Yunanlıların mavisi,
dinlenir, bir tanrı gibi, sütunların üstünde.
5
Tatlı, ortaçağ mavisi.
6
Erden, el değmemiş mavisini getirdi,
mavi Meryem, mavi Meryem Anamız.
7
Paletinde buldu. Ve getirdi
en gizli maviyi gökyüzünden.
Diz çöküp başladı sürmeye maviyi.
Melekler maviyle kutsadı onu.
Adını da koydular: Beato Mavi Angelico.
8
Kutsal paletler vardır, bulutların
beyazlığından inmiş kanatlara benzer.
9
Italya'nın mavileri,
İspanya 'nın mavileri,
Fransa'nın mavileri ..
10
Kanatları vardı Rafael’in.
Perugino'nun da kanatları vardı
Mavilerini yaysın diye çevresine.
11
Çivit mavisi,
renk çıkardıkları zaman senden,
fırçalar tüy olur.
12
Altın Titian mavisinin Venedik'i.
13
Çamlar arasında Poussin mavisinin Roma'sı.
14
Tintoretto mavileri içimi burkar benim.
15
Kükürt alkol fosfor Greco mavisi.
Zehir bakır pası mavi Greco.
16
Bir başka adım daha vardır
Velasquez'in paletinde:
Guadarrama.
17
Sedefli deriler arasında dolaşırken
Rubens'in şen mavi damarı derler bana.
18
Ve göllerin şafağında,
mavi bir uyanışla tekrarlar
karanlığın yankıları: Patinir.
19
El değmemiş bir Murillo mavisi vardır,
Kromların parlaklığının öncüsüdür.
20
Tiepolo da maviler kazandırdı çağına.
21
Zayıfladım artık, inceldim,
Goya'nın açık mavi kurdelesiyim.
22
Sana derdim ki:
- Güzelsin,
tavanların şanlı mavisi kadar güzelsin.
23
Allegorilerdeki mavi patlayışlar.
24
Manet’deki mavi yankılar
uzak bir İspanyol mavisini söyler.
25
Renoir da derler bana. Seslenirler,
ama mavi sesim saydamlaşır da bazen
leylak rengiyle cevap veririm.
26
Ben mavi gölgeyim, senin gövdenin
çizgileriyim,
ihtiyar gözler bakmaya utanır bana.
27
Balear adaları da mavilerini verdi
resim sanatına.
28
Bazen deniz doldurur ressamın paletini
ve kulağına gizlice söylediği maviyle
bir gökyüzü ısmarlar.
29
Gölgeyi düşüren gövde gidince
gölge en mavi rengindedir.
30
Kıpırdarken duru maviydi,
kendinden geçmiş şimdi, anılar arasında.
31
Mavi görünmüyorsa bile
bir ışık perdesi gibi kaplamıştır resmi.
32
Bir gün dedi ki mavi:
- Bugün yeni bir adım var:
Mavi Pablo Ruiz Mavi Picasso.
Yok yok, seni tanımadı
senin tanıdıkların.
Benimkiler tanıdı.
Kimsin, söyle bize,
ne gökten hatırlıyoruz seni,
ne yeryüzünden.
Gölgen kaç boyutludur, söyle,
ülkemize hangi ışık düşürdü onu?
Söyle, nerden geliyorsun
konuşmayan gölge,
hatırlamıyoruz çünkü seni.
Kim yolladı seni?
Bir şimşek olsaydın düşlerde,
söner sönmez unutulurdun.
Tanımadıkları için seni,
seni tanıdıkların öldürdü.
Benimkiler öldürmedi.
……Denizin ve bir ırmağın kıyısında, ben çocukken
At olmak isterdim.
…… Sazlıklar rüzgârdandı, kısraklardandı.
At olmak isterdim.
……Dikilen kuyruklar yıldızları süpürürdü.
At olmak isterdim.
……İşte tırısa kalktım, kulak ver anne.
At olmak isterdim.
……Yarın olsun, kıyıda yaşamaya başlarım artık.
At olmak isterdim.
……Beyaz ayaklı bir kız uyurdu suyun dibinde.
At olmak isterdim.
2
……Ayrıldım.
Kabuklar kapandı.
Köpüklerin keskin kokusu
hep çağırdı beni.
……Hep beni aradı.
……Ayrıldım.
Limon sıkıyorum
bir tabak tuzlu suya.
Seni hep hatırladım.
Hep sana koştum.
……Ayrıldım.
Kabuklar hâlâ açılmadı.
3
……Irmaklar kadar buruşuk
çarşafları aradı at.
Beyaz çarşafları.
……Bir gece için insan olmak istiyorum.
Şafakta çağır beni.
……Kadın onu hiç çağırmadı.
(O da hiç mi hiç dönmedi ahırına.)
4
……Kumru yanıldı.
Yanılarak
……kuzey yerine güneye uçtu,
su sandı buğdayları,
yanılarak.
……Denizi gökyüzü sandı,
geceyi sabah sandı,
yanılarak.
……Yıldızları çiğ taneleri,
sağnağı tipi sandı,
yanılarak.
……Senin eteğini gömleği sandı,
senin kalbini yuvası sandı.
Yanıldı.
…… (Bir ırmağın kıyısında uyudu,
sen ise bir dalda uyuyakaldın.)
5
……Horoz şaşırdı şafak sökünce.
……Sesi yankılanıp kendine döndü,
küçük bir çocuğun sesi.
……Şafak sökünce horoz
erkeklik belirtileri buldu ortalıkta.
……Horoz şaşırdı şafak sökünce.
……Sevginin ve döğüşün gözleriyle
bir portakal ağacına atladı.
……Portakaldan bir limon ağacına,
limonlardan bir avluya,
avludan bir yatak odasına uçtu horoz.
……Odada uyuyan kadın kucakladı onu.
……Horoz şaşırdı.
6
……Boğa emdi, emdi
yaylalardan bir kadının sütünü.
……Boğanın gözleri keyifle kapandı
bir kızın gözleri gibi.
……Artık bir boğasın ya, oğlum,
boynuzunla süs beni.
……Göreceksin, bir başka boğa var
benim içimde.
…… (Anne, çimen oldu, boğa,
su boğası.)
Hava bir gün kendi kendine,
- Bıktım artık, deseydi,
adımdan bıktım ... istemiyorum,
adımın ilk harfleri işlenmesin
karanfilin yapraklarına,
gülün kıvrımlarına,
derenin tatlı bükülüşüne,
denizin sevimli kabarışına
ve yelkenin yüzündeki gülüşe...
Uykumu örten o yumuşak,
o uykulu taşlardan kalkarım.
Durgun asmalardan geçerim,
kule mazgallarından geçerim;
sokaklara dönerim incelerek,
sivri köşebaşları kırar beni,
kepenkler yaralar beni,
dehlizlerden avlulara geçerim,
fışkıran sular vardır avlularda,
bana isteğimi hatırlatırlar.
Çalışırım, hep çalışırım
yeniden adlandırmak için kendimi,
ama nasıl, hangi kelimeyle?
Hiç rüzgâr, hiç soluk yok mu
bana ad olacak o kelimeye
kanat takıp yanıma yollayacak?
Bakarım, hep çevreme bakarım
yerimi alacak kimse yok mu,
bana benzeyen kimse yok mu?
Yumuşak beşiğinden benim gibi
aynı ılık fısıltıyla kalkarak
uçup gidecek kimse yok mu?
Doğduğum sabah da ışık bana,
- Uç, sen havasın, demişti.
Toprakları, toprakları, toprakları İspanya'nın,
dağları, çölleri, ıssız ovaları.
Dört nala, sekili at, dört nala,
halkın atlısı,
güneşin altında, ayın altında dört nala!
Dört nala,
denize dökünceye kadar onları, dört nala!
Çınlayan bir yürek gibidir, çınlayan, çınlayan,
İspanya'nın toprakları, at nalları altında.
Dört nala, halkın atlısı,
sekili at,
köpüren at, dört nala!
Dört nala,
denize dökünceye kadar onları,
dört nala!
Kimse yok, kimse yok, kimseler yok karşında;
ölüm dediğin nedir atına binse bile;
Dört nala sekili at,
halkın atlısı,
bu toprak senindir çünkü, dört nala!
Dört nala,
denize dökünceye kadar onları,
dört nala!
Biliyoruz sevgilim, şimdi
çevremizi saran şu görünüm
uyumuş gibi, ölmüş gibi;
ağaçların akıllarında bir şey kalmamış,
ve geceler çekip gitmiş unutuluşla,
kendilerini güzel kılan,
belki de ölümsüz kılan unutuluşla.
Ama eski mutluluğumuzu yaşamak için
bir yaprağın kıpırtısı bile yeter,
doldurmak için
bir zamanlar yalnız bizim olan o yeri
silinmiş bir yıldızın soluk alması yeter.
Boşuna değil yanımda uyanışın,
bugün yanımda uyanışın,
koruların dayanıklı yüreğiyle korunan
çitlenbik çalılarının arasında,
gizli böğürtlenlerin arasında.
Kırağıyla ıslanmış öpüşler var,
yatağını tazeleyen ince otlar,
saçlarını süsleyen peri kızları var,
ve uykundaki dalların ufacık yeşilini
yağma eden esrarengiz sincaplar.
Hep mutlu ol yaprak, güz nedir bilme,
o kör, ışıklı yılların kokusunu
minicik kıpırtısıyla bana getiren yaprak.
Ve sen, yitik yıldızcık
gençlik gecelerimin bana
candaş pencerelerini açan,
hiç söndürme ışığını,
şafak sökerken uyuduğumuz
o yatak odalarının üstünden
hiç eksiltme ışığını
ay ışığındakl kitaplığın üstünden
tatlı bir düzensizlik içindeki
kitapların üstünden
ve dışarda bize şarkı söyleyen
uyanık dağların üstünden.
Bir kelebek dudak büküyor ölümüne terzilerin,
vitrinlerde denizin sürüklenişine.
Beyler, 900,000 yaşındayım.
Ah!
Çocuktum balıklar işe gitmeden önce,
kazlar kiliseye gitmeden önce,
salyangozlar kediyi dövmeden önce.
Hadi, hırsız-polis oynayalım seninle.
Dünyada en hüzünlü şeyler saatlerdir:
saat 11, 12, 1, 2.
Yoldan geçen biri tam 3'de ölecek.
Sen aydede, korkmuyor musun?
Sen, gecikmiş arabaların ayı,
kurum karası itfaiyecilerin ayı.
Gök çizgisi yanıyor şehrin,
Ansızın 25 yaşındayım.
Kar yağıyor çünkü, kar yağıyor,
gövdem bir kulübe oluyor sularda sürüklenen,
dinlenmeye çağırıyorum rüzgâr, orada seni,
yıldızları yemek için geç kalmışız, ne çıkar.
Ama dansedebiliriz yitik ağaç seninle,
bir vals yapalım kurtların şerefine,
kurnaz pençeleri olmayan, hınzır pençeleri olmayan,
tavukları düşleyen kurtların şerefine.
Ama bastonum başını alıp gitti.
Ne acıklı şey
onun yalnız olduğunu düşünmek dünyada.
Bastonum!
Şapkam, kolluklarım!
Eldivenlerim, kunduralarım!
En üzülen kemik, sevgilim, saattir:
saat 11,12,1,2.
Homme libre, toujours tu chériras la merr –
C. Baudelaire
Geminde - yosunların yeşil kulübesinde,
midyelerin kulübesinde, yıldızlı zümrütün –
sen, kırlangıçların, rüzgârların kaptanı,
deniz nişan verdi sana, şövalye yaptı seni.
Bir şarkı tutturur sarp kayalı kıyılar
sen dalgalar üstünde sabanını sürdükçe:
- Denizci, denizleri dolaşan başıboş adam,
Kutup Yıldızı'ndan haberler getir bize.
İyi denizci, kuzey ağıtlarının oğlu,
güneyin limonu, sirenlerin sevgilisi,
suyun köpüklü avlusunun sancağı;
bizi, demir atmış kıyılarını dünyanın
gemindeki büyük uyanışa al, n'olursun,
zincirlerimizi kırıp denizlere al bizi.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız