cazmanya_yeniden Okur

Kayıt: Dec 11, 2007 Mesajlar: 26 Nereden: Niksar'daki Evimizden!!!
|
Tarih: Çrş Nis 16, 2008 1:51 am Mesaj konusu: MELİS |
|
|
Oldum olası nefret etmişimdir şehirlerarası otobüs yolculuklarından.Yazın ortasında kışı,kışın ortasında yazı yaşatan,”klima” denen o soğuk aletle iklimleri ters-düz eden otobüs kaptanları yüzlerce kez ahımı almıştır bugüne kadar.
Bu sefer de en az diğerleri kadar soğuk.İklim Akdeniz ve buz gibi bir Ağustos gecesi.Az kaldı,Antalya molasında dışarı çıkıp ısınacağım çok şükür.
Antalya otogarını görenler bilirler,otogardan çok hava alanını andırır.Benzerlerinin kasvetli havasına inat ışıl ışıl parlar geceleri ve bir hayli de pahalı bir yerdir.Metabolizmama güvensem wc ye bile gitmezdim orada,çünkü kurtulmak istediğiniz ağırlıklar midenize inerken daha ucuzdur.Bundan emin olabilirsiniz…
“Sayın yolşularımıss otsss Dakka ihtiyaşş ve dinlenme molası.Kalkışhh ssatimiss …”Anonsta bildirilen perona ulaştığımda iliklerime kadar ısınmıştım… Keyifle bir sigara yaktım ve sonra bütün kalabalık mekanlarda yaptığım gibi insanların yüzlerinden düşüncelerini okumaya çalıştım.Oldukça keyifli bir uğraştır bu,zaman akıp gider tahminlerle…
Otogarlarda,tren istasyonlarında ya da hava alanlarında yüzler kaygılıdır.Bazıları uğurlar bazıları karşılar,.”Sağ salim gelse bir”, ”kazasız belasız varsa!”, şansız olanlarıysa yola çıkar”Ulen biter mi onca yol be!”.
Yol yorgunluğunun molalarda yüzlerine vurduğu insanlar ya da yolculuk yapmanın stresine kapılmış veyahut da birazdan ayrılık acısı çekecek olanların bunalım hallerinin arasında,bir aile sanki bayram havasına bürümüş gibi gülüşüp eğleniyordu.
Melis,Melis'in biri 2-3,diğeri 5-6 yaşlarındaki iki erkek kardeşi,Melis'in 40 yaşlarındaki çelimsiz,bıyıklı babası,yine Melis'in dal gibi,tahta göğüslü annesi ve en nihayetinde Melis'in büyükannesi olan Ucube'den oluşmaktaydı bu aile.Bir sütunun önüne valizlerini yığmışlar ve üzerlerine oturmuşlar,bu halde otobüslerinin gelmesini bekliyorlardı.
Evet,hepsi neşeliydi ancak Ucube;simsiyah saçı-teni,kasıklarına kadar sarkmış,ancak göbeğinin çıkıntısıyla frenlenebilmiş koca koca memeleri ve sırtından yaklaşık 35-40 cm dışarıda devasa kalçaları,o iğrenç gülüşüyle birleştikçe adeta canavarlaşıyordu.Acaba Eflatun’un dışladığı,”işe yaramaz” dediği ve o meşhur devletinde barındırmak istemediği şişko bu muydu…?Sadece kirden ve yağdan taranması imkansızlaşan kuş yuvası saçları bile toplum içine çıkmasını tasvip etmememe yeterlidir.Melis’in düşmanı,pis Ucube….!!!
8-9 yaşlarında,kara kaşlı kara gözlü,32 dişinin gelişimini yer yer tamamlayabilmiş bir melek Melis.Üzerinde rengi solmuş kırmızı bir tişört,altında ise gözleri kamaştıracak kadar canlı fosforlu yeşiliyle bir şort…Olukça neşeli,en azından kendi kendine eğlenmeyi başarabiliyor,tabii buna izin verilirse…
Otobüsün yanıp sönen park lambasına kocaman açtığı ağzını dayarken,henüz leke düşmemiş yüzünü şeffaflaştıran ışık ruhumu aydınlatıyordu.Sinyal lambalarının periyodik yanıp sönmelerinin tersi anlarda O da gözlerini açıp kapatıyordu.Lambalar yanıyor Melis gözlerini kapatıyor,sönüyor gözlerini açıyor…Sanki ışığı hiç görmüyordu.O kadar geçmişti kendinden,o kadar eğleniyordu ki yüzünde patlayan o gereksiz tokadı algılaması bile neredeyse 2 saniye sürmüştü…Şaşırdı önce,sinirleri beynine acı hissini ilettiğinde,yüzünün tokadı yiyen tarafı kırıştı ve hemen sonra ağlamaya başladı…
Gözlem yetenekleri kuvvetli olanlar bilirler,çocuklar kendilerine acı veren bir olaydan hemen sonra ağlamazlar.Önce kendilerine ne olduğunu anlamaya çalışır,sonra kısa bir hasar tespit raporu tuttuktan sonra ağlamaya başlarlar.Örneğin koşarken düşen bir çocuk,önce boş boş bakar,sonra hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkar,üstünü başını silkeler,daha sonra vücudunda oluşan yaralanmaları tespit eder ve en sonunda ağlamaya başlar.Acı çekmektedir,sebebi vücudundaki yaralardır ve tüm bunlar düşmüş olmasından ileri gelmektedir..Parçalar birleştirilmiş ve sebebi anlaşılmıştır.Ama Melis hiç vakit kaybetmedi ağlamak için.Kendisine neden vurulduğunu anlamaya gayret etmedi bile.Herhangi bir psikolog,hangi bilimsel terimlerle açıklardı bu olayı bilmiyorum ama görenlerin gözüne ilk bakışta çarpan bir gerçek vardı ortada;O,yediği hiçbir tokadı sorgulamıyordu artık.İlk tokatta anlamıştım,Melis sürekli dayak yiyordu ve hepsinin sebebi aynıydı,Ucube’nin kokuşmuş vicdanın eseriydi bunlar…
Sustu Melis…Dayağı yemesi gibi ağlayıp susması da bir anlık olmuştu…Biliyordu;gerektiğinden fazla ağlamak vakit kaybıydı.Ortalığı şöyle bir kolaçan ettikten sonra tekrar başladı oynamaya.Otogarın ışıl ışıl parlayan kaygan zemininde önce koşarak hızlanıyor sonra sürtünme kuvvetine inat,patenciler gibi kaymaya başlıyordu.Bir oraya,bir buraya…Çocukluğum geldi aklıma.O yaşlarda okul koridorlarında Melis gibi kayıyordum ben de.Ama O’nun okula gittiğini bile sanmıyorum!
Tabakasından bir Maltepe sigarası çıkarıp yaktı Ucube.Henüz ilk nefesini çekişinde Melis’in tekrar oynamaya başladığını gördü.3-4 nefes daha çekecek kadar izledi O’nu.Sonra Melis’in erkek kardeşlerinden büyüğünü çağırdı yanına;”Tunç gel len buraya eşşoğlueşşek!”Çocuk büyükannesinin kendisini ne için çağırdığını anlamış olacak,büyük bir keyifle yanına koştu.Ucube Tunç’un kulağına eğildi ve Melis’i işaret ederek bir şeyler söyledi.Çocuk kendisine verilen talimatı heyecanlı bir kafa sallayışla onayladı ve beklemeye koyuldu.
Geliyordu Melis,Tunç’a doğru süratle kayarak geliyordu.Tam yanından geçerken öyle bir yumruk yedi ki burnuna,olduğu yere yığılıverdi.Ciğerleri katranla dolmuş Ucube’nin hırıltıları kahkahalarıyla,bir anda inlemeye başladı peronlar.Abisinin ilgi gören şiddetine özenen küçük erkek kardeşi de,yerde yatan gözü yaşlı ablasının saçlarından çekmeye,yüzüne vurmaya başladı.Melis ikinci bir çığlıkla deldi kalbimi.Birden fırladı ayağa ve koşarak Ucube’nin kollarına sığınmak istedi.Ama gitmesi gereken en son yerin o aptal kadının kolları olduğunu,Ucube kukusunu çimdiklediğinde anladı!!!Öyle bir çığlık attı ki,bu sefer annesi bile kayıtsız kalamadı yavrusunun feryadına.Melis bacaklarını ayırmış,seri darbelerle yerleri dövüyordu.Elleriyle bacak arasına bastırarak,acıyla,çığlıklarla tepiniyordu…
Bu sefer kolay susmadı Melis,dakikalarca ağladı…Annesi,Ucube’ye çekingen bir gülümsemeyle bakarak,Melis’i kanatlarının arasına aldı ama nafile.Küçük kızın çığlıkları otogarın kalın sütunlarında yankılanmaya devam ediyordu…Tam o sırada,az önce yazıhanelere giden babası geldi ve etraftaki onca insana aldırmadan,kükreyerek sordu karısına;“N’oluyor len kitabını s…lerim?!” Kadın korkudan bayılacaktı neredeyse.Tahta göğüslerinden soldaki bile,kalp atışının şiddetinden belirginleşmişti neredeyse…”Tunç yumruk attı” diyebildi ürkek sesiyle…
Gözü dönmüştü adamın.Kim bilir neye sinirliydi de çatacak yer arıyordu.Tunç’u çağırdı yanına;“Buraya gel len pezevenk!”Korkudan bayılmak üzere olan çocuk tıpış tıpış geldi ve dikildi babasının önüne.Ağzı,korkuyla soluyan bir tavuk gibi açılmış,soluk alış verişi hızlanmıştı.Çenesi,boğazı tir tir titriyordu.Elleriyle yüzünü korumaya çalıştı ama babası, bir “Reich kumandanı” edasıyla hazır ol a geçmesini emretti ve sağ el işaret parmağını kanca biçimine sokarak,birkaç kez çocuğun burnuna vurmaya çalıştı.İki başarısız hamleden sonra üçüncüsü Tunç’un da yere yıkılmasına sebep oldu.Ucube bunu hazmedememişti…
Melis nihayet kendisini koruyan birinin olduğunu görmüştü.Annesinin koynundan çıkıp usulca yöneldi kurtarıcısına .Teşekkür edercesine sarıldı babasının bacaklarına ama en şiddetli tokadı da ondan yedi;”Geç len şuraya!!!”
Nereye?Nereye geçseydi Melis’im.Her yerden bir tokat iniyordu yüzüne.Sebepsiz,keyfi,ani…Suçu(!) sadece eğlenmek olan bir çocuğun bunca darbeyi kaldırabilir miydi küçücük bedeni.Belki…
Peki ya ruhu…?Allah’ın her günü onlarca acıyı bedeninden savuşturarak kalbinde biriktirmeyi hangi yetişkin başarabilmiş ki bacak kadar çocuk başarsın.Geceleri uymadan, sabah olmasın diye yalvaran birisi yarınlara nasıl umutla bakabilir ki?
“Aşağıda İzmir yolcusu kalmasın!”Alıp seni de götürsem…Bunu yapacak gücü bulabilsem kendimde!Gitmem gerekiyor ama son kez bile bakacak yüzüm yok sana.Onca kalabalığın ortasında bir ben fark ettim seni bir de yolculuk boyunca bana işveli işveli bakan o aptal kız.Evet aptal,çünkü en ateşli bakışını Ucube kasıklarının arasını çekiştirdiğinde attı bana…
Ayesha’ya…
3 Mevsim önce,barlar sokağında herhangi bir barın taburesinde,Melis’i düşünerek sarhoş olmuş,boş bir kafanın verdiği gecikmeli bir söz... |
|