Tarih: Cum Ekm 22, 2004 4:56 am Mesaj konusu: Atilla İlhan ne demek istiyor ?
Atilla İlhan'ın sözcüklerinde dile gelen Türkiye'nin "aslı"na rücu etmesi hareketi, Gazi'nin aslında tam bir batı karşıtı, bugünkü anlamda AB düşmanı tavrı,muasır medeniyet seviyesinin teknik-bilim hakkında sarfedilmiş bir hareket olduğu, ismet inönü'nün dayattığı şekliyle hristiyanlaşma hareketi olmadığı hakkında düşünceleriniz var mıdır ?
Attila İlhan , Nurullah Ataç ekolüne karşı inönü döneminde de hakim olan bu görüş Türkiyenin batı medeniyetleri karşısında geri kalmasının nedenini
Türk medeniyetinin beşiğinde Yunan ve Latin medeniyetinin olmayışında arar Aydınlar Savaşı kitabında buna değinir ve hepsine müstemleke aydın der ki haklıdır...
Atilla ilhan ve çetesi bunu hep yapar.Kırk-elli yıl bu "asıl" dedikleri her türlü kavrama saldırdılar.Analarını ağlattılar.Aslımızı gösteren her türlü kurumu ortadan kaldırdılar.Şimdi de pişkin pişkin aslımıza dönmemiz gerektiğini söylüyorlar.
Merak ediyorum bunlar hangi asıldan bahsediyor.Gerçekten merak ediyorum.Üç beş çapulcunun bu ülkenin anasını ağlatığı dönemler mi.Eğer aslına dönmek dedikleri bu ise şimdiden darağaçlarını görür gibi oluyorum.
hasıla, bunların dediklerine bakmayın.saçma sapan şeylerdir.bunlara prim verecek kadar aklı kaymış adamlar değilsiniz siz.
Atilla ilhan ve çetesi bunu hep yapar.Kırk-elli yıl bu "asıl" dedikleri her türlü kavrama saldırdılar.Analarını ağlattılar.Aslımızı gösteren her türlü kurumu ortadan kaldırdılar.Şimdi de pişkin pişkin aslımıza dönmemiz gerektiğini söylüyorlar.
Merak ediyorum bunlar hangi asıldan bahsediyor.Gerçekten merak ediyorum.Üç beş çapulcunun bu ülkenin anasını ağlatığı dönemler mi.Eğer aslına dönmek dedikleri bu ise şimdiden darağaçlarını görür gibi oluyorum.
hasıla, bunların dediklerine bakmayın.saçma sapan şeylerdir.bunlara prim verecek kadar aklı kaymış adamlar değilsiniz siz.
aparat diye bi arkadaş ATİLLA İLHAN I biriyle karıştırdı galiba ATİLLA İLHAN ın son cumhuriyet savunucularında ve tam bagımsızlık ve devlet otoritesinin güçlenmesi turkiyenın batıyı sadece ilim yolunda takip etmesi gerektigini savunan özenti bir milletin tarih sayfaları arasında yok olacagını hatırlatan bir kişi oldugunu bilmiyor heralde. aparat kardeşimiz şaşırmış galiba.batının iki yuzlulugunu orada yaşayarak ogrenmiş bir kişi atilla ilhan bu gençligin ondan ogrenecegi çok şey var..
Sen Attila ilhan'ı hiç anlamamışsın arkadaş.Sana göre asıl ve aslına dönmek nedir o zaman, sadece camii, din ve ahlak mı? Sen tarif et şu Türk'ün aslına dönmesini ha?
Tarih: Pts Oca 02, 2006 4:18 pm Mesaj konusu: Attila İLHAN
GALİBA BU MİLLET HALA ATTİLA İLHAN'I ANLAYAMADI?
Attila ilhan, bu milletin tarihini inceleyerek biz gençlerin gözüne sokardı ki
yaşamadığımız veya okumadığımız mazimiz konusunda bir bilgimiz olsun.
bizi aydınlatırdı çünkü cumhuriyetin ve Necip Türk Milleti'nin bizimle varolacağını ve bizi çok zor günlerin beklediğini bilirdi.
Attila ilhan cumhuriyeti, Atatürk'ü ve Türk
Milleti'ni hep çok sevdi ve savundu. Attila ilhan kendini geliştiren ve sürekli olgunlaşan bir insandı.
Bizler de kendimizi geliştirebilmeli ve onun gibi önyargılarımızı; TÜRKİYE için; yıkmalıyız!
Yarının Başlangıcı" isimli Atilla İlhan şiiri ancak 27 Mayıs ihtilalinden sonra yayınlanabilmiş, ancak gençler
aralarında çoğaltarak bunları postayla yaymışlar. Notlarında 27 Mayıs'tan neden veremeyeceğinden fazlasının istendiğini şöyle açıklar: Aydınların bakışı, ister solcu olsun ister liberal halkın desteğini küçümsemeye, öğrencilerin muhalefetini
önemsemeye yönelikti, basın da bunu pompalıyordu. Bu şiiri durgun yılların ardından birden patlayan yığınsal eylemin heyecanıyla yazılmıştır diye nitelendirir. Ancak bu sadece iki büyük şehrimizdeki sınırlı öğrenci gösterilerini anlatabilmek için
abartılmış bir ifade, hele aynı günlerde Menderes'in söz gelişi İzmir'de yüz bin kişiyi-hem de çoğu üretici köylü- meydanlarda toplayabildiği düşünülürse şişirilmiş bile denebilir. Bela Çiçeği /Notlar Ancak, ben şiirin bazı bölümlerini ve son
bölümünü geçiyorum:
…….
Yani
bu her şeyden evvel
şu ahmed şu mehmet kalabalığını
şu ölümsüz şu hepimizin ömrüne bedel
şu kırk haramilerin elindeki vatanı
nadas yağmurları gibi hakkıyla sevmek
demektir
harcanıp
karşılık beklemeyerek
işçinin hakkını işçiye vermek
köylünün hakkını köylüye
ve eğer sahiden
dölün kadar seviyorsan bu memleketi
kırk haramileri sürüp çıkarmak anlamına da gelir
aynı zamanda bu
"harim-i ismeti'nden
unutma ki sevmek
yalnız kelam değil, gerçek manada bir faaliyettir
bir tutmak korumak ve kurtarmak faaliyeti
ve bunların her birinden
aynı miktarda sorumlusun
şimdi küfürlerin mısra mısra gezindiği
şimdi bu kan sabahının utanç verici karanlığında
İstanbul'un üstüne kirli yıldızlar düşerken
içinde ürpermeler büyümüyor mu
yosunlar gibi soğuk ve parlak yeşil
varıp sonra baktıkça pencerenden
acı ve tuzlu dağların dibinde
mütevekkil
kerpiç damlarımızı görmüyor musun
halkımızı görmüyor musun
bir kin damlası gibi masmavi gözlerini
yüksek fırınlarca harlı saygılı
göğüslerini
omuz başlarını görmüyor musun
hele unutulmanın kapkara
yalnızlığına
salıvermişsen onları
ihtiyar beygirleri talihlerine terkeder gibi
salıvermişsen
uçsuz bucaksız ovalara doğru
yazmayı öğrenmemişlerse
öküzlerin ıslak nefesleriyle giriyorlarsa
marsık uykularına
sorumluluk zaten
yeterince büyüktür
ve sorumluluk kadar büyüktür
senin bu sorumlulukta hissen
.......
bugün elbet şiirlerim
mitralyöz kuşakları gibi saklı durur
şafaklar donanırken elbet ki yarın
paldır küldür vatan dağlarında
bir roman
gibi kurşuna diziliriz
feryat feryat
özgürlüğü ve barışı istedik diye yalnız
meydanlarda öylece kurşuna diziliriz
buna rağmen
kulaklarındaki cehennem seslerine rağmen
içinde hala şüpheli bir nokta kalırsa
eminim ki
kabahat evvel ve ahir senindir
sen ellerinle bir vatan kurmaktan kaçıyorsun
hünerli ellerini hırsızlara saklıyorsun sen
sorumlusun
Kayıt: Dec 16, 2005 Mesajlar: 73 Nereden: canım istanbul
Tarih: Pzr Oca 15, 2006 9:36 am Mesaj konusu:
Attila İlhan'a ikinci bir Yahya Kemal
vakası diyebiliriz. Bilindiği üzre Yahya Kemal de Tanzimat sonrası toplum aydınları arasında meydana çarpık Batı hayranlığı ilk dönemlerde görülür. Ancak kendisi Paris'te uzun bir müddet bulunmuş, şehrin önemli mekanlarından sayılan ve yazar
çizer takımının takıldığı kahvelerde sıkça vakit geçirerek, Batı medeniyetinin ne menem bir şey olduğunun farkına varmış ve yurduna dönmüştür.
Dönüşten sonraki Yahya Kemal portesi ile önceki arasında dağlar fark vardır. Attila İlhanda da bir
yönüyle Yahya Kemal'in bu ikinci dönem duruşu görülmektedir. Zİra o da Batı'yı yakından tanımış, aradaki uçurumun farkına varmıştır. Bu gibi öreneklerin sayısı çoğaltılabilir. Sonuç olarak aydın kesimde de bir aslına rüvu eğiliminin görüldüğü
rahatlıkla söylenebilir. Bunu anlamak için, onları medya gözüyle değil de bizzat kendilerinden tanımak gerekir. Zira medyanın türlü illüzyonları bizi hep aldatmaya devam edecektir...
Bir Atilla İlhan Makalesi:
O Kuşağın Kılıç Artıkları '' ----
Geceyarısına yakın bir saatte çıkıp
gelmişlerdi, hiçbirini tanımıyordum.Bilinmez hangi önseziyle, solcu fraksiyonlardan birinin 'beyin takımı' olduğunu anladım, içeri buyur ettim.
Ankara, 12 Eylül öncesi.. Sabaha karşı kenar mahallelerden silah sesleri işitiliyor; fakülte kapılarında
öğrenci cesetleri; şehrin meydanlarında panzerler...İster istemez 'silahlı eylem' üzerine konuşacağız.65'ten beri ısrarla terörizm sarmalının faşizmi getireceğini yazıyorum, ulusal demokratik devrimini -yarım yırtık da olsa- başarmış bir ülkede,
silahlı eylemin tutmayacağını kimse anlamıyor; bunlar da öyle!
Kanıt diye ileri sürdükleri devrimler, gerçekte benim kanıtlarım: Tito, Mao, Hoşiminh, 'ecnebi' işgalciye karşı bir anti-emperyalist kurtuluş savaşı verip, bunu demokratik ve sosyalist
bir devrim sürecine dönüştürmediler mi? Eğer ilk dünya savaşının yarattığı koşullar olmasaydı, acaba Lenin ve Troçki, Kerenskiy'den Bolşevikliğe atlayabilirler miydi? Sistem (başta İngiltere), beyaz ordularla dışardan müdahale etmeseydi acaba,
Rusya halkları 'Kızıllara' destek verir miydi? Silahlı eylem, 'ateş sofrasını' önce halkın kurması değil mi? Anadolu ihtilali'nde de böyle olmamış mıydı? Halk 'sivil demokrasi'ye henüz ısınırken onu dağlara çağırmak, neticede ara rejimlere davetiye
çıkarmak manasına gelmez mi?.
İnandırabilmiş miydim?. Sanmıyorum! Sonradan beni asıl düşündüren, onların 'silahlı eylem' gibi bir fikr-i sabitleri olmadı; 68 hareketinin asıl büyük 'theme'lerine ne kadar ilgisiz ve duyarsız olduklarını farketmek
oldu.
60'lı yılların ilk yarısında Paris'ten, hem 'Yön' hem de 'Varlık' dergilerine -sonradan 'Hangi Sol' başlığı altında kitaplaştıracağım- yazıları yazıyordum.Bunlar, üç nokta çevresinde dönüyordu: a-) Batılı 'gelişmişler'deki fikir cereyanları, bu
arada sosyalizm üzerindeki yeni tartışmalar ; b-) Marksist estetik teorisine ve bu teorinin diyalektiğine göre, 'İkinci Yeni' adı altında Türkiye'de yapılan edebiyatın, 'ilerici' değil ancak 'biçimci' sayılabileceği ; c-) 'Frankfurt Filozofları', onların
düşüncesine göre feminizmin yükselişi ve cinsel devrimin kaçınılmazlığı...
Şimdi gülüyorsunuz, evet bu 'theme'ler, sonradan Batı'daki 68 hareketinin ana theme'leri olmuştu.Türk Enteljiyansı, '40 karanlığı'ndan işe yarar bir teorik birikim
devralmamıştı.61 Anayasası'nın getirdiği 'nisbi serbestlikten' de akıllıca yararlanamıyordu.Yalan yanlış bir çeviri furyası başlamıştı, o furyada temel klâsikler bile, liderlere ve örgütlere göre tahrif edilerek yayımlanıyordu.Hangi Sol'daki sorunların 68
kuşağı'nın ana sorunları olduğunu anlayamamışlardı ya; bunun bir de 'ama'sı var!..
Kutv kuşağına, o kuşağın yetiştirdiklerine oranla 60'lı yıllarda oluşan 'militan' türü, akla ziyan bir bağnazlık içerisindeydi; hem bilmiyor, hem bilmediğini de
bilmiyor hem de her düzeydeki yargısız infazdan vazgeçmiyordu.Marksist aydın; diyalektik yöntemle objektif koşulların sentezini yapan bilinç aydınıdır.Yo hayır!, bizdekiler 'ümmet' üstyapısının 'dogmatique' inanç aydını katılığı
içerisindeydiler.Ümmet kültüründeki 'nas'ların yerini, Stalinci- Maocu dogmalar almıştı.Aksiyon (ve gösteriş) sarhoşluğu öne çıkıyor, geniş kapsamlı ve derinlemesine tahliller yerini, aynı Tanzimat ve Meşrutiyet'te olduğu gibi 'ecnebi'den aktarma
şablonlara bırakıyordu.Daha da hazin olan nedir biliyor musunuz?
68 hareketi yalnız bizde değil sonradan Batıda da o büyük sorunları, diyalektik bir bütünlük ve tutarlık içerisinde değerlendirememiş; sahte ideolojiler oyununa gelmiştir.Hele
bizimkiler, görülecek şey!!!
(* Bu paragrafı 2 defa okumanızı öneririm.İçinde örtülü mesajlar da barındırmakta.*) 12 Eylül sonrası 'Pera yabancılaşması'nın inanılmaz bir hızla ürettiği kadın-erkek 'eşcinseller' kimler; işin fikriyatını kimler yapıyor?
Tıraşlı enseleri, kesik saçları, dumanlı pipoları ve mühmel kılıklarıyla 'erkek düşmanı' feministliği kimler savunuyor? Kimler birdenbire ülkemizin 'çevre kirliliğinden' battığını keşfetti de, Bodrum çevresi plajlarından pet şişe toplayarak 'geleceğimizi'
kurtarıyor(!).68 kuşağı'nın kılıç artıkları değil mi allah aşkına!.Yanına kibritle yaklaşsan alkolden tutuşabilecek 'eski' ideologyaları; özgürlüğü 'sorumsuzluk' zanneden post-modern sanatçıları; adaletle ihanetin sınırını karıştırmış sivil toplum
ilericilerini hiç saymıyorum bile!.
Otuz yıl, dile kolay! Bir ömür.Eğer 30 yıl sonra Fransız televizyonunda seyrettiğim 'Alain Krivine', o badirenin günümüze intikal edebilmiş 'tutarlı' ve 'sağlam' tek aydını olarak görünüyorsa; bunda elbet
diyalektiksel düşünmenin -yani metodun- , bu işi objektif koşullar içerisinde yapabilmenin -yani gerçekçiliğin- büyük rolü vardır...
EMPERYAL OTELİ
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sımsıcak bir merhaba diyecektim
başımı usulca dizine koyacaktım
dört gün dört gece susacaktım
yağmur sönecekti yanacaktı
sameland seferden dönecekti
duvardaki saat duracaktı
kalbim kendiliğinden duracaktı
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız