Einstein şöyle demiş: ”İnsanoğlu evren dediğimiz bütünün –zamanda ve mekanda sınırlı olan- bir parçasıdır. Kendini, düşüncelerini ve duygularını evrenin geri kalanından ayırarak yaşar. Bu deneyim bizim için bir hapishanedir, bizi kişisel ortamımıza ve yakınımızdaki belli sayıda insana hapseder. Oysa hedefimiz, kendimizi bu hapishaneden kurtarmak, ufkumuzu genişletmek ve tüm yaşayan canlıları ve doğanın tümünü kucaklamak olmalıdır.”
İşte muhteşem dünya!
Venezuela’nın iç kesimlerinde, tropik yağmur ormanlarının ortasında tepeleri bıçakla kesilmiş gibi masa şeklinde Roraimo dağları bulunur. Devasa güçlerce yarılmış bu dağların bir kenarı dimdik bir uçurumdur. Şeytanın Ağzı olarak da bilinen bir dağın kenarındaki uçurumdan Carrao ırmağı aşağıya dökülür. Angel çağlayanını oluşturan bu düşüş bir dünya harikasıdır. Angel çağlayanı dünyanın en yüksek çağlayanıdır; su, 804 metresi kesintisiz olmak üzere, tam 979 metreden dökülür. Bu yükseklik, örneğin Niagara çağlayanın 60 katıdır.
Titan Arum, Amorphophallus Titanum ya da bilinen adıyla Ceset Çiçeği:
Öncelikle çok nadir rastlanan bir çiçektir, yalnızca Endonezya’nın Sumatra adasındaki tropik ormanlarda bulunur, bir de sayılı botanik müzesinde. Dünyanın en büyük çiçeğidir, boyu 3 metreyi bulur, çapı ise yaklaşık 1,5 metredir. Dahası, diğer çiçeklerin tersine çok seyrek açar; 4 yılda bir. Açtığı süre de tipik olarak 2 gündür. Aslında binlerce çiçekten oluşan dev bir komplextir. Bir başka özelliği de çiçeğe adının verilmesini sağlayan kokusudur. Çürümüş peynir veya daha çok kokmuş bir ceset, leş gibi koku verir. Üstelik bu ağır koku 800 metreye kadar hissedilecek kadar yoğun bir kokudur.
İlk kez 1878’de İtalyan botanikçi Odoardo Beccari tarafından keşfedildi. 1889’da doğal ortamından uzak bir yerde İngiltere’de ekildi. ABD’nde ilk kez 1937’ de çiçek açtı. Şimdi dünya üzerinde yayıldığı için her yıl tüm dünyada 4-5 tane ceset çiçeğinin çiçek açması gerçekleşebiliyor. Kaldı ki bugüne dek ABD’nde çiçek açması 20’yi bulmadı. 1999 da Kaliforniya’da açan bir ceset çiçeğini görmek için müzeyi 76000 kişi ziyaret etti. Tabii, bunun bedelini, yani o unutulmaz kokusunu duymakla ödeyerek. Çiçeğin bu kokuyu beslendiği arı, böcek ve sinekleri kendine çekmek için yaydığı biliniyor. Termal kameralarla saptandığı üzere, çiçek kimyasal maddelerle kendini ısıtarak sülfür ağırlıklı bu kokuyu yayıyor, kokunun bu kadar kötü olmasının en önemli nedeni de sülfür içeriği.
Kutup ışıkları de denen aurora, kutup bölgelerinde gökyüzünde görülen ışık olaylarıdır. Kuzey manyetik kutbunu çevreleyen ‘aurora borealis’ ve güney manyetik kutbunu çevreleyen ‘aurora australis’, Güneş rüzgarlarıyla gelen yüklü elektronların Dünya atmosferindeki elementlerle etkileşime girmesiyle oluşuyor. Güneş rüzgarları, yeryüzü çekirdeğinin ürettiği manyetik güç çizgilerini izleyerek manyetosfere girer. Burası, ‘gözyaşı damlası’ biçiminde ve çok yüksek oranlarda yüklü elektrik ve manyetik alanlar bölgesi.
Elektronlar, yeryüzünün en üst atmosferine girdiğinde, yer kabuğu yüzeyinden 32 km ila 320 km yukarıdaki yüksekliklerde oksijen ve nitrojen atomlarıyla çarpışır ve böylece ışıma oluşur. Işımanın rengi, elektronların hangi atomla hangi yükseklikte çarpıştığına bağlı.
On dört on beş yaşlarımdan birkaç gökyüzü hatırlıyorum berrak mı berrak. Parıl parıl parlayan yıldızlar... Hayranlıkla seyrederdim, güzelliğine inanamazdım. Harika ve incecik bir perdeye dönüşürdü sahibiyle aramda. Hissetiğim yakınlığın coşkusundan ağlardım.
Çok iyi biliyorum; o muhteşem gökyüzü çocuğun kalbindeki en az o denli büyük bir güzelliğe tekabül ettiği için vardı. Şimdi ne kaldırıp kafamı bakarım göğe ne de baksam dumandan başka bir şey görürüm. Herhalde Einstein'ın işaretlediği gibi zengin ve cömert bir gökyüzüne karşılık gelecek iç dünyadan yoksun olduğum için.
Moğolistan'da gece yeşile uzanıp laciverti ve parlak beyazı seyredemeyeceğim için şimdiden yas tutuyorum. Görmek istediğim hiçbir yeri göremeyeceğim belki. Ama bilmek bile heyecan verici: Bu dünya muhteşem, gerçekten muhteşem!
Tarih: Cum Şub 15, 2008 11:42 am Mesaj konusu: bazalt sütunları
Bazalt, volkanik kaya kütlelerinden biridir. Siyah renkte ve kesif yığınlar halindedir. Doğada kütle, damar ve akıntı halinde bulunur. Başlıca özelliklerinden birisi, altıgen prizmalar biçiminde, büyük sütunlar meydana getirmesidir. Bu sütunlar, mağma akıntılarının soğuyup büzülmesinden ileri gelmiştir. Sert ve dayanıklıdır. Yeryüzünde çok bol olan bazalt, bazı memleketlerde, binlerce kilometrekarelik yerleri örter. Kuzey İngiltere, İrlanda, Almanya ve Amerika'da Hindistan'da geniş bölgeleri kaplar.
Tarih: Cum Şub 15, 2008 11:55 am Mesaj konusu: Şeytanın Bilyeleri
Kuzey Avustralya'da bulunan granittten büyük yuvarlak ve oval kayaların olduğu bölge. Aborijinler tarafından kutsal sayılan bu kayalar bir anlamda en eski kutsal tapınaklardan sayılabilir.
Başlıca Hindistan ve Güneydoğu Asya'da yetişir. Ağacın dalları yere sarkar, toprağı deler ve yeni bir gövdeyle çıkar. Böylce, bir tek ağacın onlarca gövdesi olabilir ve tek bir ağaç küçük bir koruluk kadar alan kaplayabilir. Banyan ağacı yakınındaki ağaçları ve binaları(Angkor Wat Tapınağı gibi) boğarak yok edebilir. Budha "ben banyan ağacıyım" dediği için Hindularca kutsal kabul edilir. Ölümsüzlüğü simgeler ve Yaşam Ağacı olarak da bilinir.
Dünyada bilinen en yalnız ağaç. Sahra Çölü'nün ortasında kendisine en yakın ağaçtan 400 km ötede tek başına yüzlerce yıl yaşayan bu akasya ağacı çölün yalnız ağacı olarak biliniyordu. Çünkü, koskoca çölde sarhoş bir Libyalı kamyon şöförü 1973'te ağaca çarptı ve ağaç kuruyup öldü, şimdi onun yerinde bir anıt var.
Tarih: Cum Şub 15, 2008 4:29 pm Mesaj konusu: KAPLAN
KAPLAN
En sevdiğim hayvandır... Bir erkek kaplan 250-300 kg ağırlığında olup insan yüzü büyüklüğündeki pençesiyle öldürücü bir güce sahiptir. Büyük bedenine karşı saatte 60 km hızla koşabilir, 5 m yükseğe 10 metre uzağa sıçrayabilirler. Avlarını yere yıktıktan sonra güçlü çeneleriyle boğarak öldürürler. Genelde tek yaşarlar ve avlanırlar. Erkek kaplanlar 60-100 kilometrekarelik bir bölgeye hükmeder. Suyu pek sevmeyen diğer kedilerin aksine iyi yüzücüdürler.. Hindistan ve Pakistan’ın muson ormanlarında, Mangrow bataklıklarında, Sibirya’da yaşarlar. Yüzyılın başlarındaki kalabalık kaplan nüfusu bugün 2500’ ün altına indi. İran ya da Kafkas Kaplanı denen bir kaplan türü ülkemizde de yaşamaktaydı, bu türün son örneği 1968 de Güneydoğu Anadolu’da görülmüştür. Tek düşmanı insandır.
On dört on beş yaşlarımdan birkaç gökyüzü hatırlıyorum berrak mı berrak. Parıl parıl parlayan yıldızlar... Hayranlıkla seyrederdim, güzelliğine inanamazdım. Harika ve incecik bir perdeye dönüşürdü sahibiyle aramda. Hissetiğim yakınlığın coşkusundan ağlardım.
Çok iyi biliyorum; o muhteşem gökyüzü çocuğun kalbindeki en az o denli büyük bir güzelliğe tekabül ettiği için vardı. Şimdi ne kaldırıp kafamı bakarım göğe ne de baksam dumandan başka bir şey görürüm. Herhalde Einstein'ın işaretlediği gibi zengin ve cömert bir gökyüzüne karşılık gelecek iç dünyadan yoksun olduğum için.
Moğolistan'da gece yeşile uzanıp laciverti ve parlak beyazı seyredemeyeceğim için şimdiden yas tutuyorum. Görmek istediğim hiçbir yeri göremeyeceğim belki. Ama bilmek bile heyecan verici: Bu dünya muhteşem, gerçekten muhteşem!
ben de o yaşlardayken güneşin her sabah doğuşunu o günün mucizesi olarak nitelendirirdim, güneş her sabah böylesine güzel doğarken yetişkin insanların nasıl olup da uyuduklarına bu muhteşemliği kaçırmalarını hiç umursamadıklarına şahit olurdum, pencereme gelen serçeler o günlerin hatırası, onlar hala gelir beni mutlu ederler, ama ben artık günün mucizesini algılayabilecek açıklıkta değilim ne yazık
ABYSS
Yunanca dipsiz deniz anlamına gelir ve okyanusların en derin kısmını bu sözcükle tanımlanır. Deniz yüzeyinden 4-5 km aşağıda zifiri karanlık ve santimetrekareye 800 kg kadar korkunç bir basınç vardır. Buna soğuğu ve besin azlığına da eklersek, abyssde yaşam koşulları akıl almaz ölçüde elverişsiz gözükmektedir. Yine de bu bölgede hayal gücümüzü zorlayan canlılar yaşamaktadır. Olağanüstü koşullara ayak uydurabilen bu canlıların çok az bir kısmı görüntülenebilmiş ve incelenebilmiştir.
İşin ilginci, insanoğlu sayısız uzay seferine çıkarken ve Mars'a yolculuğu planlarken derin denize yalnızca bir kez (50 yıl kadar önce Mindanao Çukuru'na) insanlı bir araçla inmiş ve bu denemenin devamı o günden beri gelmemiştir.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız