Bizim mahallenin delisi Halil, gece gündüz bilmez, ağzına küfrün her çeşidini dolar öyle yürür sokaklarda. Bizim evin hemen karşısındaki şu meşhur boş arsada kimi zaman mola verdirir içinden küfürler akan sözlerine. Mahalleli korkmaz Halil’den, bilir onun kimseye zarar vermek istemediğini, kötülüğü dilindedir onun. Bugüne kadar da duymadım kimsenin canını yaktığını.
Bizim mahallenin delisi Halil, çocukların Halil abisidir.
Halil mahallede bir yürüyüşe çıktı mı kimi balkondan sarkar çağırır onu, kimi oyunu bırakır peşine düşer. Bakkallar da cömert davranır ona, cigarası hep beleştir. Baharın gelişini şu boş arazide otların filizlenmesiyle anladık ancak, güneş en sıcağından tepede görünürken Halil kısacık otların arasında bir yer edinmiş kendine. Yanında kola, yarım ekmek ve bir de sigarası var. Yanından biraz da korkarak geçtim, dünyayı gördüğü yok ki, geçenleri görsün. Gölgelerle yaşamak kolay değildir elbet ama kimi zaman gerçek olanı gölge gibi görmek güzeldir. Neyse ben dünyalık işlerimi bitirdikten sonra eve yürüdüm. Halil bıraktığım gibiydi hala, elinde sigara ve kola…
Bugün de bulduğu bir taşa oturmuş, sırtını dönmüştü caddeye, insanlara. Arada homurtuyla bir şeyler söylüyordu. Onun dünyadaki yükü ağır ve yorucu. Ötelerde yorulmaz inşallah…
Gece uzun ve sıkıcı... Gözlerim iplerde salınan çamaşırlara değdikçe her birinden bir insan sarkıyor sanki gecenin kalbine. Sokaktan geçenlerin ayak sesleri tanıdık değil, topuklarını yere vura vura yürüyenlerin göğüs kafesinde şarkıdır nefes. Odaya hapsolan ses, müzik bile olsa, duvarlara çarptıkça hep aynı şeyi fısıldıyor bana; kaç ve kurtul hayatın kalbinden.
İnsan bir başka insanın korkusunu yaratır
İnsan bir başka insanda nefestir
İnsan delirdikçe, kepenklerini indirir hayatın
İnsan kalabalıkta yalnızlığın kokusunu çekmek ister içine
İnsan kaybolamayandır
İnsan tebeşir tozuna kelimeler dizendir
İnsan bir başka insanı bekleyendir
Ve besleyendir
Ve gece gözleri kapamak için iyi bir fırsattır
Gündemi oluşturan yargı süreci hukuk çalışırken işimi bir hayli kolaylaştırdı. Eğitim sistemimizde teorik ve pratik ders anlayışını bir arada görmek enderdir. Yaşayarak öğrenmenin ‘acıtan’ faydaları…
*
Bir arkadaşım dün eskizlerini bana göndermiş, kıskandım doğrusu. Karakalem çalışmanın tadı bir başkadır, noktaların dansı… Resim yapmaya ara verdiğimden beri bir yanım hep eksik sanki. Sınavları atlatıp resim yapmaya devam etmek lazım.
*
Koyunlarını ikiden altıya çıkarmayı başaran yaşlı amca, hayvanlarla uğraşmaktan sıkılmış olacak ki sayıyı dörde indirdi. Üstelik ikisinin de ayakları kırık. İki tahta parçasıyla tutturulan ayaklar bol çaputla sıkıca bağlanmış. Zavallı hayvanlar bu halleriyle de çocuklardan kurtulamadılar.
*
Hava tüm gün kapalıydı, yağmur da yağmadı bir türlü. Göğe bile rahat yok…
Rabbim, başımızı eğdirme haine karşı. Ruhumuzun en parlak yanları yara aldı. Hangi güneşle örtülür bilmem. Cesaret ve korku aynı yolun adamı, kime çelme olursa bir diğeri, o kazanacak…
Bugün kazan gibi kaynıyordu her taraf. Güneş yüzünü bir gösterdi, yüzlerce gölge düştü sokaklara. Cebinde lirası olan da olmayan da alışverişe kaptırdı kendini. Öyle ya kim nerden bilecekti elinde avucunda olanı, iş ayaklara kalmıştı. Gücünü topuklarında taşıyan şehir ahalisi çarpa çarpa sürükleniyordu ve akıyordu şehrin arklarında. Bu çılgınlık her hafta bir mucize gibi tekrar ediyor. Sabahın erken saatlerinde ben yine randevu derdine düşmüşüm ama benim de aklımda pabuçlar var… Herkesleşmek o kadar kolay ve kaçınılmaz ki buna dur demeye kalmadan ayaklar geçiyor üzerinizden. Kimlik değiştiriyorsunuz ve bir gregor samsa hadisesi cereyan ediyor adeta. İnsanın dönüşüm hikayesi… Neye dönüştüğünü bilmeden üstelik…
Duraklarda bekleşenler, vitrin etiketlerine ceptekini uydurmaya çalışanlar, banklarda nefeslenenler, egzoz dumanı, kıyasıya mücadele eden arabalar ve ellerinde poşetlerle kalabalığın kokusunu, kirini ve yorgunluğunu evlerine taşıyanlar. Dünya kocaman bir alışveriş merkezi ve insan beyninin koridorlarına her geçen gün yeni bir mağaza açmakta. Bu çılgınlıkta hepimizin payı var...
Dört duvar, küçümsenemeyecek kadar geniş bir özgürlük alanıdır aslında…
Pazar, adına yakışır bir sessizlik getirdi sokaklara. Ama Halil bu sessizliği bozmak için en yüksek perdeden haykırıyor. Topu kovalayan çocukların da sesi olmasa meydan Halil’e kalacaktı. Yine her zaman ki gibi ağza alınmayacak sözleri tekrar ediyor ya çocuklardan biri dayanamadı:
“Halil Abi ayıp oluyor ama”… ))
Annelerin çocuklarının ağızlarını ve davranışlarını temiz tutma gayreti Halil sayesinde havada asılı kalıyor…
Gök yarıldı ve içinden güneşler aktı denize. Yalan, külliyen yalan…
Zamandan kaçmak ve göğün kabuğuna saplanmak istiyorum. Zor olan insanın kendisiyle baş edememesidir ve yine zor olan insanın başkaları yüzünden kendine savaş açmasıdır. Ve gerçekten zor olan insanın ta kendisidir…
İlk düğüm ve son düğüm birbirine en yakın noktada dururlar. Çözmek istiyorsan düğümü, sondan başlamanın hiçbir zararı olmaz. Bitiş ne kadar yakınsa bir o kadar da çekilmezdir ama. Bir nefes, bir nefes daha, bir nefes daha sonsuz nefes için…
Durup dinlenmeden ya da durup dinlenerek yaşamak, birbirinden farklı şeyler değil. Bir bütünlük içinde, bir uyum içinde deveran ediyor her şey, kötülük iyilikten daha üstün değil ve iyilik kötülüğün daha iyi fokurdaması için iyi bir bahane. Bütün bahaneler insan için ve sığınmalar ve arsız dilenmeler ve köprücük kemiğine yaslanan ağrılar ve diz kapaklarına saldıran korkular ve emekleyen kutsallık ve göz çukurunda kıvrılan yaşlar ve sızısı en anlaşılmaz olan kaygılar ve kalburüstü gerçekler ve arada gerçeğe çok yakışan yalanlar vesaire…
İnsan, toprak olmaya en çok yakışandır. Bu yüzden çehresi hep toprağı çağırır, çağrıştırır…
*
Güzel elbiselerin içine gizlenmişleri, kıyısından çöplerin aktığı bir sokağa atmak için kimin eteğinde çırpınmak lazım... Çok mu zor ayakta kalmanın adını koymak… Savrulmamak...
Durmaksızın kirleniyor hayat, kuyulara akıyor içten geçen ne varsa. Ve göğün kapılarına kilit vuran her söylem insanın göğüs kafesinde büyüdükçe, yalnızlaşacak ve diz çökecek her önüne gelene. Her önüne gelen yerini bir başka gelene terk etmedikçe hep aynı tanrıya dilenecek, tanrılaşmak isteyen…
İnsan kendine gelme yetisini yitirdi. Bugün bütün geçmiş günlerden daha iyi bir gün değil, hem de hiç değil…
Kendime çektirdiğim bu eziyet niye? Hayatımın her aşamasında ruhumu oyalamak için yeni oyunlar kurmalı ve rolün en güzeline sahip olmalıyım. Nedir ki bu. Eğer bir sarhoşun bilinciyle yaşamak gerekiyorsa hayatı, yaşayalım. Yok, eğer duyarlılıkların içinde boğulmak gerekiyorsa boğulalım. Ve bizi kurtaracak olan çoktan yok olmuş olsun. Ne çıkar. Cehennemi gözlerinin ötesinden görene cennetin kapıları niye aralansın. Uçsuz bir uçurumun dibinde çiçeklenmek için verilen savaş, yüksekten düşen bir çılgının nefes alışı gibi korkuya sırtını dönmüş olmalıdır. Can toprağa değdiği anda nefes tükenmelidir. Bir kalp taşıyanın uçurum kenarında akıtacağı gözyaşı sadece onundur. “Öteki cehennemdir- Sartre”…
Ve toprağın hangi yüze dönük olacağını ancak Tanrı bilir.
Ve Tanrı en önemli bilgiyi kullarından saklamayı yeğledi…
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız