Son dönemlerde sudan bahanelerle çıkan kavgaların tam orta yerinde buluveriyorum kendimi. İnsanlar neyi neden yaptıklarının farkına vardıkları zaman koca bir pişmanlık çarşaf gibi seriliyor yüreklerine. Yarılan kafanın acısından daha derin oluyor yüreğin yarası ve savrulan küfürlerin perdesi aralanıyor, insanı örtenin teni olmadığı ortaya çıkıyor. Birileri af dilemek istiyor, dilin ucunda salınıyor iyinin ve kötünün sarkacı. Hangi yöne savursan bir karşılık bulacaktır, rengi değişecektir gerçek olanın da…
İnsan neyi neden yaptığını sorgulamaya başladığı andan itibaren "an" ın acımasızlığını öyle derin hissediyor ki.
Aflar çaresiz, eli mahkum özürlerin. İçtenliği bile şüphe uyandırırken.
Başkalarını boşver, kendi aptallığına yan deyiverir birden bir ses.
Olan olmuş biten bitmiş. Ne anlamaı var yaşadığını sorgulamanın. Aynı affedilmicek hataları yapmamak için mi? Hiç sanmam.
Her insan defalarca kovulsa da cennetten, yer yine yasaklı elmayı.
Bazen bir söz dinler insan,
çarptığı tertemiz, kusursuz yerden
öyle tam, hasarsız geri dönmüştür ki
baş döndürür,
bulandırır,
kusturur.
Bazen de bir söz dinler insan,
çarptığı kirli, pütürlü zeminde
öyle yayılıp emilmiştir ki
diğerlerini
özletir, bekletir
herkes
geri dönene sessizlik adını verir.
İnanmazsın...
Kusulacak şeyler yapmak gereklidir belkide ondandır. Temizlenir insan.
Ama düşünülür de kılıf mı ararım ben kirlettiğim bıçağa diye. Kana bulanmış ellerini ilk defa yıkarmışcasına temizlenmek.
Kötülerden öğrendikleri, iyilerle yaşadıklarından daha gerçektir. Bilinmez.
En güzel örtülerle örteriz "an" ın üstünü. Görünmesin diye yada güzel görünsün diye.
Her an hayatın bir parçasına değer insanın teni, ruhu. Bu bölünmüşlük kusturur zayıf yanlarını insanın. İyinin dizlerine kapanan, kötünün en umursamaz yanlarından güç alır.
Kustukça temizlenir mi gerçekten insan, yoksa daha mı boğulur kendi kirinde. Hayatı bir bulamaç haline getiren iyinin ve kötünün iç içe geçmiş yanlarıdır.
An' lara emanet ettik düşlerimizi ve gülüşlerimizi...belki ler ,çünkü ler,keşke lerle erteledik ,yarınlara bıraktık şımarmak isteyen içimizdeki çocuğu....kendine yeni limanlar arıyor içimdeki çocuk ama kıyı çok uzak,deniz çok derin .....üstelik yüzmesini de tam öğrenememiş...''çok açılma,boğulursun ''demiş hep birileri..kaybolan adres defterleri gibi şimdi ömrünün özeti.....
Sırtımı yaslamışım boşluğa. Düşsem ne gam, tutunma istencim sıfırın çemberinde. Kim ne derse sözüm onun aleminden uzak durmak için çırpınmada. Sırtımı boşluğa yaslamışım ne gam. Sevinçler ölçüyü kaçırdı ve hüzünlerde öyle.
Bir ağaç kovuğuna gizlense hayat, körebe oynasa sadece çocuklarla. Dünya büyümek için yaşayan çocukların dünyası. Büyümek ve perdeyi aralamak bütün yüzlerin çizgileri için.
Dokunulmayan cezp eder her seferinde ademoğlunu. Dokunulmamış insan, ayak basılmamış toprak, suyu içilmemiş kuyu, kulaç atılmamış deniz, başka dünyaların hayat izleri ve zamanın geleceğe oynayan anları… İnsan bütün bunlar için iyi yanlarını çöplüğe çevirdi.
Küçülmüşüm, dünya küçülmüş keşfedildikçe. Bronz heykellerin omuzlarına konmuş erdem, yücelik vesaire… Omuzlara kuşlar kondukça erdeme, yüceliğe ve insanlığa bir leke bir leke daha bırakırlar her seferinde.
İnsan her lekeye bir isim, her isme bir formül ve her formüle bir yalan sığdırdı. Ara ki bulasın gerçeğin dokunulmamış yüzünü…
14 yaşında tüberküloz(verem) hastası bir kız çocuğu, sapsarı, ipince yatıyor. Dudakları kuru, oksürükten gozleri kızarmış, sapsarı yatıyor. Anne karşılayamayacak olsa da "Kuzum, canın ne istiyor?" diye soruyor. "Elma" diyor kız. "Elma istiyorum."
Ne yapmalı, nasıl bulmalı şimdi elmayı, elma parasını? "Tamam Kuzum, alırım" diyor kısık bir sesle.
Evde bulduğu ne kadar gereksiz naylon poşet varsa topluyor. Veriyor küçük kızının eline. "Git manava soyle. Verirse bu poşetlerin karşılığında elma al" diyor.
Manav insaflı çıkmış yine. 2 tane elmayı veriyor küçük kızın eline.
Evde bayram...Annenin gozleri ışıldıyor. "Al Kuzum" diyor elmanın bir tanesini uzatıp. Başını çevirip baktığında 3 çocuğun daha ona baktığını gorüyor. Bolüyor diğer elmayı dorde. Dağıtıyor çocuklara. Bir dilimini de donüp arkasını kendisi yiyor sessizce.
Anlar biriktikçe taşıyamıyor hem yürek, hem akıl. Unutuş, en kısa ve koklü çozüm olsa gerek.
Bunu bana neden yapıyorsunuz?
Her sabah ve her gece korkunun içime sessizce dokunuşunu hissetmek için yaşamıyorum ben. Ve ölülerin kemik yığınından ibaret olmadığını da biliyorum.
Yakama yapıştı yine sabahın ilk ışıklarıyla beynimi hallaç pamuğuna çeviren.
Direniyorum…
Rüya gerçeğe dönüşmeye ne kadar uzaksa bir o kadar yakındır hayatın ta kendisine. Her seferinde ıstırap çeken ruh, yaşayacağı yer neresi olursa olsun kök salmayı bilir ve yaşatır ömrü olanı. Gün ışıyınca yaşanan rüya ve gün kapayınca görülen rüya başka bir aleme ses olmak için mi var?…
Her sabah karga sesiyle uyanıyorum. Balkonun demirlerine tutunuyor ve bağırıyor sesinin en tok perdesiyle. Diğer kuşlar eşlik etme yarışında ama nafile, karga burası benim çöplüğüm der gibi.
Ne mübarek hayvan şu karga, yerin yüzüne cevizin sert yanını çarparken bile aklından ne hinlikler geçiriyor Allah bilir.
Evin karşısındaki boş alan binaların arasında bir nefeslik yer gibi… Dün karga bu boş alanda gezinirken tepede bir kedi belirdi. Sinsice kargaya yaklaşmaya başladı, karga bunu yer mi, başladı kediyle oynamaya. Önce sağa sonra sola kaçar gibi yapan karga bir süre böyle oyalandı, son bir hamleyle kedinin sırtını yaladı geçti. Nevri dönen kedi pes etmek zorunda kaldı. Daha öncede kedi ve karganın buna benzer bir anına şahit olmuştum. Ben kargadan yanayım…
Adamın ruhu sıkıca gerildi göğe karşı
Solarken o bir kent bloku ardında,
Ya da çiğnendi ısrarla ayaklar altında;
Ve pipo dolduran kısa küt parmaklar,
Ve akşam gazeteleri ve gözler
İnandırılmış kesin kesinliklere,
Kararkılmış bir sokağın vicdanı
Titizlenir dünyayı kabullenmek için.
…
Ağzını elinle sil ve gül
Dünya döner eski kadınlar gibi
Yakıt toplayarak boş arsalarda.
Can sıkıntısı ve yalnızlık... Gün bitmek bilmedi...
Şu koca şehirde araba sesi ve insan gölgesi var sadece. Durup baksam etrafıma güneşin ardına sığınmış yüzlerce gölge.
...
Gün bayrağı devretmek üzere, gölgeler çekildi yavaş yavaş
ders çalışmak kimin içini ısıtır ki?
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız