İzlediğim ilk kaliteli film olarak gösterebilirim. Senelerden üniversitediki ilk senemde izlemiştim. Andy'nin; "...satranç. kralların oyunu. stratejik." repliği, kızlardan neden iyi satranç oyuncusu çıkmadığı soruma bulduğum cevaptı. E ne de olsa Kral dediğin erkek olur.
En iyi film dendiği an aklıma iki kelime gelir "Esaretin Bedeli".
Tim Robbins , Morgan Freeman hangi filmde olurlarsa olsunlar izlemekten keyif alan biri olarak ikisinin ortaya karışık olabildiği bir film benim için banko tabiki
Stephan King romanı imzasını gördüm. Yanılıyor muyum yoksa?
Madem ki roman, olay örgüsünün bu kadar zekice kurgulanmış olması insanı pek şaşırtmıyor. Ancak... Bence, Andy'nin umut etmesi, herkese rağmen umut etmesi ve çabalaması, umutvar olmaya dair bir mesaj olarak karşımıza apaçık çıkıyor. Mesajın bu kadar açık olması da biraz insanı rahatsız ediyor. Hani daha alttan alta olsaydı, daha iyi olacaktı gibi. Mesaj, yani umut ederek sonunda kaçışın gerçekleştirilmesi, ustaca saklanıyor; o kocaman tünelin ortaya çıkışına kadar. Ama bir yandan da rahatsız ediyor. Çünkü saklanmaya çalışılan ana mesaj için çok çaba sarfedildi.
Filmin en güzel sahnesi, o müebbet kuşu'nun, kargasından başka dostu olmayan ihtiyarın, şartlı tahliye aldıktan sonraki psikolojik durumu idi. Ki bence bu, filmin en müthiş, en dokunaklı, en insancıl yanıydı. Nitekim, o müebbet kuşunun akıbeti bizi neredeyse ağlattı. Önce kargayı saldı, sonra da kendini.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız