gelecek ölüm - gözleri gözlerin olacak
sabahtan akşama dek, gözünü kırpmadan,
sağırcasına, eski bir vicdan acısı gibi
saçma bir alışkanlık gibi
ardımızdan kovalayan bu ölüm
gelecek bir gün
boş bir sözden ayrımsız olacak gözlerin
aynada kendini gördüğünden ayrımsız her sabah,
suskun bir çığlık, bir sessizlik olacak.
ey sevgili umut, o gün biz de bileceğiz
hem yaşam hem hiçsin sen bile, ey sevgili umut!
herkese birdir bakışı ölümün
gelecek ölüm - gözleri gözlerin olacak
bir alışkıyı bırakırcasına
ölü bir yüzün belirdiğini görürcesine aynada
kenetli bir dudağı dinlercesine
sessizce ineceğiz o dipsiz burgaca.
CESARE PAVESE
Alıntı
İtalyan şair ve yazar Cesare Pavese 9 Eylül 1908'de Torino cıvarında Santa Stefano Belbo'da doğdu, 27 Ağustos 1950'de Torino'da öldü. Torino Üniversitesi'nde edebiyat öğrenimi gördü. 1930'da mezun olunca dil ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Einaudi Yayınevi'nin kurucuları arasında yer aldı. Şiir ve romanın yanı sıra ABD edebiyatından çok sayıda çeviri ürünler vermiştir. La Cultura dergisinin yayın yönetmenliği sırasında faşizme karşı çıkan yayınları nedeniyle 1935'te tutuklanarak sürgüne gönderilmiştir. Sağlık sorunları nedeniyle İkinci Dünya Savaşı'na katılamayan Pavese bu dönemi kızkardeşinin yanında Piemont bölgesinde geçirmiştir. 1950'de Tra donne sole (Yalnız Kadınlar Arasında) adlı romanı ile Strega Ödülü'nü kazanmıştır. Pavese, 27 Ağustos 1950'de etkisinden bir türlü kendini kurtaramadığı ölüm saplantısına yenik düşerek ününün doruğundayken yaşamına kendi eliyle son vermiştir. Cesare Pavese yazın dünyasına şiirle başlamıştır. 1936'da yayımlanan Lavorare stance (Çalışmak Yorar) adlı yapıtında öznel olmayan, lirizmden uzak ve düzyazı özellikleri taşıyan bir çeşit öykü-şiir yaratmayı amaçlamış, günlük konuşma dili kuşatmasında çağdaş yaşamın insanı içine düşürdüğü acımasız ve derin yalnızlığın boyutlarını anlatmayı amaçlamıştır
Sen,
Benekli gülümseyiş
Donan karlarda
Mart rüzgarı,
Karların üzerinde
Dalların sıçrayışı,
İnleyen ve ışıyan
Küçücük çığlıkların
Cana yakın,
Ak tüylü dişi geyik,
Bilebilseydim
Bir
Süzülen inceliğini
Bütün günlerinin,
Köpüklü oyasını
Bütün devinimlerinin
Yarın donmuş
Aşağıda ovada
Sen, benekli gülümseyiş,
Sen, ışıyan kahkaha.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak -
sabahtan akşama dek, uykusuz,
sağır, eski bir pişmanlık
ya da anlamsız bir ayıp gibi
ardını bırakmayan bu ölüm.
Bir boş söz, bir kesik çığlık,
bir sessizlik olacak gözlerin:
Böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün, ey sevgili umut,
bizler de öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu.
Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak,
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.
O derin burgaca ineceğiz sessizce.
Karanlığa ve diri serinliğe gömülü alandaki bahçe.
Gecenin karanlığında devliğini yitiriyor
yüzlerinin arasından ışıklar sızan evler.
Geçmiş göklerin derinliğinde, yıldızlar arasında
ürkünç çöl. Büyük ve parıltılı ateş sağırlaşıyor
ulaşarak bu karanlığa. Sessizliktir burası,
bir gömütlüğün koca kımıltısızlığı
Gürültüler ve ışıklar
ağaçların ötesindeki uzaklığa ulaşıyor.
Capcanlı ışıklar fışkırıyor karanlığın içinden,
uluyor kendinden geçmiş sevinçli sesler
o üzünçlü ayrılışta.
Boğuk ulaşıyorlar dipsiz karanlıkta ölmeye
yine delicesine yaşama aşkıyla
solgun intiharlar gibi.
Dinlemek geçmiş tutkuları,
yürekte ve gecede tırmanışlarını
toprağın ıpıslak kokusu üzerinde.
İsteğin tanınmadık bir bitkisi
sessizliğin ve karanlığın göğünde kapalı.
Karanlıkta ateşin göverişi
ağaçların arasında kanayan o kızıl ışık gibi
DÜŞÜN SONU
Yeniden başlayamaz artık bu gövde
Gözlerine dokunulduğunda bir yığın toprağın
canlılığını duyar biri. Tan ağırtısında da
kendisini susturamayan topraktır o
Ölü bir gövdedir o bir çok uyanıştan
kalan ama
Hergün yaşama başlayacak gücümüz yok
Toprağın önünde, suskun bir gök altında
bir yeniden uyanışı bekliyerek. Şaşırtıyor biri
bunca yoruculuğuna tan ağırtısının
Bir iş yerine getiriliyor bu yeniden uyanışlar içinde
Ama sadece ileri bir işe heyecan yüklemek
ve yaprağı bir kez uyandırmak için yaşıyoruz
Ve kimi kez oraya erişip sonra bizle birlikte
suskunluğa dönüyor
Kımıldanmazdı yüz hafifçe dokunsaydı el
yaşayan el duyuyor dokunulan yaşamı
Bu soğuk tan ağartısında donan toprağın
soğuğu değilse gerçekten belkide yeniden uyanıştır
ve tan ağartısında susan varlıklar
sözcükler söylerler yine. Ama elim titriyor
Ve tüm varlıklar kımıltısız ele benziyor
Bir zamanlar kuru bir acı
ve ışığın kasılmasıydı tan ağırtısında uyanmak
Ama yine de bir özgürlüğe kavuşmaydı
Toprağın verimsiz sözcüğü kısa bir an sevinçliydi
Ve yine orada dönmekti ölüm. Şimdi toprağa
dönmeyen gövde bir çok yeniden uyanışı bekliyor
Ondan sözetmiyor kaskatı dudaklar da
Sokaklarda dolaşacağım yorgunluktan tükenene dek
yalnız yaşamayı bileceğim ve geçen her yüzün
gözlerine gözlerimi dikmeyi ve aynı kalmayı
Damarlarımda beni aramaya çıkan bu serinlik
sabahları hiç böylesine gerçek olarak yaşamadığım bir
uyanış. Yalnızca kendimi bedenimden daha güçlü duruyorum
ve sabahıma daha soğuk bir titreme eşlik ediyor
Yirmi yaşında olduğum sabahlar uzak
Ve yarın yirmi bir yarın sokaklara çıkacağım
her taşı ve göğün çizgilerini anımsıyorum
Yarından sonra insanlar beni yeniden görmeye başlayacak
ve ayağa dikilmiş olacağım ve durup
vitrinlerde kendime bakabileceğim. Bir zamanların sabahları
gençtim ve bunu bilmiyordum geçenin ben olduğumu
bile bilmiyordum bir kadın kendi kendisinin
efendisi. Bir zamanlar ki zayıf çocuk
yıllar süren bir ağlayıştan uyandı
şimdi sanki o ağlayış hiç olmamış gibi
Ve yalnızca renkleri algılıyorum. Renkler ağlamıyor
bir uyanış gibi yarın renkler
dönecek Her kadın sokağa çıkacak
her beden bir renk çocuklar bile
Açık kırmızı giyinmiş bu beden
onca solgunluktan sonra kendi hayatına yeniden kavuşacak
Çevremde bakışların kaydığını hissedeceğim
ve kendim olduğumu bileceğim: bir bakış fırlatarak
kendimi insanlar arasında göreceğim. Her yeni günle
yollara çıkacağım renkleri arayarak.
Ağaçlıklı yolun asfaltında sessiz bir göl
oluşturuyor ay ve arkadaşım başka zamanları anımsıyor
O zamanlar beklenmedik bir karşılaşma yeterdi ona
yalnız değildi artık. Aya bakarak
geceyi solurdu. Ama karşılaştığı kadının
titrek merdivenlerde yaşadığı kısa maceranın
kokusu daha taze. Sakin oda
ile ansızın beliren hep orada yaşama arzusu
doldururdu yüreğini. Sonra mehtapta
uzun yorgun adımlarla memnun geri dönerdi
O zamanlar kendisiyle çok iyi arkadaştı
Sabah uyanır yataktan atlardı
bedenini ve eski düşüncelerini yeniden bularak
Dışarı çıkmaktan hoşlanırdı yağmura bırakarak kendisini
ya da güneşe yıldızlara bakmaktan
apansız beliren insanlarla konuşmaktan zevk alırdı
Baştan başlamayı bildiğine inanırdı son güne dek
her yeni günle birlikte mesleğini değiştirerek
Büyük yorgunlukların ardindan oturup sigara içerdi
En büyük zevki yalnız kalmaktı
Dostum yaşlandı daha çok seveceği
bir ev istiyor bir gece dışarı çıkmak
ve ağaçlıklı yolda durup aya bakmak
ancak geri döndüğünde sessiz bir kadın bulmak
sakin bir kadın sabırla bekleyen
Dostum yaşlandı ve kendine yetmiyor artık
Geçenler hep aynı yağmurla
güneş aynı ve sabah bir çöl
Yorulmaya değmiyor. Ve mehtapta dışarı çıkmak
bekleyenin yoksa değmiyor.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız