Tarih: Pts Oca 28, 2008 2:34 pm Mesaj konusu: Mavi mavi saçmalar, saçılmalar, saçmalıklar...
Ölüm(ün)e sebepler aradım durdum bunca zaman. Yokluğuna harf harf , hece hece devrik cümleler çoğalttım. Duraksadım günlerce,duyumsuzlaştı her geçen gün sesin , dünlerimde kaldı gülümseyişin. Dilimi bir bıçak kesti. Göz(bebek)lerim de büyüttüm anıları, saniyeleri bir bir dar ağacında salla(ndır)dım. Yoksun yok(sun)luğum bu yüzden.
Ölüm(ün)e sebepler aradım durdum bunca zaman. Ölemeyişime bahaneler çoğalttım. Sen sandığım her adımın peşine takıldım. Gitme dedim gitme… gitmelerim yapıştı istasyonun duvar(lar)ına. Elimde sararmaya yüz tutmuş bir mektubun kalıntıları kaldı. Gözyaşlarıyla yıkanmış mavi kareli bir gömlek…
Ölüm(ün)e sebepler aradım durdum bunca zaman. Yalnızlık, suskunluk, çaresizlik çoğalttım ilmek ilmek. Kirpiklerimin ucunda intihara zorladım özlemini. İçimde lacivertimsi bir hüzünle paylaştım kadehimi. Eylüller, ekimler, kasımlar tükettim yokluğunda. Her yeni gelen günle nikotine kesmiş duvarlar inşa ettim günün ilk ışıklarında.
Ölüm(ün)e sebepler aradım durdum bunca zaman. İsmine sebepsiz(ce) anlamlar çoğalttım parantez aralarında. Deniz kokusu bulaştırdım anılarımın üzerine. Bir ömür bitmeyecek esaretler , kıskanç altına alınmış beklentilerimle öylece bir köşeye atılmış film karesinde kala kaldım. Suskunluğuma dair yıl(gın)lıklar, tükenmişlikler , yaşaması mecburiyetlerle dolu bir hayatın içine boş çırpınışlarla kayıplar adadım.
Ölüm(ün)e sebepler aradım durdum bunca zaman. İçimdeki yar(ama) tuz bastıkça sızımı çoğalttım verem kokulu odamda. (Pu)suya yatmış söz(cük)lerim var, pimi çekilmiş isyan(lar)ım, iflah olmaz çığ(lık)larım, ağıtlarım var yaz(g)ıma… Balyozlama çakıldım paslanmış bir mıh gibi tabut(un)un kenarına. Bir mezar taşıyla aralanıyor gözlerim sabaha , fail-i meçhul acılar taşıyorum sol yanımda.
Yüreğim ölüm çığlıkları atarken karanlığa
Kabuk tutmuş yaralarımı kanatma.
Sevda(lı)m…
İçimdeki yalnızlığımı sabaha karşı uykusuzluğumun acımasız kollarında doğurmaktayım.
Kaçmak istesem de kendi sevgimden, ansızın vurursun beni en acıyan, kanayan yerimden.
Ölü bir sevda besliyorum karabasan gecelerin koynunda
Karartıyorum yüreğimi
İçimdeki sana dair senle başlayan, senle biten, bütün harflerimi kana buluyorum!
Siliyorum ümitleri ,
Sürülüyorum, sürgün ediliyorum adeta.
Arama beni aşk bulma bırak yüreğimi şimdi
Mil çektirme gözlerime görememeliyim seni… diyorum
Duymuyorsun!!!
Karanfil sokak duyurmuyor sesimi.
Çığ düşüyor umutlarımın üzerine
Beklentilerim donup kalıyor
Muş ovasına yayılıyorum…
Yüreğim şimdi tekil cümleler kuruyor.
İmlası bozuk, yüklemi devrik, özneden yoksun …bol parantezli üç noktalarla uzayıp giden
Ben yazdıkça büyüyor yalnızlığım, çoğalıyor kimsesizliğim,
Derinleşiyor suskunluğum
Mavileşiyor ölüm ,
Bir mavisürgün oluyor…
Aşk en yalın haline bürünüyor.
Oysa yüreğimi sana (k)aralamıştım yeni bir dünya keşfetmiş gibi hayrandım.
Kıyılarına demir atıryordum.
Usul usul yanaşıyordu özlem dolu sandallarım
Adımlıyordum sahillerini, en gizli tepelerine tırmanıyordum, coşkun ırmaklarındaki köpüklerine dokunuyordu parmaklarım…
Umut yeşerttiğin ormanlarında uzanıyordum gölgene
Kana kana içiyordum pınarlarından ab-ı hayat diyordum.
Tapınaklarına seni soruyordum sesim yankılanıp dönüyordu uçurumlarında
Yokluğun volkanlarından lav olup fışkırıyordu , yakıyordu içimi
Anla(ya)mıyorsun değil mi ?
İçimdeki tutsaklığı, mapusluğu
Beni ben yapan her zerremi, hücre hücre sevdamı , anla(ya)mıyorsun...
Dilim bir sus-bir konuş nöbeti geçiriyor şimdi
Bir terörist gibi duygularım , sanki bir militan gözlerim ,
Iskanlanıyor umutlarım
Yaşanmışlıklarım ıskanlanıyor, kararıyor hayallerim katran karası gözlerimde.
Gözbebeklerimden kan sızıyor usul usul.
Yüreğime batan kelimelerini alsan diyorum … cımbızla çıkarsan dikenlerini bir bir
(ç)atışma halindeki anılarımı alsan keşke…
Seni seviyorumların tükenmeye başlamış artık ,
Sesini çeksen kulaklarımdan duymayayım sensizliğin çığlıklarını bu defa
Sus(may)acaklarım var diyor yüreğim … ama sen suskunluğumsun şimdi …
Kelimelerin kifayetsizleştiği , cümlelerin d(ev)irildiği, kelimeleri virgüllerin katlettiği, sesimin Sessizleştiği nefessin… konuşmayan dilime takılmış bir (ç)engelsin…
Kimsenin bilmediği bir adressin. Yıkık dökük, terkedilmiş, sıvası çatlamış bir çift gözdesin…
Uçurumum oluyorsun…
Düşüyorum.
Bir bedevi gibi çalıyorsun içimde biriktirdiğim senli hayallerimi…
Ruhumun kalemi yazıyor düşlerimin defterini satır satır,
Şimdi ben yaşamın çatladığı yerde, artçı depremlere gebeyim.
Eskitiyorum içimdeki tozlu kaldırımları,
Aşk bir fesleğen kokusu gibi düş kırık(lık)larımda
Pusulası bozulmuş yüreğimin,
Medlerle gel cezirlerle git demiştim sana
Çalmadan gitseydin, ütopik yanlarımı bıraksaydın keşke
Seslenebilseydim sana uşşak makamında
Duyar mısın bilmiyorum?
Bilinmezliklerde yitip gidiyor ömrüm tükeniyorum…
Umutlarımın hacmi ne kadar bilmiyorum.
Sözcükler boğuluyor dudak uçlarımda
Sendeliyorum…
Uzakları avuçlarımda sıkıyorum.
Şimdi konuşuyorum diye bakma sen sonra susarım.
Söylesene hanginiz çoktunuz sen mi sensizlik mi?
Uçurumlar ufka dalıyor bu gece
Bir mavi çığ düşüyor gözbebeklerime
Varlığım yokluğumla savaşıyor umut cephelerinde,
Senin izlerini taşıyor yıkılan dört duvarım.
Enkazlar altında kalıyor masumiyetim.
Geceler sabahlara devriliyor,
Sureti yitik bir aşk kalıyor…
Geriye maviler kalıyor, mavisürgünlükler kalıyor yüzümde.
Gözlerim sen oluyor mavi mavi çığlıklar atıyor geceye
Derin bir okyanus sızıyor parmak uçlarımdan
Mavileşiyor yüreğim… sen oluyor, sevda kokuyor…
Oysa sen
Yalnızlığımsın dudak büktüğüm ,
Tufanlarımsın içimde kopan
Yoruldu(ğ)um yersin, tükendi(ği)m şehir(de)sin.
İçimdeki sokak kaldırımlarında sen varsın…
Dalga dalga esaret gibisin,
Lal olmuş dilimdeki imgelerimsin .
Fırtınamsın ıslak gözlerimde
Bir makinistsin içimde durmaksızın dolaşan
Bir neşter kesiği gibisin alnımda, yaz(g)ımda…
Yüreğim isyanlara gebe şimdi.
Her an bir ihtilal kopacak gözlerimde
Bir 69 kuşağı yaşanacak sanki bir devrim doğacak içimde
Yıkılacak yerle bir olucak senli ülkem…
Gözaltına alınıyor bakışlarım,
Mahkeme tutanaklarına geçiyor özlemlerim.
Gözbebeklerim de anılarım volta atıyor,
Sana sevda üretiyor içimdeki sus konuş vardiyalarım…
Şimdi dudaklarımdan dökülen kelimeleri bir bir oltayla tutuyorum ruhumun denizinden…
Geceden sabaha esiyorum bir rüzgar misali
Umutlarım bir çınar sanki , devrildikçe Kızkulesi ağlıyor ardımdan…
Mavi bir mürekkep düşüyor yüreğimin beyaz sayfalarına
Sende hangi harfi tutsam, yakalasam ensesinden , sonu seni seviyoruma varır bilmiyorum.
Ruhumun dili kesiliyor adeta.
Şimdi gözyaşımın tuzunu karıştırıyorum içindeki okyanusun tuzuna
Ve sen karanlık bir eşgal bırakıyorsun ardında
Çalıntı sözcüklerle, hırsızlanan harfler dökülüyor dudaklarımdan
Yaz(g)ım sürülüyor, Kaf dağına sürgün ediliyorum.
Düşüyor, kayıyor umutlarım tırmandıkça …
Yüreğimi sürüyorum harman yerine unutamadım diyorum.
Yıkımlar başlıyor, yık(ıl)malar başlıyor, bir yangın başlıyor, derinlerde bir yerlerde
Bir dipsiz kuyuya varıyorum, savruluyorum, çoğalıyor içimdeki sızım
Sonra zaman diyorum bekle diyorum…
Oysa zaman ince bir hastalığa tutulmuş sara nöbetleri geçirmekte
Yalnızlık şizofren olmuş ,
Yüreğim koordinatlarını yitirmiş, simetrisi bozulmuş bir parabol eğri üzerinde.
Eksiltiyorum umutlarımı, düşlerimi kaybediyorum… bilmediğim coğrafyalarda…
İçimdeki duvar fark etmiyor, kenarından fışkıran menekşeleri
Üzerime giydiğim hangi acım soyunurdu ki tenimden?
Yüzümde büzüşen hangi gülümseyiş düzelir ki yeniden?
Nikotin ihtiyacını nasıl giderir senli damarlarım ?
Kaç okyanus arındırır yüreğimi bu aşktan ?
Bilmiyorum …
Yüreğim haraca bağlanıyor
Anılarım falakaya yatırılıyor bu gece
Yokluğunun resmini gözbebeklerime çiziyorum
İçimdeki çıkmaz sokaklarım hep sana varıyor
Umutsuzluk, yalnızlık, sensizlik ihraç ediyor yüreğim
Hayat yitirilmişliklerden ibaret
Derme çatma sözcüklerimle öbek öbek türüyorum
Dağlıyorum, yağmalanıyorum, yıkılıyor bedenim
Kelepçeliyorum gözyaşlarımı
Acıya dönüyorum yüzümü
Tökezliyor adımlarım, içimde (s)aklıyorum sevdamı
Gözlerimdeki bu sensizlik bir tiryakilik gibi
Bir nefeste çekiyorum yüreğime hayalini
Yokluğun tenimde dumanlanıyor
Susmalarım yamalanıyor dudaklarıma
Vuruyorum kıyılara
Gözbebeklerime balyoz gibi iniyorsun ansızın
Ölüyor içimdeki senli şehirlerim
Mavisi alınıyor denizlerimin
Öldürülüyor düşlerim
Dinle(me) beni duy(ma) feryadı isyanımı
İçimden söküyorum cümle cümle seni
Umutlarım diz çöküyor , avuçlarıma uğramıyor senli yağmurlarım
Duyumsuzlaştırıyorum içimdeki sessizliğini
Harf harf, hece hece seni konuşuyorum
Adının geçtiği cümleler kurup duruyorum
Yüreğimdeki türkülerime nota nota düşüyorsun
Sazımın tellerinde yanık yanık ezgi olup kayıp gidiyorsun
Eksiliyorum yokluğunda, değirmende öğütüyorum sensizliği
Varlığını toplayıp, yokluğunu çıkarıp, eldeleri yitirilmişliklerle çarpıyorum.
İçime dipnot düşüyorum senli hayallerimi
Uzun uzun pragraflarım oluyorsun ana fikri senden (ç)alınmış olan
Yok(sul)luğum oluyorsun yan(gın)larım oluyorsun
Çoğal(ta)mıyorum ve azal(ta)mıyorum içimdeki seni
Atmadım bendeki tebessümlerini
Tüm soru işaretlerim sen oluyorsun
Yüreğimin gergefine nakış nakış işliyorum seni, sensizliğini
Düğümler atıyorum yokluğuna
Mavi mavi ilmekler çoğaltıyorum adına
İçimde sana özlem kokan hercailer büyütüyorum...
Pejmürde bir halde yırtık pırtık kelimeler savuruyor şimdi dilim
Hayali inzibatlara yakalanıyorum
Yüreğimin coğrafyasına telörgüler çekiliyor,
Mayınlar döşeniyor adımlarının ardına
Göğüs kafesimde bir çocuk gözyaşlarıyla tutsak bırakılıyor
Umutlarına kara çalınmış bir gardiyan nöbet tutuyor
Çetrefillerle dolup taşan bir ömrün matemi kalıyor
Senden benden geriye
Şimdi içimde ölümler çoğalıyor, yüreğim sanık sandalyesine bağlanıyor
Parça parça ediliyor her neyim varsa
Oysa ben senden habersiz , zerre zerre sana bölünüyorum…
Yaşanması zorunlu kiralık bir hayat var elimde.
Yüzümde eğreti gülümseyişler var. Gözlerimde kırışmış, buruşmuş hüzünler…
Düş sancılarım var , yokluğunda çoğalan kangrenlenmiş bir sevda …
Sürgünlüğüm var mavilere , yalnızlığım var gecelere, suskunluğum var gidişine…
Gitme diyemeyişlerime.
İsyanlarım var , içimde sessizce kopan bir tufan.
Yıldırımlar düşüyor göz bebeklerimdeki hayalinin üzerine.
Seni tutsak ettiğim odanın girişine barikatlar kuruyorum ateşten.
Bir yangın yeri kalıntılarında buluyorum bilincimi.
Yarım kalmışlığımın anlamsızlığına yenik düşüyor kelimelerim
Dilim sana harflerden elbiseler giydiriyor
Kimi biraz bol, kimi biraz dar, kimi siyah, kimi mavi
Düşeradım çıkılan yollarda gölgene sığınıyorum
Silik bir aynanın ardına gizlenmiş gözlerin
İçimde kangren sızılar , tuza basılmış hıçkırıklarım kaldı senden geriye
Gözlerim mavi mavi yosun bağladı sensizliğe
Çaresizliğin izdüşümüydü karanfil sokak
Üzerine kibrit çakılmış anılarım var şimdi
Yüreğimde kaldı parmak izin
Deprem deprem yineleniyorsun her gece gözlerimde
Sen diyorum ardına üç noktalar sıralıyorum dolduramıyorum
Aciz kalıyor kelimeler , kifayetsizleşiyor imgelerim
Sus oluyorum, susuyorum, suskunluğumun kırmızısını koparıyorum...
Zorla alnıma vurulmuş bir dövme gibi yokluğun
Bir ömür çıkmayacak ne yaparsan yap
Bir şamar gibi indi gidiyorum diyişin yüreğime
İçkanamalı bir hal aldı teslimiyet duygusuna yenik düşen sesim
Gitme demeye bile yetmedi.
Gitmelerim can çeki(şi)yor gözbebeklerimde ,
Solu(ğu)mdasın her nefesle keskin keskin yakıyor, acı(tı)yorsun hücre hücre içimi.
Bana bıraktı(ğı)n çaresizliği adınla yudumluyorum…
Gözeşiğimde peydahlanan isyanım felçe uğradı yok(sun)luğum bu yüzden
Oysa kirpiğimde tutuyorum ben seni, inan ki ötesi uçurum.
Gamzelerimin yerinde hüzünlü kıvrımlar, acı acı tebessümlerim var
İçim ağırlaştı bu sendeleyişlerim, sersemliklerim, düşmelerim ondan.
Adının ardına sus(uş)lara mahkum edilmiş haykırışlar , kimsenin bilmediği kana bulanmış ağıtlar savuruyorum.
Nüshası yok, olmadı hiç bir zaman sevdamın.
Yasaklanmış düşler eksiltiyorum şimdi
Yüreğimin gergefinde damgalanmış ızdıraplı bir yalnızlıksın
Göğsümde afiş afiş kayıp ilanlarımsın.
Bildiğim her ne kadar küfür varsa dilimin ucunda, parça tesiri yüksek bir acı
Aşk belası bakışların gözlerime mil çekiyor ,
Ne içimdeki titreyen kıyılarımda kalabiliyorum ne de seni orda tutabiliyorum
Bana varmadan öldürülüyor sevinç saatleri
Bir yanım yenik düşüyor yokluğuna
Dirhem dirhem sus veriyorum kalbime, sus!
Akrep acımıyor sokarken, yelkovan dönüp bakmıyor ardındaki aşkın kalıntılarına…
Zamanı itiyorsun avuçlarıma, aylardan Ekim diyorsun hüzne vurgun gecelerde göğsüne zincirliyorsun…
Bir künye gibi taşıyorsun boynunda, bir tek damla ben bırakmıyorsun geride.
Ruhumun düş köşesinde el yazması harflerle kaleme almadığımız gecelerin mavisi saklı. Pusulası sana ayarlanmış bir yürek var diyorum. Susuyorsun …
Ölüme susamış gözbebeklerime bak şimdi …
Sol yanım özlem, sağ yanım ayrılık… uzanıyorsun soluma umursamıyorsun yalvarmalarımı.
Solum sağıma devriliyor, hırçın bir lodos gibi döve döve geçiyorsun tenimden…
Gece bakışların uçurum gibi, kaç akrep-yelkovan kovalaması bu?
Saatte kaç kilometre hızla düşürüyorsun üzerime bilmiyorum…
Düşlere sansür uygulanıyor. Köşe başında yıkık dökük bir tezgah üzerinde, gecenin en zifir vaktinde , bir gülüş bedeline düşler satılıyor. Düşsüzlük almış başını gidiyor...
Tüm saatler GMT +2 Saat Sayfa 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9Sonraki
1. sayfa (Toplam 9 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız