Bunlar hala kendilerini halkın seçtiğini sanıyor...KÖMÜRLERLE MAKARNALARLA CAHİL İNSANLARDAN ALINAN OYLARDAN MI BAHSEDİYORSUNUZ!!!DEMOKRASİDEN Mİ BAHSEDİYORSUNUZ BU ÜLKEDE İNSANLARIN CAHİL OLDUĞU BU ÜLKEDE DEMOKRASİDEN BAHSETMEK ÇOK BÜYÜK Bİ YANLIŞTIR!!!MERAK ETMEYİN YARIN ÖBÜR GÜN BAŞKASI DAĞITIR KÖMÜRÜ PAŞA PAŞA GELİR O AKP'YE OY VERENLER(SÖZDE HALK) SÜRMEYE MÜRMEYE HİÇ GEREK YOK!!!
Hazımsızlığa bak!!! Hala nerelerde geziyorsun? SEV HALKINI.
% 47'yi makarnacı yaptın be şimdi.
16.000.000.000 Oy dan bahsediyoruz.
ben bu insanların cahil olduğunu düşünüyorum evet..kimi 2 paket makarnadan verdi,kimi cahillihinden..Yakında başlarlar bize demokrasi dersi vermeye ''Demokratik ülkede böyle şeyler nasıl olur %47 fasa fiso''ilginç diğer noktada CÜNEYT ZAPSU'nun istifasıydı..
22 Temmuz seçimleri, Demokrat Partiye ait 50 yıllık rekorun yenilendiği bir seçim oldu. AK Parti, iktidarda oyunu arttırarak DP;nin bu rekoruna ortak çıktı. Gerçekten, siyasi tarihimizde eşine pek rastlanmayan büyük bir başarı.
Böyle bir başarıyı doğuran etkenleri çok konuştuk, yazıp çizdik. O nedenle, sebepleri üzerinde durmayacağım. Hadisenin ilgili olduğum tarafı, halkın açtığı bu büyük opsiyonlu kredinin nasıl kullanıldığı konusudur. Çünkü, bu konuda bazı endişelerim var.
Gerçi, geride kalan bir hayli zor bir yıldı. Düşünün; 2007 yılında bir cumhurbaşkanlığı seçimi, bir milletvekilliği genel seçimi ve bir referandum yaşadık, bir muhtıraya muhatap olduk, Kuzey Irak;a yönelik hava ve kara harekatı için meclisten tezkere geçirdik. Neredeyse hepsi çalkantılı süreçlerdi.
Tüm zorluklara rağmen Türk demokrasisi, bu tehlikeli süreci aracı duvara toslatmadan aşmayı başardı. Bunda iktidar partisinin rolü büyüktür.
Haliyle, bir etabı kapsayan böylesine zorlu bir maratonun ardından yorgunluk belirtilerinin hissedilmesi doğaldır. Ancak bu durumun geçici olmayıp refleks kaybına yol açması veya rota kaymasına sebebiyet vermesi, tehlikeli bir durumdur.
Gündem saptı
Seçimlerin üzerinden yaklaşık 8 ay geçti. Gündem 4 temel konuda düğümlendi: Yüksek öğretimde türban serbestisi, Kürt meselesi, sivil anayasa ve sosyal güvenlik reformu. Bir de gündemin kıyısında bekleyen AB reformları.
AK Parti, ilk icraat döneminde toplumsal mutabakat oluşmadığı gerekçesiyle yüksek öğretimdeki türban yasağına dokunmadı. Bugün gelinen noktada MHPnin desteğiyle mutabakat oranı yüzde 70in üzerine çıkınca çözüm arayışının hızlandırılmasını makul karşılamak gerekebilir.
Kürt meselesi, kronik hale gelmiş ve çözümsüzlüğü Türkiyeyi sürekli geriye götüren önemli bir meseledir. Özellikle son beş yılda konsept değişikliğine gidilerek teröristle mücadeleden terörle mücadele yöntemine geçilmesi, bu kapsamda güvenlik tedbirlerinin yanı sıra sosyo-ekonomik ve kültürel tedbirlerin devreye sokulması önemli adımlardı. Son hava ve kara harekatından sonra çözüm arayışlarının hızlandırılması çabasını anlamak mümkündür.
Şimdiye kadar hep ara rejim dönemlerinde hazırlanmış anayasalarla yönetilen Türkiye, ilk kez sivil anayasa için kollarını sıvadı. Yerinde bir adım. Çünkü, artık mevcut elbise Türkiye ye dar geliyor.
Sosyal güvenlik reformu, ekonomideki kara deliklerin kapatılması ve sosyal güvenlik şemsiyesinin faciaya dönüşmemesi için zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.
Özünde, kangren hale gelmiş bu sorunların mutlaka çözüme kavuşturulması, AB sürecinin ise kesintiye uğratılmadan kararlılıkla sürdürülmesi gerekiyor.
Kaşınız yarılabilir
Ama ortada reel politik durum var. Tercih edilmesi gereken yöntem, engelleri teker teker mi aşmak yoksa birden fazla engelin üzerinden zıplamak mı?
Elbette, gücünüz yetiyorsa, nefesiniz güçlüyse ve daha yükseğe zıplama esnekliğiniz varsa ikinci seçenek, her zaman tercih edilmelidir. Hem mesafeyi hem zamanı kısaltır, hedefe çabuk varırsınız. Unutulmasın, riski de yüksektir. Kaşınız, gözünüz yarılabilir.
Bunları niçin anlatıyorum. Bakıyorum, bir süredir iktidar partisinde garip bir şekilde gündem kayması yaşanıyor, rota sapıyor, enerji kaybı artıyor. Eğri oturup doğru konuşalım; İktidar partisinin, aynı zaman diliminde hem türban krizini aşması, hem Kürt meselesine köklü ve kalıcı çözüm bulması, sivil anayasa ve sosyal güvenlik reformunu çıkarması, AB reformlarını hızlandırması mümkün mü?
Bence mümkün değil. Mümkün diyorsanız, buyurun. 40 cephede savaşa devam.
Amok koşucusu gibi olmayın
Ama bu arada asıl meseleyi unutmayın. Şu anda toplumun birinci öncelikli sorunu, ekonomidir. Ekonomiden sorumlu bakanların yüzü gülüyor ama vatandaş o kadar mesut değil. Piyasalar durgun, şirketler sıkıntılı, işsizlik kanayan yara, dar ve sabit gelirliler tedirgin.
Türkiye gerçek gündemine dönmez ve sorunları çözüm takvimine bağlamazsa, iktidar partisi amok koşucusu gibi olur.
Niyetim, uyarmaktı.
Star gazetesi 14.03.2008 yani bugün.
Bu yazı yayınlandığının akşamı, kapatma davasının haberi geçildi.Enterasan .Kültür bakanı E.GÜNAY ;çok derinlere inilmiş" şeklinde beyanat verdi. Allah encamımızı HAYREYLESİN.
Memleketseverim ama yüzde kırk yedisi olmasaydı demedi hiç Nihat Genç, Konya'nın kavruk otundan ihtiyar kemancısına kadar bu memleketin herşeyine türkü yakan bir adamı arkanıza alarak konuşmayın lütfen, ilerde bir gün böyle bir kelamı ederse, ilk olarak beni kaybedecektir...
Zaten, demokrasi cahil halk için lüksmüş, karar mercii böyle buyurmuşlar!..
Göbeğini kaşıyan adamlardan, kömüre oyunu satan halk yığınlarına kadar çok duyduk bu yakıştırmaları, öncelikle insaf ve vicdan ve bir zamanlar sayın Zeran'ın dile getirdiği gibi hak ve hukuk...
Bu ülke artık parti kapatmalara, başbakan idamlarına, dayatmalara, darbelere, elitist yönetim gayretlerine, tepeden inme anayasalara doydu kardeşim, siz prangalarınızı sürükleyebilirsiniz ardınızda, ama bizim sırtımıza kambur oldu artık taşıyamıyoruz...
Varan bir; "Kurumların halka eziyet etmesi" nden şikayet eden bir başbakanım var, ben kendisine oy vermedim ama neticelerine katlanıyorum ve şikayetlendiği kurumların başı olduğu gerçeğini kendisi bile göremiyor ve ben nasıl söyleyeyim kendisine bilemiyorum?..
Varan iki; İki tarafa da ışık yakan bir cumhurbaşkanım var ve son söylemiyle "Ben siyasiler üstüyüm" diyerek aslında kendi koltuğunu garantiye alma peşinde, bunu da içime sindiremiyorum...
Varan üç; Türban ve yurt dışı operasyonundan sonra gündem değiştirme harekatının düğmesine birileri basmıştır...
Varan dört; Cuma akşamı, hem de başbakan kendine bağlı olan kurumlardan şikayette bulunmuşken ve aslında kontrolün kendinde olmadığını cümle aleme ifşa etmişken, borsa seansının kapanışı sonrası ( Sermayeyi rahatsız etmemek gerekir, çünkü bu iki günlük sürede kendileri strateji belirler ve yönlerini çizerler, pazartesi sabahı borsa hareketlerini çok iyi izlemek ve tahlil etmek gerekecektir bu çerçevede, küçükler panikle satışa geçecek ve bakalım kimler bu hisse senetlerini ilerde paraya çevirmek üzere toplayacak, çok dikkatli takibi gerekir) bu kararın dile gelmesi ne kadar anlamlıdır sorusunu kendi kendimize sormak da icap eder hakkaniyet gereği...
Varan beş; Olay organizedir ve önceden düşünülüp planı yapılarak ortaya sürülmüştür ve ne yazık ki hükümetin bu organize hareketten haberi yoktur...
Tüm bunlardan sonra, AKP iyi ya da kötü bir yönetim sergilemiştir zaman içerisinde bunun artık önemi yok. Ama benim halkımın teveccüh edip iktidara getirdiği ve kendisini yönetmesini istediği partidir. Sırf bu nedenle olsa bile bu olay karşısında yanında yer almak gerekir...
Sloganla taçlandıralım bari yazının sonunu;
Kahrolsun faşizm! Kahrolsuz elitist bürokrasi! Kahrolsun militarist yönetim tarzı...
Anlamıyorum bir türlü.Halk nasıl ve kim oy verseydi zeki olacaktı.
Siz çok mu zekisiniz bu cümleyi yazarak.Ha zekiliğin göztergesi hırçınlık,saldırganlık ve saygısızlıksa gerçekten çok zekisiniz.
Lütfen önce kendinizden başlayın.
Kayıt: May 13, 2005 Mesajlar: 26 Nereden: işte Nerden
Tarih: Cmt Mar 15, 2008 3:36 pm Mesaj konusu:
Şeytanda böyle diyordu adem için ben diyordu ben senden daha üstün yaratıldım!
Hasanlığını hüsnlüğünü kaybetmiş onurunu yitirmiş halkına sırtını dönmüş sanki ne verdiyse , almaya kalkışıyor.
Gerizekalılar bile bilir ki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamına oturan birinin zekasında bir problem olamaz.. Demekki..." Yeni Şafak Gazetesi yazarlarından Fikri Akyüz, başsavcıya yönelik çok sert bir yazı yazdı...
'Ama gerizekalılar bile bilir ki'
Geri zekalılar bile bilir ki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamına oturan birinin zekasında bir problem olamaz.. Demekki..." Yeni Şafak Gazetesi yazarlarından Fikri Akyüz, başsavcıya yönelik çok sert bir yazı yazdı... "
Akyüz, "Ben Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısıyım” demeyiniz, çünkü siz yargıyı da bilmiyorsunuz, Cumhuriyet'i de bilmiyorsunuz ve üstelik siz “sav”ın ne olduğunu da bilmiyorsunuz, dedi...
Hızını alamayan Yeni Şafak yazarı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'ya o soruyu sordu...
İşte Akyüz'ün o yazısı...
Başsavcı, babasının mezarını da kapatacak mı?!
Ellerinizi ovuşturuyor musunuz Sayın Başsavcı?
Attığınız bir imza ile bugün annesinin karnında olan çocukların bile istikbalini karartmaya ne hakkınız var?
Siz kimsiniz? Hayır hakaret etmiyorum, sadece soruyorum: Siz kimsiniz?
“Ben Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısıyım” demeyiniz, çünkü siz yargıyı da bilmiyorsunuz, Cumhuriyet'i de bilmiyorsunuz ve üstelik siz “sav”ın ne olduğunu da bilmiyorsunuz.
Yok hayır, elbette bunların ne olduğunu biliyorsunuz; biliyorsunuz ama iyi bilmiyorsunuz.
Çünkü siz yargıyı da Cumhuriyet'i de “müddeiumumi”liği de suiistimal ediyorsunuz; suiistimal etmekle kalmayıp bir de istismar ediyorsunuz.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamı, falanca belde belediyesi başkanının anlattığı bir fıkradan dolayı bir partiyi kapattırmak isteyecek kadar ve üstelik “bir fıkra kadar” komiklik yapılan bir makam mıdır?
Siz Sayın Abdurrahman Yalçınkaya, babanız yaşıyorsa Allah selamet versin; vefat etmişse Allah rahmet eylesin.
Babanız vefat etmişse babanızın mezarını da kapatmayı düşünüyor musunuz?
Öyle ya, babanız size “Abdurrahman” yani “Allah'ın kulu” adını vermiş olmakla laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelmiş olmuyor mu?!
Adınızı değiştirmek için başvuracağınız “Allah'ın kulu” bir tane bile hakim yok muydu?!
Evet yazdığınız iddianameyi okumadıysanız bu çok “dramatik”tir.
İddianameyi bilerek yazdıysanız bu çok “trajiktir”.
Yok eğer bunları “ciddi ciddi” yazdıysanız bu çok “komiktir”.
Neden komiktir; şundan dolayı komiktir.
Örneğin; iddianamenizde şu meşhur “ulema” sözcüğü etrafında yapılan o pis ve iğrenç yorumlara da iltifat etmişsiniz.
Bu sözcük etrafında koparılan fırtınaya mı yanayım yoksa bu fırtınadan dolayı “tusunamik kapatma davasına” mı yanayım, bilmiyorum.
Başbakan Erdoğan ne demişti, bakalım:
“Başörtüsünün yasaklanıp yasaklanmamasına dair karar verecek olan bir mahkeme şayet yasak koyarsa buna tabii ki uymak gerekir. Ama bir mahkeme 'Başörtüsü dinin emri değildir' diyemez. Başörtüsünün dini bir emir olup olmadığına ancak ulema karar verir..”
Ama gerizekalılar bile bilir ki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamına oturan birinin zekasında bir problem olamaz.. Demek ki bu şık olamaz.
O zaman şu şıkka bakalım: Siz “ulema”nın “alimler”in çoğulu olduğunu bilmiyorsanız sizin Türkçenizde bir sıkıntı var demektir.
Ama bu şık da doğru olamaz; çünkü yüksek dereceli bir kanun adamı bir iddianameye bir sözcük yazarken anlamını bilmiyorsa en azından “Kamus-i Türki”ye müracaat eder.
(“Kamus-i Türki de ne demek?” diyenlere cevabım “Bir kamus al” demek olacaktır.. “Kamus”un anlamını bilmeyenlere ise kamusal alanda da satılan bir “Sözlük”e bakmalarını tavsiye etmek olacaktır!)
O zaman geriye tek bir nokta kalıyor; o da şudur: Siz Başbakan Erdoğan'ın ulemaya ilişkin sözlerini “bilerek” evet iddia ediyorum bilerek çarpıttınız.
Çarpıttınız; çünkü Başbakan Erdoğan için hiç kimse iddia edemez ki o makamda oturan bir insan kalkıp da “Başörtüsünün yasaklanıp yasaklanmayacağına mahkemeler değil din alimleri karar verir..” demez.
Bu, Tayyip Erdoğan'a “aptal” demekle eş anlamlıdır; eh bir partiyi bir yıl sonra % 34, üç yıl sonra % 42, beş yıl sonra % 47'ye çıkaran bir adam şayet aptalsa ben de “manyak” bir adamım!
Hadi “ulema” siyasal literatüre daha yeni girdi.
Ama şu “laiklik” kavramını en azından 70 yıldır tartışmıyor muyuz?
Bir genç kızın üniversiteye başörtüsüyle girmesi mi laikliğe aykırıdır yoksa girmesinin engellenmesi mi?
O zaman Avrupa'da bütün partilerin kapatılması gerekmiyor mu?
Siz Ak Parti'yi kapatmakla Cumhuriyet'i korumuş olmuyorsunuz; siz sadece ve sadece sırtınıza giydiğiniz cüppenin verdiği o “sanal kudretle” egonuzu şişiriyorsunuz.
Ak Parti bugün kapatılır; yarın bir başka ad altında yeniden açılır.
Ya da başörtülü genç kızları üniversiteye almamakla belki İlhan Selçukların, Ertuğrul Özköklerin yaptığı haysiyet cellatlığına yağlı urgan taşıyarak sıcak yorganlarınızda yatmanın keyfini yaşayacaksınız..
Ama şu kapatma davasıyla başı açıkların da, içkisini içenlerin de, CHP'ye oy verenlerin de geleceğini bir imzayla kararttığınızı neden göremiyorsunuz?
Gözlerinizdeki perdeyi kaldırmak çok mu zordur?
Benim “aydınlanmacı” kardeşlerim, perdeyi kaldırmadığınıza göre geriye tek bir şık kalıyor.
Bırakın bu yüzde 47 palavraların! Yok halk hiçe sayılıyormuş yok biz bu gücü halktan aldık.
Çiftçiyi çalışamaz hale getirdiniz.
ABD'nin AVRUPA'NIN ÇİFTÇİSİNİ ZENGİN ETTİNİZ...
85 yıllık kazanımları tek tek elden çıkardınız.
Ata'nın izlerini heryerden silme gayretindesiniz.
TDK, TTK vs vs gibi daha birçoğuna, el atıp da ters yüz etmediğiniz hiçbir kurum kalmadı.
Çankaya'yı tanıyamaz oldu halk.
Gece yarısı yasalarıyla mantıksız uygulamalara kendi sağlığınızı emekliliğinizi beleşe getiren uygulamalara imza attınız.
Vakıflar yasasını onaylayarak misyonerliğe resmen izin verdiniz.
301' kaldırma peşindesiniz, herkes Türk'e rahat rahat hakaret etsin diye geçmişte kalan söylemlerinizle bu temelleri kökten kaldırmayı kafanıza koyduğunuz sözlerinizden belliydi ama halk bunu çabuk unuttu. Avrupa ülkeleri her fırsatta Türk'ü aşağılayarak yakarak iterek hatta Tük insanını terörsit ilan ederek rahatlamaya çalışıyor. Bu fırsatı bu böceklere kim verdi dersiniz?
Satılmadık neresi kaldı? Şimdi bu vatan bizim desek, ne sizin olması kardeşim hangi toprak hangi kurum senin ki vatan toprağı da senin olsun demeyecekler mi?
Dil kültür diyerek, içimizdeki diğer insanlara farklılıklarınızı ortaya çıkarın diye gaz veren hain batı ülkelerine bu halka ceza verildiği kadar ses çıkarılmadı. Hatta federasyon eyalet talep edecek kadar küstahlaşıldı.
Daha ne gibi yok olma paketleri açılacak bu ülkede?
% 47 oy almış olmak her şeyi paşa keyfinize göre yapma hakkını vermez size beyler.
Göttürün, beyler götürün, uçurun beyler uçurun yola devam...
"Yüce Türk Milleti'ne, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, Ulu Önder Atatürk'e ve Başbuğum Alparslan Türkeş'e bağlılığımı hiç kimseyle tartışmam, tartıştırmam.
Bu benim demokrasiye olan inancımla, haksızlığa karşı isyanımdır.
Ülkemizin kaderini demokratik hakları olan oylarıyla belirlemiş, Yüce Türk Milleti'nin büyük bir çoğunlukla iktidar ettiği partiyi kapatmak ne kadar hukukidir, çözüm müdür?
Bu iktidar ki, her iki kişiden birinin oylarıyla hükümet olmuş bir partidir. Şahsımın AKP ile uzaktan yakından alakası olmamıştır. Buradan sesleniyorum. Bu gün bu gelişmeye sevinen CHP veya bekle gör politikasıyla el oğuşturan MHP. Akibetiniz hiç iyi olmayacaktır. Türk Milleti her zaman olduğu gibi sizlere tokatını sandıkta atacaktır. Belki ismi AKP olmayacak, farklı olacak; ama milletimi tanıdığım kadarıyla yüzde 60 oyla tekrar iktidar olacaklardır.
Bizler Allah kaderine iman ederiz. Kul kaderini Allah kaderi diye yutturmaya çalışanlara da isyan ederiz.
Şimdi soruyorum. Ülkemin kaderini bir kaç kişi mi, yoksa 70 milyon mu belirleyecek? Şayet 70 milyon değil de bir kaç kişi belirliyorsa soruyorum:
Allah mısınız?"
www.ibrahimersoz.org
**
İbrahim Ersöz, İsviçre de ticaret yapan ve son seçimlerde bağımsız aday olan Ersöz, bu yazıyı kendi sitesinde kaleme almış.
Bırakın bu yüzde 47 palavraların! Yok halk hiçe sayılıyormuş yok biz bu gücü halktan aldık.
Çiftçiyi çalışamaz hale getirdiniz.
ABD'nin AVRUPA'NIN ÇİFTÇİSİNİ ZENGİN ETTİNİZ...
85 yıllık kazanımları tek tek elden çıkardınız.
Ata'nın izlerini heryerden silme gayretindesiniz.
TDK, TTK vs vs gibi daha birçoğuna, el atıp da ters yüz etmediğiniz hiçbir kurum kalmadı.
Çankaya'yı tanıyamaz oldu halk.
Gece yarısı yasalarıyla mantıksız uygulamalara kendi sağlığınızı emekliliğinizi beleşe getiren uygulamalara imza attınız.
Vakıflar yasasını onaylayarak misyonerliğe resmen izin verdiniz.
301' kaldırma peşindesiniz, herkes Türk'e rahat rahat hakaret etsin diye geçmişte kalan söylemlerinizle bu temelleri kökten kaldırmayı kafanıza koyduğunuz sözlerinizden belliydi ama halk bunu çabuk unuttu. Avrupa ülkeleri her fırsatta Türk'ü aşağılayarak yakarak iterek hatta Tük insanını terörsit ilan ederek rahatlamaya çalışıyor. Bu fırsatı bu böceklere kim verdi dersiniz?
Satılmadık neresi kaldı? Şimdi bu vatan bizim desek, ne sizin olması kardeşim hangi toprak hangi kurum senin ki vatan toprağı da senin olsun demeyecekler mi?
Dil kültür diyerek, içimizdeki diğer insanlara farklılıklarınızı ortaya çıkarın diye gaz veren hain batı ülkelerine bu halka ceza verildiği kadar ses çıkarılmadı. Hatta federasyon eyalet talep edecek kadar küstahlaşıldı.
Daha ne gibi yok olma paketleri açılacak bu ülkede?
% 47 oy almış olmak her şeyi paşa keyfinize göre yapma hakkını vermez size beyler.
Göttürün, beyler götürün, uçurun beyler uçurun yola devam...
Çok haklısınız kendinize göre.Ama bana göre çok komikl.Paranoyak olduk çıktık.
''Aman'' dedim kendi kendime...''Bu aptallar (milli iradeleri) yavaş yavaş uyanmaya başladı, malın kelek olduğu anlaşıldı, Allah verede ORDU konuşmasa zira memleketin girmiş olduğu batağın sorumluısu olacaklar'' derken birde baktım KAPATMA DAVASI.
Bu kapatma davasını açanların ardında ''SAYIN'' Erdoğan' ın ardındaki güçler var. Yoksa pislikleri nasıl örtülürdü. Ve her girdikleri .oktan durumlarda bir el çıkıp bunları kurtarıyor. Bu el sözde Laiklik zerzevatçısı gibi görünen ama hiçte öyle olmayan bir el.
İstibarat savaşlarına hoş geldik.
Bu adamların Demokrasi adına yaptıklarını sıralayacak olan var mı?
Demokrasi karşıtı hareketleri ortadayken bu adamları konuşurken demokrasiyi kullanmak akılsızca bir savunu olarak geliyor.
Laikliği kendilerinin gücüne güç katarak, kattıkça aç gözlülüğü artarak bunu benimseyen, bu olmadan nefes alamayanların Laiklik madurları roline bürünmelerini yiyen var mı?
% 47 kocaman bir yalandır. Yazmaktan usanmayacağım. Barajı geçemeyen halkın oy sayısını yok sayarak % 47 ve hatta % 85 gibi rakamları ağızlarına alan sözüm ona demokrasi neferlerine bir tek kelime söylerim...
Boğaz Köprüsünün temeli atıldı (20 Şubat 1970)
İstanbul Boğaz Köprüsü'nün temeli atıldı.
Arabesk doğuyor (1970)
Orhan Gencebay'ın "Bir Teselli Ver" plağı satış rekorları kırdı. Köyden kente göçün müziği kabul edilen "Arabesk" akımı böylelikle doğmuş oluyordu.
15-16 Haziran (15-16 Haziran 1970)
Sendikalar kanununu protesto eden DİSK'e bağlı işçilerle güvenlik kuvvetleri çatıştı. Sıkıyönetim ilan edildi.
U-2 Skandalı (21 Ekim 1970)
Sovyetlerle U-2 casus uçağı krizi yaşandı.
"Dağlar Dağlar" (1971)
Barış Manço'nun "Dağlar Dağlar" parçası Türk Popunda yeni bir zirve yarattı. Uzun süre listelerin başında kaldı.
12 Mart Muhtırası (12 Mart 1971)
Türk Silahlı Kuvvetleri 12 Mart'ta muhtıra verdi. Başbakan Demirel görevinden istifa etti. 12 Mart'ta Türkiye'nin önemli dönemeç noktalarından biri olup, tarihe daha çok baskıları ve işkenceleriyle geçmiştir. Ordu içindeki radikal subaylara karşı, statükocu subayların bir karşı-hamlesi olmuştur.
Erim Kabinesi (26 Mart 1971)
Kocaeli milletvekili Nihat Erim başkanlığında "teknisyenler kabinesi" kuruldu.
Elrom kaçırıldı (17 Mayıs 1971)
İsrail'in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom, THKP-C militanlarınca kaçırıldı ve öldürüldü.
Kızıldere Olayı (30 Mart 1971)
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamını engellemek isteyen THKP-C ve THKO militanları Ünye radar üssünde görevli üç İngiliz teknisyeni kaçırdı. Tokat'ın Niksar ilçesi, Kızıldere köyünde güvenlik güçlerince kuşatıldılar. Çatışma sonucu militanların biri hariç (Ertuğrul Kürkçü), hepsi öldürüldü.
Yüksel Menderes intihar etti (8 Mart 1972)
Adnan Menderes'in oğullarından Yüksel Menderes intihar etti.
"Gırgır" Dergisi (1972)
Oğuz Aral'ın yönetimindeki "Gırgır" dergisi Türk mizah dergiciliğinde bir patlama yaparak 500 Bin tiraja ulaştı.
Denizler'in İdamı (6 Mayıs 1972)
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamlarının infazı Ankara Cebeci Sivil Cezaevi'nde uygulandı.
Cemal Kamacı şampiyon (1 Ekim 1972)
Cemal Kamacı 63,5 kiloda Avrupa Boks Şampiyonu oldu.
İsmet İnönü Öldü (25 Aralık 1972)
Kurtuluş Savaşı komutanlarından, eski Başbakan ve Cumhurbaşkanlarından ve CHP genel başkanlığı yapan İsmet İnönü öldü.
Boğaz Köprüsü açıldı (26 Mart 1973)
Boğaz Köprüsü tamamlandı ve hizmete açıldı.
1973 Seçimleri (14 Ekim 1973)
12 Mart dönemi sonrası ilk seçimler yapıldı. CHP 185, AP 149, MSP 48, CGP 13, MHP 3, TBP 1 milletvekili çıkardılar. Ardından CHP-MSP hükümeti kuruldu.
CHP-MSP Koalisyonu (26 Ocak 1974)
12 Mart sonrasının ilk seçimli sivil hükümeti CHP-MSP koalisyonu kuruldu.
Kıbrıs Barış Harekatı (20 Temmuz 1974)
Kıbrıs'ta darbeci Nikos Sampson'un hareketi sonucu oluşan fiili duruma karşı Türkiye adaya silahlı kuvvetlerini çıkarttı. Böylelikle Türkiye ilk defa Cumhuriyet döneminde bir askeri harekata kalkışıyordu. Ayrıca bölgesel bir güç olduğunun işaretlerini veriyordu.
2. Kıbrıs Harekatı (14 Ağustos 1974)
Yapılan diplomatik görüşmeler netice vermeyince, Türk ordusu tekrar harekete geçti ve adada ilerlemesini sürdürdü.
Yılmaz Güney savcı vurdu (14 Eylül 1974)
Türk Sinemasının "Çirkin Kral"ı Yılmaz Güney, Adana'nın Yumurtalık ilçesinde tartıştığı yargıç Sefa Mutlu'yu vurarak öldürdü.
Sezen Aksu olayı (1975)
Popta o güne değin adı hiç duyulmamış bir isim göze çarptı. 1975'in yılbaşı gecesi ilk kez TRT'ye çıkan Sezen Aksu "Kusura Bakma", "Yaşanmamış Yıllar" isimli parçalarıyla bir anda tanındı. Ondan sonra "Minik Serçe" olarak popta kendi tarzını geliştirdi.
Eurovizyon (1975)
O yıllarda oldukça önemli bir yarışma olan Eurovizyon'da Semiha Yankı "Seninle Bir Dakika" ile sonuncu oldu.
MC Hükümetleri (31 Mart 1975)
Türk siyasi hayatına "Milliyetçi Cephe Hükümetleri" olarak geçecek olan ilk hükümet kuruldu. Ondan sonra ülkede cepheleşme iyice artacak, Demirel 2 ayrı MC hükümeti daha kuracaktır. MC hükümetlerinin belkemiğini AP, MSP, MHP ve CGP oluşturacaktır.
Diyarbakır'da deprem (6 Eylül 1975)
Diyarbakır'ın, Lice, Kulp ve Hani ilçelerinde deprem. 2384 kişi öldü, 8149 bina yıkıldı.
Yahya Demirel'e tutuklama (28 Şubat 1976)
AP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel'in yeğeni Yahya Demirel hakkındaki yolsuzluk iddialarından dolayı tutuklandı.
1 Mayıs Katliamı (1 Mayıs 1977)
DİSK'in Taksim meydanında düzenlediği 1 Mayıs İşçi Bayramı mitingine, toplantının bitimine doğru ateş açıldı. 34 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı. Olay "sol gruplar çatıştı" diye gösterilse de, sonradan "Kontgerilla" ile izah edildi. Bu olayla Türkiye'de sola yönelik kitle katliamlarının pimi çekilmiş oldu.
Çiğli Olayı (29 Mayıs 1977)
CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'e İzmir-Çiğli havaalanında şüpheli suikast girişimi. İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan ayağından yaralandı.
CHP Birinci Parti (6 Haziran 1977)
Seçim sonuçları belli oldu. CHP %41.4, AP %30.9 oy aldı.
Sabahattin Savaşman Olayı (24 Aralık 1974)
MİT İstihbaratçısı Sabahattin Savaşman CİA adına casusluktan tutuklandı.
2. MC iktidarı devrildi (31 Aralık 1977)
Türkiye Cumhuriyetinin tarihinde ilk defa bir hükümet, gensoru ile devrilmiş oldu.
"Sürü" (1978)
Türk sinemasının başyapıtlarından kabul edilen Zeki Ökten'in yönettiği, Yılmaz Güney'in senaryosunu yazdığı, Tarık Akan, Melike Demirağ ve Tuncel Kurtiz'in rolleri paylaştığı "Sürü" gösterime girdi.
Ecevit Kabinesi (2 Ocak 1978)
Bülent Ecevit, AP'den devşirdiği 11 Bakanla birlikte kabine kurdu.
16 Mart Katliamı (16 Mart 1978)
İstanbul Üniversitesi önünde sol görüşlü öğrencilerin üzerine bomba atıldı. 5 kişi öldü, 47 kişi yaralandı.
Server Tanilli Felç (8 Nisan 1978)
Doç. Server Tanilli evinin önünde uğradığı saldırı sonucu aldığı yaralar yüzünden felç oldu.
Hamit Fendoğlu'na bomba (17 Nisan 1978)
Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu evine gönderilen bombalı paketin patlaması sonucu öldürüldü.
Bedrettin Cömert öldürüldü (11 Temmuz 1978)
Hacettepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Bedrettin Cömert öldürüldü.
7 TİP'li katledildi (9 Ekim 1978)
Ankara'da 7 TİP üyesi öğrenci kaldıkları evde katledildiler. Katillerin "ülkücü komandolar" olduğu bildirildi.
Karafakioğlu öldürüldü (20 Ekim 1978)
İTÜ Elektrik Fakültesi Dekanı Bedri Karafakioğlu öldürüldü.
Maraş Katliamı (23 Aralık 1978)
Kahramanmaraş ilimizde, karşılıklı olarak öldürülen kişilerin cenazeleri sonrası, muhtelif provakasyonlar tertiplenmiş, özellikle Alevilere yönelik kitle saldırıları düzenlenmiştir. Kundaktaki bebekler dahil, 33 kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmış, evler, dükkanlar yakılmıştı.
Abdi İpekçi öldürüldü (1 Şubat 1979)
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı Abdi İpekçi öldürüldü.
İpekçi'nin katili yakalandı (10 Temmuz 1979)
Abdi İpekçi'nin katili M. Ali Ağca yakalandı.
Cevat Yurdakul öldürüldü (28 Eylül 1979)
Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul ülkücü katillerce öldürüldü.
Ağca Kaçırıldı (25 Kasım 1979)
Abdi İpekçi'nin katili Mehmet Ali Ağca cezaevinden kaçırıldı.
Tütengil öldürüldü (7 Aralık 1979)
İktisat Fakültesi öğretim üyesi, demokrat kimliğiyle tanınan Prof. Cavit Orhan Tütengil öldürüldü.
Çağrı reddedildi (5 Ocak 1980)
AP genel başkanı Süleyman Demirel, CHP genel başkanı Bülent Ecevit'in teröre karşı işbirliği önerisini reddetti.
Cumhurbaşkanı seçilemedi (23 Mart 1980)
Partiler bir isim üzerinde uzlaşamadığı için yapılan turlarda Cumhurbaşkanı seçilemedi.
Raki Yakalandı (1 Nisan 1980)
Ünlü dolandırıcı "Raki" (Güney Zobu) yakalandı.
Ümit Kaftancıoğlu öldürüldü (11 Nisan 1980)
Yazar, TRT Yapımcısı Ümit Kaftancıoğlu öldürüldü.
Gün Sazak öldürüldü (28 Mayıs 1980)
MHP yöneticilerinden Gün Sazak öldürüldü.
Çorum Katliamı (5 Temmuz 1980)
Çorum ateşler içinde. 20 ölü, yüzlerce yaralı.
Kemal Türkler öldürüldü (15 Temmuz 1980)
DİSK Genel Başkanı ve sendikacı Kemal Türkler evinin önünde öldürüldü.
Nihat Erim öldürüldü (20 Temmuz 1980)
12 Mart döneminin Başbakanlarından Nihat Erim, Dragos'taki evinden çıkarken Dev-Sol militanlarınca öldürüldü.
12 Eylül Harekatı (12 Eylül 1980)
Ülkedeki "anarşi ve terörü önlemek ve akan kanı durdurmak amacıyla" Türk Silahlı Kuvvetleri bir kez daha yönetime el koydu. Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edildi. Genelkurmay başkanı Kenan Evren başkanlığında, Kara Kuvvetleri komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri komutanı Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi yürütmeyi eline aldı. Siyasi parti liderleri "gözetim altına" alındı.
Ulusu Başbakan (20 Eylül 1980)
Eski Deniz Kuvvetleri komutanı Oramiral Bülent Ulusu başkanlığında bir hükümet kuruldu.
İdamlar başladı (7 Ekim 1980)
Balgat katliamı sanıklarından sağ eğilimli Mustafa Pehlivanoğlu ve Telsizler katliamı sanıklarından sol eğilimli Necdet Adalı idam edildiler.
Ecevit'in istifası (30 Ekim 1980)
CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, konseyin siyasi partileri temelli kapatmak istemesinden dolayı CHP Genel Başkanlığından istifa etti.
"Tatlıses" olayı (1980)
İnşaat işçiliğinden bir imparatorluğa yükselen İbrahim Tatlıses "Ayağında Kundura" ile kendini o yıl topluma tanıttı. Arabeskte yeni bir dalgayı temsil eden Tatlıses, giderek yükselen bir grafikle "olay" haline geldi.
Cahide Sonku öldü (18 Mart 1981)
Türk sinemasının ünlü kadın sanatçısı Cahide Sonku öldü.
Danışma Meclisi (23 Ekim 1981)
Milli Güvenlik Konseyi'nin seçtiği 160 üyeden oluşan "Danışma Meclisi" faaliyete geçti.
Turan Güneş öldü (10 Nisan 1982)
Eski Dışişleri Bakanlarından, CHP yöneticisi Prof.Turan Güneş öldü.
Banker Kastelli İsviçre'de (20 Haziran 1982)
Ardarda patlak veren bankerlik skandalları sonrası "Banker Kastelli" diye bilinen Cevher Özden ve eşi İsviçre'ye kaçtı.
Esenboğa Baskını (8 Ağustos 1982)
Ermeni terör örgütü ASALA, Ankara Esenboğa Havaalanı'nı bastı. (Bir terörist ölü, diğeri yaralı ele geçti. 8 ölü 72 yaralı.)
Anayasa Referandumu (7 Kasım 1982)
12 Eylül yönetimin hazırladığı Anayasa halk oyuna sunuldu. Yüzde 91.5 evet oyuyla anayasa kabul edildi ve Kenan Evren'de otomatik olarak Cumhurbaşkanı seçilmiş oluyordu.
Washington Otel Yangını (7 Mayıs 1983)
Laleli Washington Otel'de yangın çıktı. 36 turist öldü. 65 yaralı.
Vetolar (23 Haziran 1983)
SODEP'in aralarında Erdal İnönü'nünde bulunduğu 21 kurucusu MGK vetosu yedi. BTP ise kapatılmış ve yöneticileri Zincirbozan'a gönderilmişti. Böylelikle seçimlere MGK'nın onayladığı Turgut Özal önderliğinde ANAP, Necdet Calp'in Halkçı Parti'si ve generallerin desteklediği Turgut Sunalp'in Milliyetçi Demokrasi Partisi katılabilecekti.
Seçimler yapıldı (6 Kasım 1983)
12 Eylül sonrası ilk sivil seçim yapıldı. ANAP birinci, HP ikinci ve MDP üçüncü oldu.
İlk sivil hükümet (13 Aralık 1983)
Turgut Özal başkanlığında ANAP hükümeti kuruldu.
Yaşar Kemal'e nişan (9 Mayıs 1984)
Yaşar Kemal'e Fransız "Legion D'Honneur" nişanı verildi.
PKK Eylemleri Başladı (15 Ağustos 1984)
PKK Eruh ve Şemdinli baskınları ile ülkeyi kana boğacak terör eylemlerinin düğmesine bastı.
Ümit Yaşar öldü (5 Kasım 1984)
Şair Ümit Yaşar Oğuzcan öldü.
SODEP-HP birleşti ( 25 Eylül 1985)
Yeni Partinin adı Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) oldu. Başkanlığa Aydın Güven Gürkan getirildi.
DSP Kuruldu (14 Kasım 1985)
Eski partisi CHP ile arası açılan siyasi yasaklı Bülent Ecevit, solda yeni parti oluşumuna imzasını attı. Demokratik Sol Parti (DSP) kuruldu. Başkanlığa Rahşan Ecevit getirildi.
Sedat Caner olayı (1 Şubat 1986)
Daha önce medyaye işkence yaptığına dair itiraflarda bulunan polis memuru Sedat Caner 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Jaguar Olayı (12 Temmuz 1986)
Galerici Zeki Küçükberber'in başbakan Turgut Özal'ın kızı Zeynep Özal'la damadı Asım Ekren'e Jaguar otomobil hediye etmesi skandal yarattı.
Sinagog Baskını (6 Eylül 1986)
İstanbul Neve Şalom Sinagogu'na baskın. 21 kişi ölürken 2 terörist bombalarıyla öldüler.
Türban yasağı (12 Ocak 1987)
YÖK'ten ilk türban yasağı uygulaması gündeme geldi.
Rabıta Olayı (28 Mart 1987)
Cumhurbaşkanı Kenan Evren, devlet memurlarının maaşını uluslararası islami sermeye kuruluşu "Rabıta"nın ödemesini dövizsizlik nedeniyle imzaladığını kabul etti.
Yasaklar Referandumu (6 Eylül 1987)
MGK kararıyla politika yapması yasaklanan eski siyasi liderlerin tekrar politika sahnesine dönüp dönmemesi üzerine bir halk oylaması yapıldı. Sonuç % 50.16 evet, %49.84 hayır oldu. Böylelikle Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Alpaslan Türkeş, Necmettin Erbakan gibi liderlere tekrar siyaset yolu göründü.
TBKP'liler gözaltında (17 Kasım 1987)
Yurda dönen TBKP liderleri Nihat Sargın ve Haydar Kutlu gözaltına alındılar.
MİT Raporu (9 Şubat 1988)
Kimin sızdırdığı belli olmayan "MİT Raporu"nun basında yeralması bir skandal havasına büründü.
Özal'a Suikast (18 Haziran 1988)
Başbakan Turgut Özal'a ANAP kongresi esnasında eski ülkücü Kartal Demirağ tarafından suikast düzenlendi. Özal, parmağından hafif yaralı olarak kurtuldu.
Kemal Horzum skandalı (18 Temmuz 1989)
Emlak Bankası'nı dolandırdığı iddiasıyla yargılanan Kemal Horzum tutuklandı ve cezaevine gönderildi.
(1990-1999)
Muammer Aksoy öldürüldü (31 Ocak 1990)
Eski CHP milletvekili, Atatürkçü Düşünce Derneği kurucularından Prof. Muammer Aksoy "İslami Hareket" örgütü tarafından öldürüldü.
Çetin Emeç öldürüldü (7 Mart 1990)
Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü ve yazarı Çetin Emeç evinin önünde arabasına açılan ateş sonucu öldürüldü.
İlk Özel Televizyon (1990)
Türkiye'nin ilk özel televizyonu "Magic Box" kuruldu.
Turan Dursun öldürüldü (4 Eylül 1990)
Özellikle dinle ilgili yazılarıyla tanınan yazar Turan Dursun, Koşuyolu'ndaki evinden çıkarken öldürüldü.
Hiram Abas öldürüldü (4 Eylül 1990)
Eski MİT müsteşarı Hiram Abas iki saldırganın açtığı ateş sonucu öldürüldü.
Bahriye Üçok öldürüldü (6 Ekim 1990)
İlahiyat Fakültesi eski dekanı ve SHP parti meclisi üyesi Doç. Bahriye Üçok, evine yollanan bir bombalı paketin patlaması sonucu öldürüldü.
İncirlik üssü kullanıldı (17 Ocak 1991)
Körfez Savaşı esnasında İrak'a operasyonda İncirlik üssü kullanıldı.
Yunan otobüsüne saldırı (9 Nisan 1991)
Yunan turist otobüsüne akli dengesi bozuk bir kişi tarafından saldırı yapıldı. Otobüste 3'ü çocuk 36 kişi yanarak öldü.
İlk kadın vali (6 Temmuz 1991)
Muğla Valiliğine atanan Lale Aytaman, Türkiye'nin ilk kadın valisi oldu.
Vedat Aydın öldürüldü (20 Temmuz 1991)
HEP'li Vedat Aydın öldürüldü. Diyarbakır'daki cenazesinde olaylar çıktı.
Seçimler yapıldı (20 Ekim 1991)
Seçimlerin sonucunda DYP: 177, ANAP: 115, SHP: 89, RP: 62, DSP: 7 milletvekili çıkarttı. Bu tablo neticesinde DYP-SHP koalisyonu kurulurken, başbakan Süleyman Demirel oldu.
Çetinkaya Mağazası saldırısı (25 Aralık 1991)
PKK'lı bir grup Bakırköy'deki Çetinkaya Mağazasına molotof kokteyli attı. Çıkan yangında 11 kişi öldü.
Nevruz Olayları (21 Mart 1992)
Şırnak, Cizre, Nusaybin'de Nevruz kutlamaları sonucu olaylar çıktı. 73 kişi öldü.
Musa Anter öldürüldü (20 Eylül 1992)
Kürt aydın ve yazarı Musa Anter Diyarbakır'da öldürüldü.
Uğur Mumcu öldürüldü (24 Ocak 1993)
Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu evinin önünde otomobiline konan bomba ile öldürüldü. Böylelikle Kemalist aydınlara yönelik suikastler zinciri içinde o ana kadar en önemli isim kaybedilmiş oluyordu.
Eşref Bitlis öldü (17 Şubat 1993)
Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis "uçağındaki buzlanma" nedeniyle öldü. Resmi açıklama bu yönde olsa da olay sonrası toplanan kanıtlar neticesi çıkan kanaat bunun bir suikast olduğu şeklindeydi.
Turgut Özal öldü (17 Nisan 1993)
8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal kalp yetmezliği nedeniyle öldü. Böylelikle Özal'la simgelenen bir devir de noktalanıyordu.
Çöplük Faciası (28 Nisan 1993)
Ümraniye çöplüğünde metan gazı birikmesinden patlama meydana geldi.
Demirel Cumhurbaşkanı (16 Mayıs 1993)
Türkiye Cumhuriyeti'nin 9. Cumhurbaşkanı olarak Süleyman Demirel seçildi. Demirel'den boşalan DYP genel başkanlığına Tansu Çiller getirildi.
Sivas Katliamı (2 Temmuz 1993)
Sivas'ta Pir Sultan etkinliklerine katılan Aziz Nesin ve bir grup aydın-sanatçı, kaldıkları Madımak Otel'de gericiler tarafından yakılmak istendi. Olay sonucunda 37 kişi dumandan boğularak öldü.
Göknel Skandalı (4 Temmuz 1993)
İSKİ Genel Müdürü Ergun Göknel'in boşandığı eşi Nurdan Erbuğ'a ödediği nafakanın milyarları bulması sonucu ortaya çıkan skandal biranda SHP-Belediye ilişkisinde dönen dolapların ortaya çıkmasına yol açtı. İstanbul Belediye Başkanı Nurettin Sözen ve SHP İstanbul İl yöneticileri zor durumda kaldılar.
Behçet Cantürk öldürüldü (16 Ocak 1994)
Uyuşturucu ve silah kaçakçısı olduğu, ayrıca PKK'ya yardım ettiği ileri sürülen Behçet Cantürk, Sapanca'da öldürüldü.
Türksat düştü (24 Ocak 1994)
Türkiye'nin ilk uydusu olan Türksat, Fransız Guyana'sında kalkıştan sonra bir arıza nedeniyle düştü.
Zeli Operasyonu (29 Ocak)
Türk uçakları PKK'nın Zeli kampını bombaladılar.
Tuzla Katliamı (12 Şubat 1994)
PKK'nın Tuzla tren istasyonuna koyduğu bomba sonucu 5 yedek subay öğrencisi hayatını kaybetti.
Recep Koç öldürüldü (20 Şubat 1994)
Adalar'ın ANAP'lı Belediye Başkanı Recep Koç, kaçak balkonununu yıktığı bakkal tarafından kurşunlanarak öldürüldü.
Atatürk'e Hakaret (25 Şubat 1994)
RP'li Hasan Mezarcı, mecliste yaptığı basın toplantısında Atatürk için "Veled-i Zina" dedi.
DEP'lilere gözaltı (2 Mart 1994)
Meclis 6 DEP Milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırdı. DEP'liler Meclis kapısından apar topar ekip otolarına bindirildiler.
27 Mart Seçimleri (27 Mart 1994)
Yerel Yönetim seçimlerinin galibi RP oldu. İstanbul dahil 5 büyükşehir RP'lilerin eline geçti.
Recep Tayyip Erdoğan Başkan (28 Mart 1994)
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu.
Çöplüklerde oylar bulundu (30 Mart 1994)
Türkiye'nin birçok bölgesinde açılmamış seçim sandıkları, çöpe atılmış ve yanmış oy pusulaları bulundu.
5 Nisan kararları (5 Nisan 1994)
Türkiye'nin tarihindeki en büyük kemer sıkma politikası açıklandı. Kararı DYP-SHP hükümeti aldı. Dolar aniden yükselirken, birçok şirket iflas etme durumuna düştü.
Salman Kaya dövüldü (1 Mayıs 1994)
1 Mayıs gösterilerinde olaylar çıktı. SHP Milletvekili Salman Kaya polisler tarafından ağır şekilde dövüldü.
Uzay Hepari öldü (31 Mayıs 1994)
Genç kuşak müzisyenlerden Uzay Hepari motosiklet kazasında öldü.
DEP Kapatıldı (16 Haziran 1994)
Anayasa Mahkemesi DEP'i kapattı.
Civangate Skandalı (19 Eylül 1994)
Emlak Bank Genel Müdürü Engin Civan kurşunlandı. Olayın arkasından Özal'ın yakını batık müteahhit Selim Edes çıktı. Tetikçi Davut yıldız, Alaattin Çakıcı'nın talimatıyla Engin Civan'ı vurduğunu itiraf etti.
Meczup saldırısı (10 Kasım 1994)
Atatürk'ü anma töreni esnasında bir meczup Anıtkabir'e sızarak Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e ve diğer yetkililere "Sizi Kuran'a davet ediyorum" diye bağırdı.
YDH partileşti (22 Aralık 1994)
Başını Cem Boyner'in çektiği yeni Demokrasi Hareketi (YDH) partileşti.
Uğur Kılıç öldürüldü (20 Ocak 1995)
Dündar Kılıç'ın kızı Uğur Kılıç, eski kocası Alaattin Çakıcı'nın emri üzerine Uludağ'da öldürüldü.
MİT Muhbiri kayıp (7 Mart 1995)
MİT muhbiri Tarık Ümit esrarengiz bir şekilde kayboldu.
Gazi Olayları (12-15 Mart 1995)
İstanbul Gazi mahallesinde Alevilere ait bir kahvenin taranmasıyla başlayan olaylar ertesi günkü cenaze töreninde çatışmaya dönüştü. Ordu birlikleri bölgeye sevkedildi. 3 gün süren olaylarda 22 kişi öldü.
Kutmangil öldürüldü (23 Mayıs 1995)
Yeni Günaydın ve Süper Tan gazetelerinin sahibi, kömür tüccarı Bekir Kutmangil İbrahim Cici