Tarih: Çrş Şub 13, 2008 12:56 am Mesaj konusu: GEL YİNE...
ormanın bir öyküsü var
ağırlığın bir öyküsü,
benim öyküm sensin
soğuktu, öğle vaktiydi
günlerden hüzün, aylardan ayrılıktı
koyu bir çamur gibi akıyordu yaşam
yitik bir ülkeydi mutluluk
ve ben bir özlem yorgunuydum da
sevgi vurgunu,
sensizliğin doldurduğu dünyamda
boğuşurken yalnızlığımdaki kalabalıklarla
sen geldin,
derken sessizce
gözlerin bir bahar dalında iki serçe,
yüzün bir ege akşamıydı,
sesin teklifsiz bir dereydi yüreğime dökülen.
nasıl da özlemişim sesini
sesindeki yumuşak dalgaları
gözlerindeki aydınlığı
yüzüne vuran o ürkek mutluluğu.
yüreğin bir kuş gibi çırpınıyordu
elime almak istedim/
dokunamadım
ilk kez,
gidişin bir kurşun gibi saplanmadı göğsüme
takvimler bahara döndü birden
birden çiçeklendi içimde
o yalnız ve yaşlı ağaç
gülüşün kaldı çocuk ellerimde
seslendim duymadın ardından
"Sen gelinceye kadar
Pencerem kapalı duracak
Rüzgar gelmesin diye
Artık perdeleri açmayacağım
Gün ışığı girmesin diye
Sonra kahrolacağım
Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
Ve günlerce gecelerce haykıracağım
Nerdesin diye, Nerdesin?
Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
Biliyorum
Er geç bu bekleyişin bir sonu gelecek
Yıllarca sonra
Öldüğüm gün bile gelsen
Bütün bu bekleyişimi ve öldüğümü unutup
Çocuklar gibi sevineceğim
Kalkıp sarılacağım ellerine
Uzun uzun ağlayacağım."
ümit Yaşar Oğuzcan
En son dereotu tarafından Çrş Şub 13, 2008 5:25 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
SUSKUN
Uzun uzun susar
ardından gidemediğim
sevi masallarım,
sesler,
yüzler,
sokaklar…
Ne içindeyim
ne dışında,
eski ve eskimeye gönüllü zamanın…
Bir bakış,
tuhaf sıcaklığına kapılıp kaybolduğun bir yüreğe
yakın veya uzak kalıp kalamama duygusu içinde bir çelişki…
Bunlar bile yeterken anlatmaya her şeyi
ne çok sustuk
uzun uzun…
Umutsuzduk…
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız