Yaş İşi; Gevezelik
Gevezelik; Yaş İşi
Gevezelik İşi;Yaş
Gevezelik; İşi Yaş
“Yaşın kaç” dedi.
Onun anlayacağı dilden “otuzüç” dedim.
Bana kalsa insanın yaşı mı olur canım.
İnsanın yaşı olmaz yaşadıkları olur.
Her insan yaşadıkları kadar ihtiyar, yaşayamadıkları kadar gençtir.
Hem insanın
bir akıl yaşı birde yaş aklı;
bir beden yaşı birde yaş bedeni;
bir duygu yaşı birde yaş duygusu var.
Üçü de birbirine ne denk nede eş.
Koca adam var; bebek gibi, minik çocuk var; adam gibi değil mi?
“Sen yaşını hiç göstermiyorsun” dedi.
“Doğrudur ketum olmayı severim” dedim.
“Kaç kilosun” dedi.
Le havle!
“Bir çimento torbası kadarım” dedim.
“Aa! Çok zayıfsın” dedi.
“Gecekondu gibi bir adamım” dedim.
“Bende balkon malkon arama. Kas mas yok, pazı desen hak getire.”
-İnsanlarda ilgi uyandıracağından emin olsam bile hiçbir fazlalığı taşımıyorum üzerimde.-
“Boyun kaç” dedi bu seferde.
“Daha ölçüsünü alan olmadı, insan kendi boyunun ölçüsünü de alamaz ya” dedim.
“Sen tam cennet yaşındasın biliyor musun” dedi.
“Cennette de yaş varsa işimiz yaş” dedim.
“Olmaz mı, herkes otuzüç yaşında olacakmış cennette” dedi.
“Cennette yaş varsa yaşlanmakta var, yaşlanmak varsa zaman da var, zaman varsa bunun sonu da var” dedim.
“Ben bilmem, laf ebeliği etme, cennette herkesin yaşı otuz üç olacakmış” dedi.
“Valla ben otuz iki veya otuz dört olsam Allah’a gücenirdim” dedim.
“Alınmış bir karardan sonra gücenecek birini bulmaktan kolay ne var, sağına bak soluna bak yeter” dedi.
Bu yaş işi; yaş iş.
Bence cennette yaşta yok yaşamda yok. Ama eminim orda bizzat Hayat var. Zaten Allah’ın yaş ve yaşam ile ilgili bir ismi de yok vasfı da yok. Ama “Hayat” ile ilgili var.
Söz geldi, nereye durdu.
Hay Allah!
Bir hayali kucaklamış yürüyor.
Hayata tutamak -hiçbir- şeyi yok.
Eskimiş yüz, kavruk bağır, iki çukur, bir yara.
Hayalin ağırlığından yorulmuş,
duruşu sarsak,
ömrü aşırı iki uçta
sarkaç.
Hayali bırakırsa hayat onu bırakacak.
Dört duvar, dar bir kapı.
Camları dışa değil içe açılır.
-İçe açılan pencere; duvara dahildir.-
-Bir anlık- başka hayal, kucakladığı hayali sarstı.
Göz kaydı.
Ayak tökezledi.
Hayal düştü.
Düşen hayal, gözlerinde küçüldü, buharlaştı, uçtu.
Ağır olan hayal değil, hayale verdiği değerdi.
Çünkü asıl düşen hayal değil, değerdi.
Değer yiter gözlerdeki tayf heykel, kırılıp düşer.
Kapı açılır, cam nefes alır, ışık sızar.
Yağmur yağar, toprak tozar,
İnsan, sevdiği içinde yürürken ölür:
İnsan, sevdiğinin içinde yürürken ölür.
Sen gidiyorsun …
Ve ben nokta ile sonlandırmadığım, üç noktayla sür(ün)dürdüğüm cümlelerimi aralıklı bıraktığım yalnızlığımla çoğaltıyorum.
Bir uçurum büyü(tü)yor(um) içimde,
Gecem sabaha devrilmeden (d)üşüyorum, sol yanımdaki kırıklarımdan bir kez daha kırılıyorum benden her gidişinde .
Artık parçalanmaya bile gücüm yok…
Ben aşka yenik düştüm…
Kalbimin yüzölçümüne sığdıramadım seni
Solu(ğu)mdasın sevdam, sol yanımda…
Üstüm başım çatışma halinde
Sicilime damgal(and)ı aşkta beceriksizliğim,
Sendin sesime, tenime, yüreğime bulaştırdığım.
Toprak bile kabul etmeyecek beni yersizim, kim(liksiz)im,
(K)öleyim sana, deli gömleği giydirselerde içimdeki bu duyguma,
Ben iflah olmam gayrı bundan sonra…
Sorgulamayın no(k)talamıyorum sevdamı.
Tiryakisiyim koynumda kor gibi yanan , yandıkça beni kavuran her şeyi küle dönüştüren bu cehennemin…
Küllerim bir kez daha birleşemeyecek kadar paramparçayım…
Verilecek hesabım yok kimseye.
Göğüs kafesimdeki tutsaklığım, maviye vurgunluğum, yazgımdaki sürgünlüğüm sanadır.
Seviyorum seni…
Bu son sözüm , üstü sende kalsın!!!
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız