6:21 pm
Yeni mesaj yok Milena'ya Mektuplar tu_ce Franz Kafka 38 Prş Eyl 13, 2007 1:26 pm
Yeni mesaj yok Çocukken yazdığınız şiirler, mektupla... nrhn Okur Adayları İçin 34 Çrş Şub 07, 2007 5:24 pm
Yeni mesaj yok Camdan zarfta mektuplar fadim insanlar 10 Cum Ağu 18, 2006 5:38 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke