Tarih: Cum Şub 24, 2006 10:37 am Mesaj konusu: ZAMANIN ÖĞÜTTÜĞÜ
Güne başlamak için belli mecburiyetleri vardı.
Gazeteleri gözden geçirecek, mutlaka koşu bandında sporunu yapacaktı.
Duşa girerken kahvenin suyunu hazırlayacaktı.
Koltukta gazete-kahve keyfinden onu hiç bir şey vazgeçiremezdi.
Kahvaltı yapmazdı...
Kahveden ilk yudumda aklına gelirdi.
Çocukluğu..
Çocukluğu kahve kokardı, bilmezdi eksi bilmem kaç dereceye soğutulup hızlıca ısının yükselmesi ile geriye kalan granül kahvenin tadını çocukluğunda...
Kahve ibadet titizliği ile içilirdi. Sıcak su fincana dökülüp az şeker (diette sakkarin), diet süt tozu ile hayatta her çabuklaşan ve anlamını kaybeden güzellik gibi kahvede anlamını yitirmekte.
Sabahın ilk saatleri sabah namazı sonrası gün başlamış...
Taze süt minik midenize yol alırken, yavaş adımlarla sedirin altından çıkarırdı sepetini. Teneke kutudan bir avuç kahve alır, kavurmak için yavaşça ateşe sürerdi, bu sihirli olayı kimseye bırakmazdı.
Ocakta kahve kavruldukça köy evinin içini kaplardı kokusu...
Horozlar ötmekte, güneş sanki bu kokunun peşinde aydınlatmakta idi dağları.
Kavrulan kahveler yanmadan ateşten alınır, kavrulmuş gönüllerin sessizliği gibi kavrulan kahve çekirdeği dinlendirilirdi, bir köşede .
Masallarda anlatılan hazinelere benzetirdi. Sepetteki değirmeni, fincanları, cezveyi.
Daha da ateşe yaklaşır, sabahın mahmurluğu kalkarken üzerinden dedesinin bu gizemli bekleyişi şaşırtırdı.
Değirmen en eğlenceli, merak uyandıran ...
Kol yavaş yavaş çevrilir, ezilen kahve çekirdekleri, sona yaklaşıldığının habercisi olurdu.
Cezve bile bir hayatın izlerini, bir ömürlük emeğin, bir hayat mücadelesinin ürünü değilmiydi.
Ateş kıyardı su ile kahvenin nikahını, köpük köpük mutluluk kaplardı cezvenin içini......Köpüğün bile paylaşıldığı bir sıcaklık idi o an hissettiğİ...
Kahve azı paylaşabilen insanların dostluğunun habercisi..
Meraklı gözler bir anda parıldar, damla damla kahve fincandan tabağa aktarılır, soğutulur karaoğlan olması için yudum yudum içirilirdi.
Acı tadına rağmen tüm bu olanlar bir rüya gibi gelirdi, belki hala uyanmamış bir küçük çocuğun hayalleri değil miydi.
Masasında duran kağıtlara, bol reklamlı, granül kahvenin fincanına baktı.
Çocukluğunu daha da özledi. Daha da hüzün kapladı içini...
Sadece çocukluğu değildi onu terk eden, fincanlar, değirmen, kargı sepet , sabahı şenliğe dönüştüren o nurlu sima.
Kahve daha da acı idi, hayalleri artık ters çevrilmiş bir fincandan tabağa yol almıyordu. Granül kahvenin telvesi, tortusu yoktu hayale , fala dönüşen.
Özlemek böyle bir şey....
Bir fincan kahve de masalları, masumiyeti, mahmur sabahları özlemek....
En son gece tarafından Pts Ekm 01, 2007 10:40 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Icilmez mi yemek ustune de şöyle bir kahve
Az sekerli cok kaynamış veya sade
Konuşulsun fiskos edilsin
Sürülsün bir yandan da havagazina cezve
hayal vericidir gönül açicidir.
Isinmiş suda höpürdedikce telve
kalmaz bu fokurdamayla köpük kalmaz ama
Başka olur HACIVATA başka lezzet verir
Sonunda KAMER HANIMIN eliyle uzatilan kahve
SALAH BIRSEL
KAHVELER KITABI
En son lamia tarafından Sal Oca 16, 2007 3:50 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Nefis bir Türk Kahvesi hazırlamak için sadece 2 dakika yeterlidir. İçme suyunu fincanla ölçerek cezveye koyun (kalitede su etkendir).
Her fincan için iki çay kaşığı kahve (5 gr), iki çay kaşığı şeker ilave edin (ya da şeker arzuya göre).
Kısık ateşte kahve ve şekeri iyice karıştırın.
Bir süre sonra kabaran köpüğü fincanlara pay edin.
Kalan kahveyi bir taşım daha pişirin ve fincanlara boşaltın.
Türk Kahvesi sunulurken yanında su verilmesi âdettir. İçilen su ağzı kahve lezzetine hazırlar.
Toplu tüketimde, orta şekerli sunulması daha pratiktir.
Ek olarak... Bakır cezve kullanın. Çelik cezveler, adı üstünde buz gibidir ama hemen haşlayıverirler kahveyi. Bir de kahveyi ocağa koyduğunuzda, fincanları da sıcak suya koyun ki fincanlarınız ısınsın, kahveniz çabuk soğumasın.
Kahve yalnız içilmez, mutlak ikinci bir fincan olmalı... Ne demişler, 'gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane'
Bir de hemen şuracıkta bir slogan patlatabilir miyim? Çok içimden geldi. Lütfen...
Size katılıyorum sevgili drsitare, özellikle yalnız içilmez kısmına. Afiyet olsun:)
Kahvenin hikayesini, farklı kaynaklardan okumakta pek lezzetlidir. Malumdur, kahveyi Habeşistan'da bir Osmanlı paşası keşfedip, Yemen'e taşıyor ve önce İstanbul'a ordan da dünyaya yayılıyor. Kahve, İstanbul'da adının duyulmasından tam 34 yıl sonra içilmeye başlamış. Hatta Kanuni döneminde, Yemen'den İstanbul'a kahve taşıyan gemiler, kahve için çıkarılan "keyif veren madde" fetvasıyla, dipleri delinerek yükleriyle birlikte Tophane açıklarında batırılmış. Avrupa'nın bu "Türk şarabı" adını verdiği içeceği kabullenmesi ise çok daha zor ve uzun zaman almış.
Türk kahvesine olan aşkım devam etmekte ama bir süredir yeni bir ilişkiye yelken açtım French press.
Musluk suyu dışında içme suyu, kaynatılmış. Orta çekilmiş kahve (hazırlarda fena değil isteyene özelden marka adı verilir), French press. Sıkı bir dost...
Kaynayan sudan bir parça fincan ve French presse koyulur, böylece kahve erken soğumaz. Kişi başı bir tatlı kaşığı orta çekilmiş kahve suyu dökülüp boşaltılan hazneye bırakılır. Üzerini aşan kaynar su koyulur, 30-45 saniye bekle. Sonra Kapağa 2 cm olana dek su doldur, tahta kaşıkla karıştır. kapağı kapat sakın silindiri aşağı itme. 3,5 -4 dakika sonra bastır yavaş yavaş, kahve çöksün, sonra bitter çikolata ve kahve...
Aman Allahım Aman Allahım...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız