Bunlar hala kendilerini halkın seçtiğini sanıyor...KÖMÜRLERLE MAKARNALARLA CAHİL İNSANLARDAN ALINAN OYLARDAN MI BAHSEDİYORSUNUZ!!!DEMOKRASİDEN Mİ BAHSEDİYORSUNUZ BU ÜLKEDE İNSANLARIN CAHİL OLDUĞU BU ÜLKEDE DEMOKRASİDEN BAHSETMEK ÇOK BÜYÜK Bİ YANLIŞTIR!!!MERAK ETMEYİN YARIN ÖBÜR GÜN BAŞKASI DAĞITIR KÖMÜRÜ PAŞA PAŞA GELİR O AKP'YE OY VERENLER(SÖZDE HALK) SÜRMEYE MÜRMEYE HİÇ GEREK YOK!!!
Hazımsızlığa bak!!! Hala nerelerde geziyorsun? SEV HALKINI.
% 47'yi makarnacı yaptın be şimdi.
16.000.000.000 Oy dan bahsediyoruz.
ben bu insanların cahil olduğunu düşünüyorum evet..kimi 2 paket makarnadan verdi,kimi cahillihinden..Yakında başlarlar bize demokrasi dersi vermeye ''Demokratik ülkede böyle şeyler nasıl olur %47 fasa fiso''ilginç diğer noktada CÜNEYT ZAPSU'nun istifasıydı..
22 Temmuz seçimleri, Demokrat Partiye ait 50 yıllık rekorun yenilendiği bir seçim oldu. AK Parti, iktidarda oyunu arttırarak DP;nin bu rekoruna ortak çıktı. Gerçekten, siyasi tarihimizde eşine pek rastlanmayan büyük bir başarı.
Böyle bir başarıyı doğuran etkenleri çok konuştuk, yazıp çizdik. O nedenle, sebepleri üzerinde durmayacağım. Hadisenin ilgili olduğum tarafı, halkın açtığı bu büyük opsiyonlu kredinin nasıl kullanıldığı konusudur. Çünkü, bu konuda bazı endişelerim var.
Gerçi, geride kalan bir hayli zor bir yıldı. Düşünün; 2007 yılında bir cumhurbaşkanlığı seçimi, bir milletvekilliği genel seçimi ve bir referandum yaşadık, bir muhtıraya muhatap olduk, Kuzey Irak;a yönelik hava ve kara harekatı için meclisten tezkere geçirdik. Neredeyse hepsi çalkantılı süreçlerdi.
Tüm zorluklara rağmen Türk demokrasisi, bu tehlikeli süreci aracı duvara toslatmadan aşmayı başardı. Bunda iktidar partisinin rolü büyüktür.
Haliyle, bir etabı kapsayan böylesine zorlu bir maratonun ardından yorgunluk belirtilerinin hissedilmesi doğaldır. Ancak bu durumun geçici olmayıp refleks kaybına yol açması veya rota kaymasına sebebiyet vermesi, tehlikeli bir durumdur.
Gündem saptı
Seçimlerin üzerinden yaklaşık 8 ay geçti. Gündem 4 temel konuda düğümlendi: Yüksek öğretimde türban serbestisi, Kürt meselesi, sivil anayasa ve sosyal güvenlik reformu. Bir de gündemin kıyısında bekleyen AB reformları.
AK Parti, ilk icraat döneminde toplumsal mutabakat oluşmadığı gerekçesiyle yüksek öğretimdeki türban yasağına dokunmadı. Bugün gelinen noktada MHPnin desteğiyle mutabakat oranı yüzde 70in üzerine çıkınca çözüm arayışının hızlandırılmasını makul karşılamak gerekebilir.
Kürt meselesi, kronik hale gelmiş ve çözümsüzlüğü Türkiyeyi sürekli geriye götüren önemli bir meseledir. Özellikle son beş yılda konsept değişikliğine gidilerek teröristle mücadeleden terörle mücadele yöntemine geçilmesi, bu kapsamda güvenlik tedbirlerinin yanı sıra sosyo-ekonomik ve kültürel tedbirlerin devreye sokulması önemli adımlardı. Son hava ve kara harekatından sonra çözüm arayışlarının hızlandırılması çabasını anlamak mümkündür.
Şimdiye kadar hep ara rejim dönemlerinde hazırlanmış anayasalarla yönetilen Türkiye, ilk kez sivil anayasa için kollarını sıvadı. Yerinde bir adım. Çünkü, artık mevcut elbise Türkiye ye dar geliyor.
Sosyal güvenlik reformu, ekonomideki kara deliklerin kapatılması ve sosyal güvenlik şemsiyesinin faciaya dönüşmemesi için zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.
Özünde, kangren hale gelmiş bu sorunların mutlaka çözüme kavuşturulması, AB sürecinin ise kesintiye uğratılmadan kararlılıkla sürdürülmesi gerekiyor.
Kaşınız yarılabilir
Ama ortada reel politik durum var. Tercih edilmesi gereken yöntem, engelleri teker teker mi aşmak yoksa birden fazla engelin üzerinden zıplamak mı?
Elbette, gücünüz yetiyorsa, nefesiniz güçlüyse ve daha yükseğe zıplama esnekliğiniz varsa ikinci seçenek, her zaman tercih edilmelidir. Hem mesafeyi hem zamanı kısaltır, hedefe çabuk varırsınız. Unutulmasın, riski de yüksektir. Kaşınız, gözünüz yarılabilir.
Bunları niçin anlatıyorum. Bakıyorum, bir süredir iktidar partisinde garip bir şekilde gündem kayması yaşanıyor, rota sapıyor, enerji kaybı artıyor. Eğri oturup doğru konuşalım; İktidar partisinin, aynı zaman diliminde hem türban krizini aşması, hem Kürt meselesine köklü ve kalıcı çözüm bulması, sivil anayasa ve sosyal güvenlik reformunu çıkarması, AB reformlarını hızlandırması mümkün mü?
Bence mümkün değil. Mümkün diyorsanız, buyurun. 40 cephede savaşa devam.
Amok koşucusu gibi olmayın
Ama bu arada asıl meseleyi unutmayın. Şu anda toplumun birinci öncelikli sorunu, ekonomidir. Ekonomiden sorumlu bakanların yüzü gülüyor ama vatandaş o kadar mesut değil. Piyasalar durgun, şirketler sıkıntılı, işsizlik kanayan yara, dar ve sabit gelirliler tedirgin.
Türkiye gerçek gündemine dönmez ve sorunları çözüm takvimine bağlamazsa, iktidar partisi amok koşucusu gibi olur.
Niyetim, uyarmaktı.
Star gazetesi 14.03.2008 yani bugün.
Bu yazı yayınlandığının akşamı, kapatma davasının haberi geçildi.Enterasan .Kültür bakanı E.GÜNAY ;çok derinlere inilmiş" şeklinde beyanat verdi. Allah encamımızı HAYREYLESİN.
Memleketseverim ama yüzde kırk yedisi olmasaydı demedi hiç Nihat Genç, Konya'nın kavruk otundan ihtiyar kemancısına kadar bu memleketin herşeyine türkü yakan bir adamı arkanıza alarak konuşmayın lütfen, ilerde bir gün böyle bir kelamı ederse, ilk olarak beni kaybedecektir...
Zaten, demokrasi cahil halk için lüksmüş, karar mercii böyle buyurmuşlar!..
Göbeğini kaşıyan adamlardan, kömüre oyunu satan halk yığınlarına kadar çok duyduk bu yakıştırmaları, öncelikle insaf ve vicdan ve bir zamanlar sayın Zeran'ın dile getirdiği gibi hak ve hukuk...
Bu ülke artık parti kapatmalara, başbakan idamlarına, dayatmalara, darbelere, elitist yönetim gayretlerine, tepeden inme anayasalara doydu kardeşim, siz prangalarınızı sürükleyebilirsiniz ardınızda, ama bizim sırtımıza kambur oldu artık taşıyamıyoruz...
Varan bir; "Kurumların halka eziyet etmesi" nden şikayet eden bir başbakanım var, ben kendisine oy vermedim ama neticelerine katlanıyorum ve şikayetlendiği kurumların başı olduğu gerçeğini kendisi bile göremiyor ve ben nasıl söyleyeyim kendisine bilemiyorum?..
Varan iki; İki tarafa da ışık yakan bir cumhurbaşkanım var ve son söylemiyle "Ben siyasiler üstüyüm" diyerek aslında kendi koltuğunu garantiye alma peşinde, bunu da içime sindiremiyorum...
Varan üç; Türban ve yurt dışı operasyonundan sonra gündem değiştirme harekatının düğmesine birileri basmıştır...
Varan dört; Cuma akşamı, hem de başbakan kendine bağlı olan kurumlardan şikayette bulunmuşken ve aslında kontrolün kendinde olmadığını cümle aleme ifşa etmişken, borsa seansının kapanışı sonrası ( Sermayeyi rahatsız etmemek gerekir, çünkü bu iki günlük sürede kendileri strateji belirler ve yönlerini çizerler, pazartesi sabahı borsa hareketlerini çok iyi izlemek ve tahlil etmek gerekecektir bu çerçevede, küçükler panikle satışa geçecek ve bakalım kimler bu hisse senetlerini ilerde paraya çevirmek üzere toplayacak, çok dikkatli takibi gerekir) bu kararın dile gelmesi ne kadar anlamlıdır sorusunu kendi kendimize sormak da icap eder hakkaniyet gereği...
Varan beş; Olay organizedir ve önceden düşünülüp planı yapılarak ortaya sürülmüştür ve ne yazık ki hükümetin bu organize hareketten haberi yoktur...
Tüm bunlardan sonra, AKP iyi ya da kötü bir yönetim sergilemiştir zaman içerisinde bunun artık önemi yok. Ama benim halkımın teveccüh edip iktidara getirdiği ve kendisini yönetmesini istediği partidir. Sırf bu nedenle olsa bile bu olay karşısında yanında yer almak gerekir...
Sloganla taçlandıralım bari yazının sonunu;
Kahrolsun faşizm! Kahrolsuz elitist bürokrasi! Kahrolsun militarist yönetim tarzı...
Anlamıyorum bir türlü.Halk nasıl ve kim oy verseydi zeki olacaktı.
Siz çok mu zekisiniz bu cümleyi yazarak.Ha zekiliğin göztergesi hırçınlık,saldırganlık ve saygısızlıksa gerçekten çok zekisiniz.
Lütfen önce kendinizden başlayın.
Kayıt: May 13, 2005 Mesajlar: 26 Nereden: işte Nerden
Tarih: Cmt Mar 15, 2008 3:36 pm Mesaj konusu:
Şeytanda böyle diyordu adem için ben diyordu ben senden daha üstün yaratıldım!
Hasanlığını hüsnlüğünü kaybetmiş onurunu yitirmiş halkına sırtını dönmüş sanki ne verdiyse , almaya kalkışıyor.
Gerizekalılar bile bilir ki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamına oturan birinin zekasında bir problem olamaz.. Demekki..." Yeni Şafak Gazetesi yazarlarından Fikri Akyüz, başsavcıya yönelik çok sert bir yazı yazdı...
'Ama gerizekalılar bile bilir ki'
Geri zekalılar bile bilir ki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamına oturan birinin zekasında bir problem olamaz.. Demekki..." Yeni Şafak Gazetesi yazarlarından Fikri Akyüz, başsavcıya yönelik çok sert bir yazı yazdı... "
Akyüz, "Ben Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısıyım” demeyiniz, çünkü siz yargıyı da bilmiyorsunuz, Cumhuriyet'i de bilmiyorsunuz ve üstelik siz “sav”ın ne olduğunu da bilmiyorsunuz, dedi...
Hızını alamayan Yeni Şafak yazarı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'ya o soruyu sordu...
İşte Akyüz'ün o yazısı...
Başsavcı, babasının mezarını da kapatacak mı?!
Ellerinizi ovuşturuyor musunuz Sayın Başsavcı?
Attığınız bir imza ile bugün annesinin karnında olan çocukların bile istikbalini karartmaya ne hakkınız var?
Siz kimsiniz? Hayır hakaret etmiyorum, sadece soruyorum: Siz kimsiniz?
“Ben Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısıyım” demeyiniz, çünkü siz yargıyı da bilmiyorsunuz, Cumhuriyet'i de bilmiyorsunuz ve üstelik siz “sav”ın ne olduğunu da bilmiyorsunuz.
Yok hayır, elbette bunların ne olduğunu biliyorsunuz; biliyorsunuz ama iyi bilmiyorsunuz.
Çünkü siz yargıyı da Cumhuriyet'i de “müddeiumumi”liği de suiistimal ediyorsunuz; suiistimal etmekle kalmayıp bir de istismar ediyorsunuz.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamı, falanca belde belediyesi başkanının anlattığı bir fıkradan dolayı bir partiyi kapattırmak isteyecek kadar ve üstelik “bir fıkra kadar” komiklik yapılan bir makam mıdır?
Siz Sayın Abdurrahman Yalçınkaya, babanız yaşıyorsa Allah selamet versin; vefat etmişse Allah rahmet eylesin.
Babanız vefat etmişse babanızın mezarını da kapatmayı düşünüyor musunuz?
Öyle ya, babanız size “Abdurrahman” yani “Allah'ın kulu” adını vermiş olmakla laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelmiş olmuyor mu?!
Adınızı değiştirmek için başvuracağınız “Allah'ın kulu” bir tane bile hakim yok muydu?!
Evet yazdığınız iddianameyi okumadıysanız bu çok “dramatik”tir.
İddianameyi bilerek yazdıysanız bu çok “trajiktir”.
Yok eğer bunları “ciddi ciddi” yazdıysanız bu çok “komiktir”.
Neden komiktir; şundan dolayı komiktir.
Örneğin; iddianamenizde şu meşhur “ulema” sözcüğü etrafında yapılan o pis ve iğrenç yorumlara da iltifat etmişsiniz.
Bu sözcük etrafında koparılan fırtınaya mı yanayım yoksa bu fırtınadan dolayı “tusunamik kapatma davasına” mı yanayım, bilmiyorum.
Başbakan Erdoğan ne demişti, bakalım
“Başörtüsünün yasaklanıp yasaklanmamasına dair karar verecek olan bir mahkeme şayet yasak koyarsa buna tabii ki uymak gerekir. Ama bir mahkeme 'Başörtüsü dinin emri değildir' diyemez. Başörtüsünün dini bir emir olup olmadığına ancak ulema karar verir..”
Ama gerizekalılar bile bilir ki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamına oturan birinin zekasında bir problem olamaz.. Demek ki bu şık olamaz.
O zaman şu şıkka bakalım Siz “ulema”nın “alimler”in çoğulu olduğunu bilmiyorsanız sizin Türkçenizde bir sıkıntı var demektir.
Ama bu şık da doğru olamaz; çünkü yüksek dereceli bir kanun adamı bir iddianameye bir sözcük yazarken anlamını bilmiyorsa en azından “Kamus-i Türki”ye müracaat eder.
(“Kamus-i Türki de ne demek?” diyenlere cevabım “Bir kamus al” demek olacaktır.. “Kamus”un anlamını bilmeyenlere ise kamusal alanda da satılan bir “Sözlük”e bakmalarını tavsiye etmek olacaktır!)
O zaman geriye tek bir nokta kalıyor; o da şudur: Siz Başbakan Erdoğan'ın ulemaya ilişkin sözlerini “bilerek” evet iddia ediyorum bilerek çarpıttınız.
Çarpıttınız; çünkü Başbakan Erdoğan için hiç kimse iddia edemez ki o makamda oturan bir insan kalkıp da “Başörtüsünün yasaklanıp yasaklanmayacağına mahkemeler değil din alimleri karar verir..” demez.
Bu, Tayyip Erdoğan'a “aptal” demekle eş anlamlıdır; eh bir partiyi bir yıl sonra % 34, üç yıl sonra % 42, beş yıl sonra % 47'ye çıkaran bir adam şayet aptalsa ben de “manyak” bir adamım!
Hadi “ulema” siyasal literatüre daha yeni girdi.
Ama şu “laiklik” kavramını en azından 70 yıldır tartışmıyor muyuz?
Bir genç kızın üniversiteye başörtüsüyle girmesi mi laikliğe aykırıdır yoksa girmesinin engellenmesi mi?
O zaman Avrupa'da bütün partilerin kapatılması gerekmiyor mu?
Siz Ak Parti'yi kapatmakla Cumhuriyet'i korumuş olmuyorsunuz; siz sadece ve sadece sırtınıza giydiğiniz cüppenin verdiği o “sanal kudretle” egonuzu şişiriyorsunuz.
Ak Parti bugün kapatılır; yarın bir başka ad altında yeniden açılır.
Ya da başörtülü genç kızları üniversiteye almamakla belki İlhan Selçukların, Ertuğrul Özköklerin yaptığı haysiyet cellatlığına yağlı urgan taşıyarak sıcak yorganlarınızda yatmanın keyfini yaşayacaksınız..
Ama şu kapatma davasıyla başı açıkların da, içkisini içenlerin de, CHP'ye oy verenlerin de geleceğini bir imzayla kararttığınızı neden göremiyorsunuz?
Gözlerinizdeki perdeyi kaldırmak çok mu zordur?
Benim “aydınlanmacı” kardeşlerim, perdeyi kaldırmadığınıza göre geriye tek bir şık kalıyor.
Tüm saatler GMT +2 Saat Sayfa 1, 2, 3, 4, 5Sonraki
1. sayfa (Toplam 5 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız