Tarih: Cmt Nis 19, 2008 9:23 am Mesaj konusu: e.e.Cummings
Alıntı:
Alıntı:
Köklü bir Massachusetts ailesinden gelen E. E. Cummings (1894-1963) Cambridge'de doğmuş, öğrenimini Harvard Üniversitesi'nde yapmıştır. Şiirlerinde dize düzenini ve noktalama kurallarını altüst ederek okuru geleneksel alışkanlıklarından kurtarmayı amaçlayan Cummings ilk bakışta anlaşılması güç bir şair gibi görünebilir.
Oysa şiirleri yüksek sesle okunduğunda, bunların baharı, aşkı, gülleri ve başka çiçekleri ele alan geleneksel içerikli lirikler olduğu anlaşılır. Şairin bu biçimsel özelliklerinden vazgeçmeyişini okurun dikkatini çekmek için başvurduğu bir taktik olarak görmek güç değildir. Kökleri Emerson'a kadar uzanan aşırı bir bireyciliğin 20. yüzyıldaki korkusuz temsilcilerinden biri olan Cummings, "Kendinden başka kimse olmamaya savaşmanın, seni gece gündüz başkaları olmaya zorlayan bir dünyada insanın sürdürebileceği savaşların en zorlusu" olduğuna inanır.
Suphi Aytimur / kitabın arka kapağı’ndan
YAPITLARI
ŞİİR
Eight Harvard Poets, Sekiz Harvard Şairi (1917)
Tulips and Chimneys, Laleler ve Bacalar, şiir (1923)
&(AND), &(VE), şiir (1925)
XLI Poems, 41 Şiir (1925)
Is 5, 5'tir, şiir (1926)
ViVa,YaŞa, şiir (1931)
No Thanks, Hayır Teşekkürler, şiir (1935)
Collected Poems, Toplu Şiirler (1938)
50 Poems, 50 Şiir (1940)
1 x 1[one times one],1 x 1 [bir çarpı bir], şiir (1944)
Xaipe, Xaipe, şiir (1950)
Poems 1923-1954, Şiirler 1923-1954 (1954)
95 Poems, 95 Şiir (1958)
73 Poems, 73 Şiir (1963)
Complete Poems 1904-1962, Toplu Şiirler 1904-1962 (1991)
DİĞER
The Enormous Room, Büyük Koğuş, roman (1922)
Him, Onun, oyun
{No Title}, Başlıksız (1930)
CIOPW, Resim çalışmaları (1931)
Eimi, Sovyet Rusya Gezi Notları (1933)
Santa Claus, Noel Baba, oyun (1946)
i: six nonlectures, Ders Notları (1953)
TÜRKÇEDE CUMMINGS Hişt / e.e.cummings, Türkçesi: Tuğrul Asi Balkar, Duvar yayınları, 1984
Seçilmiş Şiirler / e.e.cummings, Çev: Suphi Aytimur, Adam yayınları, 1993
Seçilmiş 100 şiir / e.e.cummings, Türkçesi: Faruk Uysal, Perşembe Kitapları, 2001
Profil, Cummings, Hazırlayan ve Çev: Samet Köse, YKY 2002
" Seni diğerlerinden farksız kılmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada kendin olarak kalabilmek dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı artık hiç bitmez...
(e.e.Cummings)
Alıntı:
E. E. Cummings ismini kullanan Amerikalı şair, ressam, deneme ve oyun yazarıdır. Hayatı boyunca dokuz yüzden fazla şiir, iki roman, birkaç tane de tiyatro oyunu ve deneme kitabının yazarı olan Cummings'in, bunların yanında birçok tablosu bulunmaktadır. 20. yüzyıl şiirinin en önde gelen ve popüler yüzlerinden biridir.
E. E. Cummings'in geleneksel olmayan majüskül (büyük) harf kullanma tarzı zaman zaman yayıncı ve okurları tarafından isminin küçük harflerle ve araya nokta konulmadan yazılması suretiyle öne çıkarılmıştır.
Ölümünden sonra eşi tarafından bir kitabın önsözünde belirtildiği üzere yazar sadece küçük harf kullanarak şiirlerini yazmıştır. Böylece ismi resmi olarak "e. e. cummings" olarak değiştirilir. Fakat daha sonra, Cummings tarafından eserlerini Fransızcaya çeviren kişiye yazılan bir mektup incelendiğinde isminin yazılışında büyük harf kullanılmasını tercih ettiği ortaya çıkar. Bugün Cummings'i araştıran bir kişi yazarın ismini küçük harfle yazmasının bir alçakgönüllülük göstergesi olduğunu düşünebilirken, bir diğeri bu durumu yazarın kibirli olmasıyla açıklamaktadır.
bu sözümona insanlara kalp verilmemişti
nasıl olmalıydılar? sözümona kalpleri düşünecekti,
bu sözümona insanların hiç akılları yok ama
olsaydı bile sözümona akılları var olmayacaktı
ama bu var olmayan akıllar hayat bulsaydı
böyle bir hayat başlayamayacaktı yaşamaya,
yani soluk almaya, ama tutku aldı, kokacaktı nefesi
ve ruhlar, neden ruhlar parça değil bütündür
(ama tüm bu sözümona insanların binler üzre
yüzlercesini çarpmış olsaydık iki ile
sonsuzluk hiç de eşit olmayacaktı bir'e)
çün senin milyonluk benliklerin ve benim
yeterli olabilir aşkın eşsiz gizemi boyunca
her güneş dönedururken çevresinde kendi ay'ının
özgürlük bir kahvaltı sofrasıyken
ya da gerçek doğru ve yanlışla yaşarken
ya da köstebek yuvası dağlardan yapılırken
- yeterince uzun ve gerçekten uzun
görünüşün kirasını ödüyor olacak
ve yetenek takımını kıvandıran dahilerdir
ve alevleri en yüreklendiren sudur
şapka askıları şeftali ağaçlarında büyürken
ya da umutlar en iyi kcl kafalarda dans ederken
ve her el parmağı ayak parmağıyken
ve bir cesaret bir korku iken
- yeterince uzun ve gerçekten uzun
arsızlar her şeyi arlı sayacak
ve eşekarıları ağlayacak soktuğu çocuklara
ya da görenler kör iken
ve sakakuşları baharı selamlamazken
ne sıradan halk dünyaya küresel derken
ne de çancılar çan sesi kesilince ölürken
ve ortaklaşma seyrek ve kerterizler değişirken
- yeterince uzun ve gerçekten uzun
yarın pek geç olmayacaktır
solucanlar sözlerdir ama sevinç sestir
aşağı iner biri ve yukarı çıkar öbürü
memeler meme olacaktır butlar da but
eylemler düşleyemez düşlerin ettiğini
- zaman bir ağaçtır (bu hayat bir yaprak)
ama aşk gökyüzüdür ve ben senin’çinim
gerçekten uzun ve yeterince uzun
vardır belki, 2.5 ya da olamaz ya 3
kendine özgü ve her biri epeyce şişman
bin yıl. Daha çoğunu beklemek
fantastik de patolojik de değil ama
dilsiz olurdu. Bir çarkın dönüş sayısı
belirlemez onun yuvarlaklığını: ambarınızda
buluşan kırlangıçlar kıvançlıysa; kimse daima
bir şey kazanmaz, küçük şeyler siste iri görünür
ve (Kanı bizim'çin saçılmış olan O'nun adına)
bir şey tüm insanlıktan daha küçük olursa ya da
bir şey daha yozlaşmış olursa sözümona
uygarlıktan, ben stalinci bir kıçı öperim
hitler'in penceresinde gelecek çarşamba E.S.T. (*)
saat 1' de getirin yavrucukları birlikte eğlenelim
babam sürüp gitti aşkın yazgısı içre
hep kendisi kalarak gönül zenginliğiyle,
şakıyarak her sabahı her geceden
yüksekliğin derinlerine sürüp gitti babam
bu miskin unutkan genç orada
onun bakışıyla ışıya durdu burada;
şu genç (ürkek tavırları onca kararlı)
onun bakışlarıyla canlanıp davrandı
yeniden, gömülmeyi bekler haldeyken
gerçek benliğine kavuştu, onun nisan dokunuşu
zorladı uyuyanları kısmetinde oğul vermeye,
uyandırdı düşçüleri kendi ruhsal köklerine
ve bir güzel tüm benliğiyle ağlasa
babamın parmakları uyku getirirdi ona:
en küçük ses bile duyulamazdı boşuna
çünkü dağların büyüdüğünü seziyordu babam.
Yükselterek vadilerini denizlerin
neşenin acılarıyla sürüp gitti babam;
överek bir alnı, ay derler adına,
şakıyarak tutkuyu bir başlangıca
neşe şarkısıydı onun, neşe onca arı,
bir yıldızın yüreği yanında dümendeydi
ve onca arı şimdi ve şimdi onca evet
şenlenirdi alacakaranlığın bilekleri
istekli, bir yazortası nice istekliyse
güneşin düşünen aklının almayacağı ölçüde,
onca kesinlikle (en tepesinde onun
onca irice) duruyordu düşü babamın
onun eti etti, kanı kandı onun:
hiçbir aç yoktu ona yiyecek dilemeyen;
hiçbir sakat yoktu bir mil sürünmesin bayırda
sırf görmek için onun gülüşünü orada.
hor görüp tantanasını olmalı ve olacağın
duyguların yazgısı içre sürüp gitti babam;
onun kızgınlığı haklıydı yağmur kadar onun
acıması yeşildi başaklar kadar
yılın eylülleşen kolları uzatır
daha az bolluk dosta düşmana
babamın aptala akıllıya
ölçüsüzce sunduğuna kıyasla
gururla ve (ekimleşen alev ile
çağrılmış) dünya aşağıya tırmanırken,
ölümsüz eser için onca çıplak
omuzları ilerledi karanlığa karşı
üzüncü ekmek kadar doğruydu onun:
hiçbir yalancı yüzüne bakamazdı onun;
her dostu düşman kesilseydi
o gülüp kardan bir dünya kurardı.
bizimkiler içre sürüp gitti babam
şakıyarak her yeni yaprağı her ağaçtan
(ve her çocuk bilirdi ki dans ederdi bahar
duyulunca babamın söylediği şarkılar)
paylaşmayanı varsın insanlar öldürsün,
kan ve et varsın pislik ve çamur olsun,
düzenci tasarım ve tutku birer kalıttır,
özgürlük bir haptır ki alınır satılır
çalmaya düşkün ve acımasız türden,
bir yürek korkacak, kuşkulanacak bir beyin,
ayırt etmek bir sayrılığı benzerinden,
uydurmak doruk noktasına kendisinin
parlak diye neyi denediysek hep donuktu,
acı şeylerin hepsi bütünüyle tatlı,
kurtlu eksi ve dilsiz ölüm,
tümü kalıtımız, tümü bırakılan
ve hiçbir şey onca az değil gerçek kadar
- derim ki gerçi nefretti insanları yaşatan-
¬babam bu yüzden kendi ruhunu yaşadı ancak
tamamı aşktır ve hepsinden çok
hiç gitmediğim bir yerde, sevinçle ötesinde
her türlü yaşantının, kendi sessizliği var gözlerinin:
en ince kımıltında bir şey var içime gömen beni,
bir şey dokunamayacağım kadar bana yakın
kolayca açar beni en ürkek bir bakışın
parmaklar gibi kapamış olsam bile kendimi,
sen hep yaprak yaprak açarsın beni, Baharın
(dokunup ustaca, gizlice) açışı gibi ilk gülünü
ya da beni kapatmaksa isteğin, ben
ve hayatım kapanırız güzelce, birden
karın her yere özenle inişini
düşleyen yüreğince şu çiçeğin;
duyduğumuz hiçbir şey bu ülkede
erişemez gücüne sonsuz inceliğinin:
yapısının renkleriyle beni bağlayan,
öldüren, hiç durmadan, her nefeste
(bilmiyorum nedir bu sende olan, bu kapayan
ve açan; yalnız anlıyor içimde bir şey
gözlerinin sesini göllerden derin olan)
kimsenin yok, yağmurun bile, böyle küçük elleri.
Komayın beni bu ellerde-gayrı durmam
Bu yol kavşağında susmuş gözler senin
Beni kıskıvrak saran kollar senin kolların
Tutamam ellerini- yanımdasın.
Rüzgar gibi bakıyorsun - saçlarım uçuşuyor
Ellerimi örtüyorum yüzüme - gözlerine bakamıyorum
Sen bir çiçeksin yavaşça açarsın
İncecik belin salınırsın- ilk çiçeksin baharda
İşte uzat ellerini- ben gözlerimi yumuyorum
Yeni yetme bir sürgün gibi kuruyorum olduğum yerde
işte bu benim yüreğimdir- atmıyor
İşte kar düşüyor gözlerime
Hiçbir şey güçlü değil bu dünyada seni sevmek kadar
Senin yüreğin kadar aydınlık değil
Hiç bir şey ölümcül değil bu koku bu renk kadar
Vücudun kadar alımlı değil hiçbiri çiçeklerin
Neden bu güzelliği dudaklarının
Gözlerinin bu koyu karanlığı
Bir şey var yüreğimde kuş gibi uçarı
Gözlerinin şavkı çiçeklerden
Yağmur yağar telli pullu
Biliyorum- ellerin gibisi yok.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız