Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 34 Üye Adayı ve 2 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

W. Shakespeare / Tüm Soneler / VE OYUNLARI


W. Shakespeare / Tüm Soneler / VE OYUNLARI
Sayfa Önceki  1, 2, 3 ... 17, 18, 19 ... 25, 26, 27  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> William Shakespeare
Yazar Mesaj
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 10, 2008 10:53 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Lear bir çiftlik evinde mahkemecilik oynayarak kızlarını yargılamakta:



LEAR:Önce şunu sorguya çekin: Goneril’dir o. Burada, sayın kurulunuzun huzurunda yemin ederim ki, bu kadın zavallı babası kralı evinden kovup attı.


SOYTARI:
Buraya gelin bayan! Adınız Goneril mi sizin?


LEAR:
İnkâr edemez.


SOYTARI:
Allah Allah; ben sizi iskemle sanmıştım.


LEAR:
Biri daha var burada. Karanlık bakışları ruhunun hangi maya ile yoğrulmuş olduğunu göstermiyor mu, bakın. Aman tutun kaçırmayın! Alın silâhlarınızı vurun, yakın! . Hııı ... buraya da fesat girmiş demek! Yargıç, yargıç, sahtekâr herif, niçin kaçırdın onu?


EDGAR:
Tanrı aklını korusun senin.


KENT:
Ne acıklı Yarabbi, ne acıklı. Efendimiz, sabırlı olacağım, sabrı elden bırakmayacağım demiştiniz, ne oldu?



IIIP, 6S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 10, 2008 10:56 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Lear'in halini gören Edgar :



EDGAR:
Bizden daha büyük olanların bizim çektiğimiz acıları çektiğini görmekle, sefaletimizin yükünün ağır olduğunu pek düşünmeyiz. Yalnız başına ıstırap çeken, acıyı asıl ruhunda duyar; çünkü her türlü tasadan uzak şeyler, mutlu olaylar artık geçmişte kalmıştır. Fakat acıda arkadaş, ıstırapta ortak bulunca ruhun çilesi hafifler. Beni iki büklüm eden şeyin kralın belini büktüğünü görünce, çektiklerim ne kadar hafifliyor, katlanma gücüm ne kadar artıyor!



IIIP, 7S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 10, 2008 10:59 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Lear'e hizmet eden Gloucester'in gözlerini kör eder Regan'la kocası.
Bir ihtiyar kırda Gloucester'a yol gösterirken. Edgar görür onları.



GLOUCESTER:
Benim artık yolum yok ki göze ihtiyacım olsun. Zaten gördüğüm zaman da ayak sürçüp yuvarlandım. Varlık çok kere aşırı bir güven veriyor insana; yokluk ise yararımıza oluyor. Ah Edgar, yavrum benim, aldatılan baban öfkesini seninle besledi; ölmeden önce seni ellerimle dokunarak bir görebilseydim, gözlerime tekrar kavuştum derdim.


İHTİYAR:
Hey, kim var orada?


EDGAR
(kendi kendine):
Kim başına gelenler için «Bundan beteri olamaz» diyebilir? İşte beterin beteri!


İHTİYAR:
Zavallı Tom'muş, kaçık Tom!


EDGAR:
Ama ben bundan da beter olabilirdim. Onun için «Bakın, işte beterin beteri var» diyebildikçe, umudu elden bırakmamak gerekir.


İHTİYAR:
Nereye gidiyorsun arkadaş?


GLOUCESTER:
Dilenci mi?


İHTİYAR:
Hem dilenci, hem kaçık.


GLOUCESTER:
Biraz aklı olsa gerek, yoksa beceremezdi dilenmeyi. Ben dün geceki fırtınada böyle bir kimse gördüm de, insan toprak kurdundan başka bir şey değilmiş diye düşündüm. Sonra oğlum aklıma geldi, pek dost değildik onunla o zaman. Ama sonra neler öğrendim...

Tanrıların gözünde muzip çocukların elindeki sinekler gibiyiz, bizi keyifleri için öldürüyorlar.



IVP, IS
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 10, 2008 11:02 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Gloucester dilenci sandığı öz oğlu Edgar'a para veriyor:



GLOUCESTER:
Al şu keseyi! Göklerin saldığı belâlar seni öylesine ezmiş ki, bahtın her sillesini sineye çekiyorsun. Hadi al; bak benim felaketim sana biraz olsun mutluluk verecek. Tanrılar, siz de böyle yapın! Bolluk içinde yüzüp zevkten başka bir şey düşünmeyen, yasalarınızı kendilerine köle eden, hisleri körlendiği için görmek istemeyen insanlar, gücünüzün tadını tatsınlar da bu ölçüsüzlük ortadan kalksın, herkes ihtiyacı kadarını elde etsin.




IVP, 2S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 10, 2008 11:04 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Albany, karısı Goneril'e çıkışıyor:



ALBANY:
Ah Goneril, sert rüzgârların yüzüne savurduğu toz toprak kadar bile değerin yok senin. Huyundan ürküyorum artık. Varlığının kaynağını hor gören kimse, yolunda engel, sınır tanımaz. Özünü aldığı gövdeden kendini çekip koparan dal kurumaya mahkûmdur; kuruyunca da, yakıp yok etmek için kullanılır.


GONERIL:
Aman, bırak şu saçma sapan lâfları!


ALBANY:
Akıl, erdem ancak iğrenç kişilerin gözünde iğrençtir...

Murdar mahlûklar ancak birbirlerine şirin görünür. Ah o yaptıklarınız! Evlât gibi değil de, yırtıcı kaplanlar gibi davrandınız. Kudurmuş bir ayının bile elini yalayacağı bir babayı, o yaşlı, o mübarek adamı, vahşice, alçakça deli ettiniz. Kardeşim Cornwall gibi bir insan, kraldan bu kadar nimet gören bir prens buna nasıl göz yumdu? Tanrılar bu kahpece cinayetlerin önünü almak için maddeleşmiş elçilerini hemen yeryüzüne göndermezlerse, gün gelecek, insanlar deniz canavarları gibi birbirlerini parçalayıp yutacaklar.



IVP, 2S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 10, 2008 11:08 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İki kızkardeşin kocaları arasında savaş başlamak üzeredir. Ülke ikiye bölünmüştür. Cordelia'nın kocası Fransa kralının ordusu İngiltere'ye çıkmıştır. Cordelia babasını aratmaktadır:




CORDELİA:
Ey doğanın kutsal sırları, toprağın daha bilinmeyen şifalı bitkileri, sizi gözyaşlarım ortaya çıkarsın da bu iyi insanın derdine derman olun. Arayın onu, iyice arayın! Yol gösterici değerlerden yoksun kalmış hayatını, şiddetli bir buhran anında yok etmesinden korkuyorum.


(Bir posta girer)


POSTA:
Haber var efendim: Britanya kuvvetleri Dover'a doğru ilerliyor.


CORDELİA:
Bunu bekliyorduk zaten; hazırlıklarımızı da ona göre yaptık. Ah, sevgili babacığım! Senin uğrunda çırpınıyorum böyle! Senin için döktüğüm yalvarıcı gözyaşları, tuttuğum yas, soylu Fransa kralını merhamete getirdi. Silâhlarımızı harekete getiren güç, boş bir tutku değil, sana olan sevgim, derin sevgimdir; bizim yaşlı babamızın haklı dâvasıdır. Yakında kavuşurum sana inşallah.



IVP, 4S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Prş Şub 14, 2008 12:00 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Gloucester kırda, yaban çiçekleriyle bezenmiş Lear'e rastlar:


GLOUCESTER:
Evet bu sesi tanıyorum ben; kral değil mi bu?


LEAR:
Kral ya, tepeden tırnağa kadar kral! Kaşlarımı şöyle çatıp etrafa bir göz gezdirdim mi, bak uyruklarım nasıl tirlir titriyor! Şu adamın hayatını bağışlıyorum. Suçun neydi senin? Zina mı? Ölmeyeceksin; zinadan ölünmez. Yoo ... Çalıkuşu da vermiş kendini buna; küçük yaldızlı böcekler de gözümün önünde durmadan çiftleşiyor. Bırakın çiftleşme alsın yürüsün! Gloucester'in piç oğlu babasına, meşru bir yatağın yorganları arasında peydahladığım kızlarımdan çok sevgi gösterdi. Hadi şehvet, iş başına! Herkes alt alta, üst üste. Bana asker lâzım. Şu gülümseyen kadını görüyor musunuz? Baştan aşağı yapmacık; yüzüne bakın, belden aşağısı buz kesmiş sanırsınız; erdemin utangaçlığına bürünmüş, zevk sözü edilince irkiliyor. Ama azmış aygırlar bile zevke onun kadar iştiha ve hararetle koşmazlar. Üst tarafları kadındır onların, ama alt tarafları hayvandır; bellerinden yukarısı tanrılarındır, ama aşağısı şeytanın malıdır. Cehennem, zulmet, kükürt kuyuları, alev alev ateşler, pis kokular hep, hep oradadır. Püf... Püf..


(Gloucester'a)


Eczacıbaşı, biraz misk kokusu ver bana; düşüncelerimi temizliyeyim. Al paranı!


GLOUCESTER:
İzin verin de şu eli öpeyim.


LEAR:
Dur, önce sileyim, elim mezar kokuyor.


GLOUCESTER:
Yazık, doğanın harap olmuş eseri! Demek şu koskoca dünya da günün birinde böyle bir hiç olup gidecek.

………………
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Prş Şub 14, 2008 12:02 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

LEAR:
Zavallı dilencinin köpeğin önünden kaçtığını da gördüm elbet! Hah işte burada iktidarın heybetli bir timsalini görebilirsin: makamında köpeğe itaat gerek! Hey zaptiye! Alçak herif! Çek şu kanlı elini! O o….yu ne kırbaçlayıp duruyorsun? Aç da kendi sırtını kırbaçla sen! Onu dövmene sebep olan şeyi sen onunla yapmak için yanıp tutuşmuyor musun? Faizci kendini dolandıranı idam ettirir; lime lime elbiseler en küçük kusurları bile meydana kor; kürklü cübbeler her ayıbı örter. Günahına altın kaplat, adaletin kudretli kılıcı bir şey yapamadan kırılır; paçavralara sar, bir cücenin saman çöpü bile onu deler geçer. Kimse suçlu değildir, kimse! Herkesin kefili benim; suçlayanların ağzını kapamasını bilirim ben. Sen kendine cam göz al, dostum; ve âdi bir politikacı gibi görmediğini görür gibi yap. Hadi çekin çizmelerimi. Daha kuvvetli. Daha kuvvetli .. Hah şöyle.


EDGAR:
Aman Yarabbi! Deli saçması yanında akıllı sözler; delilik içinde akıllılık!

IVP, 6S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Prş Şub 14, 2008 12:05 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Lear ile Cordelia'nın savaş alanında karşılaşmasıdır:



CORDELİA:
Efendimiz nasıllar? Haşmetli kral kendilerini nasıl hissediyorlar?

LEAR:
Mezarımdan çıkarmakla haksızlık ediyorsunuz bana. Sen cennetlik bir ruhsun; bense ateşten bir tekerleğe bağlıyım, gözyaşlarım erimiş kurşun gibi akıp yakıyor beni.

CORDELİA:
Beni tanımadınız mı efendim?

LEAR:
Tabii tanıdım: ruhsun sen! Ne zaman öldün?

CORDELİA:
Hâlâ kendinde değil, hâlâ ...

DOKTOR:
Daha tamamiyle uyanık değil efendim, beklemek lazım.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Prş Şub 14, 2008 12:10 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

LEAR:
Nerdeyim ben? Şimdi nerdeyim? Ortalık da günlük güneşlik! Fena halde yanılıyorum galiba ... ben başka birini bu halde görsem merhametten ölürüm. Ne diyeceğimi bilemiyorum.. şu ellerin benim olduğuna bile yemin edemem ... dur bakayım: iğnenin battığını duyuyorum ama ... bir kimse çıksa da bana kim olduğumu, ne olduğumu söylese!

CORDELİA:
Bana baksanıza efendim; ellerinizi uzatıp hayır dua etsenize bana! Yok, yok, diz çökmeyin!

LEAR:
Rica ederim eğlenmeyin benimle ... İhtiyar bunağın biriyim... yaşım sekseni geçmiş: ne bir saat daha fazla, ne de eksik ... doğrusu, korkarım, aklım da pek başımda değil. .. sizi, şu adamı tanıyacak gibi oluyorum ama, emin değilim, çünkü nerde olduğumu bilmiyorum ki... kendimi zorluyorum, zorluyorum, bu elbiseleri de hatırlayamıyorum... dün gece nerde yattım, ondan da haberim yok. Alay etmeyin benimle. Yalnız, şu kadın, kızım Cordelia galiba.

CORDELİA:
Evet benim baba, benim!

LEAR:
Ne o, yaş mı var gözünde! Yoo ağlama! Zehirin varsa ver içeyim. Biliyorum, beni sevmezsin; çünkü hatırlayabildiğim kadarı, kardeşlerin bana kötülük etti; sen olsaydın, hadi, ortada bir sebep var derdim, ama onlar ...

CORDELİA:
Hiç bir sebep yok baba, hiç bir sebep yok.

LEAR:
Fransa'da mıyım ben?

KENT:
Kendi ülkenizdesiniz efendim.

LEAR:
Aldatmayın beni.

DOKTOR:
Merak etmeyiniz efendim: görüyorsunuz, hezeyanının şiddeti pek kalmadı; ancak belleğinden silinmiş olan o zaman boşluğunun üzerinde durması tehlikelidir. Rica edin, içeri girsin; daha da sükûnet buluncaya kadar rahatsız edilmesin.

CORDELİA:
Haşmetli efendim, birkaç adım atmaz mısınız?

LEAR:
Bana katlanacaksınız ... rica ediyorum sizden: unutun... bağışlayın... ben ihtiyarladım artık, bunadım.


IVP, 7S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Prş Şub 14, 2008 12:15 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Lear'den yana olanlar kaybederler savaşı. Lear ile Cordelia tutsak düşerler.




CORDELİA:
İyilik yolunda belâya uğrayan ilk insanlar biz değiliz tabii; beni ezen sana edilen zulümdür baba. Yoksa kahpe feleğin öfkesine karşı koymayı bilirim ben. O kızları, kardeşleri görmiyecek miyiz?


LEAR:
Hayır, hayır, hayır! Gel Cordelia hapse gidelim: orada başbaşa verir, kafeste kuşlar gibi şarkılar söyleriz. Sen hayır duamı istediğin zaman, ben dize gelir, af dilerim. Böylece yaşar gideriz: dualar eder, birbirimize eski günlerin masallarını anlatır, türküler söyler, yaldızlı kelebekleri seyreder, gönül eğlendiririz. Zavallı düşkünlerin birbirlerine verdiği saray haberlerini dinleriz; onlarla konuşuruz da. Kim kazanmış, kim kaybetmiş, kim yükselmiş, kim yuvarlanmış, öğreniriz. Tanrıların elçileriymiş gibi dünyalık olayların muammasını çözer açıklarız. Zindan duvarları ardından, o büyük kişilerin kurduğu fesat yuvalarının, çevirdikleri dolapların nasıl bir an geliştikten sonra darmadağın olduğunu görürüz.


EDMUND:
Götürün bunları.


LEAR:
Böyle kurbanlar için Cordelia'cığım, tanrılar bile buhur yakar. Birleştik artık değil mi? Bizi ayırmak isteyenler, göklerden meşaleler alsınlar da, zindanımızı dumana boğup tilkiler gibi çıkarsınlar bizi dışarı. Sil gözlerini; o lânete bulanmış mutlulukları, derilerini de, etlerini de kemirip bitirinceye kadar, bizi ağlatamazlar.

VP, 3S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Prş Şub 14, 2008 12:31 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Edmund'un ölmeden verdiği emirle Cordelia asılmıştır.


Lear onun ölüsünü kucağında taşıyarak görünür:


LEAR:
Uluyun, inleyin, ağlayın! Ah, ne taş yürekli insanlarsınız hepiniz! Sizin dilleriniz, sizin gözleriniz bende olsaydı, öyle ağlar, öyle haykırırdım ki, göklerin kubbesi çatır çatır çatlardı ... gitti… kızım, gitti... Ben bir kimsenin yaşayıp yaşamadığını anlarım... öldü diyorum size, toprak gibi. Bir ayna verin... nefesi aynayı buğularsa yaşıyor demektir.


KENT:
Kıyamet günü mü bu?


EDGAR:
Yoksa o korkunç günün bir örneği mi?


ALBANY:
Yıkılsın her şey, son bulsun!

LEAR:
Bakın, tüy kımıldıyor... demek yaşıyor ... Ah, gerçekse bu, bütün çektiğim acılar karşılanmış olur.


KENT
(diz çökerek):
Benim iyi yürekli efendim!


LEAR:
Rica ederim çekilin.


EDGAR:
Asil yürekli Kent, efendimiz, dostunuz.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Prş Şub 14, 2008 12:43 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

LEAR:
Allah kahretsin sizleri, katiller, hainler sizi Onu kurtarabilirdım ben; ama şimdi sonsuza dek yitirdim. Cordelia, Cordelia dur biraz ... Ne? Bir şey mi dedin? Ne tatlı bir sesi vardı, okşayıcı, yumuşak, hafif bir ses... kadında olağanüstü bir şey ... Seni asan o köleyi geberttim ben!


SUBAY:
Doğru, öldürdü.


LEAR:
Nasıl da geberttim, değil mi arkadaş? Bir zamanlar keskin kılıcımı elime aldım mı, herkesi zıp zıp zıplatırdım önümde. Ama ihtiyarladım artık. Acılar bitirdi beni. Sen kimsin? Gözlerim pek iyi görmüyor, birazdan söylerim.


KENT:
Kader, hem sevdiği, hem düşmanlık ettiği iki kişiyle övünebilirse eğer, bunlardan biri işte karşımızda.


LEAR:
Gözlerim bulanıyor, iyi seçemiyorum ama, sen Kent değil misin?


KENT:
Evet efendimiz, uşağınız Kent. Uşağınız Caius'u hatırlıyorsunuz elbet!


LEAR:
Bak o iyi bir çocuktu; yaman vururdu, hem de vakit kaybetmeden... öldü o, çürüdü.


KENT:
Hayır efendim, o adam benim.


LEAR:
Bunu birazdan hallederiz.


KENT:
Baht sizden yüz çevirdiği günden beri karanlık yolunuzda izledim sizi.


LEAR:
Hoş geldin öyleyse!
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Prş Şub 14, 2008 12:53 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

KENT:
Hoş olan ne kaldı ki! Her tarafta karanlık, keder ve ölüm var.
İki büyük kızınız kendilerini mahvedip umutsuzluk içinde ölüp gittiler.


LEAR:
Ya ... ya ... öyle!


ALBANY:
Ne dediğinin farkında değil. Kendimizi tanıtmada bir fayda yok.

(Bir subay girer)

SUBAY:
Edmund öldü efendimiz.


ALBANY:
Önemli değil bu! Saygıdeğer ve soylu dostlarım: ne tasarladığımızı bildirmek istiyoruz. Bu yüce yıkıntıyı avunma kaynağı yapacak her çareye başvurulacaktır. Biz, bütün iktidarı, yaşadığı sürece, yaşlı kralımızın eline bırakıyoruz. (Edgar ile Kent'e) Sizlere bütün haklarınız, soylu davranışınızın layık olduğu şeref ve payeler katılarak, geri verilecektir. Bütün dostlarımız, erdemlerinin ödüllendirildiğini görecek; düşmanlarımız mustahak oldukları cezaları çekecektir. Bakın, bakın, buraya bakın!


LEAR:
Yavrucuğumu astılar! Hayattan eser yok! Niçin, niçin bir köpek, bir at, halta bir fare yaşasın da, sende bir nefescik bile olmasın, niçin? Seni göremeyeceğim artık, hiç göremeyeceğim! Hiç, hiç, hiç... rica ederim, şu düğmeyi çözün... teşekkür ederim efendim.... Görmüyor musunuz bunu? Bakın, dudaklarına bakın... bakın oraya bakın... bakın...


(Ölür)
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Prş Şub 14, 2008 12:59 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

EDGAR:
Kendini kaybetti: efendimiz, efendimiz ...

KENT:
Parçalan yüreğim, nolur parçalan!

EDGAR:
Gözlerinizi açsanıza efendim!

KENT:
Ruhuna eziyet etmeyin! Bırakın göçsün! Bu taş yürekli dünyanın azap döşeğinde onu daha da kıvrandırmak kötülük etmektir ona.

EDGAR:
Öldü.

KENT:
Bu kadar dayanmış olması bir mucizedir, dostum.

ALBANY:
Bunları kaldırın! İlk işimiz genel bir yas tutmak olsun!

(Kent ile Edgar'a)

Sevgili dostlarım, hüküm sürün bu ülkede de, yaralarını sarın!


KENT:
Çok yakında bir yolculuğa çıkmam gerekiyor benim... Efendim çağırıyor, «Hayır» diyemem.


EDGAR:
Bu kederli günlerin yüküne katlanmak gerek. Konuşacaksak eğer, hissettiklerimizi söyleyelim, gerekenleri değil. En fazla çekenimiz en yaşlımız oldu. Biz gençler ne böyle acılar göreceğiz, ne de böyle uzun bir ömür.



(Yas havası çalınır, çıkarlar)
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> William Shakespeare Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3 ... 17, 18, 19 ... 25, 26, 27  Sonraki
18. sayfa (Toplam 27 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Halk Oyunları zulal_aydin Sahne Sanatları 10 Prş Oca 31, 2008 10:38 pm
Yeni mesaj yok BERTOLT BRECHT HAYATI, OYUNLARI,TİYAT... eylem Oyunlar 8 Cmt Oca 12, 2008 11:59 am
Yeni mesaj yok Shakespeare’in oyunlarında siyaset dereotu Oyunlar 0 Prş Hzr 14, 2007 10:13 pm
Yeni mesaj yok İlaç Firmalarının Pazarlama Oyunları sabandal Genel 0 Pts Oca 15, 2007 8:08 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke