Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 155 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Karakutu Forum Son Başlıklar

 Bilginin Muğlaklığı
 TARAF OLMAK !
 Divan edebiyatı üzerine konuşalım
 Her şeyi açık etmek
 Futbol Sadece Futbol Değildir
 Antonio Machado
 LAİKLİK YA DA ...?
 Sevmek ya da Sevmemek...
 SAKSI ÇİÇEKLERİ
 Siyasal Simge olarak Türk Bıyık Çeşitleri
 Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar
 Osmanlı'dan Miras- Türkiye'de Yönetici Sınıflar
 MÜSLÜMAN ESKİSİ
 İstihzanın psikosu..
 MİLATLARIMIZ
 Sanatçı küstahtır
 RODİN VE CLAUDEL=TRAJİK BULUŞMA
 Firavun, Musa ve deveyi kesen 9 kişi
 İdeoloji ve İdeolojik İnsan
 Aynalı sazan parlıyor...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Üyelerimiz
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

(Üye olabilirsiniz!)
Üyelik:
Son Üyemiz: anna
Bugün: 1
Dün: 2
Toplam: 20783

Şu An Bağlı:
Üye adayı: 155
Üyemiz: 13
Toplam: 168

Şu An Bağlı:
01 : fadim
02 : gahura
03 : estonuz4
04 : solipsist
05 : estonhxt
06 : moonartist
07 : yasemin111
08 : tiananmenian
09 : sduzgun81
10: dikaci
11: EMELPINAR
12: gece
13: eylem

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

İnsanı kullanma kılavuzu


İnsanı kullanma kılavuzu
Sayfa 1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Genel
Yazar Mesaj
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Prş Mar 27, 2008 8:26 pm    Mesaj konusu: İnsanı kullanma kılavuzu Alıntıyla Cevap Ver

“Aç köpek fırın deler.”
-Anonim-

Fırını ağzına kadar ekmek dolduracaksın. Açlıktan kıvranan bir köpeği de fırının çevresinde dolandıracaksın. Atasözü bu ya; köpek bir şeyleri delme düşüncesinde olacak. Fırın kimin fırını, hangi mahallede ve ne üretiyor? İşin içinde pide,simit, yufka ve bilumum şeyler var mı- yok mu? Köpek sadece bir kuru ekmek için mi deldi fırını? Kuru ekmek için delinir mi laaa fırın? Durduğu yerde köpeğin köpeklik güdülerinde şüpheye düşülmez mi? Köpek koku noktasında uzmandır. Bizim köpek de burnunu kullanamıyorsa , hayatı burnuyla yaşayamıyorsa bu köpeğin pek işe yaradığı söylenemez. Bu köpeğin açlıktan ölmesi bir şey değiştirmez.

En meşhur uzvuyla yaşar canlılar. Bak mesela insan beyni ile yaşar. Beyin sahibi bir canlıdır insan. Aç insan fırın deler, lafı insan için denir mi hiç? Yoo , denmez! Demek ki insan burnuyla yaşayan bir canlı değil. Okkalı bir beyni var ve onunla yaşar. Kokuyu beyniyle alır. Her şeyi beyniyle görür. Paranın kokusunu alacak bir organı yok insanın. Hatta böyle bir durum da yok insan için. Paranın kokusunu alacak olan da köpektir.

Atasözleri bu anlamda nereye kadar dayanır? Köpekler ve insanlar sanki burada birbirine karıştı gibi. Öyle değil ki ama. İnsan iki ayaklı bir canlı olup her ne kadar kuyruklu olduğu iddia edilse de evvelinde öyle değildir. Köpekle bir benzerliği olur mu? Bu aslında kötü bir benzetme. Ama atasözü işte bu ikilemi içinde barındırıyor.

Fırının çevresinde dolanan köpekler birer tehdittir. Bu köpeği birileri göndermiş olabilir. Karşı taraftaki fırının sahibi olabilir mesela. Yan taraftaki fırın neden olmasın? Evet…evet olabilir. Senin fırınını delmek isteyen bir sürü insan var. Korumalısın fırınını. Ekmek teknen burası. Canın pahasına da olsa koruyacaksın. Bu işin eğitimini alacaksın gerekirse. Yüz altmış saatte verilen, burnun keşfedilmemiş yönlerini, burnun işlerliğini, mucizeliğini keşfetmek için zaman ayırmalısın. Katılacaksın bu kursa/kurslara… Nedir bu? Fırın delici köpeklerin kokusunu alacak bir burna sahip olmak dehşet bir çözüm. Eee…yaşama alanını korumak zorundasın. Gerekirse burnunu geliştireceksin abi, o kadar!!!

Proust’un koku ile doldurduğu romanı. Aaaa …işin içine yoruma açık cümlelerde girecek birazdan. Burnuna gelen sıcak ekmek kokusu seni alır götürür bir yerlere. Çocukluğuna karanlık mahallenin çamurlu sokağına. Üşüyen ayaklarına, sefil düşlerine, açlıktan karın zili teneffüslerine, mezbeleye dönüşen bir hayata…

Dikkat!!! Mahallede dolaşan köpeklerin aç olup olmadığına bir bakın.
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Prş Mar 27, 2008 9:30 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İnsanı kullanmanın en kolay yolu bir başka insandan geçer.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cum Mar 28, 2008 8:15 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


Şimdi benim fırını delmeği düşünen köpekten yana olduğumu düşünmüşsünüzdür. Kirli ve pireli bir sokak köpeğinden yana duramam. Bu benim prensiplerime aykırı. Acıyan tarafım var. Buna istinaden vicdanımı rahatlatmak istedim. Durmadım… Durur gibi oldum. Ama gördüğünüz gibi birden hareket ettim. Kirden tüyleri birbirine yapışmış ve rengi kaybolmuş bir köpeğin kafatasımda ne işi olabilir? Şatafatlı duran çay saatlerine harika tasmalarla giden fino köpekleri ve onları taşıyan narin ellerin pürüzsüz duruşları varken fırtınaları koparamam. Bir fakirlik edebiyatı mı yapacağım?

Ne olacak ya “burnunun dikine giden” bu tür yaratıklardan? Burnunu her şeyin içine konuk etmek bir yere kadar canım. Her şeyi burnunla algılamaya çalışmak da ne demek? Vücudunda bir milyon tane uzvun var. Bunlardan sadece birine çok inanmak ve güvenmek ne demek? Hele salya sümük akan bir organ. Şekilsiz. Bir çok mankenin ya kaldırdığı ya küçülttüğü aksesuar aparatı. Rahatsızlık organı. Her canlının suratında kavgada ve savunmada en çıplak yeri. Doong!!! Bak kanadı, kırıldı, yaralandı,çizildi….bin bir bela oldu. Hele kışın. Bu ne ya! Donuyor. Kırmızılaşıyor. Üşümüyor, sahibinin canını yakıyor,işkence ediyor yapışık olduğu surata. Dışardan gelecek doğa saldırılarının sendeki müttefiki. Öyle bir organı hayatının baş köşesine oturtmuş bir yaratıktan yana olamam.

Adaleeeeet …! Diye bağırmalıyım. Eşitlik. Organ eşitliği. Evet millet organ ayrımcılığına son! Organların arasındaki bu ayrıma son! Organ zulmüne ve organ kayırıcılığına son! Kahrolsun bu ayrımcılığı yapana! Hani organlardan birisine yakın duracaksam emin olun bu burun olmaz. Olamaz. Burundan daha eğlenceli organlar var. Anladınız…anladınız!!! Okuyucunun terbiyesini göz önünde bulundurarak okuyucunun tecahül-ü arif yaptığını da ben anladım.

Canlılar, özellikle bir taraflarıyla var oluşlarını çerçevelerler. Çerçevenin dışında kalan tarafları çok da önemli olmuyor. Tavus kuşu mesela. Ulan, ne kadar güzel olursa olsun onca kuyruk taşınır mı? Bu kuş kuyruğundan ibaret. Niye Tavus kuşu denmiş ki o zaman buna? Kuyruk kuşu işi daha iyi sergilerdi. Problem diyeceğimiz bir çok şey var. Önce problemi yarat sonra da bu problemi çözmek için uğraş ve buna hayat de. Hayatın tanımı bu mu be?

Kalçalarıyla var olanlar, bacaklarıyla var olanlar, göğüsleriyle (Meme mi demeliydim? Meme demiş olsam işin erotizmi kaçar. Duruşu bir et parçasına döner. Demeyeyim.) dudaklarıyla, saçlarıyla, pazılarıyla, (bu virgül aralarını biraz abartmalıyım), iç çamaşırlarının içinde taşıdıkları organlarının büyüklüğü- küçüklüğüyle, hatta sonradan vucudlarına monte ettikleri organlarıyla ki bu cüzdandır, ki bu kredi kartıdır, ki bu arabadır, ki bu “ Görenler ,üstünde ne iyi duruyor derlerdi her bakışta” dedikleri bir şeydir.

Burnunun dikine giden bir yaratıktan yana duramam. Bu kadar kas kafalı değilim. Hayatın eğlenceli tarafını bulmak zorundayım. Organ konusu açılmışken, canlılarda en fuzuli organ beyin olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.
Birkaç değimde sonraki kuşaklara biz türetelim:

Kalçalarının dikine gitmek.
Bacaklarının dikine gitmek.
Şeyinin dikine gitmek.( Bu var ama olsun…)
İnce belinin dikine gitmek.
Arabanın modeli ve motor hacmine göre gitmek.
Kredi kartının dikine gitmek.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cum Mar 28, 2008 8:25 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

care demiş ki:
İnsanı kullanmanın en kolay yolu bir başka insandan geçer.



Bu yol bir başkasını mı yaratır?
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Cum Mar 28, 2008 2:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Varolan yeni bir yaratım gerektirmez aslında. Ama insan için her aşama yeni bir yaratımsa ve insanı başkalaştırıyorsa neden olmasın. Öte yandan ademoğlunu kuşatan salt dünyada olup biten değildir. Bu diyarda olanlar bağlayıcıdır, öteye bir hesap niteliği taşır. Bu sebeple köpeğin açlığı sadece köpeği bağlamaz, başka köpekleri de bağlar. Bir hayvanın insana en yakın durduğu noktalar midesi ve tatminleridir. Aç köpek fırın deliyorsa, insanoğlu neler yapmaz ki…
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cum Mar 28, 2008 7:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İnsan bir başkasından mı yaratır kendini? Kaç parçaya böler geleceği? Ertelediği şey ne? Kıyamet kopmadı mı? Öte dünya kavramının yarattığı CENNET algılayışı tüm aç köpeklerin fırını delmemesi için kullanılan (bu kelime önemli KULLANILAN) fenomen değil midir?

Her yeni aşama insanın bir BAŞKAYA dönüşümü müdür?
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cmt Mar 29, 2008 2:26 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


Gürültü ve sadakat. Kendisine verilen görevin sadakatini gösteren bir yaratığın zor anında fırını delme hakkı yok mu? Gece gündüz bekleyeceksin fırının tüm ekmeklerini. Ama aç bırakılacaksın. Fırının ekmekleri ve kasası biraz daha şişsin diye durmadan da havlayacaksın. Gürültü yapacaksın. Yırtınacaksın. Dikkat çekmeye çalışacaksın bağlı olduğun yerin materyallerine ve aç bırakılacaksın. Fırını delme hakkın yok mu? Delersen suçlu musun?

Aslanım…koçum….tosunum…kaplanım…! Sadakat kokan köpeğim. Önündeki sıfat olmazsa cinayet sebebidir son cümledeki köpek kelimesi. Bağlayacaksın yavruyu kendine. Bağlılığı bir köpek sadakatinde olacak. Görmeyecek bir başkasını gözleri. Hep senin için havlayacak herkese. Yakalaşanı ısıracak. Aşk böyle bir bağlılık ister. Aşkta kadının köpek sadakati ne çok kutsanır. Fırlatılan her şeyi geri getirecek. Tahta, sopa,çalı-çırpı, yuvarlak uçan plastik, düğünde kendisine takılan para,altın…evet evet, hepsini geri getirecek. Doğa gereği, taşıyıcılık görevi üstlenerek kendisine verilen birkaç damla sıvıyı çok daha büyük bir şey haline getirerek (bebek olarak) geri getirecek. Geri verecek. Yine doğa gereği bunu hayatının merkezine oturtacak. Ona sevgisini ruhunu, beynini, sağlığını, rahatlığını, hüznünü, aşkını, geleceğini-geçmişini verecek. Verirken, vermede ciddi bir sadakat gösterecek. Bu düzeneği ben kurmadım. Kelimelerim sadece bana tanıklığımı geri veriyor. Bu sadece…

Saçını başını süpürge edecek kadın. Duygunun dibine vuracak. Ağlayacak, sızlayacak. Sevecek. Yanacak , tutuşacak. Derin derin hayat bağları kuracak sahiplenilme duygusuyla. İşler sarpa sardığında fırını delecek kadın. Bak işte bu noktada tahrik var. Telaş var. Yangından mal kaçırır gibi bir şeylerin altına fitne-fesat sokma var. Kadın karnını ve kalbini doldurmak için fırını delmeyecek . Dengelerin bozulması ve kadının ruhu, kalbi ve midesi biraz daha aç bırakılması adına yapılacak/yaptırılacak bu. “Del şu fırını! Lanet olsun erkekleş. Feminist ruhun ızdırabını kadınlığına tercih et,durma…!!! Güçlü bir kadın erkeğe ihtiyacı olmayandır. Güç erkeğin elinden alınması gereken bir kırbaçtır. Al ve kendini bu kırbaçla terbiye et!!!”

Sadakat ve köpeklik. Neye sadakat? Kadın kalmaya sadakat. Erkek kalmaya sadakat. Sadakat ve ekmek kelimeleri yan yana geldiğinde ne ifade edecek? Fırının içine fırını delerek giren kadın, fırının neresine girdiğini fark etmeden ateşin içine bir kapı açmış olabilir. Ki çoğu zaman öyle olur. Delinen bütün fırınlar iflas etmiştir. Ki kadın kendi cehennemine kendini atmıştır. Çıkan dumandan erkek kendine bir dişi daha yaratır ve hayaletlerle doldurur fırını. Hayaletleri ve hayalleri fırının haznesine atar. Yakar ve ekmeği pişirir. Pazarlar.

Erk köpek, fırını hep bir dişi köpek için deler. Dişi köpek, fırını neden deliyor?
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cmt Mar 29, 2008 2:54 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver



Yahu ben Hilmi’ye söylemiştim. “Oğlum, bu taraftaki kalabalık çok kalabalık!” Dinlemedi. “Varlığımızı adayabileceğimiz ekmek kuyruğu, ekmek kokusu …” deyip durdu.

Ne yapsın, Hilmi de hayatında boynuna hiç tasma takılmamış olmanın garibanlığını yaşıyor. Özeniyor. İmreniyor. Bakakalıyor. İstiyor…Evet,evet …ist(e)iyor. Bu gariban surat olmasa aslında bu heriften çok manalı bir soytarı çıkardı. Walla…Gülten’i severken de böyle boynu büküktü. Gülten’e el sallarken…Ulan! Ne gemiler geçerdi boğazdan!!! (içinde yüzlerce güzel kız olan) Gülten hiç görmedi Hilmi’nin el salladığını. Eli de yoktu Hilmi’nin. Kenarlarında ne işe yaradığı hiçbir zaman belli olmayan iki sarkıt,iki dikit, iki fazlalık vardı. Ki bunlar ya tuvalete giderken kullanılır ya da inşaatlarda çalışırken. Kazmanın, küreğin,malanın …bir sürü inşaat malzemesinin Hilmi’deki uzantılarıydı bu eller.

Zorla fakirlik edebiyatının içine sokulduğumun farkındayım. Kendimi tutamıyorum mu ne? Hilmi yüzünden. Hilmi olmasa ne işim olacak o orospunun mahallesinde? Gülten’in o arka kenar mahalle fettanlığı ve o mahalleye ait olmayan işve-cilve kısmen de ona bağlı olmayan bir ontolojik fiziksel incelik(kadının istenen beden ölçüleri) ile “Canikom…!!!” dediği yanındaki yavru olmazsa beni kim sürükleyebilirdi bu fakirlik edebiyatına. Hilmi ile başlayan bu cümleler Gülten ve o yavruyu da taşıyor içinde. Bu tür yazıları yazarken o mahalleye de gidiyorum,Hilmi’nin suratının coğrafyasına, Gülten’in fettanlığına ve ismini okuyucuya hiçbir zaman söylemeyeceğim o yavrunun bir çok şeyden tecrit edilmiş güzelliğine. Onlardan söz ettiğim paragraflar bana o mahalle oluyor. Kirliliğinde kayboluyorum.

Galiba bu prim yapıyor. Yerli yersiz hak-hukuk, adalet , eşitlik…vb. olguları herkesin cebinde olan asgari müşterekler. Ya tespihtir elde dolaştırılır; ya çakmaktır herkesin sigarasına yakın durur. (“Abi, çakmağın var mı?”)

Hilmi, izmaritlerle besledi ruhunu uzun yıllar. Ne bilsin cümlelerin tütünün içine karıştırıldığını,kafa yaptığını? Sigaramı yakmak için okurun kulaklarını kullanıyorum. Dumanı gözleri. Dumanı tepkileri.

“Ha …iktir lan ! olmadık bir sürü ifrazatın içinde bir milyon herifin bir milyon kere tekrarladığı şeyleri bu manyak da diline/ağzına sakız etti.” diyor olabilir okur. Yok abi, walla böyle bir durumun içine sonradan sürüklendiğimi anlıyorum. Bilinç altına teee ilkokuldan beri soktukları,dantel dantel işledikleri ezik büzük “…çalışkanım, büyüklerimi saymak, küçüklerimi sevmek..” replikleriyle çevresinde dolandığımız bu hayat fırınının duvarını delme düşüncesi bir yana bu fırının duvarına işeyemiyoruz. Korkuttular abi, valla korkuttular!
Başa dön
cddgmz
Okur


Kayıt: Feb 09, 2008
Mesajlar: 24
Nereden: AnTaLyA

MesajTarih: Pzr Mar 30, 2008 11:57 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bir insanı kullanmanın en kolay yolu onu kendine aşık etmektir.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Pzr Mar 30, 2008 7:37 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

cddgmz demiş ki:
Bir insanı kullanmanın en kolay yolu onu kendine aşık etmektir.



Kaç kişiyi kullandın şimdiye kadar?
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Pts Mar 31, 2008 12:08 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


Matadordu Hilmi. Öyle olduğunu duydum. Gülten öyle söylüyor. Gülten, neye dayandırıyor bunu bilemem. Gülten’le yaşanan ve bana anlatmadığı şeylerin varlığını Hilmi’nin matador olduğu söyleminden çıkarıyorum. Bir boğanın akıbetine uğrayınca kayış kopmuş. Bıraktı garibim o ışıltılı dünyayı. Öyle söylüyor Gülten. Geldi önce inşaatlara sığındı alkol şişeleriyle. İçtiğinde yine matadordu. Hemi de dünyanın en iyi matadoru. Ulan az mı alkışladılar Hilmi’yi ayakta? Ne cesaret be! Vay yavrum vay! Bu cümleleri muhayyileyi devreye sokarak kuruyorum İçtikçe sokağın ortasında matadorluk yapardı. Karşıdan gelen herkese ceketini hafiften açar, elinde olmayan bir sendelemeyle yanından geçen adamın yürüme alanına birazcık tecavüz eder,yandaki ona destek olur düzeltir, doğrultur onu. (matadora yakışmayan bir şeydir bu kızar Hilmi.) Karşıdan gelenler mat edilmesi gereken boğalardır Hilmi için, Gülten hariç.( Anlaşılan Hilmi, Gülten için bir boğadır. Dedikodu…)

Vakti zamanında kırmızı pelerini olurdu, rüzgarda iyi savrulurdu. Bütün seyircinin “Oleeey…!!!” nidası eşliğinde savrulan bir kırmızı bez daha vardı Hilmi’nin elinde. Boğanın dikkatini çekmek için kullandığı o kalın bez. İnanmayın. Kesin dedikodu ürünü bütün bunlar. Bütün bunları biz uydururduk işte. Geçmişinde böyle bir şey olup olmadığı belli değil,önemli de değil. Kimin geçmişi gerçek ki Hilmi’nin olsun? Tarih kitaplarına sığmayan savaşlar bile biraz abartılarak ansiklopedilere nakşedilir. Allı şanlı bir geçmiş olur muymuş yoksa kimsenin?

Ya şimdi…? Sığındığı inşaatlarda çalışmaya başladı. İnşaatları pelerin olarak kullanmaya başladı. On onbeş katlı binayı öyle bir sırtlanıyor ki Hilmi…”Ekmek kokusu” diyor bana “Ekmek kokusu…” Bu koku Gülten’le bağlantılı. Bu kokunun duvarlarına burnuyla tırmanan insan sayısını kimse bilemez. Herkesin bir kokusu var. Herkesin aradığı bir koku var. Herkesin içinde kaybolduğu bir koku var. Bu kokunun duvarlarını gözleriyle delmeye çalıştı uzun süre Hilmi. Ona bu durumun kendisine çok fazla geleceğini her fırsatta söylememe rağmen gözlerini matkap; bakışlarını da bir matkap ucu olarak kullanmayı hep sevdi. Koku delinir mi bakışla? Deniyor ve deniyorum. O kokunun içinden geçip kendi cehennemimize ulaştık mı herkesi orda pişireceğiz. Pazarlama yok. Herkesin ruhunu herkese cilalanmış olarak iade edeceğiz. Kendi cehennemimizde pişireceğimiz nice ruhların hayalini kuruyoruz. Hijyenik bir ortamda sunulan bu cehennem konforuna karşılık Hilmi, Gülten’in kokusunu ben o yavrunun duruşunu diledim.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Sal Nis 01, 2008 6:53 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

“Sizce dünyadaki en önemli sorun ne?”
_Sayın baylar,
Ben.”
- G.K.Chesterton-


Hilmi birkaç gündür. Kendisini bir kenara bırakarak dünyanın gürültüsüyle ilgileniyor. “ Bir şeylerin kapatılma düşüncesi yeni açılacak şeylerin habercisi mi?” diye soruyor. Kitleler neyi dinler? Hilmi, bunu biliyor. Hitler’in “Kitleler, düdükle yönetilir.” lafını boynunda görünmeyen bir muska olarak taşıyor Hilmi. Düdük, Nasreddin Hoca’nın fıkrasında karşılığı verilen bir güç unsuru. Kim çalıyor bu düdüğü? Nefesi kuvvetli insanların zayıflara tanıyacağı bir yaşama alanı olmayacak. Güçlerini kutsal kitaplardan, hukuk kitaplarından, Olimpiyatlardan, Euro vizyon şarkı yarışmalarından, ekonomik zirvelerden, petrolden , dolardan, UEF dan, ve futbol maçlarında hakemlik yapan tüm görevlilerin nefeslerinden alan bu güçlüler, suru üfleyecek olan meleğin peşindeler. Kendi saflarına katabilirler mi bu meleği? Bu melek üflediğinde sura, düdüğe üfler gibi mi üfleyecek? Hilmi bu durumları çok tuhaf karşılıyor. Ona göre ilk düdükte herkes hizaya gelecek. Sorsam mı Hilmi’ye senin arenada düdük var mıydı? Düdüğün olmadığı yer var mı acaba?

Yo yo…Hilmi’yi o kadar zorlamayacağım. Hilmi, meleklerden yanadır. O, tanrısal güç gösterisinin her şeyin üstünde olduğuna inanıyor. Tanrı düdüğünün her şeyin üzerinde olduğunu düşünüyor. Maç düdüğü gibi bir şey değil bu. Çalındığı zaman bir daha tekrarı olmayacak bu maçın hakemleri kenarlı, sağlı-sollu ve ana hakem de dahil olmak üzere tınladıkları yok gibi. Bu Hilmi’yi tedirgin ediyor. Hilmi tanrıyı mı çağırsa türbinlere? Tanrı türbinlere oynar mı?

Tanrılar mı kullanıyor bu kalabalıkları, Tanrı mı?
Başa dön
bodosalbatros
Yazar


Kayıt: Oct 28, 2006
Mesajlar: 419
Nereden: kuyu'dan

MesajTarih: Sal Nis 01, 2008 4:27 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...

En son bodosalbatros tarafından Cmt Hzr 21, 2008 3:10 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Sal Nis 01, 2008 9:54 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

“Kalbime giren her kadın kendini sokakta buluyor.”
- Andre Breton-


Boğuldu boğulacak gibi oluyorum bazen. Ciğerlerim, bu günlerde nefes alıp vermede taksitle bağlı hayata. Taksitlendirilmiş birkaç saatlik nefesle yaşıyorum. Kredi kartına on iki ay taksit. Şimdi nefes al, on iki ay sonra ver.(öde…!) Kalbimin ritmi bozuk. Anlayacağın bir kan pompalama aleti. Nabzımı yokluyorum bu günlerde. Soğukkanlıyım. Hatta kanım soğuk. Kanımda inişler çıkışlar var. Kan güzergahım polisiye romanlarının adresi. Hırsızı bulamayan polis, evden boş çıkmamak için kendisini kelepçeliyor. İtiraf ediyor her şeyi. Kendi kendisini nasıl yakaladığını, neden yakaladığını, niçinleriyle-nedenleriyle uzun uzadıya anlatıyor her şeyi. Bizim susam sokağını bu polis de çok seviyor. Kanımdaki bu polise acıyorum. Bu işten yırtan hırsız sadece kol saatini çaldığı bayana aşık oluyor. Kol saatini çaldığı bayanı da çalamaya karar veriyor. Hırsız, saati durduruyor. Zaman duruyor. Kadın duruyor. Kanım da duruyor. Kalbim de… Ve kalbim hızlı hızlı atmaya başlıyor. Kovalamaca başladı. Aşk böyle bir şey.

Hilmi, senin umurunda değil. Ne var ne yok Gülten…!!! Ulan nefes alamıyorum diyorum! “ Gülten ne yapıyor?” diyorsun. Ulan nefesimi ellerimle, parmak uçlarımla, tırnaklarımla alıyorum, burnum tıkandı diyorum. “ Sımsıcak ekmek kokusu…” diyorsun. İçim telaş içinde oğlum, içim telaş içinde. İçim susam sokağı. İçim Gargamel’in hırsı. İçim, şirinlerin maviliği, Şirin Baba’nın sakalı…Bir çizgi film heyecanında içim. Tüm kareler çok hızlı değişiyor. Kendi çizdiğim bir oyun karakteriyim. “ Cin Ali yamyamlar arasında.”

Hilmi oğlum, yapma bunu bize, harcama bu kadar hayallerimizi bu susam sokağında (bu değim bizde hayat kelimesi yerine kullanılmaktadır, sayın okuyucu). Değmez. Yüzünü bana dön, kendine dön, kıbleye dön, olmadı güneşe dön. İstiklal Marşını okuyan topluluğun ciddiyetiyle bakma şu Gülten’e. Ne olacak yani lan, yan yana duran iki cümlenin afallamasına? İçinden duygulu –duygusuz anlamlar geçiren imgelerin ağlamasına? Pantene şampuan reklamına kanıp da kopan saçlara? Rimeller, ojeler, mini etekler, yüksek ökçeli ayakkabılar…dantelli iç çamaşırları ve Gülten. Kızacaksın biliyorum. Gülten’i niye bu kadar ıvır-zıvırın arasında saydığıma? Gülten ıvır-zıvır olmayabilir. Benim yavru ne olacak oğlum? Bak sesimi çıkardığım yok. İnlediğim ahladığım-vahladığım yok. Gözerime bir kepenktir kapattığım. Şarkılar dökülür gözlerimden Gülten’in yanındaki yavruya. Bütün şarkıları ben yazdım baba, ben! Git söyle Müslüm babaya, Orhan babaya kaç tane şarkı yazdım onlara. Orhan baba’nın tüm notalarını ben hizaya soktum. Hepsinde o yavru var. Hepsinin sesinde o yavru var. Duyuyor mu? Bilmem…Bunu söyledim mi şimdiye kadar sana yada bir başkasına? Hatta inadına söylemeyeceğim o yavrunun adını hiç kimseye. Bak araştır, Sezen Aksu’nun “Adı Bende Saklı” şarkısının güftesi ve bestesi kime ait? Bana oğlum bana…Şarkının tüm damarlarında o yavru geziniyor. Atan kalp ona ait. İnce uzun parmaklı kelimeler ona ait. Öpülmek için altı kırmızı çizili tüm kelimeler onun dudakları. Kaldı ki ben altı kırmızı çizili olmayan bir kelimenin ne ruhuna ne de ruhaniyetine inanırım. Kaç kelime çizdim dudak şeklinde sen bilir misin?

Yo…yo…öyle değil oğlum, öyle değil. Sen bizi bu susam sokağında telef edeceksin. Nefes alamadığımı söylüyorum. Yüzüm bir yabancıya ait. Ayakkabılarımı reklam aracı olarak kullanırım. Böyle yürünmez. Böyle reklam yapılmaz. İnsan aşkına reklam yapıştırır mı lan? “Hayır senin yaptığın şey bir duygu sömürüsüdür.” Dediğini görüyorum. Ben de sana hangi duygunun sömürüsü diye soruyorum. Aşk kendisini kullandırtır mı lan kıytırık ilişkilere? “ Aşk başka şey…Aşk başka şey…!!!” diyorsun ve “Aşkta yarın yoktur sevgili.” dizesini de ekliyorsun bunun ardına. Kaç kere dedim sana Cezmi Ersöz, yaşadığı aşkların katilidir diye. Oğlum, bizim susam sokağında bu herifin adı anılmasın. “ Aşk, başka şey…” derken sen kokulardan oluşan bir hayatın içine ikimizi götürüp gizlice bir FIRINnın dibine sokup “ Kokla kokla…taze ekmek kokusu.” diyeceksin biliyorum. Deme lan, deme! Ağzımı bozup şu Gülten’e susam sokağının tüm sakinlerinin sulanmasını mı istiyorsun? Anlamıyor musun oğlum? Gülten, kaşarlı bir güzel. Gülten, aşka bağlılığı olmayan bir aşk kadını. Gözlerini yümmayı, gözlerini bu kadar yummayı sevmeyi kimden aldın sen lan? Dünyan, günahlarını paskalya bayramlarında yumurtaları boyayan insanlar gibi günahlarını rengarenk yapacak ve bu renkliliğe sahip çıkacak orijinallikte değil.

Not:
Susam sokağı: Ben ve Hilmi’nin literatüründe eşittir hayat demektir. Sayın okur, bu “susam sokağı” tabiriyle sık sık karşılaşacaksın. Alışmanı istirham ederiz.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Prş Nis 03, 2008 5:10 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


“Acımasızlar kölelerine diş gıcırdatır, onlar da efendilerine karşılık vermeyip kendilerinden aşağıda bulunanları ezerler.”
-Emily Bronte-



Yazılı olmayan kurallar çok daha zorba. Çok daha külhanbeyi. Çok daha kuralsızdır bu tür kurallar. İmzasızdır. Kimin suçlanacağı belli olmadığından serkeştir. Herkes ortaktır bu günaha, zorbalığa, aşüfteliğe. Ağırdır. Zordur. Kör dövüşüdür.

Kral her zaman çıplaktır. Bunu herkes de çok iyi görür. Kıllı, yağlı, iğrenç tamponunu ( burada çok daha ağır bir kelime var “g” harfiyle başlayan; ama parantezi kokutur, kullanmadım.) herkes görüyor. Çıplak canım. İğrenç bir çıplaklık bu. Bildiğiniz yunan heykelleri değil. Kıl ve ayı kürkü çıplaklığı. Teşbihte hata olmaz. Görünmez kurallar bu bedeni dünyanın en seksi, en çekici, en şuh, en erkeksi/kadınsı …aklınıza gelebilecek Hollywood filmlerinin en iniltili/ ateşli sahnelerinin karakterlerinin bedenine sokar birden. Para bu görünmez kuralların mimarıdır. Para bu görünmez kuralların hissiyatıdır. Para bu görünmez kuralların bizzat kendisidir.

- Kuralın günahı olur mu?
- Olmaz mı?

- Altına imza atanı lanetler tarih.
- Böyle diyorsan insanlık tarihi bir lanetlenmeden ibaret.
- Lanetleyen kim?
- Olimpus Dağı’nda oturanlar adına hareket eden ve Promete’den nefret edenler. Yeryüzüne imrenenler. Basit olmaya, acı çekmeye , bağlanmaya, sürünmeye, bir başkasının duyguları ile nefes alanlara, düşünülerek var edilenlere imrenenler tarafından yaşam lanetleniyor.
- Yaşayamadıkları aşkı yeryüzünün sakinlerine sunmak/yaşatmak istemezler mi yani?
- Bak döne döne şunu söylüyorum: Aşk tanrısal bir güçtür. Hatta aşk kendisidir tanrının. Aşka yönelenler tanrıların tacına ve tahtına göz dikenlerdir. Tarihi yazanlar da bu göze sahip olanlardır. Gözlük takmayanlar. Dışarıya gözbebekleriyle meydan okuyanlar. Bakışlarıyla başkaldıranlar. Olimpus’takiler güçlerinden vazgeçme düşünceleri olmadığından yeryüzüne inip insanla savaşırlar. Savaşma, çoğu zaman sevişmenin ön koşuludur tarihte. İnanmayanlar Yunan mitlerine bir baksın. ( Buna rağmen ikna olmayanlar sobalıktır.)

- Olimpus Dağı….hıımm…!
- Devirden devire değişecek olan mekan. Şatolar,saraylar, kuleler, villalar, gökdelenler, malikaneler , hatta koca koca mabetler….ler …ler….ler….Evet …evet bunlar. Tanrıların adresleri. Bu zili basarsın milyonlarca tanrı kapıya koşar. Kapıyı sahiplenir. Kapı kimin tarafından açılıyorsa gelen ruh onundur. İadeli taahhütlü giden hiçbir kul yoktur oraya.

- Bunca tanrının yazılı kuralı yok mu yani?
- Olmaz olur mu? Yazılı kurallar herkesin uymak zorunda olduğu kurallardır. Bu mekanizmayı tanrıların adına hareket eden “titanlar” ( bir nevi insan modeli) sürdürür. Ama biz şu anda görünmeyen kuralları konuşuyoruz. Asıl imtiyazları bu görünmeyen kurallar belirliyor.

- Bana tanrılardan söz et.
- Afrodit. Bir tanrıçadır. Güzelliğini denizin köpüklerinden alan tanrıça. Sahilin duruluğunu dudaklarında taşıyan bu tanrıça insana aşıktır. İnsanın duruşuna, işvesine, sıcaklığına, günahını sahiplenişine… İnsanı baştan çıkarmak için ne gerekiyorsa yapar. Güzel olmak onun için çok ciddi bir yasadır. Uysal erkek yapısına katılan bir maya bu. Güzellik Afrodit’in kılıcı. Keskin. Yakıcı. Zırdeli bir yakıcılık. Kendisine bile acımayan bir keskin et ve kemik imalatı. İnsan bu güzelliği görünce kendi gücüne bakmadan diğer erkek tanrılara kafa tutacaktır. Yunan mitolojisi böyle bir kavganın hikayesidir. Merkezde Afrodit var. Diğer tanrılardan bilinen sadece birkaç isim var. Ama hepsi Afrodit’in çevresinde şekillenirler. Bunu açık açık ifade etmezler ama bu böyledir. Zeus mesela, “ neden sinirlidir, kızgındır?” Afrodit yüzüne bakmadığından. Zeus’un mayasında Afrodit bakışı, Afrodit dokunuşu, Afrodit duygusu yok. Paldır küldür bir tanrıdır işte. Sağa sola kırbaç sallayıp durur. Bu kırbaç insan oğluna tehdittir. Afrodit kiminle olacağını da iyi biliyor. Gerçi burada bir yol ayrımına geldim. Burada bir parantez açmalıyım. Aha…! Açıyorum. Aaaççtım.( Afrodit uzun yıllar direndi Zeus’un tehditlerine. Tımtımlarına. Meydan okuyuşlarına. Kırbaçına. Ama sonrası Afrodit’in güzelliğinden bir paça alacak olan diğer benat-ı Afrodit, Zeus’un zorbalığına meyleder oldu. Zeus’un kırbacını sevdi. Zeus’un kırbacını Sindirella’nin sihirli değneğiyle karıştırır oldu. Kırbacın her şeyi yaratabileceğini sandı. Şaklatıldığı zaman her şeyi kökten değiştirebileceğine inandı. Bir süre böyle devam etti bu durum.- Sayın okuyucu parantez kapanmamıştır. Devam ediyor-. Bu algılama biçimi tanrıçaların hayatında ciddi bir DNA bozukluğuna sebep oldu. Halen Zeus aynı Zeus. Tanrıçaların meyli devam ediyor. Yazılı olmayan ayrıcalıklara sahip Zeus. Tanrıçalar bunu görüyor. Hiçbir yere asılmamış bu kuralları ezberledi. -İnadına parantezi kapatmayacağım sayın okuyucu-. Zeus’un keyfi yerinde mi şimdi diyeceksiniz? Hayır canım, ne münasebet! Aynı davarlık, aynı öküzlük. Yine sinirli, yine kırbaç elde, yine oraya buraya şimşekler yağdırıyor. “Sebep …?” Ne demek sebeb…? Benat-ı Afrodit onu tatmin etmiyor. O asıl olanın peşindeydi. Asıl olan da asil olanın koynunda. – ki burada asil İNSAN’dır.- Zeus, yapma tanrıçalarla uğraşıyorsa, bunlar Zeus’un dizine oturuyorlarsa söz konusu DNA değişimiyle alakalı. Biz asıl ve asil olan tanrıçaları muhatap almaktayız. İnsandan yana duran güzellikler tanrıya ve tanrıçaya yakışan vasıflardır.)-Müjde parantez kapanmıştır.-(akp kapanmıştır gibi bir şey oldu ya..!!!)

Evet…Afrodit seçimini yapmıştır. Denizin kıyısında yarı çıplak dolaşırken bu güzelliği insan oğluna sergileyecek. Çatlamaz mı Zeus? Sevebilir mi insan olanı bu tanrı? “Güzellik elbette dehalıktır.” Dehaya başkaldırmak yakışır. Zorbalığa, kırbaca …hem de bir heykel çıplaklığının güzelliğiyle. ( Bir heykel güzelliğinin çıplaklığıyla da diyebilirdim. Ama değil. Parantezin dışındaki cümleye itibar edin.)

Ezen, ezilen , diş gıcırdatan , güzel olan, güzelliği bir güç olarak kullanan, bu güzelliği kendi üstünde taşısa bile pazarlayan, paraya çeviren , güzellikten anlamamasına rağmen bunu bir davara (duvar değil…davar …gerçi aynı şey.) sunan, içinde taşıdığı “ben” e ihanet eden , evet…bütün bunları hayata bozuk para verir gibi sokağın kenarına iliştiren cinsiyetlere ne demeli?

Efendisine( serseri ve kirli bir efendiye,paraya) ses çıkarmayan tek şey "güzellik"(kadın güzelliği). Böyle mi olmalı?
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Genel Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
1. sayfa (Toplam 5 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Rıce: "Biz 50 Milyon İnsanı Kurt... 08parpali Güncel Olaylar-insanlar 0 Prş Arl 27, 2007 9:40 am
Yeni mesaj yok Felsefe Kılavuzu Poe Okunası Kitaplar 0 Cum Ağu 17, 2007 12:05 pm
Yeni mesaj yok XP işletim sistemini ve PC nizi daha ... istanblue Bilgisayar Sorunları 0 Cmt Mar 17, 2007 12:31 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke