Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 34 Üye Adayı ve 0 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Gazete Kültürü
 ERTELEYEN ÖĞRENCİ PSİKOLOJİSİ
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?
 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

"SÜRÜN BU HALKI DA..."


"SÜRÜN BU HALKI DA..."
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar
Yazar Mesaj
derin639
Yeni Üye


Kayıt: Sep 08, 2006
Mesajlar: 93

MesajTarih: Cmt Mar 22, 2008 1:54 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sevgili Serdar Kaya benim ne kimsenin abiliğine ne de sizin neresinden başlayayım dediğiniz düzeltmelere ihtiyacım yok. Ben bir yazarım tarihi geçmişiyle bugünüyle sürekli takip eden araştıran ve sürekli okuyan bir gazeteciyim. Ayrıca 85 yıllık kazanımların tek tek bizleri bilek gücüyle değil, sinsi planlarla yıkmaya Türk'ü tarihten silmeye çalışanlara peşkeş çekildiğini görmek istemiyorsanız o sizin sorununuz. Ayrıca Engin Ardıç ile hiç işim olmaz hiç tasvip etmem ve okumam. Siz masal dinlemeye devam edin(kendi inandıklarınıza) gidişatın son durağında masal mı gerçek mi benden bir daha dinlersiniz saygıdeğer büyüğüm!!!


Beşer şaşar Allah'u Teala şaşırtmasın!
Başa dön
hasanonur2
Yazar


Kayıt: Jul 28, 2006
Mesajlar: 162
Nereden: İstaNbul

MesajTarih: Cmt Mar 22, 2008 4:01 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Fetullah Gülen harekete geçti..
Başa dön
ilhann
Yeni Üye


Kayıt: Aug 20, 2006
Mesajlar: 25
Nereden: istanbul

MesajTarih: Cmt Mar 22, 2008 9:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Şu hukukun biraz da siz tadına bakın. Kapatma davasını açan hukuk ile sabahın erken saatlerinde tutuklamayı yapan hukuk aynı hukuktur. İlginçtir hukuk bu kez kucağını biraz daha fazla açtı ve herkesi bağrına bastı.
Başa dön
serdarkaya
Yazar


Kayıt: Apr 26, 2006
Mesajlar: 163

MesajTarih: Cmt Mar 22, 2008 9:34 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

sevgili derin639 ''Ben bir yazarım tarihi geçmişiyle bugünüyle sürekli takip eden araştıran ve sürekli okuyan bir gazeteciyim.'' diyorsunuz ama ileri sürdüğünüz görüşler türkiyenin ciddi hiç bir aydını tarafından ciddiye alınıp dile getirilmiyor ne hikmetse sadece aşırı uçlarda yer alan cumhurriyet, yeniçağ, milli gazete ve komik çocuklar bekir coşkun (boyuk yazar)yılmaz özdil ve ne olduğu belirsiz aydınlık dergisi tarafından dile getiriliyor. ayrıca köşk, başbakanlık,cumhurriyet tarihindeki demokrasi ve seçimler,Ata yı silme konusundaki verdiğim bilgilere bir cevap verme yerine konuyu başka taraflara kaydırmanız. kendi fikirlenizden vazgeçtiğinizin delilidir. Masal kısmına gelince Tarihi gerçekler masal olamaz ama korkulardan meydana gelen görünmeyen düşmanlar tam anlamıyla masaldır hatta fantastik masal
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Cmt Mar 22, 2008 10:20 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sayın Serdarkaya, ciddi aydınlar kimlerdir? Birkaç isim vermeniz yeterli...
Başa dön
greenstone
Yazar


Kayıt: Jul 31, 2007
Mesajlar: 235

MesajTarih: Pzr Mar 23, 2008 12:37 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bu kadar bilgi kirliliğinin yaşandığı günümüzde, kim doğru söylüyor kim yalan, anlamak o kadar zor ki. Düşünüyorum, düşünüyorum çıkamıyorum işin içinden. Yani kafam oldukça karışık. Sanırım benim gibi kafası karışık bir çok kişi var. Söylenenlerin doğru mu, yalan mı olduğunu anlamaya yarayacak bir filtresi olan var mı acaba?

Son günlerde çok düşündüm, hala da düşünüyorum. AKP'ye kapatma davasının ergenekon denilen çeteyle bir ilgisi var mı? Hükümetin daha fazla üzerlerine gelmemesi için yapılmış olabilir mi?

Eğer böyleyse, hükümet geri adım atmadı ve kılıçlar çekilmiş durumda.

Danıştay saldırısı, Cumhuriyet Gazetesinin bombalanması ile de ilgisi bulunan böyle bir çete varsa ve gözaltına alınanlara bakılırsa, 60 ve 82 darbelerine de bunlar zemin hazırlamış olabilirler mi?

Menderes ve arkadaşlarının asılması, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesi, Nazım Hikmet'in vatan haini ilan edilmesinde bunların etkisi var mıydı acaba?

Geçmişe de biraz göz atınca şöyle düşünüyorum artık. ABD'nin bölgemizdeki amaçları, BOP projesi vs... bunların başarılması büyük ölçüde bizim güçlü olmamamıza bağlı. Biz biraz güçlü olsaydık (sadece askeri değil, ekonomik olarakta), sanırım ABD elini kolunu sallaya sallaya Irak'a giremezdi.

Bizim güçlü olmamız için de istikrar en öncelikli mesele. Ülkemin yönetim şekli kriz olmalı ki istikrar olmasın. Bekleyip görecez. Sanırım bu süreçte en iyisi şiir okuyup, türkü dinlemek... Kafam çok karışık, şiir ve türkü en güzel ilaç bana...

Hepinize saygılar...
Başa dön
serdarkaya
Yazar


Kayıt: Apr 26, 2006
Mesajlar: 163

MesajTarih: Pzr Mar 23, 2008 12:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İlhan Selçuk saygın bir isim mi? Her şeyden önce bu sorunun doğru cevabını vermemiz gerekir. Eğer "evet saygın bir isimdi" diyecek olursanız, hemen karşınıza 9 Mart Cuntası ile çıkarlar.
Yeni kuşaklar bu cuntanın Türkiye'de bir Baas rejimi tesis etmeye çalıştığını bilmezler. Baas rejimi, tıpkı bugünkü Suriye ile devrilen Irak rejimi, Saddam rejimi gibi bir rejimi ifade eder. 9 Mart Cuntası yarısı asker yarısı sivil bir konsey tarafından yönetilen bir ülke öngörüyorlardı. İlhan Selçuk eski bir cuntacıdır. Eğer cuntacılar saygın adamsa İlhan Selçuk da saygın olmalı!

Arkadaşları Doğan Avcıoğlu, Cemal Reşit Eyüpoğlu, Mümtaz Soysal ve İlhami Soysal'dı. Bunlarla birlikte Yön hareketini başlattı. Yön hareketinin yayınladığı yön bildirisi, ki bu bir manifestoydu ve Yön Dergisi'nin sahibi Doğan Avcıoğlu idi, imza koyanlar arasında bugün Bugün Gazetesi'nde çalışan Can Aksın da vardı. Selçuk ve arkadaşları ordu içindeki genç subaylarla birlikte 9 Mart 1971 günü darbe yapmayı planlamışlardı.

Bu darbenin hazırlıkları yapılırken İlhan Selçuk'un Cumhuriyet Gazetesi'ndeki odası karargah olarak kullanılmıştı! Cuntanın adına Madanoğlu Cuntası deniliyordu. Bugün de Cumhuriyet Gazetesi'nin AK Parti hükümetini devirmek için karargah olarak kullanıldığı iddiaları var. Ne ilginç değil mi, Dünya değişiyor ama cuntacı cuntacılığından hiçbir zaman vazgeçmiyor.

9 Mart Cuntası'nı 12 Martçılar önledi. Zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur saf değiştirince Cemal Madanoğlu Cuntası başarısız oldu. Eğer 9 Mart Cuntası başarılı olmuş olsaydı 27 Mayıs'ın devamı olacaktı. İlhan Selçuk Ziverbey Köşkü'nde sorgulandı. Belki de işkence gördü. Cumhuriyet'in solcu ve komünist gazete olarak anılması İlhan Selçuk ile birliktedir. Ondan önce Cumhuriyet solda sol, sağda sağcı yazarların yazdığı bir gazeteydi.

Mahir Kaynak işte bu cuntanın içine sızmış bir ajandı. Kaynak, İlhan Selçuk ile beraber "darbeciler" birbirlerinin ev ve işyerlerinde toplantılar yapmaktaydı. Bunlardan biri de Cumhuriyet Gazetesi'nde yapılmıştı. O dönemde sadece İlhan Selçuk değil Cumhuriyet'in tüm çalışanlarının cuntanın içinde olduğu ifade ediliyordu Sol çevreler 12 Mart Muhtırası'nı kendi darbeleri sanmış olsalar da birkaç gün sonra 9 Martçılar'ın tasfiye edildiği anlaşılmıştı. Yeni kuşaklar bu dönemi pek bilmez.

Onun için öğrenmek isteyenlere bir tavsiyem var. Hasan Cemal'in -ki Cemal Cumhuriyet'in yayın yönetmenliğini de yapmıştır İlhan Selçuk'un muhalefetine rağmen- "Cumhuriyeti çok sevmiştim" kitabını okuyun. Ve görün Cumhuriyet denilen gazete neymiş, İlhan Selçuk denilen yazar neymiş!

ngonultas@bugun.com.tr

ayrıca kimse kızmasın kendimi yazdım kitabıda tavsiye edilir hasan cemalin.
Başa dön
yigido
Yeni Üye


Kayıt: Jul 31, 2007
Mesajlar: 63

MesajTarih: Pzr Mar 23, 2008 2:42 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bu ülkede insanların ne düşüneceğini bile birileri yonlendiriyor diyecek kadar paronayak oldum artık.

Kime güveneceksin? Olayları nasıl doğru düzgün yorumlayabileceksin? Bilmeden yorum nasıl yapacaksın?

Herşey alt-üst olmuş.

İlhan Selçuk hakkında dün atıp tutanlar, bugün serbest bırakılınca hangi yorumlarını nereye yakıştıracaklar?

Bu kadar sorunun bir cevabı olmalı ancak, ne yazık ki yok...
Başa dön
derin639
Yeni Üye


Kayıt: Sep 08, 2006
Mesajlar: 93

MesajTarih: Pzr Mar 23, 2008 6:40 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Türkiye'de bunları dillendirecek aydın mı kaldı doğruyu söyleyeni fişliyorlar. Ayrıca ben sizin okuduğunuzu anladığınızdan bile şüphe ediyorum. Benden herhangi bir şeyin açıklamasını yapmamı istediğinizi de hatırlamıyorum. Aydın diye tabir ettiklerinizin bakış açısıyla hareket etmek zorunda da değilim ayrıca. Çünkü alt yapısı olan her gün yenileyerek beslediğim sağlam bir değerler sistemim var. Ukalalık diye nitelendirilirse hiç üzülmem çünkü ukala değilim. Milet olma bilinciyle elindeki değerlere gözünle bile kıyamadan bakmak hayata karşı sağlam bir duruş için yeter de artar bile anlayana. Böcek diye nitelendirdiğim varlıkları Atatürk'ün muassır medeniyetleri gibi komik bir yakışıtrmaya nasıl tabi tuttunuz anlayamadım. Hiçbir aydın dile getirmiyor diyerek dünyaya dar bir çerçeveden bakışınız etrafınızda olup bitenlere karşı bu kadar duyarsız oluşunuz da sizin probleminiz. Ayrıca kendinizi ifade edemediğiniz yerde gazete adı ve bazı meslektaşlarımın adını kullanarak güneşi balçıkla sıvamayınız lütfen. Hayatın neresinde olduğunu sorgulayan insanlara bu alerji durumunuz da sizin sorununuz:) Size o herşeyi toz pembe gösteren yandaş satırlar yandaş aydınlar ve yandaş çevrede mutlu mesut tozpembe dünyanızda yaşamaya devam ediniz ve o düyanızdan hiç çıkmayınız. Fantastik hikayeleriniz masallarınız da size aittir kimsenin kalıplaşmış düşüncelerini değiştirmek gibi bir görevim yok. Herkes gönlünce kendi değerince demişler yazdıklarınızla kendinizi ortaya koyuyorsunuz. Teslimiyet kör sağır ve dilsizdir teslim olunan şey feraha götürse bari o zaman canı yanmaz insanın. Güle güle Serdar Kaya kendin pişir kendin ye kendin oku kendin yaz. Yalnız hayatta kendine ait bir cümlen ve kendini her gün yeniden gerçekleştireceğin sana özgü bir değerler sistemin olsun. Eyvallah masalcı!!!
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 947

MesajTarih: Pzr Mar 23, 2008 7:40 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver



En son kukulkan tarafından Sal Mar 25, 2008 2:51 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
derin639
Yeni Üye


Kayıt: Sep 08, 2006
Mesajlar: 93

MesajTarih: Pzr Mar 23, 2008 7:45 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Köşk’teki Atatürk tabloları kaldırıldıÜnlü ressam Yaşar Çallı, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in isteği üzerine yaptığı, “Atatürk ve Devrimleri” konulu edinen tabloların Çankaya Köşkü’nün duvarlarından indirilip, depoya kaldırıldığını iddia etti.
1 yılda yapıldı
Gazeteport adlı internet sitesinden Yavuz Alatan’a açıklamalarda bulunan Çallı, bu tabloları Sezer tarafından Çankaya Köşkü’nde kendisine tahsis edilen atölyede yaptığını belirterek gelişmeleri şöyle anlattı: “Bu atölyede 1 yıl çalıştıktan sonra 32 adet tabloyu teslim ettim ve Köşkün duvarlarına asıldı. 11. Cumhurbaşkanı göreve gelince, benim yaptığım ve duvarlarda aslılı bulunan tabloların da indirildiğini öğrendim. Köşk’teki yetkililerle yaptığım görüşmede, bu eserlerin depoya konulduğunu belirttiler. Bu olay sonrası artık Köşk davetlerine katılmıyorum.” dedi. Çallı, tablolar arasında yer alan “Kaos” adlı çalışmasında, cumhuriyete yönelik saldırılar ve şehitleri konu ettiğini vurgulayarak şöyle devam etti: “Tabloların büyük bölümü 70x90 boyutundaydı. Bunları depoya kaldırmışlar. Köşk yetkilileri şimdi de ’Merak etmeyin hepsi envantere kayıtlı’ diyorlar. Ancak Sezer, bu tabloları depolarda dursun diye hazırlatmadı.” Yaşar Çallı, depoya kaldırılan tabloları arasında yer alan “Kaos” isimli çalışmayı yeniden resmettiğini de belirtti. Bu kez tabloda son yaşanan gelişmelerin de yer aldığını belirten Çallı, “ Tabloda kara çarşaflı bir grubu, yeşil renkli AB bayrağı ile çizdim. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum karşısında sanatçılar da seslerini daha fazla duyurmalı.” ’dedi.
İşte Atatürk'ün bıraktığı Türkiye'den istenenler ve AB paketinden çıkamlar...Aç Kartal Sürüsünün Akıl Almaz Talepleri!
**J. Manuel Barroso: İmza attığınız “ek protokol”den kaynaklanan sorumluluklarınızı hemen yerine getirin. Limanları açıp Rumları tanıyın.
**Camiel Eurlings: Heybeliada Ruhban Okulu derhal açılsın.
Patrik Bartholomeos’u “ekümenik” olarak tanıyın. Vakıfları serbest bırakın.
**Hansjörg Kretschmer: Türk ordusu AB kriterlerine uysun.
Ordu-sivil ilişkisi, siviller lehine düzenlensin. Yetkileri budanıp, denetime alınsınlar
**Joost Lagendijk: Türklüğe hakareti yasaklayan 301. maddeyi vakit geçirmeden kaldırın.
Savcılar, bu maddeyi kötü amaçlar için kullanıyor.
**Günther Verheugen: Zinanın suç sayılmasını öngören düzenlemeye anlam veremiyorum.
Zinaya hapis uygulanması İslami hukuk izlenimi verir.
**Olli Rehn: Azınlıkların mülk sorununun çözümüyle ilgili çalışmalara hız verilmeli, Vakıflar Yasası bir an önce yürürlüğe girmeli. Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lagendijk: “Yeni ceza yasasının 301. maddesini savcılar kötü amaçla kullanıyor. 301. madde yılsonuna kadar kaldırılmalı...” Avrupa Parlamentosu Üyesi Camiel Eurlings: “Türkiye’nin Heybeliada Ruhban Okulunu açması gerekiyor. Ekümeniklik sorunu da Türkiye’nin önündeki ayrı bir engel...”
*** *** ***
Reformlara hız verin!!AB Komisyonu Genişleme Genel Müdürlüğü Türkiye Masası Başkanı Christian Danielsson: “ Zorunlu din dersi uygulamasının kaldırılması ve cem evlerinin açılması gerekiyor...”
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso:” Türkiye Ankara ek protokolünden kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmeli...”
Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik: “AB ’modern, açık fikirli ve Avrupa değerlerine uymakla yükümlü bir Türkiye’ istiyor. Ankara reform çalışmalarına hız vermeli...”
Eski AB Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Hansjörg Kretschmer: “Türk ordusu da AB kriterlerine uymalı. Ordu sivil ilişkisi, siviller lehine yeniden düzenlenmeli...
Ermeni sınırını açın!!AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn: “ Azınlıkların mülk sorununun çözümüyle ilgili çalışmalara hız verilmeli, Vakıflar Yasası biran önce yürürlüğe girmeli...”
AB Komisyonu eski Başkanı Romano Prodi: Türkiye-Ermenistan sınırının açılması gerekiyor. Sınırın kapalı olmasından hoşlanmıyorum...
Zinaya hapis olmasın!!Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu eski üyesi Günther Verheugen: “ Zinanın suç sayılmasını öngören düzenlemeye bir anlam veremiyorum. Zinaya hapis cezası uygulanması İslami hukuk izlenimi verir...”
AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu üyesi Cohn-Bendit: “Türkiye’nin laiklik sorununu çözmesi gerekiyor. Türkiye’de uygulanan demokratik bir laiklik değil, biraz otoriter, biraz diktatör bir laiklik...” *** *** ***
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumlarına Neşter…
Hükümet, Atatürk, Kültür, Dil ve Tarih kurumlarına neşter vurmaya hazırlanıyor. Atatürk, Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nun yapısında değişiklik öngören kanun tasarısı Meclis Başkanlığı'na sunuldu. Tasarının yasalaşmasıyla, mevcut Yüksek Kurum Başkanı ile Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu başkanları ve yönetim kurulu üyelerinin görevleri sona erecek. Yüksek Kurum başkanı Başbakan tarafından gösterilecek 2 aday arasından Cumhurbaşkanı'nca atanacak. Cumhurbaşkanı gerekli gördüğü hallerde, Yüksek Kurula Başkanlık edecek. Tasarıya göre, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nun yapısında değişiklik öngören kanun tasarısına göre, Atatürk Uluslar arası Barış Ödülü, artık her yıl değil 5 yılda bir verilecek.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nun yapısında değişiklikler öngören kanun tasarısı Meclis Başkanlığı'na sunuldu. Tasarının gerekçesinde, 1993 tarihli Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı nedeniyle, ilgili kanunda hukuki boşluklar doğduğuna işaret edildi. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen hükümler nedeniyle Yüksek Kurum Başkanı, bağlı kuruluşların başkanları gibi organların kanuni dayanağının bulunmadığı ve bu nedenle kurum faaliyetlerinde zorluk yaşandığı kaydedildi.
TASARI NE GETİRİYOR?-Tasarı, Yüksek Kurum Başkanı'nın, Başbakan'ın önereceği 2 isim arasından Cumhurbaşkanı'nca atanmasını öngörüyor. Yüksek Kurum Başkanı'nın 5 yıl süreyle görev yapmasını öngören tasarıya göre, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulu'na, Türk devlet ve topluluklarından sorumlu bakan da üye olabilecek. Yüksek Kurul, Başbakan'ın veya Yüksek Kurum'un bağlı olduğu Bakanın başkanlığında, Basın-Yayın ve Enformasyon işlerinden sorumlu Bakan, Milli Eğitim Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Yükseköğretim Kurulu Başkanı, Yüksek Kurum Başkanı ve Cumhurbaşkanı tarafından 5 yıl süreyle atanan 2 üyeden oluşacak. Cumhurbaşkanı gerekli gördüğü durumlarda Yüksek Kurula başkanlık edebilecek. Yüksek Kurulun yönetim Kurulu, Kurum Başkanı ile Başbakan tarafından atanacak 3 üye ve bağlı kuruluşların başkanlarından oluşacak. Ayda iki kez toplanacak olan Yönetim Kurulu, gerekli görülen hallerde Yüksek Kurum başkanı ya da yönetim kurulu üyelerinin salt çoğunluğunun çağrısıyla olağanüstü toplantı yapabilecek.
BAŞKANLARIN GÖREVİ SONA ERİYOR-
Tasarının yasalaşması durumunda, mevcut Yüksek Kurum Başkanı, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırma Merkezi başkanlarının da görevi sona erecek. Tasarıya göre, mevcut Yüksek Kurum Başkanı ve bağlı kuruluş başkanları ile Yönetim Kurulu üyeleri, yenileri atanıncaya kadar görevlerine devam edecek. Yüksek Kurum Başkanlığı ve bağlı kuruluşlarında;
Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı, Denetleme Kurulu Başkanı, Denetleme Kurulu üyeleri, bağlı kuruluş başkan yardımcıları, Yurt içi ve Yurt dışı İlişkiler Daire Başkanı, A.P.K. Dairesi Başkanı, Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı, İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanı ayrıca Özel Kalem Müdürünün görevleri, tasarının kanunlaşıp, yayımı tarihinde sona erecek.
KURUMLARIN ÜYE SAYISI DÜŞÜRÜLÜYOR-
Tasarı, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu'nun asli üye sayısında düşüş öngörüyor Buna göre Atatürk Araştırma Merkezi'nin asli üye sayısı 20'den 12'ye, Türk Dil Kurumu'nun 40 olan asli üye sayısı da yine 12'ye indiriliyor. Tasarıyla Türk Tarih Kurumu'nun 40 olan asli üyesi de 12'ye indirilirken Atatürk Kültür Merkezi'nin 20 olan asli üye sayısı da 12'ye düşürülüyor. Üyelerin görev sürelerinin ise 5 yıl olması öngörülüyor.
ATATÜRK BARIŞ ÖDÜLÜ 5 YILDA BİR VERİLECEK-
Tasarı, halen her yıl verilen Atatürk Uluslar arası Barış Ödülü'nün 5 yılda bir verilmesini de öngörüyor. Ödül için aday gösterilecek eser, hizmet ve faaliyetlerde aranılacak nitelik ve verilecek nakdi ödül miktarı, ödül verilecek yıldan bir önceki yılın Ocak ayı içinde, Yüksek Kurum Başkanlığınca yurt içi ve yurt dışı basın-yayın araçlarıyla ilan edilecek. Ödüle layık bir kişi bulunmadığı takdirde o yıl ödül verilmeyecek. Atatürk Uluslar arası Barış Ödülü'ne Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Ödül Kurulu üyeleri, BM Genel Sekreteri ile Türkiye'deki yabancı misyon şefleri ve daha önce ödül almış kişiler de aday gösterilebilecek.
vakıflar yasası
Vakıflar, izin almadan mal edinebilecek, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilecek. Kurucularının çoğunluğu yabancı olan vakıfların, taşınmaz mal edinmeleri hakkında, Tapu Kanunu hükümleri uygulanacak. Vakıfların vakfiyelerindeki şartların yerine getirilmesine fiilen veya hukuken imkân kalmaması halinde; vakfedenin iradesine aykırı olmamak kaydıyla mazbut vakıflarda, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün; mülhak, cemaat ve esnaf vakıflarında vakıf yöneticilerinin teklifi üzerine şartları değiştirmeye, hayır şartlarındaki parasal değerleri güncel vakıf gelirlerine uyarlamaya, Vakıflar Meclisi yetkili olacak. Genel Müdürlük tarafından değerlendirilemeyen veya işlev verilemeyen hayrat taşınmazlar, fiilen asli niteliğine uygun olarak kullanılıncaya kadar kiraya verilebilecek.
Taşınmazlar, Genel Müdürlük tarafından işlev verilmek amacıyla vakfiyesinde yazılı hizmetlerde kullanılmak üzere, onarım ve restorasyon karşılığı kamu kurum ve kuruluşlarına veya benzer amaçlı vakıflara veya kamu yararına çalışan derneklere tahsis edilebilecek. Tahsis edilen taşınmaz, ticari bir faaliyette kullanılamayacak; tahsise aykırı kullanımın tespiti halinde taşınmaz tahliye edilecek. Vakıflar, vakıf senedinde yer almak kaydıyla, amaç ve faaliyetleri doğrultusunda, uluslararası faaliyet ve işbirliğinde bulunabilecek, yurt dışında şube ve temsilcilik açabilecek, üst kuruluş kurabilecek ve yurt dışında kurulan kuruluşlara üye olabilecek. Vakıflar, yurt içi ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan, ayni ve nakdi bağış ve yardım alabilecek, yurt içi veya yurt dışındaki benzer amaçlı vakıf ve derneklere ayni ve nakdi bağış ve yardımda bulunabilecek. Ancak yurt dışı nakdi yardımlar, banka aracılığıyla alınabilecek.
Vakıflar; amacını gerçekleştirmeye yardımcı olmak ve vakfa gelir temin etmek amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bilgi vermek şartıyla iktisadi işletme ve şirket kurabilecek, kurulmuş şirkete ortak olabilecek. Şirketler dâhil iktisadi işletmelerden elde edilen gelirler, vakfın amacından başka bir amaca tahsis edilemeyecek. Kurucularının çoğunluğu yabancı uyruklu olan vakıfların kurduğu yahut paylarının yarıdan fazlasının bu nevi vakıfların sahip olduğu şirketlerin mal edinmeleri hakkında, aynı vakıfların mal edilmelerini düzenleyen hükümler uygulanacak. Şirket hisseleri ve hakların, daha yararlı olanları ile değiştirilmesi, paraya çevrilmesi, değerlendirilmesi ve bunlara bağlı her türlü hakkın kullanılması ile ortaklık paylarına bağlı hakların kullanılası, Genel Müdürlük tarafından yürütülecek. Vakıflar Meclisi, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün en üst seviyedeki karar organı olarak görev yapacak…
Kurtuluş GAP'ta mı BOP'ta mı
Vakıflar, izin almadan mal edinebilecek, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilecek. Kurucularının çoğunluğu yabancı olan vakıfların, taşınmaz mal edinmeleri hakkında, Tapu Kanunu hükümleri uygulanacak. Vakıfların vakfiyelerindeki şartların yerine getirilmesine fiilen veya hukuken imkân kalmaması halinde; vakfedenin iradesine aykırı olmamak kaydıyla mazbut vakıflarda, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün; mülhak, cemaat ve esnaf vakıflarında vakıf yöneticilerinin teklifi üzerine şartları değiştirmeye, hayır şartlarındaki parasal değerleri güncel vakıf gelirlerine uyarlamaya, Vakıflar Meclisi yetkili olacak. Genel Müdürlük tarafından değerlendirilemeyen veya işlev verilemeyen hayrat taşınmazlar, fiilen asli niteliğine uygun olarak kullanılıncaya kadar kiraya verilebilecek. Taşınmazlar, Genel Müdürlük tarafından işlev verilmek amacıyla vakfiyesinde yazılı hizmetlerde kullanılmak üzere, onarım ve restorasyon karşılığı kamu kurum ve kuruluşlarına veya benzer amaçlı vakıflara veya kamu yararına çalışan derneklere tahsis edilebilecek. Tahsis edilen taşınmaz, ticari bir faaliyette kullanılamayacak; tahsise aykırı kullanımın tespiti halinde taşınmaz tahliye edilecek. Vakıflar, vakıf senedinde yer almak kaydıyla, amaç ve faaliyetleri doğrultusunda, uluslararası faaliyet ve işbirliğinde bulunabilecek, yurt dışında şube ve temsilcilik açabilecek, üst kuruluş kurabilecek ve yurt dışında kurulan kuruluşlara üye olabilecek. Vakıflar, yurt içi ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan, ayni ve nakdi bağış ve yardım alabilecek, yurt içi veya yurt dışındaki benzer amaçlı vakıf ve derneklere ayni ve nakdi bağış ve yardımda bulunabilecek. Ancak yurt dışı nakdi yardımlar, banka aracılığıyla alınabilecek.
Vakıflar; amacını gerçekleştirmeye yardımcı olmak ve vakfa gelir temin etmek amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bilgi vermek şartıyla iktisadi işletme ve şirket kurabilecek, kurulmuş şirkete ortak olabilecek. Şirketler dâhil iktisadi işletmelerden elde edilen gelirler, vakfın amacından başka bir amaca tahsis edilemeyecek. Kurucularının çoğunluğu yabancı uyruklu olan vakıfların kurduğu yahut paylarının yarıdan fazlasının bu nevi vakıfların sahip olduğu şirketlerin mal edinmeleri hakkında, aynı vakıfların mal edilmelerini düzenleyen hükümler uygulanacak. Şirket hisseleri ve hakların, daha yararlı olanları ile değiştirilmesi, paraya çevrilmesi, değerlendirilmesi ve bunlara bağlı her türlü hakkın kullanılması ile ortaklık paylarına bağlı hakların kullanılası, Genel Müdürlük tarafından yürütülecek. Vakıflar Meclisi, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün en üst seviyedeki karar organı olarak görev yapacak…
Kitaplardaki ifadeler
Vakıflar, izin almadan mal edinebilecek, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilecek. Kurucularının çoğunluğu yabancı olan vakıfların, taşınmaz mal edinmeleri hakkında, Tapu Kanunu hükümleri uygulanacak. Vakıfların vakfiyelerindeki şartların yerine getirilmesine fiilen veya hukuken imkân kalmaması halinde; vakfedenin iradesine aykırı olmamak kaydıyla mazbut vakıflarda, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün; mülhak, cemaat ve esnaf vakıflarında vakıf yöneticilerinin teklifi üzerine şartları değiştirmeye, hayır şartlarındaki parasal değerleri güncel vakıf gelirlerine uyarlamaya, Vakıflar Meclisi yetkili olacak. Genel Müdürlük tarafından değerlendirilemeyen veya işlev verilemeyen hayrat taşınmazlar, fiilen asli niteliğine uygun olarak kullanılıncaya kadar kiraya verilebilecek.
Oxford imzalı kitapta küstah ifadeler

DSP’li Erçelebi, İngiliz üniversitesinin yayınladığı ve Türkiye’de öğretmenlerin kullanımına
sunulan kitapta bebek katili Öcalan’ın övüldüğünü söyledi. Erçelebi, Başbakan Erdoğan’ın cevaplaması talebiyle Meclis’e bir soru önergesi verdi.

DSP Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi, Oxford Üniversitesi’nin yayınladığı bir kitapta terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın övüldüğünü Türklerin ise aşağılandığını açıkladı. Hasan Erçelebi, Oxford Üniversitesi yayını olan Diana L. Fried-Booth tarafından yazılan ‘Project Work’ adlı kitabın öğretmenler için yazıldığını belirterek, Başbakan Erdoğan’a cevaplaması talebiyle bir soru önergesi yöneltti. Türkiye’de öğretmenlerin kullanımına sunulan kitapla ilgili herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını soran Erçelebi, Başbakan Erdoğan’a şu soruları yöneltti:

* Bu kitap Milli Eğitim Bakanlığı’nın önerisiyle mi dağıtılmıştır?
* Türkiye’nin Savaşı adlı bölümde bölücübaşı Abdullah Öcalan’ın övülmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk emniyet güçlerine yönelik hakaret içeren suçlamalar hakkında bir araştırmanız olacak mıdır?
*Adı geçen kitap sadece ülkemizde değil, tüm dünyada öğretmenlere dağıtılmaktadır. Bu kitaptaki ülkemizi yanlış tanıtan ve kesinlikle yalan olan iftira dolu yazılı metindeki bölümleri kitaptan çıkarttırmayı ya da tamamen ülkemizde dağıtımını yasaklamayı düşünüyor musunuz?
*Söz konusu kitaptaki bölüm, Türk Milli Eğitimi’nin genel amaçlarına ve anayasamızın 42. maddesine ne kadar uygundur?
*Bu kitabı yayımlayan kurum ve kuruluşlar hakkında dava açmayı düşünüyor musunuz?”

Öcalan’a övgü
Kitabın “Türkiye’nin Savaşı” başlıklı bölümünde teröirst başı Öcalan’dan, ‘Kürt gerilla lideri’ olarak söz edildiğini kaydeden DSP Milletvekili Erçelebi, kitabın Türkçe çevirisinde şu ifadelere yer verildiğini açıkladı: “Türk ordusu ve polisi, Kürt halkına karşı savaş açmıştır. Avrupa Komisyonu şunu rapor etmiştir: Polis karakollarında işkence ve hukuk dışı davranışlarda bulunulmaktadır. Ordu aynı zamanda köyleri yerle bir etmiştir ve göçlere neden olmuştur. Türklerin bu azınlığı neden kabul etmediğini anlamak mümkün değildir. Eğer onlar Yunanlıları, Ermenileri, Yahudileri azınlık olarak kakbul ediyorlarsa, Kürtler diğerlerinden daha az mı insandırlar? Onların niçin kendi okulları, TV’leri radyo istasyonları, diğer azınlıklarda olduğu gibi yok? Dünya buna ne diyor? Niçin ülkeler Kürtlere yardım etmek için Kosova’daki problemleri çözmeye çalıştıkları gibi gayret göstermiyorlar ki Kosova’daki problemler bundan daha kötü değil”

(ANKA)
Ordu’da, 1850 yılında yörede yerleşik Ermeniler tarafından ibadet amacıyla inşa edilen Düz Mahalle’deki Ermeni Kilisesi, Ordu Belediyesi tarafından restore edilerek 350 kişilik kültür sanat merkezi haline getirildi. Binaya Türk bayrağı asanlar, AB korkusuyla çatıda dikilen Haç’a dokunamadılar. Hıristiyan’a hizmet yarışı: Taş başı Mahallesi’nde bulunan Rum Kilisesi ise Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Ordu Valiliği tarafından ortaklaşa restore edilerek Kültür Merkezi adıyla hizmete açıldı. Perşembe’deki Yason Kilisesi de turistik cazibe merkezi ilan edildi.
Haçlı sembolü kültür merkezi yapıldı: Ordu’da sembollerine dokunulmayan Ermeni ve Rum kiliseleri, “kültür, sanat ve turizm merkezi”ne dönüştürülürken, Osmanlı eserleri ise kaderine terk edildi. Ordu’da Ermeni ve Rum Kiliseleri ’Kültür ve Sanat Merkezi’ haline getirilirken, Osmanlı ve Selçuklu döneminden kalma eserler ise yok olmama mücadelesi veriyor.
Sanat merkezi oldu: 1850 yılında yörede yerleşik Ermeniler tarafından ibadet amacıyla inşa edilen Düz Mahalle’deki Ermeni Kilisesi, 1995 yılında Ordu Belediyesi tarafından restore edilerek 350 kişilik kültür sanat merkezi haline getirildi. Adı ilk önce ’75. Yıl Cumhuriyet Sahnesi’, daha sonra ’Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatro Salonu’ (OBKT) olarak hizmete açılan binada konferans, seminer, tiyatro ve sergi gibi faaliyetler gerçekleştiriliyor. Binanın çatısında Hıristiyanlarca kutsal sayılan ’Haç’ sembolü ise dimdik ayakta duruyor. Merkezdeki tüm kültürel ve sanat faaliyetleri ise haç sembollü binada gerçekleştiriliyor.
Yason Kilisesi onarıldı: Taş başı Mahallesi’nde bulunan Rum Kilisesi ise, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Ordu Valiliği tarafından ortaklaşa restore edilerek ’Kültür Merkezi’ adıyla hizmete açıldı. Konser, konferans ve çeşitli seminerler için uygun hale dönüştürülen ’Kültür Merkezi’ yörede bir zamanlar üç millete mensup insanların bir arada yaşadığı Osmanlı, Rum ve Ermeni mimarisiyle yapılan evlerle de bir bütünlük sağlıyor. Perşembede bulunan ’Yason Kilisesi’ de ’turistik cazibe’ haline dönüştürüldü. Antik Yunan klasiklerinde ’Argonot’ efsanesinin geçtiği yer olarak bilinen Yason Kilisesi, restore edilerek turizmin hizmetine sunuldu. Kiliseleri ’inanç turizmi’ adı altında restore edip günümüze kazandırarak ’kültür ve sanat merkezi’ haline dönüştüren Kültür ve Turizm Bakanlığı, Osmanlı eserleri için işadamlarından yardım istiyor.
İş dünyasına çağrı: Kiliselerin restorasyonu için ödenek ayıran ve özel projeler hazırlayan Kültür ve Turizm Bakanlığı, Osmanlı eserlerinin restorasyonu için ise iş dünyasını göreve çağırıyor. Bakanlık, bir yandan Osmanlı eserlerini restore edecek iş- adamlarına teşvik vereceğini açıklarken, diğer yandan tarihi bina hissedarı olup onarım yapmak isteyen kişilere 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu’na dayanarak yardım yapacağını duyuruyor. Şehir merkezinde Saray Mahallesi’nde 1910 yılında inşa edilen ’Osman bey Çeşmesi’ de tarihe direniyor. Üzerinde Osmanlıca Kitabesi ve Padişah Tuğrası ile yok olmama mücadelesi veren çeşmenin bazı unsurları her geçen gün biraz daha eksiliyor. Taş başı Mahallesi’ndeki tarihi Rum kilisesi, aslına uygun bir şekilde restore edildikten sonra kültür merkezi olarak hizmete sunuldu. Osmanlı döneminden kalma tarihi hamam ise lastik deposu oldu. Kaderi referanduma terk edildi: Türkiye, Balkanlar’da Osmanlı’nın bıraktığı tarihi eserlerin depo, camilerin ise ahır haline getirilmesine tepki gösterirken, ülke içinde bulunan Osmanlı ve Selçuklu eserlerine ise sahip çıkmıyor. Ordu’da Osmanlılar tarafından yaptırılan iki tarihi hamam, bakımlıktan viraneye dönmüş durumda. Hamam, Ordu Çevre ve Orman Müdürlüğü tarafından ’lastik deposu’ olarak kullanılıyor. Ordu Kültür ve Turizm Müdürü Muzaffer Günay, yaptığı açıklamada, Eskipazar köyünde köy tüzel kişiliği mülkiyetinde bulunan 500 yıllık tarihi hamamların restore edilmesi için referandum yapılması gerektiğini söyledi. Günay, tarihi hamamların mülkiyetinin Kültür Turizm Bakanlığı veya Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmesi için köy halkının kararına başvurulması gerektiğini belirtti. Eskipazar Köyü Muhtarı Zekeriya Saytaş, “Tarihi hamamları devretmek için çalmadık kapı bırakmadık. Yine de alan, sahip çıkan olmadı” diye yakındı.
Yurtdışındaki tarihi mirasımız tehlikede: AKP iktidarı kiliselere restorasyon için trilyonlar aktarırken yurt dışındaki 5 bin eser yok olmak üzere. Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, yaptığı açıklamada, yurt dışındaki tarihi Türk eserlerinin belirlenmesi amacıyla 1998 yılında, Devlet Planlama Teşkilatı öncülüğünde çalışma başlattıklarını ifade etti. Bu çerçevede, Balkanlar, Orta Doğu ve Afrika, Macaristan ve Avusturya, Kırım Yarımadası ve Orta Asya’ya gönderdikleri uzmanlarca, şu ana kadar 5 bin eser tespit ettiklerini bildiren Halaçoğlu, İran ve Hindistan’da ise henüz bir çalışma yapılmadığını, bu ülkelerdeki Türk eserlerinin de tespit edilmesiyle bu sayının daha da artacağını belirtti. Vakıflar Genel Müdürlüğü yetkilileri de, geçmişte Osmanlı Devleti hâkimiyetinde bulunan üç kıtada, hala Türkiye’nin ilgisini bekleyen mabet, köprü, bedesten, han, kervansaray ve çeşme gibi binlerce vakıf eserinin bulunduğunu belirttiler. Yetkililer, “Yurt dışındaki eserlerimizi de restore etmek istiyoruz. Ancak yasa çıkmadığı için harekete geçemiyoruz. Tasarının TBMM’de kabul edilmesini bekliyoruz” dediler.
Günay kesenin ağzını St. Paul için açtı: Kiliseleri onarmak için büyük bir çaba sarf eden Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Tarsus’taki St. Paul için de para akıtacak. Günay, Hıristiyan âlemi için kutsal sayılan kilise için her türlü fedakârlığı yapacağını açıkladı.
Osmanlı ve Selçuklu mirası Tarihi eserlerimiz yok olurken Günay’ın derdi kiliseler: Kültür ve Turizm Bakanı Günay, Tarsus’taki St. Paul Kilisesi’nin onarımı için kaynak aktaracaklarını belirterek, “Kiliselerin bir kaç kez ibadete açılması doğal” dedi. Selçuklu ve Osmanlı mirası tarihi eserlerimiz bakımsızlıktan yok olmaya yüz tutarken, Kültür Bakanlığı, kiliseleri ayakta tutmak için kaynak aktarıyor. Günay, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, 2008 yılının dünyada “St. Paul Yılı” olarak kutlanacağını belirtti. Hıristiyan âlemi için kutsal sayılan bu tarihi kilisenin bakım ve onarımı için kaynak tahsis edeceklerini ifade eden Kültür Bakanı Günay, bu vesileyle Tarsus’un dünyaya tanıtılacağını söyledi.
Kurt’un Ağzında Turna Türk’ün Kaynakları… Sen Babalar Gibi Sat Devam Et(?)
Şimdiki Hedefleri ise Botaş’ı parçalamak: Dünyada enerji şirketleri birleşerek dev firmalar haline gelirken, Avrupa Birliği BOTAŞ’ın 3’e ayrılıp parça parça satılmasını dayatıyor. BOTAŞ Genel Müdür Vekili Saltuk Düzyol, böyle bir özelleştirme politikasının çok yanlış olacağına dikkat çekti. Saltuk Düzyol, şöyle konuştu: “Bu konuda yapılan resmi bir çalışma yok, fakat biz TPAO ile BOTAŞ’ın birleşmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu sektörde küçük oyuncuların yaşama ya da politikaları belirleme şansı yok.”
Parçalayıp yutacaklar
BOTAŞ Genel Müdür Vekili Saltuk Düzyol, enerji sektöründe artık küçük oyuncuların şansı olmadığını ve dünya çapında oyuncu olabilmek için şirketlerin birleştiğini belirterek, “Biz de bu çerçevede BOTAŞ ile TPAO’nun birleşmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi. Enerji sektörü ve BOTAŞ’ın faaliyetleri konusunda açıklamalarda bulunan Düzyol, ilgili mevzuatlara göre BOTAŞ’ın depolama, iletim ve ticaret olarak 3’e ayrılmasının öngörüldüğünü, ardından sadece iletim kısmının devlette kalacak şekilde diğer iki şirketin özelleştirilmesinin söz konusu olduğunu söyledi. AB’nin rekabet için bunu söylediğini, fakat uygulamaların bunun tam tersi olduğunu kaydetti. Düzyol, “ Bakıyorsunuz ki aksine enerji şirketleri birleşiyorlar, daha da büyüyorlar ve dev şirketler haline dönüşüyorlar” dedi. Örneğin Gaz De France’nin zaten yüzde 90 pazar payına sahip olmasına rağmen Suez ile birleştiğini, Almanya’da E.ON ile Ruhrgas’ın birleştiğini, dünya çapında oyuncu olan birçok şirketin de “Türkiye’de enerji sektöründe özelleşme olsa da alsak” diye baktığını belirtti. Düzyol, bütün analizlere göre; AB’de 2015’lerde 5 veya 6 tedarikçinin bulunduğu bir gaz piyasasının oluşacağını söyledi.
TPAO-BOTAŞ birleşmeli
BOTAŞ gibi bir şirket varken bunu parçalayıp 3’e bölerek dikey bütünleşmiş yapısını bozarak böyle bir özelleştirme politikası izlenmesinin fevkalade yanlış olacağını ifade eden Düzyol, şöyle konuştu: “Bu konuda yapılan bir çalışma yok. Ama biz TPAO ile BOTAŞ’ın birleşmesi gerektiğine inanıyoruz. Enerji sektörü büyük oyuncuların varlık gösterebileceği bir sektör. Küçük oyuncuların yaşama şansı yok. Eğer başkalarının kurallarıyla oynamak istemiyorsanız bu oyunu kendiniz de o kuralları koyabiliyor durumda olmanız lazım. Ya da o kuralları etkileyebiliyor olmanız lazım. Büyük ve güçlü şirketlere ihtiyacınız var. Enerji köprüsü olacaksak büyük bir doğal gaz ve petrol şirketlerinin bulunması kaçınılmaz.”
Promosyon İçin Star’a Aktarılan Parada Devletin de Hakkı Var…
Hariri’nin oyunu! Telekom’un özelleşmeden önceki net kârı 2 milyar, ödediği vergi ise 1milyar 400 milyon doları buluyordu. 2007’de kârı yaklaşık 3 milyar doları bulurken ödediği vergi yarı yarıya azalarak 700 milyon dolara düştü. İşçinin hakkı olan para ile AKP yanlısı medyanın özendirmesine destek çıkan Hariri Telekom, devlete de düşük vergi ödüyor. Telekom’un özelleştirilmeden önce ödediği vergi ile şimdi ödediği vergi ile yarı yarıya fark var. Türk Haber-İş Sendikası Başkanı Ali Akcan, “Satıştan önce kâr 2 milyar dolardı, ödediği vergi ise 1 milyar 400 milyon doları buluyordu. 2007 itibariyle kârı 2 milyar 710 milyon dolar oldu. Ödediği vergi ise 700 milyon dolar. Aradaki fark 700 milyon dolar” dedi.
Dur diyen yok mu?
Barzani'nin fabrikalarının sahte sigara üretimi için gerekli malzemeyi Mersin’de Kurulu 7 şirket aracılığıyla temin ettiği ortaya çıktı: Teftiş Kurulu, Barzani'nin fabrikalarının sahte sigara üretimi için gerekli makine ve malzemeyi Mersin'de kurulu Golden Universal başta olmak üzere 7 şirket aracılığıyla temin ettiğini ortaya çıkardı. Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu'nun 2005'te hazırladığı raporda, Barzani'nin Kuzey Irak'ta kurulu iki sigara fabrikasına Mersin Serbest Bölge'de kurulu 7 şirket aracılığıyla başta makine olmak üzere sigara üretiminde kullanılan her türlü maddenin gönderildiğini tespit etti. Raporda, bölgede kurulu ve paravan şirket cenneti olan Panama orjinli Golden Universal'in Al-Tahir ve Dolphin şirketleriyle ortak kullandığı depolarda yapılan incelemelerde; Irak'a gönderilmek üzere bekletilen çok miktarda sigara kâğıdı, sigara filtreleri, kartonlar ve sigara kâğıdına baskı yapan silindirlerin tespit edildiği, sigara makinelerinin ise incelemeden önce Irak'a gönderildiğinin görüldüğü belirtildi. Alıcı firmanın ise Dohuk'ta bulunan ve Kürt lider Neçirvan Barzani'ye ait olduğu bilinen Kany Company olduğu ortaya konuluyor.
İşte Barzani ile ilişkili 7 şirket
Barzani'nin sahip olduğu veya ilişkide olduğu Mersin Serbest Bölge'deki şirketler.
* Golden Universal /* Feder Dış Ticaret
* Dolphin Dış Ticaret /* Sun set Adviser
* Teknotaş /* Sönmezler Nakliyat /* As Pazarlama
Irakta’ki Sigara Şirketleri
* Kany Company /* Fahir İbrahim Muhammet
Durdurun dediler: Raporda Kuzey Irak'ta kurulu Barzani'nin fabrikalarının istenen her türlü markayı sahte olarak ürettiği ve Türkiye'ye geri soktuğu belirtildi. Bunu ise özellikle Doğu ve Güneydoğu'da satılan sigara miktarının yüzde 80'lere varan oranlarda düşmüş olmasına bağlayan rapor terörist örgütlerin bölgede denetim kurmuş olmaları nedeniyle buradan kazanılan parayla terörist faaliyetlerinin finanse edildiğini de ortaya koyuyor. Bu nedenle Irak'la sigara konusunda yapılan ticaretin durdurulması isteniyor.
Sırada içki var: Barzani'nin tüm gelirinin kaçak sigara ve alkol olduğunu belirten Gümrük Teftiş Kurulu üyeleri, özellikle 5 yıldızlı otellerde sahte olarak kullanılan viski benzeri yabancı içkilerin de Irak'ta üretilip yurda sokulduğunu işin hem bu boyutunun hem de Avrupa boyutunun incelemelerinin devam ettiğini ifade ettiler. Uzmanlar başta Kuzey Irak'tan giren sahte sigaralar olmak üzere Türkiye'nin kaçak sigara nedeniyle vergi kaybının 2 milyar dolar olduğunu belirtiyor. Kaynak: Sabah

Dost ve müttefik Amerika (?)Sözümona dost

1 Mart tezkeresinin intikamını almak isteyen ABD, Türk askerinin başına çuval geçirme
kahpeliğini göstermişti.
Süleymaniye’de Türk askerinin başına “çuval” geçiren,terör örgütü PKK’ya silah veren, Barzani ve Talabani’yi koruyan ABD, şimdi “ne oldu” da bizim dostumuz oldu!
NEFRET EDİLİYOR
YapIlan araştırmalarda, Türk milletinin nefret ettiği ülkeler arasında yüzde 95’lik oranla birinciliği kimseye kaptırmayan ABD, bölgedeki işgal planını devam ettirebilmek için başlattığı “imaj” çalışmasını küresel medya aracılığıyla sürdürüyor.
ZİHİN BULANDIRMA
Vatandaşın zihnini bulandırmak amacıyla, üzerinde şehit askerlerimizin kanı bulunan ABD’yi birden bire “dost” ve “müttefik” ilan eden bir kısım medya, işgalci ülkenin kahpeliklerini unutturmak için manşetlerden, köşelerden ABD’ye övgü yarışına girdi.
Amerika niye tutum değiştirdi
Devletİn zirvesi, Milliyet’ten Fikret Bila’ya, “ABD Türkiye ile ilişkilerinde tutum değişikliğine gitti” demiş. Zirve’de iki isim var. Gül ve Erdoğan... Bila, “neden” diye sormadığı için bu yorumu kimin yaptığı şimdilik sır!!!
MEDYA KANALIYLA YÜRÜTÜLEN ABD’YE YENİ İMAJ OPERASYONUNU TÜRK MİLLETİ YUTMAYACAK… Çuvalı ne unutturdu?
Türk milletinin en çok nefret ettiği ülke olan ABD, bölgedeki işgal planı için başlattığı imaj çalışmasını küresel medya aracılığıyla sürdürüyor. ABD’yi, ‘dost’ ve ‘müttefik’ ilan eden bir kısım medya, işgalci ülkenin kahpeliklerini unutturmak için manşetlerden, köşelerden övgü yağdırıyor
Sahte dost ABD’ye yeni imaj çalışması tam gaz devam ediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK’ya karşı gerçekleştirdiği başarılı sınır ötesi operasyonu fırsat bilen mütarekeci medya, “sahte dost” ABD’nin kanlı ve kirli icraatları unutturabilmek için başlattığı imaj harekatını sürdürüyor. Operasyonun “ABD’nin izni ve onayı” ile gerçekleştiğini özellikle vurgulayan mütarekeci zihniyet, Türk askerinin başına “çuval” geçirilmesi hadisesinin artık gerilerde kaldığını savunarak, övgüyle söz ettiği sahte müttefik ABD’yi Türk halkına şirin göstermeye çalışıyor. Mandacı medya, sadece Türkiye’de değil tüm dünyada itibarı her geçen gün düşen kahpe ABD’yi aklamak için çaba sarfediyor. Yapılan araştırmalarda, Türk milletinin nefret ettiği ülkeler arasında birinciliği hiçbir zaman kaptırmayan ABD, bölgedeki işgal planını devam ettirebilmek için başlattığı “imaj” çalışmasını küresel medya aracılığıyla sürdürüyor. Türk halkının zihnini bulandırmak amacıyla üzerinde şehit askerlerimizin kanı bulunan ABD’yi, birden bire “dost” ve “müttefik” ilan eden bir kısım medya da, işgalci ülkenin kahpeliklerini unutturmak için manşetlerden, köşelerden övgü yarışına girişti. Ancak, tüm bu yayınlar, ABD’nin kahpeliklerini unutturmaya yetmiyor.
Süleymaniye’de kara gün
4 Temmuz 2003 günü Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde karargah kurmuş bulunan 11 Türk askeri ve Türkmen mihmandarları, peşmerge destekli ABD askerleri tarafından başlarına çuval geçirilerek gözaltına alınmışlardı. Süleymaniye’den alınarak Bağdat’a götürülen Türk askerleri sorguya ve işkenceye maruz bırakılmışlardı. Operasyonun ABD’nin en önemli milli bayramı olan 4 Temmuz Bağımsızlık Günü’ne denk getirilmesi ise ilgili kurum ve kişilerle irtibat kurulmasını engellemiş ve bundan dolayı 11 Türk askeri toplam 60 saat ABD askerleri tarafından alıkonulmuştu.
Bunlar hep hatırlanacak
Usta gazeteci Hulki Cevizoğlu, piyasaya yeni çıkan 1919’un şifresi (Gizli ABD İşgalinin Belge ve Fotoğrafları) isimli kitabında, Türkiye’nin işgalinde Amerika’nın başrol oynadığını belgeleri ile ortaya koydu:
“Yüce Üçler” olarak adlandırılan Amerika, İngiltere ve Fransa’nın devlet başkanları Wilson, Llyod George ve Clemenceau, Yunanlılar’ı İzmir’i işgale çağırmıştı. Yunan askerlerinin İzmir’i işgalinden dört gün önce, 11 Mayıs’ta, ABD filosu öncülüğünde bir savaş filosu İzmir limanına demirledi. Aslında Amerikalılar, Yunanistan’dan önce İzmir’i işgal amacındaydı.

1919’un PKK’sı Yunan
Cevizoğlu, ABD’nin, bugün Türkiye’yi bölmek için nasıl terör örgütü PKK’yı kullanıyorsa, 1919’da da Yunanistan’ı kullandığına işaret etti. Cevizoğlu, kitabındaki tespitlerini şöyle sürdürüyor: Aradaki fark, PKK’nın terör ve vur-kaç yöntemlerini kullanması, Yunanistan’ın ise düzenli ordusu ile saldırması idi. Sonuçta, 1919 işgalinde, Yunanistan ABD’nin PKK’sı olarak kullanılıyordu! Aslında Amerikalılar, Yunanistan’dan önce İzmir’i işgal amacındaydı...
Dostumuz olmadı
Yıllarca hep müttefiğimiz diye yansıtılmaya çalışılan ABD; hiçbir zaman Türkiye’nin gerçek dostu olmadı. İşte, geçmişten bugüne ABD’nin Türkiye’ye attığı kazıklardan bazıları:
Eyaletlere bölecekti
ABD Temsilciler Meclisi, 31 Ocak 1896’da hazırladığı yasa taslağı ile Türkiye’yi eyaletlere bölmek istedi.
Lozan’ı hâlâ tanımadı
Amerika, her ne hikmetse Türkiye Cumhuriyeti’nin “Kuruluş Senedi” olan Lozan Antlaşması’nı tanımadı.
Savaş artıklarını sattı
ABD ile 1946 yılında imzalanan 10 milyon dolarlık anlaşmaya göre Türkiye, ABD’nin işine yaramayan savaş artığı malzemeleri satın alacaktı.
Kıbrıs ambargosu
Amerika Birleşik Devletleri, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda Türkiye’ye ambargo uyguladı.
Bölücüleri destekledi
ABD, Kürtleri sürekli kışkırttı; onları özgürlük ve bağımsızlık yalanıyla kandırarak isyana teşvik etti. Günümüzde de, terör örgütü PKK’yı desteklemekten geri kalmadı.
CIA gitti, Soros geldi
ABD’nin dış ülkelerde CIA aracılığıyla gerçekleştirdiği operasyonlar, yerini Soros operasyonlarına bıraktı.
)ABD nefreti yüzde 95
Türk milleti, Süleymaniye’de Türk askerinin başına “çuval” geçiren terör örgütü PKK’ya silah veren, peşmerge Barzani ve Talabani’yi koruyan ABD’yi hiç sevmiyor. Yapılan araştırmalara göre Türk halkının yüzde 95’i Amerika’dan nefret ediyor. Nefretin en önemli nedeni ise, ABD’nin bölücü terör örgütüne verdiği destek. Bu destek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı da rahatsız etmişti. Erdoğan, 29 Ağustos 2007 tarihinde New York’taki Düşünce Kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi’nde gazetecilerin sorularını cevaplarken, “PKK kamplarında top, tank gibi ABD’ye ait maalesef ağır silahlar çıktı. Yakaladığımız PKK’lı örgüt mensuplarının elinden Amerika’ya ait silahlar çıktı. Sonunda Amerikalı yetkililer de bunu kabul etti. Son zamanlarda PKK terör örgütünün elinden irili ufaklı Amerika’ya ait silahların çıkması Türkiye’de korkunç bir tepki meydana getirmiştir” demişti. Erdoğan, 20 Ekim 2007’te Kanal 24’te Türkiye’de ABD aleyhtarı bir kampanya oluşturulmasını doğru bulmadığını açıklamıştı.
PKK’ya karşı ‘bileşik kaplar’ formülü
Devletin zirvesine olan yakınlığıyla tanınan Milliyet gazetesi yazarı Fikret Bila, Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığını yazdı. TSK’ nın yurt içindeki ve Kuzey Irak’taki operasyonları sürerken, bir yandan da PKK’ya karşı alınacak diğer önlemler tartışılıyor. Türk Ceza Yasası’nın etkin pişmanlığı düzenleyen 221. maddesinin esnetilmesi, alınacak ekonomik ve sosyal önlemler gibi alanlarda kapsamlı çalışmalar yapıldığı Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan dahil olmak üzere yetkililerce de açıklandı. Hemen belirtmek gerekir ki henüz tamamlanmış, devletin zirvesinde mutabık kalınmış, sonuçlandırılmış bir metin yok. Çalışmalar sürüyor. Ancak devlet katında, özellikle güvenlik cephesinde benimsenen temel anlayışı yansıtabiliriz.
Bileşik kaplar etkisi
Devletin, PKK’yla mücadelede “bileşik kaplar” etkisi gösterecek üç ayaklı bir anlayışı benimsediğini söyleyebiliriz:
1- PKK’nın dağ kadrosuyla silahlı mücadeleyi sürdürmek, istihbarat alındığında operasyonlara devam etmek,
2- PKK’yla katılımı en aza indirecek önlemleri hızla yürürlüğe koymak,
3- Eşzamanlı olarak dağ kadrosunu indirmeye yönelik önlemler almak.
Devletin güvenlik otoriteleri, bu üç ayağın aynı anda çalıştırılmasının PKK üzerinde “bileşik kaplar” etkisi göstereceği düşüncesinde.
“Nasıl” sorusuna verilen yanıt şöyle:
“PKK’ya katılımı azaltacak önlemler devreye girerse, dağdan inme eğilimi de artar. Örgüte katılımın azaldığını gören dağ kadrosu da dağdaki koşullardan kurtulmaya çalışır. Dağdan inme başlarsa, PKK’ya katılmayı düşünenler de bundan vazgeçer.
Bir yandan örgüte katılımı frenleyecek olanaklar geliştirilir, dağdakiler inme eğilimine girer, diğer yandan da dağdaki silahlı güce karşı etkili operasyonlar sürdürülürse, bileşik kaplar gibi PKK aynı anda aşağı çekilir.”
Çuval geride kaldı
Devletin zirvesi son hava operasyonuyla ABD’nin tavrında gözlenen değişimi stratejik önemde görüyor.
Irak hava sahası ABD’nin kontrolünde olduğu için Türk Hava Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği büyük operasyonda havadan sağlanan “teknolojik istihbarat” ABD’den geldi. ABD’nin bu işbirliğini önemli bir tutum değişikliği olarak kaydeden devletin zirvesi, bunun PKK ve işbirlikçileri açısından da “umut kırıcı” bir etki yarattığı görüşünde.
Devletin zirvesinde yapılan değerlendirmeye göre, 1 Mart tezkeresinin geri çevrilmesi ve “çuval olayı” ndan bu yana iki ülke ilk kez birbirine bu kadar çok yakınlaştı. ABD’nin tavır değişikliği ve somut işbirliğine yönelmesi, 1 Mart’ın ve çuval olayının geride kaldığını gösteriyor.
Aynı değerlendirmeye göre, bu işbirliği süreli de değil. PKK’nın dağ kadrosuna karşı devam edecek bir işbirliği söz konusu. Bu tutumun PKK’nın son dönemde girdiği, “ABD bize karşı bir şey yapmaz” havasını da dağıttı. İleriye dönük ümitlerini kırdı.

ABD’nin katkısı
“TSK’nın son operasyonlarına ABD nasıl bir katkıda bulundu?” sorusuna verilen yanıt ise şöyle özetlenebilir:
“ABD daha önce taahhüt edildiği gibi üzerinde eyleme geçilebilir teknolojik istihbarat katkısı verdi. Bu istihbaratı alan TSK da hava operasyonlarını somut hedefler üzerinde gerçekleştirdi. Tabii ABD’nin hava çalışmasıyla verdiği teknolojik istihbaratın yanı sıra Türkiye diğer istihbarat kaynaklarından aldığı bilgileri de değerlendirdi. Havadan yapılan teknolojik istihbaratın ABD’den gelmesinin nedeni, Irak hava sahasının ABD kontrolünde olması.”
Stratejik hedef
Operasyonlarla birlikte alınacak diğer önlemlerin stratejik hedefi, devletin zirvelerinde şöyle tanımlanıyor:
“Stratejik hedef, terör örgütünün hedefine ulaşamayacağını görmesini sağlamaktır. Terör örgütü nihai hedefine ulaşamayacağını görürse, katılımlar durur ve ayakta kalamaz. Terörle mücadelede stratejik hedef budur. Terörle mücadelenin bir süreç olduğu unutulmamalıdır. Bir veya birkaç operasyonla sıfırlanacağını sanmak yanlış olur. Ancak sürecin sonunda terör örgütü amacına ulaşamayacağını anlarsa, terörle mücadele hedefine ulaşmış olur.”
Bilanço
TSK’nın gerçekleştirdiği operasyonların sonuçları ise henüz tam olarak saptanmış değil. Bu yöndeki çalışmalar sürüyor. Sonuçlar kesinleşince, Genelkurmay Başkanlığı’nın bu konuda kamuoyuna bir açıklama yapması olası. Kaç teröristin etkisiz kılındığına ilişkin henüz kesinleşmiş bir rakam yok. Ancak, PKK’nın, Zap-Avaşin, Haftanin, Hakurk, Metina ve Çemço bölgelerindeki kampları ile Kandil’deki ana karargâhındaki tesisleri etkili bir biçimde vurulmuş durumda.
* Fikret Bila / Milliyet
ABD Dışişleri Bakanı Rice, Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi’ni “Fas’tan Endonezya’ya kadar 22 İslam ülkesinin haritası değişecek” diye açıklamışken Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, bu projenin eş başkanı olduğunu söylemişti
Sayın diye tabir edilen cani
* Öcalan: Talabani devlet kurmayı teklif etti: İmralı’da cezasını çeken bölücü başı Irak’ın kukla Devlet Başkanı Celal Talabani’nin, kendisine devlet kurmayı teklif ettiğini söyledi. Öcalan, 14 Şubat’tan bu yana ilk kez avukatlarıyla bir araya geldi. Alınan bilgiye göre, bebek katili Öcalan, bu görüşmede ilginç itiraflarda bulundu. Öcalan şunları söyledi: “Şam’da yanıma elçiler geldi gitti. O zaman anlamamıştım. Yeri gelmişken söyleyeyim, Talabani bana adam gönderdi. Bizzat kendisi benimle görüştü. ’Apo! Silahımız var, paramız var istediğimiz her şeyi yapabiliriz, devlet de kurarız. Yeter ki sen bizim yanımıza gel diyordu, yani kontrolümüzü kabul et demek istiyordu. ’Rica ediyorum dedi:” bizim yanımıza gel, silah da var, adam da var, hatta devlet de var.’” Peşmerge başı Mesut Barzani’nin de aynı şekilde kendisine haberler gönderdiğini kaydeden Öcalan, “Ben kabul etmedim. Talaba-ni’yi aldılar, Londra’da eğittiler gönderdiler. İşte Barzani’yi başka şekilde bağladılar. İsrail’in başından beri desteği var” diye konuştu. *Çuvalcıdan pazarlık teklifi :Irak’taki Çok Uluslu Kolordu’nun eski Komutanı olan ’Çuvalcı Komutan’ lakaplı ABD’li Korgeneral Odiorno, bir an evvel terör örgütü PKK ile konuşulup müzakereye başlanmasını istedi
* ‘PKK’yı biz besledik’ itirafı! ABD’de Temsilciler Meclisi’nin Demokrat Partili üyelerinden Rush Holt, PKK’nın şimdiki haline gelmesinde ülkesinin de rolünün bulunduğunu söyledi.
*Yıl 2006: Cemil Çiçek, Talabani’nin “Türkiye iç işlerimize karışırsa biz de karışırız” açıklamasına cevap veriyor: Dünün postal öpücülerinin şunu bunu demiş olması bizim terör algılamamızı değiştirmez.
*Yıl 2008: Cemil Çiçek iki yıl sonra yine NTV’de. Talabani’nin, Abdullah Gül’le yapacağı görüşmeyi değerlendiriyor: Bu ziyaret önemli. Yok sayamazsınız. Neticede Irak’ın Cumhurbaşkanı geliyor.
*Ermeni Oyunu: Bir kez daha ateşkesi ihlal eden Ermeni güçleri 4 Azerbaycan askerini şehit etti
*Alman Polisinin Karakol Dayağı Ölümle Noktalandı: Âdem komadan çıkamadı… Kaldırıldığı hastanede yoğun bakıma alınan Türk genci, verdiği yaşam savaşını 14. günde kaybetti... Hemen harekete geçecek Türk yetkililer(?) Alman Başbakanı Merkel’in ve Almanların bir bardak suda fırtına kopardığı Marco için verdikleri mücadele gibi hani şu Alman genç vardı ya Türkiye’de davası görülen… *Hallein’de cami kundaklandı: Avusturya’nın Hallein kasabasında, Fatih Camii’ne kundaklama girişiminde bulunuldu. Kimliği belirsiz kişi ya da kişiler, giriş kapısı zannettikleri, arkası duvar olan kapı görünümündeki tahta dekorasyonu benzin dökerek yakmaya çalıştı. İşte yaşananlar, vatan toprağında da başka topraklarda da Müslümanlara dair acılar ve onlara reva görülenler aynı… Ademe neden sahip çıkılmadı? Beyni Alman doktorlarca çıkarıldı.

Refah içinde Türkiye(?)**Yaşar Büyükanıt, kesin bir dille 'Afganistan'a asker göndermek istemiyorum' demiş; Babacan ise 'ASKER GİDEBİLİR' açıklaması yapmıştı. Babacan gene bu konu üzerinde bir görüş birliğine varmak üzere konunun gündemlerinde olduğunu söyledi. Deniz Baykal da Afganistan’a asker göndermeye karşı… Bu arada bir Amerikan askeri bir Afgan çocuğu canice gözünden vurdu.
**Demokrasiii, özgürlüük, istiyoruuz hakkımızı savunuyoruz ( kanla) gibi üstü kapalı söylemlerle hareket ederek kargaya karşı göz oyma taktikleriyle birlikte bizi erzak poşetleri ile dilimizde yayın yapılacak bir televizyonla kandıramazsın, özerlik federasyon istiyoruz diye zırvalıklarla sahnedeydiler gene… Silopi’deki Nevruz etkinliklerine katılan 11 kişilik Alman heyeti ise, bölücülerin içerisine karışarak, terör propagandasına destek verdi.
**Yazılarını beğeniyle takip ettiğim bir yazar ise şöyle diyor: “DTP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Meclis’te kan verirken yanına yaklaşıp, “Kan almak mı, kan vermek mi hoşunuza gidiyor?” diye şaka yollu takılan TBMM personelinden Fikret Dadaş’ın işten atılması için harekete geçti. Dadaş hakkında soruşturma açıldı.” Fikret Dadaş, uzun yıllar Tercüman gazetesinde görev yapan Erzurumlu ‘vatansever’ bir gazeteci. Sırrı Sakık’ın kan verdiğini görünce, birdenbire yakından tanık olduğu o acı olaylar gözlerinde canlanıyor ve kendisini tutamayarak, ‘yarı şaka yarı ciddi bir şekilde tepkisini ortaya koyuyor. O güne kadar, ‘ifade özgürlüğünü’, ‘insan haklarını’, ‘demokrasiyi’ ağzından bırakmayan Sırrı Sakık, bir şakayı bile hazmedemeyip, ‘milletvekili’ ve ‘idare amiri’ forsunun arkasına sığınarak hemen TBMM Genel Sekreterliği’nin kapısını çalıyor: - “Bu arkadaşın hemen işine son verin.” Türkiye’de, ‘mevki’, ‘makam’, ‘güç’, ‘iktidar’, ‘para’ sahibi olanların, başvurdukları ‘çok iğrenç’ bir şantajdır kişilerin ekmeği ile oynamak. Ama ‘sıradan’ gibi görünen bu hadisenin ortaya koyduğu daha vahim gerçek şudur: Türkiye’de artık, terör örgütünün ‘siyasi uzantısı’ gibi hareket etmek serbest, ancak teröre destek verenlere karşı ‘şaka yollu’ da olsa tepki koymak yasak. Yoksa en azından işinizi kaybedersiniz.
**TÜSİAD'ın Merkez Bankası ortaklığında hazırlanan ''İşgücü, Gelir, Harcama ve Yoksulluk Açısından
Türkiye'de 2006'da yüzde 9,9 olan resmi işsizlik oranı yüzde 16,9'ya yükselirken, 2007'de bu oran yüzde 16,3 olarak hesaplandı.
**Sözde müttefik sinsi şeytan Bush’tan bir bomba daha: Türkiye'de doğduysan potansiyel teröristsin
Bush yönetimi tarihin en geniş kapsamlı fişleme operasyonuna başladı. Ve bu karar alındı; Türk isen teröristsin…
** Talat ile Hristofyas ile görüşmelere başladı ve sıkı durun hedefte yavru vatan Kıbrıs var. En anlaşmanın en çarpıcı maddeleri mi?* Kıbrıs sorunu bir işgal sorunudur./ * Sorunun çözümü Türk askerinin adadan gitmesiyle mümkündür./ * Adanın askersizleştirilmesi temel hedefimizdir.
Çözüm Türkiye’nin iyi niyetine ve atacağı adımlara bağlıdır./ *Kıbrıs sorunu BM kararları ve AB normlarına göre çözülecektir./* Kıbrıs Türkünün ‘self determinasyon’ -kendi geleceğini belirleme- hakkı yoktur. Buna bağlı olarak Kıbrıs Türkünün ‘anlaşmama ve ayrılma hakkı’ yoktur.
İki devlete dayalı çözüm kesinlikle söz konusu olamaz. /* KKTC ayrılıkçıdır ve ortadan kaldırılmalıdır.
Çözüm için bozulan demografik yapı düzeltilmelidir./* Türkiye’den gelen ‘yerleşikler’ geri dönecektir.
* Rum göçmenler eski mallarına geri dönecektir./* Türkiye gecikmeden ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ni’ tanımalı ve ilişkilerini normalleştirmelidir.

Bizim olan ne kaldı? Yabancını Borsa Payı 100 Milyarı Geçti
İMKB’de 2002 yılında sadece 12.9 milyar dolar olan işlem hacmi, 2003’te 17.3 milyar, 2004’te 37.3 milyar, AB ile müzakerelerin başladığı 2005 yılında 81.2 milyar, 2006’da 88.5 milyar dolara çıkmıştı. Bu yılın ilk dokuz ayında ise yabancıların İMKB’deki işlem hacmi 101.2 milyar dolara ulaştı. Anka’nın İMKB verilerinden yaptığı hesaplamaya göre Ocak-Eylül döneminde yabancı yatırımcılar İMKB’de işlem gören hisse senetlerinde toplam 52 milyar 823,7 milyon dolarlık alım ve 48 milyar 369,8 milyon dolarlık da satış gerçekleştirdi. Böylece yabancıların anılan dönemdeki toplam işlem hacmi 101 milyar 193,5 milyon dolar olurken, yabancı işlemleri 4 milyar 453,9 milyon dolarlık net alımla sonuçlandı. Yabancılar, geçen yılın tümünde 1 milyar 144.1 milyon dolarlık net alım yapmıştı. Yabancı yatırımcıların İMKB’deki işlem hacmi bu yıl Ocak ayında 9 milyar 644.2 milyon, Şubatta 9 milyar 607.9 milyon, Martta 8 milyar 407.5 milyon, Nisanda 9 milyar 27.5 milyon, Mayısta 11 milyar 797.5 milyon, Haziranda 9 milyar 273.1 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. Yabancı işlemleri en yüksek düzeye ise 18 milyar 802.7 milyon dolarla Temmuz ayında ulaştı. Yabancıların Ağustos ayında 12 milyar 471.7 milyon dolar olan işlem hacmi, Eylül ayında da 11 milyar 661.4 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. Yabancı sermaye borsamıza hâkim şehit haberleri ve ülkemizde yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen hatta bu olaylardan sonra neredeyse tavan yaptı yükselişe geçti İMKB… Bu ne demek oluyor diye hiç düşündünüz mü? Yani yabancı sermayenin tamamen istila ettiği ekonomimizi yine yabancı sermaye istediği bir zaman diliminde çöküntüye uğratabilir…

Musrafa Mutlu Vatan Gazetesi Mesud Barzani, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin düzenlediği sınırötesi operasyonu 'sert bir dille kınadıklarını' belirterek şunları söyledi:"Bu operasyonu kınıyoruz. Kürt kanının akması ucuz değildir. ABD'nin kendi ahlaki ve görev değerlerini gözden geçirmesini istiyoruz. Çünkü burası da onların sorumluluk alanından sayılır." Mahalle kavgalarında da ortaya çıkar böyle tipler; “külhanbeyinin yalakaları” olarak dolanırlar ortada... Külhanbeyi mahalleliye eziyet eder, adam döver, bunlar seslerini çıkarmaz... Ama ne zaman mahalleli toplanıp külhanbeyine dersini vermeye kalksa araya girip, “Ayıp oluyor beyler, hiç size yakışıyor mu?” diye sözüm ona kavga ayırıcılığına soyunurlar... Asıl amaçları yalakası oldukları zalimi kurtarmaktır; o kadar! Türk Silahlı Kuvvetleri, Kuzey Irak’a hava operasyonu düzenledi partinin milletvekilleri hep bir ağızdan ateş püskürüyor.
Maaşlarını benim ödediğim vergiden çatır çatır alan... Genelkurmay Başkanı’nın “Meclis’teki PKK’lılar” olarak tanımladığı... Başbakan’ın, sırf ucu kendisine dokunmasın diye bir türlü kaldırmadığı “dokunulmazlık zırhı”ndan yararlanan bu beyler-bayanlar diyor ki: - O saldırılarda ölenler bu ülkenin evlatlarıdır. Operasyonlar bir an önce durmalı! Haydi oradan Allah aşkına! Nereden “bu ülkenin evlatları” oluyor eli kanlı o katiller?
Evlat, babasını vurur mu? Annesini sırtından hançerler mi? Mayın döşeyip kardeşini havaya uçurur mu? Tüm bunları yaparsa, “evlat” olur mu? Bugün o “hain evlat”lara sahip çıkanlar, nedense 30 yıldır o evlatların ihanet ettiği bu ülkeye bir kez bile sahip çıkmadı. O katillere tek bir defa bile olsun, “Yaptığınız yanlış, silahla bir yere varamazsınız” demedi. Ne zaman ki, Türk Silahlı Kuvvetleri harekete geçti, bunlar araya giriyor... Meclis rozetlerini yakalarına takıp, “Apo’ya özgürlük” mitinglerine gidiyor, “Askeri operasyon durdurulsun” konulu “halka açık basın toplantısı” düzenliyor, sempatizanlarını kışkırtıyor!
Yıllardır “dayak” yemek pahasına sağduyusunu kaybetmemiş bir ülkenin ordusunun önüne geçmeye çalışıyor... “Evlat” edebiyatı yaparak, “Onlar ne kadar öldürürse öldürsün, siz bir şey yapmayın... Demokratik demokratik ölün” diyor. Demokrasi, “öldürme” hakkı vermez insana...
Bu yüzden bu rejimlerde, “meşru müdafaa” hakkı vardır. Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaptığı operasyon da “meşru müdafaa”dır ve sonuna kadar haklıdır! Bunu “evlat öldürmek” olarak göstermeye kalkışanlar ise, mahalleye korku salan külhanbeyinin işbirlikçileridir! Ve en az o “külhanbeyi” kadar suçludur! Bir gün gelir, bu suçun hesabı onlardan da sorulur!
Bir kürt kedisi bile vermeiz diyen Talabani Köşkte!
Postal öpücüydü köşkte karşılandı. Kürdistan dedi. Ses çıkmadı ne Başbakandan ne de Cumhurbaşkanından Cemil Çiçek de suskun...
Şeker Sanayi Nereye Gidiyor
Ulusal sermaye yok sayılıyor: Stratejik kuruluşlarımızı ele geçiren küresel sermaye, özelleştirme kervanına pancar sektörünü de katmak istiyor. Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök, IMF, Dünya Bankası’nın, ABD’nin, AB’nin ve uluslararası sermayenin baskısı altındaki Türk tarımı ile Türk sanayinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu kaydetti. Aynı çevrelerin baskısıyla ulusal sermayenin yok sayıldığını ifade eden Gök, “Çok değerli kamu kuruluşlarımız yok pahasına satılmakta, yabancılaştırılmakta ve hatalı özelleştirmelerle kapatılmalarına neden olunmaktadır. Ve yine aynı baskı odakları tarafından şimdi de bu özelleştirme kervanına pancar tarımı ve pancar şekeri sanayi katılmak istenmektedir. Böylece Türkiye’nin dünyada söz sahibi olduğu ender sektörlerden biri daha yok olma riskiyle karşı karşıya bırakılmakta, ülkemizin ekonomik ve sosyal geleceği karartılmaya çalışılmaktadır” dedi.
Özelleştirme riski: Şeker Sanayii Türk şeker, 22 Haziran 2000 tarihinde IMF’ye verilen Ek Niyet Mektubu’nda belirtilen esaslar dâhilinde, özelleştirme kapsamına alınmış, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun (ÖYK) 27 Haziran 2003 tarihinde aldığı kararla da özelleştirme yol haritası belirlenmiştir. 21.Ocak 2005 tarih ve 2005/17 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile özelleştirme yol haritası revize edilmiştir.” Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin toplumsal ve sektörel riskler taşıdığını da kaydeden Gök, “6 Aralık 2005 tarih ve 26015 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile birim üretim maliyetleri düşük, kar oranları yüksek fabrikalardan Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikaları özelleştirme programına alınmıştır” dedi. Bu durumun, şeker fabrikalarından kârlı olanların özelleştirilip, kalanların kapatılacağı yönünde endişeler yarattığını da anlatan Gök, şunları söyledi: Bu şirkete dikkat! “Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi çalışmalarına yardımcı olmak üzere 9 Kasım 2004 tarihinde sonuçlanan ihaleyle Oyak yatırım Menkul Değerler A.Ş. ABO International Advisory Services B.V. ve ED&F Man konsorsiyumu seçildi. ED&F Man 220 yıldır şeker ticaretiyle uğraşmaktadır. Şeker ticareti konusunda dünyanın 60 ülkesinde 35 şirket ile faaliyet göstermekte olan bu şirket, şeker ticaretinde dünya lideridir. Ayrıca Ukrayna’daki tesislerinde, kamış şekeri üreten ülkelerden temin ettiği ham şerbeti işleyerek şeker üretmektedir. Ülkemizin şeker üretimindeki her azalış, bu şirket için kâr anlamına gelecektir. Böyle bir şirketin şeker sanayisinin özelleştirilmesinde kendi çıkarlarından ve kârından başka bir şey düşüneceğini, Türkiye’nin milli çıkarlarını gözeteceğini varsaymak kesinlikle mümkün değildir…”
Fabrikalar kapanacak: Öncelikle kâr eden fabrikaların özelleştirilmesi halinde, Türk Şeker Fabrikaları’nın pancar işleme kapasitesi ve şeker üretim miktarının daralacağına dikkat çeken Gök, şunları söyledi: “Böylece, Türk şeker’in kapasite kullanım oranı yüzde 15-25’e kadar düşecek. Stoklar olağanüstü boyutlara ulaşacak. Çoğunluğu eski teknoloji-düşük ölçekle üretim yapan bu fabrikalar pazar avantajlarını kaybedeceklerinden zarara sürüklenecek. 15 ile 18 arasında fabrika kapanmak zorunda kalacaktır. Bunların kapanması halinde, pancar tarımı ve şeker üretimi yüzde 40–50 oranında, sektörel istihdam yüzde 50–60 oranında azalacaktır. Bu durumun yan sektörlere yansıması olumsuz olacak, bölgesel kalkınma sekteye uğrayacak
Sosyal Sigortalar Yasası
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yeni Yasa Tasarısı neler getiriyor?
TBMM Genel Kurulunda görüşülecek olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası'nda değişiklik öngören tasarının, "çalışanlar, emekliler, hak sahibi durumundaki aile fertleri ile dul ve yetimler için sosyal sigortalar ve sağlık alanında ağır hak kayıplarına neden olacağı" belirtiliyor.
**Bu gün, emeklilik için kadınlarda 58, erkeklerde 60 olan yaş sınırı kademeli olarak kadın ve erkeklerde 65'e, prim gün sayısı 7 binden 9 bin'e yükseltilmektedir.
**Halen fiili hizmet zammından yararlanan çalışanların bu hakları bazı sektörlerde ellerinden alınmaktadır. Malullük ve ölüm aylığı hak etmek için aranan 5 yıllık hizmet süresi 10 yıla, 900 günlük prim gün sayısı ise 1800 güne yükseltilmektedir.
Aylık bağlama oranı her 360 prim gün sayısı için yüzde 2'ye indirilmektedir. Emekli aylıklarının hesaplanmasına ilişkin kazançların güncel erimesinde kullanılacak katsayının belirlenmesinde gelişme hızının (refah payının) yüzde 100'ü yerine, yüzde 30'u dikkate alınacaktır. İş kazası ve meslek hastalığı sonucu yüzde 25 ve daha yüksek oranda sakat kalan çalışanlara bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinin alt sınırı kaldırılmaktadır.
**Alt sınır aylığı düşürüldüğünden, özellikle mevsimlik, geçici süreli ve yarı zamanlı çalışanlar, daha az aylık almakla karşı karşıya kalabilecektir.
**Çalışan ve ölüm geliri-aylığı alan çocuksuz dul eş aylığı, yüzde 75'den, yüzde 50'ye düşürülmektedir. Emekli aylıklarının yükseltilmesinde yalnızca enflasyon oranındaki artış dikkate alınacağından, emekli, dul ve yetimlere refahtan pay verilmemektedir.
Asgari ücretin üçte biri tutarında, altı ay süreyle verilmesi kabul edilen süt emzirme yardımı, bir defaya mahsus olarak düzenlenmektedir.
**Asgari ücretin üç katı tutarında verilmesi kabul edilen cenaze yardımı bir asgari ücret tutarına indirilmektedir.
**Yetim kız çocuklan için ödenmekte olan evlenme yardımı (çeyiz parası) yetim aylığının 24 katı tutarından, 12 katına düşürülmektedir.
**Çalışanlar ile emekli, dul ve yetimlerin yararlanacakları sağlık hizmetlerine İlişkin tedavi yöntemleri, İlaç ve tıbbi malzemelerin miktar ve sürelerinin belirlenme yetkisi kurum yönetimine bırakılarak belirsizlik yaratılmaktadır.
Diş protezlerine yaş sınırı getirilerek 18 yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün almamış kişiler protez bedelinin yüzde 50'sini cepten ödeyecektir.
**Çalışanlar İle emekli dul ve yetimler, özel hastanelerden yararlanmak için sağlık hizmeti bedelinin yüzde 20'sini cepten ödeyecektir.
**Sosyal Güvenlik Kurumu'nun oluşturacağı bir komisyonun belirleyeceği tedavi yöntemleri dışındakilere, üç katına kadar fark ücreti ödenmesi öngörülmektedir.
**Muayene ve tedaviler için şimdilik 2 YTL; protez, ortez ve ilaç bedelleri için yüzde 10 ve yüzde 20 oranında değişen oranlarda katılım payı ödenecektir.
**Çalışması sona eren sigortalılardan, önceki yıl İçinde 90 gün prim ödeyenlerin kendileri, 120 gün prim ödeyenlerin ise kendileri İle birlikte bakmakla yükümlü olduğu kişilerin, 6 ay süreyle sağlık yardımlarından yararlanma hakkı kaldırılmaktadır.
**Genel Sağlık Sigortası primlerini devletin ödeyeceği kişiler için asgari ücretin üçte biri olarak belirlenen yoksulluk sınırı, nasıl elde edildiğine bakılmaksızın hanenin tüm gelirlerini dikkate alacağından, toplumun büyük bir bölümü sağlık sigortası primi ödemekle yükümlü tutulacaktır."
Toprak satışında en büyük çarpıtma!..
Avrupa’daki Türklerin bu ülkelerin bütününde aldıkları mülk sayısıyla, yabancıların Türkiye’de edindikleri toprak miktarını karşılaştıran Hürriyet, büyük bir çarpıtmaya imza attı. AKP döneminde yapılan toprak satışının boyutunu küçük göstermeye çalışan gazeteye göre, İsrailliler GAP bölgesinde tek bir taşınmaz bile edinmemiş!..
Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün çalışmasına göre Türkiye’de yabancıların 2002 yılından bu yana edindiği toprak 4 bin 500 futbol sahası büyüklüğüne eşdeğer. En az toprak satan hükümet olduklarını savunan AKP’yi aklamaya çalışan Hürriyet gazetesi, aynı zamanda İsraillilerin Türkiye’de yaptıkları alımları da gizleme gayretine girdi. 2002’den 2005’e kadar 24 milyon metrekarelik vatan toprağı satılırken, gazete, Avrupa’da yaşayan Türklerin bu ülkelerin bütününde aldıkları mülk sayısıyla, yabancıların Türkiye’de edindikleri toprak miktarını karşılaştırarak okurlarını yanıltmayı tercih etti. Meclis’teki Tapu Kadatro Bütçeleri görüşmesinde konuşulanları haberleştiren Hürriyet, CHP’lilerin Avrupa ülkeleri ile Türkiye karşılaştırmasında yapılan aldatmacaya çektikleri dikkate ise yer vermedi. İsrailliler GAP bölgesinde tek bir taşınmaz bile edinmediğini yazan gazete, “gizli satışlara” ise hiç yer vermedi. Resmi rakamlara göre, 1753’ten bugüne kadar yapılan taşınmaz satışlarının rekorunun AKP’nin elinde olduğundan tek satır sözetmeyen Hürriyet, önceki günkü nüshasında manşetinden şu haberi yayınladı:Siyasilerin zaman zaman tartışma konusu yaptığı yabancılara mülk satışına ilişkin rakamların kıyaslanması, “satılan mülkten fazlasını yurt dışında aldığımızı” ortaya koydu. Türkiye’de yabancılar 35 milyon metrekare taşınmaz satın alırken, Avrupa’da yaşayan Türklerin satın aldığı taşınmazlar 48 milyon metrekareyi geçiyor.

Almanlar başı çekiyor
Tapu Kadastro Bütçesi görüşmeleri sırasında TBMM’de verilen rakamlara göre, Türkiye’de mülk alanlar genellikle Alman, İngiliz, Yunan, İrlandalı, Danimarkalı, Hollandalı, Avusturyalı, Norveç, Belçika ve Amerika uyruklu yabancılardan oluşuyor. En çok taşınmaz edinilen iller ise Antalya, Muğla, İstanbul, Aydın, Bursa, İzmir, Ankara, Mersin, Balıkesir ve Hatay olarak belirlendi.

İlki Osmanlı’da
Yabancılara mülk satışı ilk defa Osmanlı döneminde 1868-1914 yılları arasında Emlak Mutasarrıf Yasası’yla başlatıldı. Cumhuriyet sonrasında ise 1934-2003 döneminde, 2003-2005 dönemi ile 2006 ve sonrası olmak üzere üç ayrı dönemde çıkarılan yasalarla mülk satışı serbest bırakıldı. 2006 sonrasında yabancılara mülk satışına bazı sınırlamalar getirildi. Türkiye’de bir yabancının mülk edinebilmesi için getirilen bir şart da karşılıklık ilkesi oldu. Bu kapsamda, Türkiye ile 54 ülke, vatandaşının karşılıklı olarak mülk edinebilmelerine yönelik anlaşma yaptı. Türkiye’de mülk edinen yabancılarla ilgili veriler ise şöyle:

72 İsrailli’nin mülkü var
19 bin 703 kişi 30 milyon 794 bin 755 metrekarelik arazi satın alırken, 38 bin 829 yabancı da 5 milyon 250 bin 792 metrekarelik bina ve konut sahibi oldu. 72 İsrail vatandaşı 18 bin 487 metrekarelik taşınmaz edindi.

GAP bölgesindeki satışlar
GAP bölgesinde ise 189 yabancı 1 milyon 680 bin metrekarelik 399 taşınmaz edindi. Kamuoyunda ’İsraillilerin GAP bölgesinden taşınmaz edindikleri’tartışmalarına rağmen verilere göre bu bölgede satılan taşınmazlardan hiç birinin İsrail’e ait olmadığı ortaya çıktı.

Türkler gayrimenkul zengini
Avrupa ülkelerinde yaşayan Türklerden 190 bini de bulundukları ülkelerde mülk edindi. 190 bin kişinin edindiği konut, bina, arazi gibi taşınmazlar 48 milyon metrekareden oluşuyor.
AKP iktidarı, 253 yılın rekorunu kırdı
5 yılda yapılan satış 253 yılın iki katından fazla
AKP iktidarı döneminde yabancılara taşınmaz mal satımında rekor kırıldı. 2002’den 2007’ye kadar 24 milyon metrekarelik vatan toprağı satıldı. Kutsal vatan topraklarını peşkeş çeken AKP iktidarı, rekorlarına bir yenisini daha ekledi. AKP, yabancılara taşınmaz mal satımında Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı. Milliyet’in haberine göre, kuruluş döneminin başladığı 3 Mayıs 1920’den, 58. Hükümet’in kurulduğu 18 Kasım 2002’ye kadar yabancılara yalnızca 11 milyon 951 bin 181 metrekare taşınmaz satılırken, AKP’nin 5 yıllık icraat döneminde bu rakam ikiye katlandı. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, “Yabancıların Ülkemizde Taşınmaz Mal Edinimi” başlıklı 15 Kasım 2007 tarihli yeni bir çalışma yaptı. Kurumun bu araştırmasında, kamuoyu tarafından merak edilen bir çok soru da açıklığa kavuştu. Tapu ve Kadastro Genele Müdürlüğü’nün araştırmasına göre, AKP hükümetleri döneminde yabancılar Türkiye’den 24 milyon 79 bin 957 metrekare taşınmaz satın aldı. Bu rakam, tam 4 bin 500 futbol sahası büyüklüğüne eşdeğer. Resmi rakamlara göre, 1753’ten bugüne kadar yapılan taşınmaz satışlarının rekoru da AKP’nin elinde. 2002’ye kadar geçen 253 yılda, ancak AKP döneminin yarısı kadar taşınmaz satıldı. 1753’ten 2002’ye kadar satılan taşınmaz mal miktarı sadece 11 milyon 965 bin 181 metrekare oldu.
Demagoji yapıyorlar
Toprak satışlarında gerçeğin gizlenmeye çalışıldığını belirten CHP Muğla Milletvekili Fevzi Topuz, konunun yanlış anlaşıldığını ve dolayısıyla yanlış yorumlandığını kaydetti. Avrupa’da yaşayan Türklerin bütün AB ülkelerinde aldıkları toprak sayısıyla, Türkiye’de yabancıların aldıkları toprak sayısının karşılaştırıldığına dikkat çeken Topuz, “Bir kere yanlış şuradan kaynaklanıyor, Türklerin bütün Avrupa ülkelerinde aldıkları toprak sayısı hesaplanıyor. Yani AB’ye üye kaç ülke varsa onun sayısı hesaplanıyor. Oysa Türkiye’de satılan topraklar sadece bir ülkede satılmış oluyor. Plan Bütçe komisyonunda ben bunları söyledim ama iktidar kanadı, yanlış yorumlamaya devam etti” dedi. Avrupa’da yaşayan Türklerin ya da Avrupa’da toprak alan ülkelerin Romanya ya da buna benzer ülkelerde toprak aldıklarını belirten Topuz, “Almanya, Fransa, İspanya gibi ülkelerden toprak satın almıyorlar ki. Türklerin
Başa dön
mhmt
Yazar


Kayıt: Oct 24, 2007
Mesajlar: 222
Nereden: Denizin Kıyısından

MesajTarih: Pzr Mar 23, 2008 8:00 pm    Mesaj konusu: