Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 35 Üye Adayı ve 0 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

W. Shakespeare / Tüm Soneler / VE OYUNLARI


W. Shakespeare / Tüm Soneler / VE OYUNLARI
Sayfa Önceki  1, 2, 3 ... 16, 17, 18 ... 25, 26, 27  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> William Shakespeare
Yazar Mesaj
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Prş Şub 07, 2008 9:38 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

JULİET
Hişt Romeo, hişt! Ah, doğancı sesi gerek
bu erkek şahini çağırmak için yeme!
Tutsaklığın sesi kısık olur, gür konuşamaz;
yoksa güm güm öttürürdüm
Yankı'nın uyuduğu mağarayı, Romeo'mun adını
durmadan söyletirdim onun yeisi diline,
sesi benimkinden daha çok kısılıncaya dek.


ROMEO
Ruhum bu, adımla çağıran beni!
Geceleyin ne gümüşlü bir ses verir sevenlerin dilleri,
dinleyen kulaklara en tatlı müzik olur.


JULİET
Romeo!


ROMEO
Canım!


JULİET
Yarın kaçta yollayayım?


ROMEO
Saat dokuzda.


JULİET
Mutlak yollarım; sanki daha yirmi yıl var.
Unuttum seni neden geri çağırdığımı.


ROMEO
Hatırlayıncaya dek ben burda bekleyeyim.


JULİET
Sen orda öyle beklersen, büsbütün unuturum
seninle olmanın tadını hatırlarım da.


ROMEO
Ben de sen unutasın diye kalırım
bu evden başka evleri unuturum da.


JULİET
Nerdeyse sabah olacak, artık gitsen;
şımarık bir çocuğun kuşundan
daha uzağa gitme ama: hani yaramaz
elinden bir parça salıverir ya onu
bukağıya vurulmuş bir mahpus gibi tıpkı,
sonra verdiği bu özgürlüğü kıskanarak
ipekten bir iplikle geri çeker ya tekrar...


ROMEO
Keşke senin kuşun olaydım.


JULİET
Ne iyi olurdu, tatlım!
Ama çok çok seveyim derken öldürürdüm seni.
Iyi geceler, iyi geceler!
öyle tatlı bir keder ki ayrılık,
sabaha dek iyi geceler diyeceğim ben artık.



(Çıkar.)



ROMEO
Gözlerinde uyku barınsın, gönlünde huzur!
Uyku da huzur da ben olsam, ne tatlı dinlenme olur!
Şu bizim kutsal pederin hücresine varayım da
yardımını dileyeyim, bu mutlu olayı anlatayım da.

IIP,2S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Prş Şub 07, 2008 9:48 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ertesi gün, papaz Lawrence nikâhlarını kıyar. Romeo'nun arkadaşı Mercutio, Capulet'lerden Tybalt'la vuruşurken Romeo onları ayırmak ister; ama Tybalt öldürür Mercutio'yu. Romeo da arkadaşının öcünü alır. Romeo sürülür. Delikanlı geceyi Juliet'le geçirir, ertesi gün Verona'dan ayrılıp Mantua'ya gider. Rahip Lawrence daha sonra, uygun bir zamanda sevgililerin evlendiklerini açıklamayı düşünmektedir. Bu sırada Paris, Juliet'i ister babasından. Kız ne yapacağını bilemez, derken rahibe başvurur. O da, bu evlenmeye razı görünmesini öğütler, kıza bir iksir verir. Juliet düğünden bir gece önce bu iksirden içecek ve kırk saat ölü gibi kalacak. Bu ara Romeo'ya haber salınacak; ve Juliet uyanırken gelen Romeo sevgilisini alıp Mantua'ya götürecektir.


Juliet, papazın dediği gibi yapar. Ancak, haberci Romeo'yu bulamaz. Romeo, Juliet'in öldüğünü işitir ve zehir bulup Verona'ya gelir. Son bir kez görmek ister Juliet'i. Mahzenin dışında Paris'le karşılaşır, düelloya tutuşurlar, Paris ölür. Romeo, Juliet'i dudaklarından öper, yanındaki zehirden içerek can verir. Uyanan Juliet, Romeo'yu ölmüş görünce, onun elindeki zehir şişesinden içer, böylece kavuşur sevgilisine. Durumu öğrenen Capulet'lerle Montague'ler üzülür, pişmanlık duyarlar.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cum Şub 08, 2008 10:25 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

CAPULET
Ah kardeşim Montague, ver elini bana.
Kızımın mirası bu, fazlasını isteyernem.


MONTAGUE
Ama ben sana verebilirim fazlasını!
Som altından bir heykelini dikeceğim kızının,
Verona bu adla bilindiği sürece
vefalı ve sadık Juliet'inkinden üstün
hiç bir heykel dikilmeyecek.


CAPULET
Romeo da aynı iihtişamla duracak karısının yanında.
Zavallı kurbanları düşmanlığımızın!


PRENS
Hüzünlü bir barış getiriyor bu sabah bize,
güneş kederinden yüzünü göstermiyor.
Gidip uzun uzun konuşalım bu üzücü şeyleri.
Kimi bağışlanacak, kimi ceza görecek.
Daha acıklı öykü duyulmamıştır, bilin,
bu öyküsünden Romeo'yla Juliet'in.


VP, 3S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cum Şub 08, 2008 10:32 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
KRAL LEAR


Alıntı:
Metni Çev: İrfan Şahinbaş





Britanya Kralı Lear, yaşlandığı için, ülkesini üç kızına bölüştürmek ister, «Hanginiz beni en çok seviyorsunuz?» diye sorar. Büyük kızları Goneril ile Regan abartmalı bir dille pohpohlarlar babalarını. En küçük kızı Cordelia ise:



CORDELİA:
Saygıdeğer efendim; bana hayat verdiniz, büyüttünüz, sevdiniz beni. Ben de karşılık olarak bütün ödev ve görevlerimi gerektiği gibi yerine getiriyorum; size itaat ediyorum, sevgi gösteriyorum, herkesten fazla sayıyorurn sizi. Kardeşlerim bütün sevgilerini size bağlamışlarsa, niçin evlendiler? Ben de bir gün evlenirim belki! Sevgimin de, ödevimin de, sadakatimin de yarısı yeminle bağlanacağım kocamın olacaktır. Ben hiç bir zaman kardeşlerim gibi bütün sevgimi babama bırakarak evlenecek değilim.


LEAR:
Bunu yürekten mi söylüyorsun?


CORDELİA:
Evet, efendimiz.


LEAR:
Hem bu kadar genç, hem bu kadar hissiz ha!


CORDELİA:
Hem bu kadar genç, efendimiz, hem de dürüst.


LEAR:
Peki öyleyse! Dürüstlük çeyizin olsun senin. Güneşin o kutsal ışığı üzerine; Hekate'nin o gizli âyinleri üzerine; hayata, ölüme hükmeden o yıldızlar üzerine yemin ediyorum ki, bugün, burada, bütün babalık ödevlerimden, akrabalık ve kan bağlarından sıyrılıyorum ve seni şu andan itibaren bana ve kalbime yabancı sayıyorum. Şunu da bil ki, açlığını gidermek için çocuklarını yutan bir vahşi bile benim göğsümde senin kadar, yakınlık, merhamet ve teselli bulacaktır.


IP, IS
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cum Şub 08, 2008 10:37 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Lear, bu çılgınca kararını önlemeye çalışan Kent Kontunu ülkeden sürer. Fransa Kralı, Cordelia'nın açık sözlülüğünden etkilendiği için onunla evlenmeye karar verir. Lear, iktidarı bütün yetkileriyle birlikte büyük kızlarına devretmiştir. Bundan böyle bir Goneril'in yanında kalacaktır bir Regan'ın.

Gloucester Kontu'nun da iki oğlu vardır: Edgar ile Edmund. Kontun nikâh dışı doğan oğlu Edmund, kardeşi aleyhine düzen hazırlar. Sözde Edgar, babalarını öldürerek mirası bölüşmeyi önermektedir Edmund'a.

Bunu duyan Gloucester çok üzülür:


GLOUCESTER:
Hem de babasına, onu canı gibi seven babasına böyle bir şey yapsın. Yarabbi, Yarabbi... Edmund, onu ara bul... ruhunun mahremiyetine girmeye çalış. Rica ederim senden, istediğin gibi hareket et, bunu senin yeteneğine bırakıyorum. Şüpheden kurtulup aydınlığa kavuşmak için mevkiimi, varımı yoğumu fedaya hazırım.


EDMUND:
Hemen şimdi arar bulurum efendim: durumu da gerektiği gibi idare eder, olup biteni size bildiririm.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cum Şub 08, 2008 10:40 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

GLOUCESTER:
Şu son günlerdeki ay ve güneş tutulmaları hiç de hayra alâmet değil. Gerçi insan aklı bunları şu ya da bu nedene bağlayarak açıklıyor, ama gene de bu tutulmaların ardısıra belâ ve musibetler insanın yakasını bırakmıyor. Sevgi soğuyor; dostluklar yok oluyor: kardeşler bozuşuyor; şehirlerde isyanlar, ülkede anlaşmazlıklar baş gösteriyor; saraylarda ihanet... Baba ile evlat arasındaki bağlar kopuyor. Oğlum olacak o alçak da bu musîbetlerin gerçek olduğunu kanıtlamıyor mu? İşte babasına ayak direyen oğul! Kral, doğa yolundan sapıyor ve işte evlâdına karşı cephe alan bir baba. Hayatımızın o güzel günleri geçti artık. Hile, yalan, hiyanet, türlü yıkıcı düzensizlikler rahat bırakmayacak, peşimizden ayrılmayacak artık... tâ mezara kadar. Edmund, o sefilin içyüzünü ortaya koy; bir şey kaybedecek değilsin. Yalnız dikkatli davran ... O soylu, o sadık Kent de sürüldü gitti! Suçu? Dürüstlük! Garip, çok garip!..


(çıkar)
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cum Şub 08, 2008 10:44 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

EDMUND:
Şu insanlar da ne budala oluyor! Bahtın sillesini yeyince, çok kere kendi ektiğimizi biçtiğimiz halde, başımıza gelen felâketlerin sorumluluğunu güneşe, aya, yıldızlara yüklüyoruz. Sanki kaderin zorlaması ile alçaklık ediyoruz; sanki göklerin zoru ile ahmak, doğuşumuza hakim gezegenlerin baskısı ile hain; yıldızların etkisine boyun eğmek gerektiği için sarhoş, yalancı oluyoruz, zina ediyoruz; ne kötülük edersek tanrıların zoru ile oluyor. O…pu peşinde koşan zamparanın hayvanlığını bir yıldıza yüklemesi çok güzel bir kaçamak doğrusu! Babam annemle Ejder takım yıldızının kuyruğu altında bireşiyor, ben de Büyük Ayı'nın altında doğuyorum, yaradılışım kaba saba ve şehvetli oluveriyor. Saçma! Ben anamın rahmine p..ç olarak düşerken göklerde en saf, en temiz yıldız parlasaydı bile, gene şimdi ne isem o olurdum. Edgar'a gelince...


(Edgar girer)

A, birden çıkıverdi karşıma: tıpkı eski tarz komedyaların sonu gibi. Benim rolüm, sahte bir hüzne bürünmek, âhlar vahlar çekmek olmalı. Ah! Bu güneş ve ay tutulmalarının bu felaketlere yol açacağı belliydi.. fa, sol, la, mi ...



IP, 2S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cmt Şub 09, 2008 11:25 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Edmund, babasının kendisinden kuşkulandığını söyler kardeşine. Ona saklanmasını öğütler. Lear ise, bir gün büyük kızlarından Goneril'in konağına geldiğinde soğuk karşılanır. Kızı göründüğünde, Lear:


LEAR:
Ne oldu kızım? Kaşların neden çatık? Bakıyorum, son günlerde hep somurtuyorsun böyle!


SOYTARI:
O kaş çatmalara aldırmadığın zamanlar yaman bir adamdın sen. Oysa şimdi solda sıfır oluverdin. Ben senden halliceyim hani: kaçığım, soytarıyım filân ama, yüzünüz «Dilini tut» diye emrediyor; um.. um ...


Ayırmayan ekmeğinden
Ne bir kabuk, ne kırıntı;
Pişman olur ettiğinden,
Acıkınca yolda karnı.


(Lear'i göstererek)


Bakın, içi boş bezelye kabuğuna!
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cmt Şub 09, 2008 11:30 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

GONERIL:
Efendim, yalnız her sözüne, her hareketine izin verilen bu soytarınız değil, bütün o küstah adamlarınız da her şeye kusur buluyor, her saat bir kavga çıkarıyorlar; o kaba, gürültülü âlemleri, o taşkınlıkları artık katlanılmaz bir hal aldı. Olup bitenleri size anlatayım, bu hale muhakkak bir çare bulursunuz diye düşünmüştüm; fakat şu son günlerde söylediklerinize ve yaptıklarınıza bakılacak olursa, onları koruduğunuzdan, hatta bu davranışları doğru bulup teşvik ve tahrik ettiğinizden endişelenmemek elden gelmiyor. Endişelerim yerindeyse, bu hatayı hoş görmek mümkün olmayacaktır ve bu yolda alınması gereken tedbirler de gecikmeyecektir. Dirlik düzenliği kurmak arzusuyla başvurulacak çareleri siz belki kendinize hakaret sayarsınız; ancak, normal zamanlarda ayıp sayılabilecek bu hali bugünkü şartlar zorunlu kılmakta, basiret de bunu gerektirmektedir.


SOYTARI:
Biliyorsun ya amca: «Besle kargayı, oysun gözünü" derler hani!


Derken efendim mum söndü
Biz de karanlıkta kaldık.



LEAR:
Siz, bizim kızımız mısınız?


GONERIL:
Rica ederim efendim, her zaman belirtilerini görmüş olduğumuz sağduyunuzu elden bırakmayın; ve son zamanlarda sizi gerçek yaradılışınızdan büsbütün uzaklaştıran bu garip hallerinizden vazgeçin.


SOYTARI:
Araba beygiri çekti mi,
eşek bile farkeder.


Ah sevgilim, sevgilim
Seni ben çok severim.



LEAR:
Beni tanıyan kimse var mı burada? Ben Lear değilim herhalde. Lear böyle mi yürür? Böyle mi konuşur? Gözleri nerede? Lear ya bunadı, ya beyni uyuştu da anlayışı kalmadı. Uyanık mıyım ben? Olamaz... Biriniz söyleyemez mi bana, ben kimim?


SOYTARI:
Lear'in gölgesi.


LEAR:
Kim olduğumu öğrenmek isterim. Çünkü ne akıl, ne mantık beni kızlarım olduğuna inandıramıyor.



IP, 4S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cmt Şub 09, 2008 11:39 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Altüst olan Lear «Benim bir kızım daha var» diyerek ayrılır. Regan'a gitmeye hazırlanırken soytarısıyla konuşur.


SOYTARI:
Bak göreceksin, öteki kızın sana ne iyi davranacak. Çünkü buradaki kızına ekşi elmanın tatlısına benzediği kadar benzemekle beraber... ben gene bildiğimi bilirim.


LEAR:
Neymiş o bildiğin?


SOYTARI:
Tattan yana ekşi elma ile buruk elma arasında ne fark varsa, ikisinin arasında da o fark vardır, onu bilirim. Amca, bir insanın burnu niçin yüzünün ortasındadır, söyleyebilir misin?,


LEAR:
Yooo!


SOYTARI:
Burnunun yanlarında birer gözü olsun diye;
kokusunu alamadığı şeyleri görsün diye.


LEAR (dalgın) :
Haksızlık ettim ben küçük kızıma.


SOYTARI:
İstiridye, kabuğunu nasıl yapar biliyor musun?


LEAR:
Bilmiyorum.


SOYTARI:
Ben de bilmiyorum, ama sümüklüböcek niçin evini sırtında taşır onu biliyorum.


LEAR:
Niçin?


SOYTARI:
Başını sokmak için tabii.
Kızlarına versin de boynuzları kılıfsız mı kalsın?


LEAR:
İnsanlığımı unutturacaklar bana... hem de bu kadar iyi bir babaya! Atlarım hazır mı?


SOYTARI:
Eşeklerin bakıyor o işe ... Yedili takım yıldızda niçin yedi yıldız var, ince bir sebep olsa gerek.

LEAR:
Sekiz yok da ondan mı?


SOYTARI
Aferin amca ... sen yaman bir soytarı olurdun.


LEAR (gene dalgın):
Verdiklerimi zorla mı geri alayım?
O ne müthiş nankörlük!


SOYTARI:
Amca sen benim soytarım olaydın, vaktinden
önce yaşlandın diye dövdürürdüm seni.


LEAR:
Nasıl, nasıl?


SOYTARI:
Akıllanmadan yaşlanmamalıydın.


LEAR:
Sevgili tanrılar ne olur, ne olur deli olmayayırn ...
bırakın aklımı başımda ...
deli etmeyin beni, yalvarırım size.



IP, 5S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cmt Şub 09, 2008 11:52 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Regan, Goneril'den aldığı mektup üzerine konağından ayrılır; kocasıyla birlikte Gloucester'in evine gelir.

Lear'in mektubunu getiren, kılık değiştirmiş Kent'i, Regan'ın kocası Cornwall tomruğa vurdurur. Lear adamının durumuna çok üzülür, Regan'la görüşmek ister. Bir hayli geç görünen Regan der ki:



REGAN:
Ah efendim, ihtiyarladınız artık. Doğadan aldığınız güç, önceden belirlenmiş süresinin son haddine çoktan erişti. Durumunuzu siz kendinizden daha iyi anlayan basiretli bir kimsenin sizi idare etmesi, size yol göstermesi gerekiyor. Bunun için, rica ederim, kardeşimin evine dönün; kendisine haksızlık ettiğinizi söyleyin.


LEAR:
Ondan af mı dileyim istiyorsun? Bak böyle bir davranış baba evlât ilişkilerine nasıl yakışıyor bir gör: «Sevgili kızım, itiraf ediyorum, ihtiyarladım artık ... yaşlılık da bir işe yaramıyor.

(Diz çöker)

Onun için dize gelip yalvarıyorum: bana yiyecek ver, giyecek ver ... yatacak bir yeri esirgeme benden.»


REGAN:
Yeter efendim, yeter! Hoş oyun değil bunlar. ..
Kardeşimin evine dönün.


LEAR (kalkarak):
Asla Regan! Adamlarımın yarısını elimden aldı; kara bakışlarla baktı bana; dili, zehirli bir yılan gibi, tam kalbimden soktu beni. Ah, göklerin bütün gazap ve intikamı yağsın o nankör başına!


CORNWALL:
Yapmayın efendim yapmayın!


LEAR:
Ey çevik şimşekler, kör edici alevlerinizi sokun o hor bakışlı gözlerine!
Kudretli güneşin bataklardan emip çektiği buharlar, bütün vücudunu yara yara edin de, güzelliği solup yok olsun!


REGAN:
Aman Yarabbi! Böyle öfke nöbetlerine tutulunca benim için de aynı şeyleri dileyeceksiniz dernek!


LEAR:
Hayır Regan, hayır. Sana lânet etmem ben. Senin o sevecen, o duygulu yaradılışın katı yürekliliğe sürükleyemez seni. Onun bakışlarında bir vahşilik var; seninkiler yakmıyor insanı, bir rahatlık veriyor insanın içine. Sen benim zevklerimi çok görmezsin; maiyetimi kısmaz, benimle saygısızca atışmazsın; ödeneğimi azaltmaz, ve nihayet kapına kilit vurup yüzüme çarpmazsın. Sen, doğanın gerekli kıldığı ödevleri daha iyi biliyorsun, Regan. Evlilik görevlerini, terbiye ve nezaket kurallarını, minnet borçlarını daha iyi anlıyorsun. Sen, krallığımın yarısını sana bağışladığımı unutmadın daha.


REGAN:
Lütfen konuya dönün efendim.


LEAR:
Adamımı kim tomruğa vurdu?

(Boru sesleri)
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 10, 2008 12:02 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

CORNWALL:
Ne oluyor, bu boru sesi ne?

REGAN:
Kardeşimin borusu: mektubunda çok geçmeden burada olacağını yazıyordu ya.

(Oswald girer)

Hanımın geldi mi?


LEAR:
İşte kolayca takındığı gururunu, peşisıra gittiği insanın oynak lûtfuna bağlayan bir köle! Defol köpek, görünme gözüme!


CORNWALL:
Ne buyurdunuz efendim?


LEAR:
Adamımı kim tomruğa vurdu? Regan, umarım ki bundan haberin yoktu senin. Bu da kim?

(Goneril girer)

Ey tanrılar, yaşlıları seviyorsanız, hayra kullandığınız o kudret evlât itaatini uygun buluyorsa, eğer siz kendiniz yaşlıysanız, benim dâvâm sizin de dâvânız olsun; benden yana olun, elçilerinizi gönderin yeryüzüne.

(Goneril'e)

Şu ak sakalıma utanmadan nasıl bakabiliyorsun? Ah Regan, sen de bu kadının elini nasıl tutabiliyorsun?


GONERIL:
Neden tutmasın? Ne suç işledim ki?
Düşüncesizliğin suç saydığı, bunaklığın suç adını verdiği her şey suç değildir ki!


LEAR:
Ah kalbim, ne dayanıklıymışsın!
Hâlâ çatlamayacak mısın? Adamımı kim tomruğa vurdu?


CORNWALL:
Ben emrettim efendim.
Gerçi yaptıkları böyle bir şerefe bile layık değildi.


LEAR:
Siz mi emrettiniz?


REGAN:
Rica ederim baba, zaafınızı bilin de ona göre davranın. Şimdi hemen kardeşimin evine dönüp ilk ay tamamlanıncaya kadar orada kalır ve adamlarınızın yarısına yol verirseniz, o zaman bana gelirsiniz. Zaten şimdi evimde de olmadığımdan, bakımınız için gereken hazırlıkları yapacak durumda değilim.


LEAR:
Ona dönmek, adamlarımın yarısına yol vermek ha!
Asla ... Her türlü barınağa sırt çevirir, rüzgârlarla boğuşurum, kurtlarla, baykuşlarla arkadaş olur, ihtiyacın keskin acısını çekerim daha iyi. Ona dönmek ha! Küçük kızımı çırılçıplak alan o ateşli Fransız kralına gider, tahtının önünde bir şövalye yamağı gibi dize varır, aşağılık bir hayata destek olacak bir sadaka dilenirim daha iyi.

Ona dönmek ha! Bana şu uşak ruhlu herifin (Oswald'ı gösterir) kölesi, hamalı ol deyin daha iyi.


GONERIL:
Siz bilirsiniz efendim.


LEAR:
Rica ederim kızım, deli etme beni. Seni rahatsız etmeyeceğim artık, evlâdım; hoşça kal. Bir daha ne buluşacağız, ne de birbirimizi göreceğiz ... Ama ne de olsa, sen gene de benim etim, kanım, kızımsın... yoo, hayır... daha doğrusu, etime musallat olmuş, benim demek zorunda kaldığım bir illetsin sen... bozulmuş kanımın dışa vuran yarası, baş vermiş çıbanısın sen. Ama bak, seni azarlayacak değilim; utan da demeyeceğim: utanacağın zaman gelir elbet. Göklerdeki yüce yargıca seni şikâyet de etmiyorum; üzerine yıldırımlar yağdırsın diye de yalvarmıyorum. İstediğin zaman kendini ıslâh et; dilediğin zaman iyi kişi ol.Ben sabretmesini bilirim... Yüz atlımla beraber gider, Regan'da kalırım.




IIP, 4S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 10, 2008 12:07 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İki kardeş de, babalarının adama ihtiyacı olmadığını söyleyince,




LEAR:
Yoo, ihtiyaçtan söz etmeyin! En sefil dilencinin ufacık çıkınında bile ihtiyacından fazlası bulunur. İnsanın sadece zorunlu ihtiyaçlarını tanırsanız, hayatının hayvanınkinden farkı kalmaz ki! Ünlü bir hasımsın sen! Sadece sıcak tutan elbiseler giymek şatafatlı bir şey olsaydı, seni sıcak bile tutmayan bu şatafatlı elbiselerine doğanın ne ihtiyacı vardı? Gerçek ihtiyaç ise ...

Tanrılar, tanrılar, sabır verin bana; benim sabra ihtiyacım var. Görüyorsunuz, şuracıkta, senelerin ve ıstırabın yükü altında ezilmiş zavallı bir ihtiyarım. Bu kızların yüreklerini babalarına karşı ayaklandıran sizseniz, bunu sükûnetle karşılayacak kadar aptal etmeyin beni. Soylu bir öfkeyle coşturun benliğimi!

Bırakmayın, kadınların silahı olan o gözyaşları erkek yanaklarımı kirletmesin! Canavarlar, cadılar sizi! İkinizden de öyle bir öç alacağım ki, bütün dünya... evet, öyle şeyler yapacağım ki size... daha bilmiyorum ne ama... bütün dünya dehşetten bunalacak. Ağlayacak mıyım sanıyorsunuz? Ağlamayacağım, kesinlikle ... Gerçi ağlamak için birçok sebep var ama... şu kalbim binbir parçaya bölününceye kadar gözyaşı dökmeyeceğim... Ah, gel soytarı, gel; çıldıracağım.

(Lear, Gloucester, Kent, soytarı çıkarlar)


CORNWALL:
İçeri girelim, fırtına yaklaşıyor.


(Uzaktan fırtına sesleri)



IIP, 4S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 10, 2008 12:16 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Fırtına ortalığı tutmuşken, soytarısıyla fundalıktadır Lear, doğayla karşı karşıya:



LEAR:
Esin rüzgârlar, esin! Yanaklarınız çatlayıncaya kadar üfürün! Kudurun! Esin! Seller, boşanın! Kuleleri, tepelerindeki fırıldaklara kadar sulara gömün! Düşünce hızıyla bir an içinde çakıp sönen kükürtlü ateşler, meşeleri yaran yıldırımın öncüleri, alazlayın şu ak saçlı başımı! Siz de, ey gökler, evreni sarsan o korkunç gürlemelerinizle yamyassı edin şu yuvarlak dünyayı! Doğanın insan döken kalıplarını paramparça edin; nankör insan üreten tohumları silip süpürün!


SOYTARI:
Amca, kuru bir evde ele yüze su dökmek, böyle sular altında sırsıklam olmaktan daha iyidir. Hadi amcacığım, dön kızlarına. Hayır dualarını iste. Merhameti yoktur böyle bir gecenin ne akıllıya, ne deliye.


LEAR:
Gökler, gürleyin var gücünüzle! Yağmurlar, akın! Yıldırımlar, saçın ateşinizi! Siz benim kızlarım değilsiniz ki! Ben sizi nankörlük ediyorsunuz diye yerebilir miyim? Koca bir ülkeyi vermedim ki size; «evlâtlarım» demedim ki size! Bana hiç bir itaat borcunuz yok sizin! Onun için keyfinize bakın, neniz varsa yağdırın üzerime... Görüyorsunuz, kölenizim artık. Dermanı kesilmiş, adam yerine konmaz olmuş, zavallı, sakat bir ihtiyarım. Ancak, «O habis kızlarıma yardakçılık ediyorsunuz» demekten de kendimi alamıyorum. O melûnlarla birlik oluyor, böyle yaşlı ve ağarmış bir başa, göklerden savaş açıyorsunuz! Ayıp! Ayıp!



IIIP, 2S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 10, 2008 10:50 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kent, bulduğu bir kulübeye sokmak ister kralı. Lear «Rahat bırak beni» diye tersler onu, ve:


LEAR:
İliklere kadar işleyen bu azgın fırtınayı sen bir şey sanıyorsun; sana göre belki de öyledir. Ama asıl büyük illetin bulunduğu yerde küçüğü pek hissedilmez. Bir ayı ile karşılaşsan kaçarsın tabii; ama yolun gürleyen denize çıkıyorsa, döner hayvanla kapışırsın. Ruha huzur gelince beden hassas olur. Benim ruhumdaki fırtına bütün hislerimi körletti; yalnız şurada beni hâlâ kıvrandıran bir şey var: evlât nankörlüğü! Bu, tıpkı şu ağzını kendine ekmek veren eli ısırması gibi değil mi? Ama korkunç bir ceza vereceğim onlara. Hayır, ağlamayacağım artık. Böyle bir gecede beni dışarı atıp kapıyı yüzüme kapamak ha! Yağın yağmurlar, yağın! Dayanacağım! Böyle bir gecede! Ah Regan, ah Goneril! iyi kalpli babanıza, size her şeyini açık yürekle, cömert'çe bağışlayan... yoo... yoo... deliliğe götüren yol bu! Kaçınmam gerek ... böyle şeyler düşünmemeliyim.


KENT:
Efendim, ne olur girin.


LEAR:
Sen gir dostum, rahatına bak. Bu fırtına hiç olmazsa bana daha da azap verecek düşüncelere dalmama imkân bırakmıyor. Sen gir. Ah, evsiz barksız sefiller ... hadi gir... önce size dua ederim, sonra da uyurum.


(Soytarı girer)


Çırçıplak biçâreler, bu insafsız fırtınanın saldırışlarına göğüs geren zavallılar! Başlarınızı sokacak bir dam olmadan, o bir deri bir kemik vücutlarınız, o lime lime paçavralar böyle havalarda nasıl koruyor sizleri? Bakın bunları şimdiye kadar pek düşünmemiştim ben. Ey ihtişam, debdebe, işte ilâcın senin! Bu sefillerin çektiklerini sen de çek ki, sana fazla geleni onlara verip tanrıların daha âdil olabileceğini gösteresin.


IIIP, 4S
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> William Shakespeare Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3 ... 16, 17, 18 ... 25, 26, 27  Sonraki
17. sayfa (Toplam 27 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Halk Oyunları zulal_aydin Sahne Sanatları 10 Prş Oca 31, 2008 10:38 pm
Yeni mesaj yok BERTOLT BRECHT HAYATI, OYUNLARI,TİYAT... eylem Oyunlar 8 Cmt Oca 12, 2008 11:59 am
Yeni mesaj yok Shakespeare’in oyunlarında siyaset dereotu Oyunlar 0 Prş Hzr 14, 2007 10:13 pm
Yeni mesaj yok İlaç Firmalarının Pazarlama Oyunları sabandal Genel 0 Pts Oca 15, 2007 8:08 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke