Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 34 Üye Adayı ve 2 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

W. Shakespeare / Tüm Soneler / VE OYUNLARI


W. Shakespeare / Tüm Soneler / VE OYUNLARI
Sayfa Önceki  1, 2, 3 ... 13, 14, 15 ... 25, 26, 27  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> William Shakespeare
Yazar Mesaj
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cmt Şub 02, 2008 5:47 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Peki bu oyunu tragedyaların en büyüklerinden biri yapan nedir? Kahin Tiresias, suçluyu aramanın Oidipus'a pek pahalıya mal olacağını, onun yıkımına yol açacağını kesin bir dille belirttiği halde, Oidipus suçluyu ne olursa olsun bularak kentini suçtan arıtacağını aynı derecede kesin bir dille söyler ya, - işte o anda trajikleşir "Oidipus ve oyun" tragedya olmaya başlar.

Shakespeare tragedyasında, örneğin Macbeth'de trajik olan, oyunu tragedya yapan nedir? Gerçi Macbeth'i cinayete iteleyen birtakım doğaüstü güçler ve karısıdır, ama kralını bile bile öldürüyor Macbeth. Korkunç, iğrenç, alçakça bir cinayet bu, evet; ama trajik değil. Ancak, herkes kendisine karşı ayaklandığı, âdeta yapyalnız kaldığı halde pes etmeyişi, sonuna dek eylemine sahip çıkışı var ya, - işte odur Macbeth'i trajik bir kahraman, oyunu da büyük bir tragedya yapan. Adamın yaptığı iş alçakça, ama direnişi yiğitçe.

Bir durumun trajik olabilmesi için, kişinin zorunlulukla karşılaşması, iki değer arasında kalması ve bu değerlerden biri uğruna her şeyi göze alabilmesi şart. Böylesi durumlar istem özgürlüğünü, seçebilmeyi gerekli kılacağından, özgür kişiliklerin oluşmasında tragedya eğitiminin ne denli etkin olacağı açıktır.

Çetin sınavlardan geçmemiş kişilerin özgürlüğünden ne ölçüde söz edilebilir? Demek ki, toplumumuzun geleneğinde tragedya yok diye inandığımız dinsel ya da siyasal öğreti trajik dünya görüşüyle bağdaşmıyor diye tragedyaya, birçoklarınca insanoğlunun en soylu sanat başarısı sayılan bu tiyatro türüne, varlığın ta temeline işlememizi, hayatı özünden kavramamızı sağlayan trajik görüşe dudak bükmek ya da ilgisiz kalmak, kültürümüzü çok önemli bir boyuttan yoksun bırakmaya yarar ancak.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cmt Şub 02, 2008 5:53 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Shakespeare'in oyunlarına, özellikle olgun tragedyalarına büyüklük, kalıcılık, evrensellik sağlayan yönlerden biri de, kişilerinin basmakalıp ya da kavram kişiler olmamasıdır. Örneğin bunlardan hiç biri yüzde yüz kötü değil, som kötülük değildir; varlığın özünde, yapısında bulunan kötülüğü kendi çaplarına göre taşırlar onlar.

Hamlet'in babasını öldürüp yerine geçen amcası Claudius, zaman zaman pişmanlığını dile getirerek, iyi saydığımız bir tutumla kötülüğünü dengelemiş olur.

Macbeth gerçi son derece kötü, katmerli kötü bir iş yapmıştır; ama bu yüzden öylesine acı çekmektedir ki, onu hoş görmesek de, büsbütün insanlık dışı bir dünyaya süremeyiz; çünkü ne de olsa güçlü, soylu bir kişi, krallığa gerçekten lâyık bir kişi; üstelik dumanı üstünde, büyük bir zafer kazanmış ve doğaüstü güçler kendisinin kral olabileceğini bildiriyorlar ve karısı onu iteliyor bu işe, Othello oyununun başkişisiyle nerdeyse aynı çapta, belki de (tiyatro kişisi olarak) daha üstün olan Iago'ya gelince, nerden baksanız tepeden tırnağa kötülük olarak görünür o; ama onun da bir mazereti var ne de olsa: Othello'nun kendi karısıyla yatmış olmasından kuşkulanmakta.

İyi, olumlu kişilerine bakalım bir de:

Diyelim Hamlet, -amcasının cinayeti habis bir ur gibi bütün toplumsal bedeni tehdit ettiği halde «Bozulmuş bir şey var Danimarka devletinde» , babasının katilini cezalandırma işini, aşırı düşüncelilikten dolayı savsaklamıyor mu? Ya perde arkasındaki Polonius'u yanlışlıkla öldürmesi, hele Ophelia'ya karşı ölçüsüz hırçınlıkları ve ne de olsa onun yüzünden, kızın çıldırması, derken söğütlü derede boğulması? Sonra, annesine kızıp bütün kadınları aynı çuvala doldurması? Bütün bunlar, sevimli prens için övünülecek şeyler midir?

Gerçi İago şeytana pabucunu ters giydirecek kadar kurnaz bir kişi, ama Othello da nice savaşlar kazanmış usta bir general; öyle olduğu halde, İago'nun tuzağına düşüveriyor; çok sevdiği karısından kuşkulanıyor da, aynı kuşkuyu hizmetindeki bir çavuşa karşı kullanmıyor.

Lear'in küçük kızı Cordelia onurlu, içi dışı bir, sevilesi, sayılası bir kişi doğrusu; ancak, babasının «Beni ne kadar seviyorsun?» sorusu karşısında biraz fazla inatçılık etmiyor mu? Belki ablalarının ikiyüzlülüğüne içerlediği için öyle davranıyor; ama böylece, papaza kızıp oruç bozmuş olmuyor mu biraz?

Kısacası, Shakespeare’in kişileri ne su katılmamış denecek kadar iyi, ne de Ortaçağın ibret oyunlarındaki Vice (Düşkünlük) kadar kötüdürler; hepsi de yaşayan, gerçek insanın sadık görüntüleri, etkin simgeleri olarak yer alırlar karşımızda.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cmt Şub 02, 2008 6:01 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Shakespeare'in hayatında, büyük tragedyalar döneminden sonra, dramatik gerilimin gevşediği, daha doğrusu, yoğun gerilimlerin ozan duyarlığıyla aşıldığı bir dünya başlıyor; Pericles, Cymbeline, Kış Masalı ve Fırtına bu dünyayı paylaşan oyunlar.

Gerçi, örneğin Kış Masalı'nda bir kral kıskançlık yüzünden (tıpkı Othello'da olduğu gibi) kraliçesini yok etmeye kalkıyor ve bir süre gerçekten öyle olduğu sanılıyor; ama sonradan anlaşılıyor ki, kraliçe ölmemiştir. Kadın, görünüşteki ölümüyle değiştiriyor kocasını; onun ruhunu adeta karakış kargaşasından kurtarıp bahar sağlığıyla donatıyor. Son dönemin bu oyunlarında, hele Fırtına'da, gerilimlerden çok, gerilimlerin altedilmesine, üstün bir ruh sağlığına, bir yüce bilgeliğe erişilmesine tanıklık ederiz; ve karşılaştığımız bu dünyada, bütün umutsuzluklar çatışmalar yitikler yıkımlar, şiirin mutlak egemenliği altında, özlenesi bir güzelliğin kurucu unsurları durumuna yükselirler.

Olumsuz, kötü, yıkıcı güçlerin, iyiliğin hizmetine koşulmasıdır gördüğümüz; «Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın gören» kişinin, hayatın acılarını da sevinçlerini de tadan, içindeki ve dışındaki değişimlerin yasalarını öğrenen kişinin, hem kendisini hem de dünyasını aşarak Üstbilince uyanmasıdır bu.

Shakespeare oyunlarında, Surrey Kontu Henry Howard'ın ilk defa 1557'de Aeneid çevirisinde kullandığı ama Marlowe'un geliştirip dram dilinin yetkin bir aracı haline getirdiği Blank Verse denen vezni kullanmıştır.

Gerçi bu oyunlarda zaman zaman nesir diline başvurulduğu, düz konuşulduğu da olur. Ancak, soyluların manzum, soylu olmayanlarınsa düz konuştuklarını söylemek, hem yanlış bir gözlem olur, hem de Shakespeare gibi bir ozana yakışmaz böyle saçma bir kural. Soylu olmayanlar da manzum konuştuğu gibi, soylular da bazan düz konuşurlar.

Shakespeare'de bunu belirleyen, kişinin hangi toplum katına bağlı olduğu değil, o anda nasıl bir ruh durumunda olduğudur.

Julius Caesar'daki ünlü sahneyi, Caesar'ın öldürülmesinden sonra durumun halka bildirilmesini hatırlıyalım: Yapmayı tasarladığı işi yapan, beynini eylem düşüncesinin yükünden kurtaran Brutus düz konuşur, gerilimlerden çözülmüş, rahat bir dille. Oysa Antonius vezinli bir dil kullanır; çünkü eylemin başındadır, gerilim içindedir daha.

Brutus kendisi eylemden sonra rahatladığı gibi, dinleyenleri de (hem oyundaki halk kalabalığını hem seyircileri) rahatlatacak bir dil kullanmak zorundadır. Antonius ise (hem oyundaki dinleyenleri hem seyircileri) yeni bir eyleme hazırlayacağından, gergin bir dil kullanacaktır elbet; ayaklandıracağı kişileri önce yay gibi gerebilmeli ki, sonra da ok gibi salabilsin hedefe.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cmt Şub 02, 2008 6:06 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

4




Shakespeare'in doğum yeri Stradford-upon-Avon, dış dünya ile hatırı sayılır ilişkileri olan, yol kavşağında, aşağı yukarı iki bin kişinin barındığı, çevresi yirmi dakikada dolaşılabilen, küçük ama canlı, toplum yaşayışı Elizabeth çağı İngilteresinin pek çok özelliklerini taşıyan bir kasabaydı.

William Shakespeare bu kasabanın Henley Sokağında, bugün doğumyeri diye bilinen evde, 1564 yılının 23 Nisanında, bir pazar günü doğdu.

Vaftizinin Kutsal Üçlü Kilisesi'ne Lâtince kaydı şöyle:
26 Nisan. Gulielmus filius Johannes Shakspere.

Babası John Shakespeare de, annesi Mary Arden da orta sınıftandı. Bu evlilikten doğan ilk iki çocuk öldüğünden William ailenin en büyük oğluydu; ve doğduğunda, baba hali vakti yerinde, her çeşitten mal alıp satan, kendisinden zaman zaman zahire tüccarı, deri tüccarı, eldivenci diye söz edilen, belediye işlerinde hayli etkin bir adamdı. Bir ara belediye meclisi üyeliğine, daha sonra da belediye başkanlığına seçilmiştir.

William'ın nasıl bir çocukluk hayatı sürdüğü kesinlikle bilinemiyor; ancak, kasabadaki okula gittiği, iyi sayılabilecek bir öğrenim gördüğü, bu arada biraz Latince de öğrendiği tahmin edilmekte. Gezici tiyatro topluluklarının kasabada verdiği temsilleri de seyretmiş olabilir. Bu toplulukların Stradford'a gelişlerini bildiren belgelerin en eskisi, babasının belediye başkanlığına rastlıyor ki, ozan o sırada beş yaşındaydı.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cmt Şub 02, 2008 8:25 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yine belgelere göre William 1582'de, onsekizinde bir delikanlıyken, yakın köyden, varlıklı sayılacak bir çiftçinin yirmialtı yaşındaki kızı Anne Hathaway'le evleniyor ve 1583 Mayısında kızı Susanna, 1585 Şubatında da ikiz çocukları Judith ile Hamnet doğuyor.

Derken, ilin hem yargıcı hem de parlamentodaki temsilcisi Sir Thomas Lucy'nin korusunda geyik avlanmak suçuyla yargılanmaktan kaçınmak için Stradford'dan ayrılıyor. Bundan hemen sonraki yıllarda neler yaptığını gösteren belge yok elde; ancak, ya bir köy okulunda öğretmenlik ettiği ya da soylulardan birinin yanında çalıştığı sanılmakta. Genel görüş, 1587'de Londra'ya gittiğidir. Bu sırada babasının üç çocuğu var ve durumu sarsılmış. William gibi tutkulu bir genç daracık Stradford'a sığamaz. Çeşitli eğlence yerleriyle ün salmış başkent Londra, onun gibi bütün taşra gençlerinin düşlerine girse gerek; çünkü ancak orda yükselme olanakları var; orda en büyük olabilen, bütün ülkenin en büyüğü olur. Orda başarıya ulaşırsa, hem özlemleri gerçekleşir, hem de kasabasına dönüp ailesinin durumunu düzeltebilir.

Shakespeare'in Londra'daki yaşayışını 1592'den başlayarak izleyebiliyoruz: önce oyuncu, sonra da oyun düzelticisi ve oyunyazarı olarak görüyoruz onu. Daha yirmisekiz yaşındayken, çağdaşlarınca beğenilip sevildiğini gösteren kanıtlar da var, kendisine kızıldığını belirtenler de; örneğin Robert Green ondan «türedi karga» diye söz ediyor bir yerde.

Shakespeare, Southampton Kontu Henry Wriothesley'e sunduğu ilk uzun şiiri Venüs ile Adonis'i 1593'te yayınladığında ilgiyle karşılanıyor. Bu arada VI. Henry'nin üç bölümü de tamamlanmış durumdadır. Oyunlarının oynanışını artık tarihleriyle izleyebiliyoruz. Francis Meres 1598'de «bal dilli Shakespeare» diye söz ediyor ondan.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cmt Şub 02, 2008 8:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Araştırmalardan, onun tiyatro topluluklarıyla ilişkiler kurduğunu ve birtakım tiyatro girişimlerinde bulunduğunu öğreniyoruz. 1594'te, önce Saraynazırının Adamları, I. James'in tahta geçmesinden sonra da Kralın Adamları diye bilinen tiyatro kumpanyasına katılıyor.

Shakespeare oyunlarının birçoğunu, görevi sarayda eğlenceler düzenlemek olan bu topluluk için yazıyor. Bazı oyunlarında kendisi de rol alıyor; ama bunların hiçbir zaman başroller olmadığını, bu gibi rolleri hep Richard Burbage adında ünlü bir oyuncunun oynamış olmasından anlıyoruz.

1589'da Blackfriars Tiyatrosu'nun hissedarlarından olan Shakespeare,
1599'da kurulan Globe Tiyatrosu'nun sahipleri arasına giriyor.

İş hayatını Londra'da sürdürürken, doğumyeri olan kasabayla ilişkilerini koparmıyor; başkentte başarılı bir oyun yazarı olarak yer aldıktan sonra sık sık görmeye gidiyor ailesini; ve 1597'de, Stradford'un en büyük evlerinden biri olan New Place'i (Yeni Yer'i) satın alıyor.

1610'da ise temelli yerleşecektir Stradford'a ve bu evde oturacaktır. Gerçi 1614'e dek ara sıra Londra'ya gidiyor, oyuncularla ve oyun yazarlarıyla ilişkiler kuruyor; ama ömrünün son yıllarını doğduğu kasabada, ailesiyle birlikte geçirmek istiyor anlaşılan. O zamanlar yaşama koşullarının yetersizliği yüzünden erken ölenler çoktu. Örneğin oğlu Hamnet daha onbirindeyken ölmüştür. Bir de, Londra'yı sık sık veba salgını kasıp kavurduğundan, tiyatroların kapatılması gerekiyordu. Her neyse, ozan sonunun yaklaştığını sezmiş olacak ki, 25 Mart 1616'da vasiyetnamesini hazırlatıp imzalıyor.

Söylendiğine göre, arkadaşları Jonson ile Drayton'ı evinde ağırlarken içkiyi fazla kaçırıp hummaya tutuluyor ve 23 Nisan 1616'da ölüyor. Kasabanın kilisesine, herhalde saygıdeğer bir kişi olduğu için de, mihrabın yakınına gömülüyor.


Mezartaşına ise şu mısralar yazılıyor:


Hazreti İsa aşkına, dostum, aman
sakın burda saklı toprağı kazmaktan;
bu taşları esirgersen Tanrı razı olsun,
kemiklerime dokunansa Tanrıdan bulsun!



Eski bir geleneğe göre, Shakespeare, ölüsünün tedirgin edilmesini ve bitişikteki kemikliğe kaldırılmasını önlemek için, kendisi yazmış bu mısraları. Doğruysa, mısralar kendilerine verilen görevi başarmış demektir.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cmt Şub 02, 2008 8:34 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
HAMLET


Alıntı:
Metni Çev: Sabahattin Eyuboğlu





Ölü Norveç kralının hayaleti, Elsinore Şatasu'nun setinde nöbet tutan askerlere ikide bir görünmektedir. Askerler bunu Hamlet'e açmayı düşünürler. Hamlet babasının ölümüne yanmakta, annesinin çabucak amcasıyla evlenmesine kızmakta, içi içini yemektedir:



Ah bu katı, kaskatı beden bir dağılsa,
Eriyip gitse bir çiy tanesinde sabahın!
Ya da Tanrı yasak etmemiş olsa
Kendi kendini öldürmesini insanın!
Tanrım! Ulu Tanrım! Ne bunltıcı, ne berbat,
Ne tatsız, ne boş geliyor bu dünya bana!
Ah ne iğrenç, ne iğrenç! Bakımsız bir bahçe ki
Azgın bitkileri tohuma kaçmış,
Pis, kaba ne varsa tabiatta sarmış içini.
Bu muydu olacak iki ay sonra ölümünden?
O kadar bile değil, iki ay bile olmadı.
O yüce kralı bir düşün, bir de buna bak:
Biri güneş tanrısı, öteki bir orman şeytanı!
Nasıl da severdi annemi,
Esen yellerden sakınırdı yüzünü.
Yerler, gökler; unutsam olmaz mı bunları?
O da nasıl düşerdi babamın üstüne,
Sevgiyle beslendikçe artar gibiydi sevgisi.
Öyleyken bir ay içinde ... Düşünmesem daha iyi.
Kadın zaaf demekmiş meğer! Kısacık bir ay ...
Daha eskimedi o gün giydiği pabuçlar
Babamın tabutu ardında yürürken,
Niobe gibi, iki gözü iki çeşme ...
Nasıl olur, o kadın, evet aynı kadın
(Tanrım, beyinsiz bir hayvan bile
Daha fazla acı çekerdi) amcamla evleniyor;
Babamın kardeşiyle; öyle de bir kardeş ki
Ben Herakles'e ne kadar benzemezsem
O da o kadar benzemiyor babama.
Bir ay içinde ... Yalancı gözyaşlarının tuzu
Daha yakarken kızarmış gözlerini
Evleniyor bu adamla. Ne kıyasıya bir acele bu!
Ne azgın bir atılış haram döşeğine.
İyi değil, iyilik de çıkamaz bundan.
Ama boğ kendini, yüreğim; dilimi tutmam gerek!

IP, 2S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cmt Şub 02, 2008 8:35 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Hamlet'in okul arkadaşı Horatio nöbetçi askerlerle birlikte gelip, hayaleti nasıl gördüklerini anlatınca, aynı yerde beklemeye karar verir Hamlet. Ve görünür babasının hayaleti; amcasının, annesini nasıl baştan çıkardığını ve bir gün bahçede uyurken kendisini nasıl öldürdüğünü anlatır, öcünün alınmasını ister:




Kanın coşkun akıyorsa eğer damarlarından,
Boyun eğme olup bitenlere!
İzin verme Danimarka tahtının
Lânetli bir haram döşeği olmasına!
Ama yapacağını ne türlü yaparsan yap,
Anana el kaldırıp kirletme elini!
Bırak, Tanrı görsün hesabını,
Kendi içindeki dikenler kanatsın vicdanını!
Ama hemen gitmeliyim ben,
Tanrıya emanet ol! Sabahın yakın olduğuna alâmet
Ateş böceklerinin gittikçe sönen ışıltıları.
Tanrı seninle olsun, seninle olsun yüce Tanrı,
Sen de unutma sakın beni!


(Hayalet çıkar.)
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cmt Şub 02, 2008 8:37 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

HAMLET


Ey göklerde yaşayanlar! Ey dünya! Daha ne olsun?
Cehennem önüme mi gelsin? Ne yüz karası şey bu?
Tut kendini yüreğim, tut kendini!
Ve siz, ey sinirlerim, gevşemeyin birden;
Gerilin, destek olun bana!
Beni unutma mı dedin? Hayır, zavallı ruh,
Şu çılgın kafa durdukça çıkmayacaksın içinden,
Seni unutmak ha? Aklımın kara tahtasından
Silerim de bütün boş anıları,
Bütün kitaplarda yazılan, çizilenleri,
Gençliğimden, öğrenciliğimden kalanları;
Yalnız senin buyruğun kalır
Beynimin defterinde, yapraklarında,
ıvır zıvır bütün bildiklerimin üstünde.
Evet, yemin Allahıma, o kalır yalnız
Ey çürümüş yürekli kadın!
Yılan, yılan, yüze gülen zehirli yılan!
Yaz, aklım, yaz defterine, yaz şunu:
Güler yüzlü, hep güler yüzlü bir insan
Zehirli bir yılan da olabilir.
Danimarka'da olabilir hiç değilse, inan buna.
Ya! Demek böyle, amca. sen buymuşsun demek!
Öyleyse benim parolam da şu bundan böyle:
Tanrı seninle olsun, unutma beni!
Yemin ettim, unutmam.


IP.4S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Cmt Şub 02, 2008 8:40 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bundan sonra bilinçli bir delilik takınır Hamlet. Amcası bundan kuşkulanır, Hamlet'in eski arkadaşları Rosencrantz ile Guildenstern'i gerçek durumla ilgili ipuçları elde etmek ıin görevlendirir. Hamlet sorar onlara:



HAMLET
Ne kötülük ettiniz de dostlarım,
Kader bu zindana yolladı sizi?


GUILDENSTERN
Zindan mı efendimiz?


HAMLET
Danimarka bir zindandır.


ROSENCRANTZ
Dünya da bir zindandır öyleyse.


HAMLET
Hem de nasıl, mahzenleri, dehlizleri, delikleriyle.
En berbat köşesi de Danimarka.


ROSENCRANTZ
Biz öyle düşünmüyoruz, efendimiz.


HAMLET
Size göre hava hoş öyleyse.
Zaten dünya ne iyidir ne kötü, düşüncenize bağlıdır iyilik kötülük.
Bana göre dünya zindan.


ROSENCRANTZ
Tutkularınız büyük de ondan, herhalde dünya dar geliyor gönlünüze.


HAMLET
Yok vallahi!
Bir fındık kabuğu içinde bile evrenin kralı sayabilirim kendimi...
gördüğüm kötü düşler olmasa.


GUILDENSTERN
Düşler tutkulardır işte. Tutkunun özü bir düşün gölgesidir sadece.


HAMLET
Düşün kendisi de bir gölgedir.

GUILDENSTERN
Elbette!
Tutku öyle boş, öyle koftur ki bence, bir gölgenin gölgesi dense yeridir.


HAMLET
Öyleyse en sağlam varlıklar dilencilerimiz; krallar, kahramanlar da dilencilerin gölgeleri!

Saraya gidelim mi? Kafam yerinde değil galiba.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 03, 2008 12:30 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ROSENCRANTZ ile GUILDENSTERN
Emredersiniz.


HAMLET
Aman bırakın emir sözünü! Emir kullarım arasında görmek istemem sizi.
Doğrusunu isterseniz, korkunç kullar sarmış çevremi ... Ama, dostluğumuzun başı için söyleyin:

Ne yapmaya geldiniz Elsinore'a?


ROSENCRANTZ
Sizi görmeye, efendimiz, yalnız sizi görmeye.


HAMLET
Züğürdün biri olduğum için teşekkürlerim de kıttır benim. Yine de teşekkür ederim: ama, emin olun, beş para etmez teşekkürüm. Sizi çağırmadılar mı? Kendiliğinizden mi geldiniz? Canınız mı öyle istedi? Hadi, söyleyin doğrusunu.

Hadi, hadi, söyleyin diyorum size.


GUILDENSTERN
Neyi söyleyelim efendimiz?


HAMLET
Neyi olacak? Ne ise onu, ama doğrusunu. Çağırttılar sizi. Dürüstlüğünüzün saklayamadığı gerçek okunuyor gözlerinizden. Sevgili kral ve kraliçemiz çağırttı sizi.


ROSENCRANTZ
Ne diye, efendimiz?


HAMLET
Bunu siz söyleyeceksiniz bana. Ama arkadaşlık bağlarımız, ortak gençliğimiz, bugüne dek eksilmemiş sevgimiz ve usta bir sözcünün bunlara ekleyeceği daha başka şeyler adına rica ediyorum sizden: dürüst, apaçık konuşun benimle. Çağırdılar mı, çağırmadılar mı sizi?


ROSENCRANTZ (Guildenstern'e yavaşça)
Ne diyorsun?


HAMLET (kendi kendine)
Yoo nafile! Gözüm üstünüzde. (Yüksek sesle) Beni seviyorsanız, doğruyu saklamak yok.


GUDENSTERN
Çağırıldık efendimiz.


HAMLET
Niçin çağırıldığınızı ben söyleyeyim size; böylece sır vermenizi önlemiş olurum, kral ve kraliçeye verdiğiniz sözün bir tüyü bile kirlenmez. Son zamanlarda, bilmem neden, bütün sevincimi yitirdim, her gün yaptıklarımı yapmaz oldum. Gerçekten öyle karardı ki içim, dünya, bu güzelim yapı, çorak bir kayalığa döndü gözümde.

Hava, o canım başörtüsü dünyanın, şu cömert gök kubbeye bakın, bu yüce tavan altın parıltılarıyla bir şey değil benim için, pis, hastalıklı kokular birikintisinden başka bir şey değil.

İnsan, ne yaman bir yapı insan! Akıl gücüyle ne soylu bir varlık! Düşünme yetenekleri ne sonsuz! Duruşu, kımıldanışı ne anlamlı, ne güzel! Ne melekçe davranışları, ne tanrıca kavrayışları var! Evrenin gözbebeği insan, canlıların baş tacı! Ama benim için nedir insan, bu özü toz yaratık? İnsanın tadı yok benim için, kadının da yok... güldüğünüze göre inanmıyorsunuz bana.


ROSENCRANTZ
Böyle bir şey geçmedi aklımdan.


HAMLET
Niçin güldün öyleyse, insanın tadı yok dediğim zaman?


ROSENCRANTZ
Düşündüm ki, efendimiz, insandan tad almadığınıza göre, bizim tiyatro oyuncularına yüz vermeyeceksiniz pek. Yolda rastladık, sizi eğlendirmeye geliyorlardı.


HAMLET
Kralı oynayacak olan buyursun, Haşmetliye saygılarımı esirgemem.
Ben deliyim, ama yalnız rüzgâr kuzey batıdan estiği zaman; güneyden esti mi rüzgâr, şahini atmacadan ayırdetmesini bilirim.



IIP, 28
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 03, 2008 12:31 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Saraya oyuncuların gelmesine çok sevinir Hamlet, çünkü:





Babamın öldürülmesine benzer bir oyun
Oynatacağım bu oyunculara, amcamın önünde.
Gözüm onda, renk vermesini bekleyeceğim.
Bir ürperti olsun gördüm mü, yeter bana.
Gördüğüm hayalet şeytan da olabilir;
Kandırıcı her biçime girebilir çünkü şeytan.
Olur a, kafam bozuk, içim kararmış zaten,
Böyle ruhlar tam işine geldiği için,
Kandırıp cehennemine çekebilir beni.
Daha sağlam gerçeklere dayanmalıyım;
Tiyatroyu bir kapan gibi koyup önüne
Kralın vicdanım kıstıracağım içine.



IIP, 4S
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 03, 2008 12:33 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Polonius, Hamlet'teki delice halleri, kızı Ophelia'ya aşkına bağlar. Bundan emin olmak için kralla birlikte bir perdenin arkasına gizlenirler ve hazırladıkları Ophelia'yı Hamlet'in yanına gönderirler. Hamlet kendi kendine konuşmaktadır :





Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel,
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına,
Yoksa diretip belâ denizlerine karşı
Dur, yeter! demesi mi?



Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü!
Çünkü o ölüm uykularında,
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden.
Kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,
Sevgisinin kepaze edilmesine,
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine,
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek,
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa,
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belâlara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanı?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden,
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.
Ama sus, bak, güzel Ophelia geliyor.
Peri kızı dualarında unutma beni,
Ve bütün günahlarımı.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 03, 2008 10:29 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

OPHELLA
Efendimiz nasıllar, bu son günlerde?


HAMLET
Eksik olmayın sultanım, iyiyim, çok iyi.


OPHELLA
Efendimiz, kıymetli şeyler vermiştiniz bana,
Kaç gündür geri vermek istiyordum size:
Buyurun, alın şimdi.


HAMLET
Hayır, ben vermedim; hiç bir şey vermedim size.


OPHELIA
Verdiniz, efendimiz, unutmuş olmalısınız:
Öyle güzel sözler de söylemiştiniz ki verirken,
Kıymetleri büsbütün artmıştı benim için.
şimdi kokuları uçtu artık, geri alın.
En zengin hediyeleri değersiz bulur soylu yürekler,
Onları veren sevmez olunca artık.
Buyurun, efendimiz.


HAMLET
Hele hele! Siz doğru sözlü müsünüz?


OPHELLA
Efendimiz?


HAMLET
Güzel yüzlü müsünüz?


OPHELLA
Ne demek bu, efendimiz?


HAMLET
Şu demek ki, doğru sözlü güzel yüzlüyseniz, doğruluğunuzun güzelliğinizle hiç bir alış verişi olmamalı.


OPHELLA
Güzelliğin doğruluktan daha iyi arkadaşı olabilir mi?


HAMLET
Olur ya! Çünkü doğruluğun gücü güzelliği kendine benzetinceye kadar güzelliğin gücü doğruluğu bir kahpeye çevirebilir. Olmayacak bir şeydi bu eskiden, ama şimdiki zamanda oluyor, görüyoruz. Sizi gerçekten sevmiştim bir ara.


OPHELLA
Evet, buna inandırmıştınız beni.


HAMLET
İnanmamalıydınız bana. Çünkü doğruluğu ne kadar aşılarsan aşıla çürük kökümüzde bizim, eski meyvenin tadı gitmiyor kolay kolay! Sevmiyordum sizi.


OPHELLA
Ne kadar aldanmışım.


HAMLET
Git, bir manastıra gir! Ne diye günah çocukları besleyeceksin? Ben doğru adamımdır az çok, yine de öyle şeylerle suçlayabilirim ki kendimi, anam hiç doğurmasa daha iyi ederdi beni.

Çok gururluyum, hınçlıyım, tutkuluyum. Bir anda öyle kötülükler geçirebilirim ki kafamdan, ne düşüncem hepsini kavramaya yeter, ne hayal gücüm biçimlendirmeye, ne zamanım gerçekleştirmeye. Ne diye sürünür durur benim gibiler yerle gök arasında? Aşağılık herifleriz hepimiz; inanma hiç birimize, manastıra gir ... Babanız nerde?


OPHELLA
Evde efendimiz.


HAMLET
Kapıları üstüne kapayın da bari, evinden başka yerde maskaralık etmesin! Allaha ısmarladık!


OPHELLA
Ulu Tanrım, sen yardımcısı ol!


HAMLET
Evlenirsen şu acı sözü çeyiz diye götürürsün benden: Buzlar kadar el değmedik, karlar gibi temiz de olsan, çamur atılmaktan kurtulamayacaksın. Manastıra git. Haydi, elveda! Ama ille de evleneceksen, sersemin biriyle evlen; çünkü akıllılar sizin kendilerini ne canavara çevireceğinizi bilirler. Manastıra git; çarçabuk hem de, elveda!


IIIP, IS
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Şub 03, 2008 10:32 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Olup biteni saklandığı yerden izleyen kral, iyice kuşkulanır, yanındaki Polonius'a der ki:




Aşk mı bu? Hayır, aşk değil içini kemiren;
Söylediklerinde pek düzen yok ama,
Çılgınlığa benzer bir şey de yok.
Başka bir şey var içinde,
Bir başka sır yatıyor derdinin arkasında.
Korkarım çıkınca ortaya kabuğunu kırıp
Bir felaket getirecek başımıza.



IIIP, LS
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> William Shakespeare Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3 ... 13, 14, 15 ... 25, 26, 27  Sonraki
14. sayfa (Toplam 27 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Halk Oyunları zulal_aydin Sahne Sanatları 10 Prş Oca 31, 2008 10:38 pm
Yeni mesaj yok BERTOLT BRECHT HAYATI, OYUNLARI,TİYAT... eylem Oyunlar 8 Cmt Oca 12, 2008 11:59 am
Yeni mesaj yok Shakespeare’in oyunlarında siyaset dereotu Oyunlar 0 Prş Hzr 14, 2007 10:13 pm
Yeni mesaj yok İlaç Firmalarının Pazarlama Oyunları sabandal Genel 0 Pts Oca 15, 2007 8:08 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke