Tarih: Pzr Mar 02, 2008 5:15 pm Mesaj konusu: Pavyon
Konsomatrist:meyhanede, pavyonda, muhabbeti karsiligi müsterilerin içki içmesini saglamaya çalisan tükettirici kadin. Fransızca bir kalime olmakla birlikte bizim memlekette bilhassa pavyon kültürünün olduğu mekanların gözde kelimesidir.Bir arkadaş özlemimidir? bu kadınları masalarına teşrif ettirerek onlara derdini, ısmarladığı bir kaç kadeh içki ile bedellendirerek anlatmak. Ya da "neşesini bulmak" kelimesinin ardına takıldığını sanarak pavyonun kapısının dibine gitmek. Eskiden meşhur olupta gözden düşen şarkıcıların son uğrak yeri olarak tarif edilirdi" pavyona düşmek".Benim anlamadığım kadınların pavyona düşmesi anlatılırken aşağılanmak kabul edilir de, bir erkeğin derdinin dermanı olarak sunulan konsomatristlerin aynı pavyonda bir nevi psokolojik tedavi ettiğini mi? sanıyorlar. İnsandır başına her şey gelebilir, Allah insanı Konsamatrislere de , pavyonlara da düşürmesin.!
Bu bölüme hep yazasım var ama bir türlü kısmet olmadı. Herneyse, en azından işimizin gereğini yapalım ve hazır para ve içmek ile ilgili bir kaç kelam edilmişken, 10/04/2008 itibariyle Yeni Rakı grubuna zam yapılacaktır duyurusunu buradan ilan edelim...
Geçmişte paylaştığımız bir yazıyı buraya eklemekte fayda var;
alaturka istanbul geceleri, konsomatristler, şampanya patlatma geyiği, alkollü gırtlak nameleri, kamyoncu lavuk söğüşleme taktikleri, bol denilen içkinin para hesabı, bu işleri bilen abiler, indim dereye taş bulamadım, sabah beşte biten bir sahte dünya...
önce plansız programsız üç arkadaş yan yana gelirler ve benim dükkanda ufak ufak demlenmeye başlanır. muhabbet koyulaşır, espriler havada uçuşur, kıro muhabbetinin en avam köşelerinde gezinilir. ardından evli olan arkadaşın bu gece hanım kayınvalidede kalacak birlikte takılalım demesiyle muhabbet farklı bir yön alır. gece saat onikiye yaklaşmıştır ve dükkan kapatılmak zorundadır. diğer evli arkadaş karısına telefon açar bir sürü mazaret falan sıralar ve izin koparır. bir yarım saat kadar nereye gidileceği ve para hesabı yapılır. bu işleri bilen evli arkadaş programın esas oğlanıdır. arabayla yarım saat yol alınır ve araba otoparkta ki görevliye teslim edilir. mekan mafyavari girişiyle uzun bir hol ve korumalarla kaplıdır. işi bilen abi gözüne kestirdiği korumaya selam verir elini sıkar muhabbet eder ayaküstü diğerleri pis pis bizi süzerler, sonra Türk vatandaşlarının vize işlemlerini yapan alman konsolosu edasıyla bize yol verirler. içerde sahne namına bir boşluk ve etrafında masalar mevcuttur, içerisi doludur ve karanlıkta alkol servisi yapılmaktadır. bir kadın şarkı söylemektedir ama kimse sesiyle ilgilenmez, elbisesinin yırtmacı ve kalça başlangıcında son bulan sırt dekolteli elbisesi daha bir önemlidir. etrafta kadınlar gezinir kimisi masalara servis olmak için etrafı süzer durur, sonra arada bir kalkıp hoşgeldiniz diye el sıkar, hafiften tanıdıklarıyla yanak yanağa öpüşürler. bir kaç kamyoncu masalarına hatun oturtup ütülenmeye başlamıştır ama diğer masalar henüz o tuzağa düşecek kadar sarhoş değillerdir. bir saat sonra onlardan bu kervana katılırlar. hatunların içtiği içkiye bol denir ve onlara dört misli fazla para yazılır, sünger gibi çekerler onlarda. sonra gaza gelen abiler şampanya adı altında içilmeyen ama patlayıp köpüren cafcaflı şişelerle gösteri mahiyetinde patlatma olayına girerler, bir kısmı da piyasa da elli kuruşa satılan peçete ısmarlayıp şarkı söyleyen sanatçının başına saçtırır. değeri yirmi ytl dir bu peçetenin. bizimkiler o işlere bulaşmazlar ve ufak rakı söyleyip meze dizdirirler masaya. ama sanatçı adı altında gösterişli hatun masamıza gelipte istek parça söyleyince kendisine bol ikram edilir delikanlı geçinme kuralları gereği. bu işleri bilen abinin favori parçası müslüm babadan dinlediğim güldür yüzümü parçasıdır ve alkol alınınca kim söylerse söylesin müslüm gürses etkisi yapmaktadır. derken saat iki olur ve mekan kapanma moduna girer, müşteriler nazikçe uyarılır, sarhoşun zaman kavramı hep farklı olmuştur, ikna edilirler, bu arada bar tarafında kons hatunlardan biri arıza çıkartır, bolca küfür eder, arada ekmek parası der, çocuklarımın rızkı der, sonra yine küfreder, mevzu bilinmemekle beraber, parayla ilgili olduğu düşünülür, sonunda patron hatunu kolluk kuvvetleri aracılığıyla birlikte dışarı attırır. ikiye kadar izin alınmıştır emniyetten demekki diyerek beşe kadar izin alan başka bir yere damlanır. bir önceki gazinoda ki kadınlarda taksilere atlayıp orada devam etmektedirler ve bir tanesi de başörtüsüyle katılmıştır aralarına saat gece üç. abi burada da tanınmaktadır, bir önceki mekana üç kişi yüz elli lira bayılınmıştır ama hesap uygun bulunmuştur. derken sahneye ekstra mini etekli bir hatun çıkar ki ara sıra ilkel çığlıklar atarak mekanı coşturur, günün modası bütün parçaları sıralar ve kendine güvenen çıkar oynar, burası daha pahalı bir mekandır o yüzden bira ve kuruyemişle devam edilir, tuvaletçi yaşlı kadın taktiği burada da uygulanmaktadır ve bozuk para olmadığından beş lira kağıt para kadına toka edilir, konsomatrislik mesleği icra edilir yeniden ama bize hoşgelin demekle yetinirler. beş gibi dut vaziyette mekandan çıkılır evlere servis yapılır. gecenin maliyeti ikiyüzelli artı beş liradır. öğlene kadar uyunulur ve baş ağrısıyla güne başlanır, bir bardak su ve aspirin atarak gün geçiştirilir...vur basa ver coşkuyu...
Bu Gebze'den, ilk pavyon hadisem Ankara'da ve on beş sene öncesi. Tamamiyle tesadüf. Öğrenci arasında Site yurdu olarak bilinen Atatürk yurdunda ikamet ettiğim zamanlar. Melek sinemasının meşhur olduğu yıllar ve erkekler arasında ismi Melek Eğitim Merkezi. Cebeci tren istasyonunun başlangıcından itibaren Samanpazarı'na doğru uzanan yolda bir akşam serseri mayın gibi gezer iken ayağım sürçtü, kafam esti orta yollu bir meyhaneyi gözüme kestirdim ve girdim içeri. Cebim öğrenci cebi, bu yüzden yemek yemem, rakı içmem, meze takılmam, söyledim bira oturdum öyle. İkinci birayı da vurup kalkacağım sadece. Saat dokuza doğru bir ticari taksi durdu mekanın önünde ve üç tane hani derler ya katana gibi iri hatun daldılar içeri. Üstlerindekilerini çıkarınca bir de ne görelim, mini etekler, ucuz takılar, abartılı makyaj, göğüs dekoltesi vesaire. Zaten mekan henüz boş ve tuttu bir tanesi yanıma geldi. "Hoşgeldiniz!" diyerek elini uzattı. İster istemez icabet ettik ve oturdu karşıma. "Bana bir bira söyler misin tatlım?" diye lafa girdi. Cebimi yokladım, ne varsa çıkardım dışarı. İlk defa başıma geliyor ama duymuşum, televizyondan, filmlerden izlemişim. Koydum parayı masanın üstüne. "Tüm param bu, ben bununla birlikte iki bira içtim, yetiyorsa sen de iç..." dedim. Şaşırdı önce ama paraya göz attı yine de. Tam olarak hatırlamıyorum ama bugünün parasıyla on beş yirmi lira olsa gerek, bozuk paralar bile var içinde. Garson'a seslendi. "Bana normal bir bira ver lan Osman!" diyerek. Osman normal birayı getirdi. İlk kelamı "Öğrenci misin?" oldu, sonra biralar bitene kadar eften püften konuştuk ve sigara içtik. İsmini de söyledi ya şimdi aklımda kalmamış. Sonra kalktım, hesabı ödedim ve Osman benden sadece benim içtiğim biraların parasını aldı, bir daha da Ankara'da hiç meyhaneye gitmedim...
Askerlik döneminde bir iki gazino görmüşlüğüm vardır. 80 bin nüfuslu Kızıltepe'de tamı tamına altı tane vardı. Ama oralarda sanatçı niyetine ortalarda dolaşan bir kaç sarı saçlı kadın haricinde konsomatris görmedim. Gebze'ye geldiğim de konsomatrislik mesleği yasaklanmıştı ve buna çare arayan mekan sahipleri, mini etek üzerine beyaz önlük giydirip garson tarzını tercih etmişlerdi. Her saçma yasak gibi bu da yavşadı ve kalktı sonrasında. Bu arada söylemeyi unuttum. Ankara'da ki abla "ne olsun biz de bura da kamyoncu söğüşlüyoruz..." demişti bana...
Sünger gibi içtikleri, yolun yolcusu oldukları, gösterip vermedikleri, safını ele geçirince soyup soğana çevirdikleri, içtikleri içkiye "Bol" dendiğini, mekanın kadrolu elamanları olduğu vesaire hepsini Gebze'de öğrendim ama hatırlatmakta fayda var, bir keresinde Fenerbahçe Beşiktaş maçı için, bir kere de üstte anlattığım Alaturka gece alemine katılmışlığım vardır bekar dönemlerine ait...
Ramazan ayında uzun mesafeli bir yolculuğa çıkıyorum. Beş altı yolcu var otobüste. Bilet alırken yanımdaki koltuğun da satılmış olduğunu gördüm. Yol arkadaşımı merak ediyorum. Otobüsün kalkmasına az bir zaman kala aşağıda, saçları yapılı sarışın, frapan giysili, iri güneş gözlükleri olan bir hanım gördüm. Son sigarasını tüttürüyor belli. Neyse, bindi yanıma oturdu. Ya çok sosyete ya da gece çalışan bir hatun diye düşündüm. Konuştukça ikinci seçenek doğru çıktı.
Çok cana yakın cıvıl cıvıl cıvıl balık etinde bir bayan. Hangi şehre gittiğimi öğrenince şehrin tüccar ailelerinden birini sordu. Tanışmadığımı ama isimlerini duyduğumu söyledim, yüzünü hüzün kapladı ve rahatça "Bana ilk evimi onların küçük oğlu almıştı" dedi. Sonra o şehirde Mavi Mavi şarkısını söylerken sarhoş ağızlardan yayılan kokuları anlattı.
Kıbrıs'a gidiyormuş hem sahne alacak hem de karnındaki yağları aldıracakmış.
Sabahın ilk ışıklarında ayrıldık.
İkimiz de gece çalışıyorduk, ben derslerimi, O hayatın verdiği dersleri.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız