Dipnot: Varoluşçulukla (Eksiztansiyalizm )ilgili tüm varlık sancıları. Bir yabancılık ve yarı yutulan bulantı yaşamlar, derken absurdite (çok erken bir ölüm) ve yeraltındaki cümlelere sığınan yarı deli yarı kumarbaz bir sara nöbeti pazarlamacısı.
Tavuk kümesi....
Yağan yağmur...
Saray...
ve tüm varlık sığıntı...
Kayıt: Jan 25, 2007 Mesajlar: 310 Nereden: ötelerden, ötesizliklerden
Tarih: Cum Mar 14, 2008 11:19 pm Mesaj konusu:
tanımlanabilen varlık var değildir
tanımlanabilen sınırlanabilendir
sınırlarını cebinde taşıyan hep sınırlanır
varoluş, varsız ve oluşsuz olabilmektir
basitliğe inanan bir basitin gölgesidir
absurdite den korkmak, absurd'lüğünün ilanıdır
mana saçmayı bilmez
yeraltı üstü kadar ışıklıdır
baktığı yere göre görür insan
kimine sara nöbetlisi gelen, kimine bilgedir
kiminin kumarbazı kiminin velisidir
oysa hakikat anlayıştan beridir
mutlak anlam, anlamın ötesindedir
kendindekilerle bakan, sadece kendindeki sahte uzantıları görür
bir yoldan her yöne gidilebilir
var sa mak yok sa nın zıddıdır
birbirine denktir
var sa yok sa var sa yok sa
hep aynı kalır
insan için varlık henüz büyük bir iddiadır
kirlenmek güzeldir yalnızca kendiyle kirlenebilenlere
insan şeytanın gölgesinde tanrıya tapınır
çok erken gelen ölüm, yaşamak için alınmış bir vesikadır
ölmeden önce ölmek,
yaşarken ölü, ölüyken canlı olabilenlerin işidir
korkmak kirlenmektir
tanımlamak ilkin kendini sınırlamaktır
hakikat korkmaz
hakikat sınırlanamaz
...
Varız derken yokluktan korkuyoruz. Yok olmak istiyoruz derken de içimizdeki korkunç tanrılaşma isteği varlığımızı kemiriyor. Dişlerine güvenmek, -tanrıların işi- ikisinin arasında durmak. (VARLIK ve YOKLUK)
Yaratan her ne kadar tanımlanamayacak olsa da böyle bir varlığa öykünmüş ve kendisini tanımlamasını istemiş yaratılanın. Tanrı kavramı buna asılarak türedi. Türemiş bir kelime ifritçe "Tanrı" .
Tanımlanamayan bir güç, kendinden bıkan bir nevi varlık simgesi. Bir şey yaratırsın ve onun seni anlamasına ve tamamen kuşatmasına izin vermezsin. Güzel bir güç gösterisi.
Olmak, var ve yoklamalarla olan bir şey değil. El yordamı hareketinden uzak. His...Tamamen hiss...Yaratılanlar, yaşamın hep yoklamasındalar. Kaç tanrıyı yok yazmıştır, kaç tanrıyı geç kaldığı için cezandırmıştır? Her insanın arkasında tek ayak üstünde duran yüzlerce tanrı var.
İnsan iddalı olmazsa yaşayamaz. İddalı olmak zorundadır ki Zeus'a bakabilsin/kafatutabilsin. En büyük idda "istemek". Ölüme rağmen istemek.
Mana, yaratılan için en ciddi saçmalıktır. Oyunun ilk kuralı. Aramakla başlarken bulmakla hiç sonlanmayan bir saçmalık. Kandırılan küçücük bir kafatası. Göz dışarıya, dudak içeriye dönük. Ters istikamete giden hikaye kahramanları. İkisi de farklı "oluş" hikayelerinin kahramanlarıyken ikisine de bir/aynı mana yüklemeye çalışır ademoğlu. Ki yarısı kadın yarısı erkektir bu ademoğlu. Absurdite işte...
İnsan tapınmak için yaratılmamıştır. Hatta ona ilk söylenen şey de bu: "Tapınmayacaksın...! Bir kere tapındın zaten.(Fesecedu...) Ama asla bir daha tapınma...tapınmayacaksın...eğilmeyeceksin..."
Bu kalabalık tapınmaya ne çok istekli...
Kumar işte...Tanrı ile tanrıların kumarı. İnsan tanrının en iyi zarıdır. Tanrıların da fiyaskosu.
İç sesle dışa çıkan sesin senkronu tutmadımı ki tutmaz genelde, ortadaki evrilir çevrilir yine ortada kalakalır. İşte tam bu nokta herşeye müsait. İstediğin çılgınlık, istediğin delilik, istediğin ölüm, istemediğin istek. Kİm demiş insan özgür değil diye, peh.
En belalı tanrı insanın kendisi olsa gerek. Uzanamıyacağı derinlik yok, ortada kalmaktan başka şansıda.
Ortalıkta kalan tek tanrı insan mı? "Ortalıkta kalacaksın, bu kadar tanrılaşma!" mı diyelim bu haşara yaratığa. "Evde kalanlar" değiminden sonra tanrılar için "ortalıkta kalma "değimi fena kaçmayacak. Walla...
...Ortalıkta gezinmeyin ...hey siz..ula...ortalıkta gezinmeyin...bak bak bak....ulaaa...
Ortada kalmayı bir şans olarak mı algılamalı? Ses ayarı,dünyaya uyacak bir şey değil. İç ses denen yankı, dış sesle hiç bir şekilde alakası kalmadı. Bunu modernizmin tek tip elbisesine borçluyuz. İkisi bir arada olan şeyler de var "yıka ve çık".
Ortada olmak bir yerde şans. Kedi olmakta vardı dünyada.
Yüzyıllardır ses hiç tutmadı gibi ve belki modernizm yüzyıllardır var.
Seyreylemek en güzeli olsa gerek. Eh ateşi de içinde.
Ve birsürü muhtemel.
Ne olduğunu bilmediği bir şeyken şaşkındı. Kimde taşındığını bilmediği bir yerdeyken hiçlikti. Davullarla zurnalarla, dekolteli elbiselerin salınan bedenlerinin sevinciyle, para saçılan damat-gelin başlarıyla, uzun uzun oluşturulan ve dünyanın yuvarlaklığını bir kere daha, bir kere daha ıspatlamak isteyen halaylarla her birey bir yerden bir yere dökülmek için akar. Hiç anlam veremediği içgüdüsel/içdürtüsel bir yarışa katılır. Binlerce hembenzerini geride bırakır ve birinci olur.
Kirli bir dünya başlar o şanpiyon için. Karanlık, bir sürü kordon bağı, ucsuz bucaksız bir karın boşluğu,su, çalkantılar, kırıntılar,miğde guruldamaları, kalp çarpmaları, bazen yavaşlayan bazen hızlanan kan akışı, soğuk-sıcak ve bu tür kelimelerle tarif edilemeyecek bir sürü hal ahval...sürüp giden bir dokuz ay on gün...
Sancılanmalar ve bu sancılanmaların itim gücüyle başlayan bir dünya serüveni. Baş aşağı popoya vurulan bir kaç tokat ve insan ağlayarak zamanı kirletmeye başlar. Ağlatılır her bebek. Ağlamazsa bir şeyler yolunda gitmeyecek. Ağlatılır ve yol kendi kendini uzatmaya başlar.
Alışır sonrasında her tıkandığında düğümü böyle çözmeye. Ağlar.Oyuna dönüştürür sonra, mükemmel oynamaya başlar bunu. Baş aşağı poposuna şaplak atılmadan kim niye ağlasın ki?
Ağlar...
&Oyundur. Asıl olanı kirletir.
Ağlar...
& Merhamet dilenir. Paraya kendi resmini verir. Sömürür. Cüzdanı kirletir.
Ağlar...
& Yüzünü ıslatır. Selpağı kirletir.
Ağlar...
& Ağlayabilecek tüm durumları tüm insanları kirletir.
Kirlenmek, insani ve doğaldır. Kirlenmek, insanın kendi dışındaki fiziki ve insani çevre ile (zorunlu) temasının (zorunlu) bir sonucudur. Kendinden farklı bir nesneye “değen” bir nesne kirlenmeden kalamaz. Öyleyse, insan olduğumuz için kirliyiz kaçınılmaz olarak. Bedenimizde –onlar olmaksızın- yaşayamayacağımız miyarlarca mikrop taşırken, kim temiz olmayı ister ki? Aklımızda, ruhumuzda -insana özgü- bir sürü kir varken ve bu yüzden Tanrı değilken, kim bu kirlerden arınmak ister ki? Kiri yadsımak, insanı yadsımak değil midir?
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız