Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 36 Üye Adayı ve 2 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Rafael ALBERTİ


Rafael ALBERTİ
Sayfa 1, 2  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Şairler ve Şiirleri
Yazar Mesaj
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:01 am    Mesaj konusu: Rafael ALBERTİ Alıntıyla Cevap Ver

Rafael ALBERTl (1902-1999)





İspanyol şair, oyun yazarı. Çağdaş akımlarla toplumcu geleneği birleştirmiştir.

Puerto de Santa Maria'da doğdu. El Puerto'daki bir Cizvit kolejinde parasız öğrenci olarak sorunlu bir öğrenim hayatı geçirdi. Kübizm akımı etkisinde yaptığı resimler yetersiz bulunduğundan edebiyata yöneldi.

Eski İspanyol edebiyatındaki lirik şiir derlemeleri "cancioneros"lardan esinlendiği ilk şiir kitabı Marinero en Tierra ile 1924'te Premio Nacional de Literatura'yı (Ulusal Edebiyat Ödülü) kazandı.

1930'ların başında Marxist dünya görüşünü benimsedi. İspanya İç Savaşı'na katıldı. "Cephe tiyatrosu" türünde oyunlar yazdı. İç Savaş'ın Cumhuriyetçiler' in yenilgisiyle sonuçlanmasından sonra sürgüne gönderildi.

II. Dünya Savaşı sonrasında çeşitli ülkeleri dolaşarak şiir üzerine konferanslar verdi. 23 yıl Arjantin'de kaldıktan sonra Roma'ya yerleşti. Franco' nun 1975'te ölümü üzerine yurduna döndü, Lenin Edebiyat Ödülü ve Struga'da Altın Çelenk Ödülü'nü kazanmıştır.

Alberti, İspanya'da "Diktatörlük Altındaki Kuşak" diye adlandırılan edebiyatçılardandır. 22 yaşında, Marinero en tierra adlı şiir kitabıyla yaygın bir üne kavuştu. Kitaptaki şiirler, 1920'lerde ortaya çıkan ve dilde arınmacılığı savunan Prismo akımının olduğu kadar, Gerçeküstücülük akımının da izlerini taşıyordu.

Bu şiirler, konuları açısından da eski lirik şiirleri anımsatır. Bunu izleyen La amante ve El Alba del alheli kitaplarında da aynı doğrultuyu izleyen şair, bunlarda ilk kitabının başarısını tekrarlayamadı.

"Kriz şiirleri" diye adlandırılan dönemi, 1926-1927'de yazdığı Cal y canto kitabıyla başlar, Yitirilmiş çocukluk değerlerinin yarattığı öfke, bu dönem şiirlerinde belirgindir.

Başyapıtları arasında gösterilen Sobre los angeles, mutsuz bir aşk serüveninden kaynaklanmıştır. Kent yaşamının birey üzerindeki etkilerini güçlü imgelerle ve sorgulayıcı bir bakış açısıyla irdeler.

"Kriz şiirleri"nde teknik açıdan virtüözlüğe ulaşan Alberti, 1930' dan sonra yeni bir yola yöneldi. Siyasal düşüncelerindeki değişimle orantılı olarak, şiir dilinde şairânelikten kaçınmaya ve toplumsal konulara ağırlık vermeye başladı. İspanya İç Savaşı'nda Franco'ya karşı savaşmasına koşut olarak, bu dönem şiirlerinde kavgacı bir üslup görülür.

Sürgün yıllarında, ilk şiirlerinde görülen otantik ses yeniden belirir. 1948-1956 arasında yazdığı Retornos de lo vivo lejano bu döneminin ilk önemli yapıtıdır. Coplas de Juan Panadero'da siyasal şiir anlayışını sürdürür.

Türkçe'ye Sürgünden Şiir adıyla bir seçkisi çevrilen Alberti, 1959' da yazdığı La arboleda perdida adlı kitabında kendi yaşamöyküsünü anlatır.

Alberti çok sayıda oyun yazmıştır. Bunlardan Fermin Galan'da, Lorca'nın, Manana Pineda oyunundan alıntılar vardır. En tanınmış oyunu Noche de guerra en el Museo de Prado, İç Savaş'ta bombalanan bir müzede geçer. Tablolardaki kişiler canlanıp Franco yanlılarına karşı İspanyayı savunurlar. Bu fantastik oyun Alberti’nin gerçeküstücülük akımına duyduğu yakınlığı da gösterir.

İç Savaş’ı, diktatörlük ve sürgünü, sıla özlemini yoğun biçimde yaşayan Alberti, bir yandan modern akımlara, bir yandan da toplumcu geleneğe şair kimliğiyle çağdaş şiirin ustaları arasında yer almaktadır.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:11 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
RAFAEL ALBERTİ


Alıntı:
Pablo Neruda / Yaşadığımı İtiraf Ediyorum
Çev: Burhan Arpad




Şiir her zaman için barışın bir parçası olmuştur. Şair, barıştan doğar. Tıpkı ekmeğin undan doğduğu gibi. Kundakçılar, savaşçılar ve kurtlar, onu yakmak, öldürmek ve parçalamak için şairi arar. Hüzünlü bir parkın ağaçları arasında, bir bıçak, ustası, Puşkin'i yaralayarak ölümüne sebep olmuştu. Çılgın atlılar, Petöfi'nin cesetini çiğneyerek geçmişti. İspanya' da faşistler, ülkedeki savaşlarına, en ünlü şairlerini öldürerek başlamışlardı. Rafael Alberti, her şeye rağmen yaşamakta olan bir şairdir. Onun için binlerce ölüm plânlanmıştı. Bunlardan biri Granada'da olacaktı. Bir başkası Badajoz'daydı. Güneşin ışıdığı Sevilla'da, küçük köyü Cadiz'de ya da Puerto Santa Maria'da aradılar onu, bıçaklamak için, asmak için, şiirini öldürmek için.


Fakat kim öldürebilir ki şiiri! Şiir, kedi gibi yedi canlıdır. İşkence ederler, sokaklarda sürüklerler, üstüne tükürürler, alay ederler, etrafını dört duvarla çevirirler, sürgüne yollarlar, fakat o bütün bunları yaşar, sonunda tertemiz bir yüzle ve gülümseyerek yeniden ortaya çıkar.


Rafael Alberti'yi mavi gömleği ve renkli kravatıyla Madrid'in sokaklarında tanıdım. Halkı için savaşırken tanıdım onu. Böylesine güç bir görevi her şairin yüklenmediği yıllarda Daha İspanya'nın saati çalmamıştı, fakat o bir şeyler olacağını seziyordu. Güneyin adamıydı. Topaz sarısı şarabın muhafaza edildiği mahzenlerin yanında, duru deniz sularının kıyıyı okşadığı yerlerde doğmuştu. Üzümlerin ateşi ve dalgaların coşkunluğu ile yüreği yetişmişti. O her zaman bir şair olmuştu. Gençliğinin ilk yıllarında kimse farketmemişti. Sonra bütün İspanya ve bütün dünya tanımıştı Alberti'yi.


Kastilya'nın dilini tanımak ve konuşmak şansına sahip bizler için Rafael Alberti, İspanyol dilinde şiirin ihtişamıdır. Şair olarak doğmuştur ve bir şiir uzmanıdır. Kışın ortasında açan bir gül gibidir şiiri. Gongora'nın karı, Jorge Manrique'in kökleri, Garcilaso'nun çiçeği. Gustavo Adolfo Becquer'in hüzünü vardır şiirlerinde. Onun kristal çanağında bütün İspanya toplanmıştır.


Bu gül, İspanya'ya faşizmin girmesini önlemek isteyenlerin yolunu aydınlatacaktı: Bütün dünya biliyor bu kahramanlığın ve trajedinin tarihini. Alberti sadece epiksoneler yazıp, bunları kışlalarda ve cephelerde okumadı, top ateşlerinin arasında kanat çırpmağa çalışan ve sonra bütün dünyaya uçan şarkılar da yazdı.


Şairlerin arasında en temiz suyla yıkanmış olanı Alberti, dünyanın en bunalımlı döneminde, şiirin topluma ne oranda yararlı ve destek olabileceğini göstermiştir. Bu bakımdan Mayakovsky'ye benzer. Şiirin topluma yararı ve desteği, güce, ince duyguya ve sevince dayanır. Bu özellikleri olmayan şiirin sesi az çıkar, şarkı söyleyemez.

Oysa Alberti her zaman şarkı söylemiştir.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:15 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

RAFAEL ALBERTİ’ye

Pablo Neruda



(Puerto de Santa Maria, İspanya)


Rafael, İspanya’ya gelmeden önce şiirin selâmlamıştı
beni yolda, harfin bir gülü, tahtadan oyulmuş bir salkım,
ve bugüne kadar bende bir anı olarak kalmadı yalnızca
fakat hoş kokulu ışıktı, dünyanın kaynağıydı.

Barbarlıkla kurutulmuş ülkene ekledin
zamanın unuttuğu o çiyi,
ve İspanya uyandı seninle hayata,
tekrar taçlandı sabahın incisiyle.

Anımsamalısın beraberimde ne getirdiğimi:
uzlaşmaz asitlerle parçalanmış düşler,
sürgün sularda konaklama,
ormanda yanmış saraylar gibi
filizlenen köklerin geldiği yalnızlık.
Rafael, nasıl unutabilirim ki o zamanı?

Ülkene geldim düşer gibi
taştan bir aya ve her yerde rastladım
nadaslı tarlanın kartallarına, kuru dikenlere,
fakat senin sesin, ey denizci, bekliyordu orada
sunmak için bana bir hoşgeldini, ve kokusunu
şebboyun, deniz meyvelerinin balını.
Ve şiirin gemideydi, çıplak.

Güneyin çam ormanları, üzüm cinsleri
sundu senin yontulmuş elmasına reçinesini
ve dokunup geçtiğim zaman çok güzel bir ışığa,
çözüldü dünyaya getirdiğim karanlığın çoğu.

Işıkta yaratılmış bir mimar, çiçek yaprakları gibi,
dizelerinin sarhoş eden kokusu boyunca;
gördüm eski zamanların sularını, miras kalan kar,
ve herkesten daha çok şey borçluyum İspanya için sana.

Parmaklarınla dokundum peteğe ve çorak tarlaya,
kumsalları tanıdım, bir okyanus gibi
aşınmış insanlardan, ve şiirin
safirden giysisi
parçalandı o basamaklarda.

Biliyorsun yalnızca biraderin öğrendiğini. Ve bu saatte
sadece bunu öğretmedin bana,
kaderinle doğrultulu olarak
sadece sönmüş haşmetini değil aşiretimizin,
ve kan henüz bir kez daha geldiğinde İspanya’ya
benimmiş gibi savundum halkının ata yadigarını.

Şimdiden biliyorsun, bütün dünyanın bunların hepsini bildiğini.
Sadece seninle birlikte olmak istiyorum,
ve hayatının yarısı eksikken bugün,
bir ağaçtan daha çok hakkın bulunan ülken,
bugün, anayurdun felaketleri arasında, sadece
üzünç değil sevdiklerimiz arasında
fakat senin yokluğun da saklıyor
zeytinin kurtlar tarafından yutulan mirasını,
vermek istiyorum sana, ah verebilirsem, ağabey,
bir zamanlar bana verdiğin o yıldız berrağı sevinci.

Aramızda gerildi
şiir göksel bir deri gibi,
ve seninle koparacağım bir salkımı,
bu asmaları, bu gölgelerin kökünü.

Haset açarken insan kapılarını
açamıyordu ne senin kapını ne de benim.
Ne güzel
rüzgârın hiddeti
bırakırken giysisini orada
bırakıyordu ekmeği, şarabı ve ateşi bize,
bırak ulusun gazabın esnafları,
bırak ayakların altında kıvrılmış şey gibi inlesin,
ve kaldır kehribarla köpüklenen kadehini
şeffaflığın bütün törenleriyle.

Kimse unutur mu ki ilk olduğunu?
Bırak açsın yelkenini ve karşılaşacağı yüzün olacak.
Bizi hızla gömmek isteyen mi var?
Pekâlâ, fakat kaçışın borç senedi var elinde.

Gelmeliler, fakat kim sarsabilir hasadı
sonbaharın eliyle yukarı kaldırılan
şarabın titreyişiyle o renkli dünyaya.

Ver bana bu kadehi, birader ve işit: nemli ve dalgalı
Amerika’mla kuşatılmışım, ara sıra
kaybediyorum sessizliği, kaybediyorum gecesel tacı,
ve çevreliyor nefret beni, belki hiçbir şey, bir boşluğun
boşluğu, bir köpeğin
bir kurbağanın alacakaranlığı,
ve o zaman hissediyorum ne kadar ayırdığını bizleri ülkemin,
ve yolculuk yapmak istiyorum senin evine, biliyoruz ikimiz de
beni beklediğini sadece ikimizin birlikte geçirebileceği
hoş zamanların. Bir borcumuz yok kimseye.

Fakat sana bir borçları var onların, ve bir ülke borçlular sana: bekle.
Geri döneceksin. Geri döneceğiz birlikte. Seninle birlikte
bir gün dolaşacağız altınla sarhoş bu kumsallarda
senin limanlarına doğru giderken, o zamanlar hiç ulaşmadığım
Güney’in limanlarına.
Göstermelisin bana sardalyelerle
zeytinin kumsalları sıkıştırdığını,
ve yeşil gözlü boğalarla dolu yaylaların
sahibi Villalón (toprakta dinlendiğinden ötürü
ziyaret etmeyen başka bir arkadaş daha) ,
ve beyaz İspanyol şarabıyla dolu fıçılar,
góngoraik yüreklerinde topazın
solgun ateşle parladığı katedraller.

Rafael, onun dinlendiği yere gideceğiz,
kendinin elleriyle ve senin ellerinle
İspanya’yı hayatta tutanın.
Ölemeyen ölmüşün nöbetini tutuyorsun sen,
çünkü varlığın koruyor onu.

Orada buluyorsun Federico’yu, fakat çoklar, düşmüşler,
gömülmüşler, İspanya sıradağlarının arasında, haksızca
düşmüş olanlar, kanı dökülmüşler,
yitirilmiş mısır tohumları dağlarda,
yoldaşlarımız bizim, ve onların balçığında yaşıyoruz biz.

Yaşıyorsun çünkü sen her daim mucizelerin tanrısıydın.
Kimse senden daha fazla gayret göstermedi, kurtlar
yemek istiyordu seni, parçalamak istiyordu gücünü.
Her biri ölümünde kurtçuk olmak istiyordu.

Fakat yanıldılar. Belki senin şarkının
yapısıdır, o el değmemiş şeffaflık,
senin şefkatinin silahlanmış enerjisi,
direnç, dünyaya olan sevgini kurtaran
seçkin kalen senin.

Seni izleyeceğim denemek için Genil’in
suyunu, bana verdiğin o hükümranlığı,
yelken açmış gümüşte bakmak için
o hafifçe uyuyan resimlere
şarkının mavi hecelerinin yarattığı gibi.

Demirhanelere de girmemiz gerek: orada
bekliyor halkın metali şimdi yeniden doğmak için
bıçaklarda: şakıyarak geçtim yanından
yakınında gök kubbe gibi devinen o kızıl ağın.
Bıçaklar, ağ ve şarkı alıp götürecek acıları.
Yanmış elleriyle senin halkın,
çayırlıkların defneleri gibi, taşıyacak barutun arasından
senin sevginin kazada yaydığı şeyi.

Evet, sürgünlerimizden doğuyor çiçek, anayurdun
şekli, yıldırımlar altında halkın fethettiği,
ve sadece bir gün değil oluşturan
o kaybolmuş balı, düşlerin gerçeğini,
fakat şarkı olan her bir kökü
dünyayı dolduruyor yapraklarıyla.

Orada bulunuyorsun, ve bir şey yok kımıldayan
bıraktığın elmas ışıklı aydan:
yalnızlık, rüzgâr köşelerde,
her şey dokunuyor temiz bölgene,
ve o son ölüler, o hapse
düşenler, vurulan aslanlar,
ve gerilla savaşçıları, yüreğin
kaptanları, kan içinde kalmışlar
senin kendi kristal giysilerinde,
kendi yüreğinde senin, kökleriyle onların.

Uzun zaman geçti bu günlerin üzerinden
bölüştüğümüzden bu yana ışıklı bir yara bırakan acıları,
nallarıyla savaş atı
ezdi geçti köyü ve kırdı camları.
Bütün bunlar doğdu baruttan,
tohumu kaldırmak için bekliyor bütün bunlar seni,
ve bu doğumda yeniden sarmalamak için seni,
duman ve şefkat bu zor günlerden.

Gerilmiş derisi İspanya’nın ve orada yaşıyor
senin izin namlı kabzalı bir kılıç gibi,
ve unutuş yok hiç, seni silecek kış yok,
ışıklı birader, halkın dudaklarından gelen.
İşte böyle konuşuyorum seninle, belki bir söz unuttum,
anımsamadığın mektuplarına karşılık verdim nihayet,
Doğu’nun iklimi örterken beni
al bir koku gibi.
Senin altın alnın
bu mektupta rastlasın başka bir çağdan bir güne,
ve bir gündeki başka bir çağ gelecektir.
Hoşça kal diyorum sana
bugün, 1948, onaltı Aralık,
Amerika’da şarkı söylediğim bir yer.



Pablo Neruda
Çev: İsmail Aksoy



“Evrensel Şarkı”nın “Şarkının Irmakları” adlı bölümünden
(“Canto General”, “Los rios del canto”)




Góngoraik: 1561-1625 yılları arasında yaşamış İspanyol barok şair Luis de Góngora’ya özgü anlamında kullanılan bir sıfat. İspanyolca yazan bütün çağdaş şairler tarafından çok değer verilmiştir. Neruda, Evrensel Şarkı’da bulunan “Góngoraik Yumuşakçalar” adlı şiiriyle Luis de Góngora’yı övmek istemiştir.

Genil: İspanya’nın Andaluzya bölgesinde Córdoba ile Sevilla arasında Guadalquivir nehrine dökülen bir nehir.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:24 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
SÜRGÜNDEN ŞİİR / Rafael Alberti


Alıntı:
Çev: Ülkü Tamer / Cem Yayınevi/1978




SÜRGÜNDEN ŞİİR


Kimsin sen, uzaklardan çağıran beni
korkular içinde, ses çıkarmadan,
o ürkek ve sessiz rüzgârlara
sessizce adımı ünleyen?

Kimsin sen, niye bağırıyorsun,
o uzak seslerde ölen nedir;
kimsin sen, böyle fısıltılarla
derimden ayıran kemiklerimi?

Donmuş bir söz tadı var dişlerimde,
ölmüş bir korku tadı ölü dilimde,
yüreğimde bir vuruşun sessiz tadı var.

Soğanın derisi kanda yüzüyor,
denizlerde, kurumuş bir gözyaşı denizi...
... beni çağıranlar çoktan gitmişler.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:28 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

OKULLU
MELEKLER



Hiçbirimiz bilmiyorduk gizli karanlığını karatahtaların,
neden uzakta görünürdü dilimlere bölünmüş küre, bilmiyorduk.
Ama bildiğimiz şeyler de vardı:
her şeyin çevresi yuvarlak olmaz geometride,
ay tutulması aklını karıştırır çiçeklerin
ve kuşların uçuşunu hızlandırır.

Bir şey bilmiyorduk hiçbirimiz:
parmaklarımız çini mürekkebindendi, neden,
şafak kitapları açsın diye ikindi pergelleri kapatırdı, neden?
Şunları biliyorduk sadece:
düz bir çizgi isterse kıvrılır, isterse kırılır
ve gezgin yıldızlar aritmetik bilmeyen çocuklardır.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:30 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

SESİM KARADA ÖLÜRSE


Sesim karada ölürse
deniz düzeyine indirin onu,
götürüp kıyıya bırakın.

Deniz düzeyine indirin onu,
beyaz bir savaş gemisinin
kaptanı yapın.

Ey denizci nişanlarıyla
süslenmiş sesim:

yüreğin üstünde çapa,
çapanın üstünde yıldız,
yıldızın üstünde rüzgâr,
rüzgarın üstünde yelken!




aynı şiirin başka çevirisi:



SESİM KARADA ÖLÜRSE

Sesim karada ölürse,
alın denize götürün,
kıyıda öylece bırakın.

Alın denize götürün,
ak bir savaş gemisine
sesimi kaptan yapın.
Süsleyin sesimi oy
nişanlarıyla gemicilerin:

yüreğimin üstüne demir
demirin üstüne yıldız
yıldızın üstüne rüzgâr
rüzgârın üstüne yelken!

Çev: Cevat Çapan (Ülke Ülke Dünya Şiiri)
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:34 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

AÇ GÖZLÜ MELEK


Haritalarda olmayan ülkelerin, şehirlerin
köşebaşlarında duran insanlar
ne gelirse akıllarına, söylüyorlardı.

Şu adam ölmüş,
kendisi bilmiyor öldüğünü.
Banka soymak istiyor;
gökyüzünü satın almak istiyor.
Oysa ölmüş.

Yeraltı depremleri kaşlarını sarsıyor.
Toprak parçaları,
çılgın yankılar,
kazma kürek sesleri dolduruyor
kulaklarını.
Gözleri
tutuşmuş birer parıltı,
gözleri
birer ıslak, altın geçit.
Yüreği
bir patlayış, sevinç, dinarnit.

Madenleri düşlüyor.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:37 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İYİ MELEK


İstediğim geldi,
çağırdığım.

Kendini koruyamayan göğü
süpürüp temizleyen değil,
sığınaksız parlak yıldızları,
ülkesiz ayları,
karları.
Bir elden düşen karları,
bir addan,
bir düşten,
bir alından.
Saçına
ölüm bağlayan değil.

İstediğim .

Havaları bozmadan,
yaprakları yaralamadan,
pervazları kıpırdatmadan.

Saçına
sessizliği bağlamış olan.

Beni incitmeden göğsümde
tatlı bir ışık kıyısı kazmak için,
içimi dolaşılır yapmak için.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:38 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

YÜREĞİMDE
PABLO NERUDA




Pablo Neruda ölmüş. (Duydum günün erken saatlerinde.)
Radyoda yalanladılar gerçi, ama kim inanır.
Gözyaşları içinde andım o sabahı.

Nasıl unuturum o sabahı,
son kar Guadarrama dağlarının mavisini ağartıyordu,
karşılaşmıştık işte, o uzak yüzün karşımızdaydı.

Her şeyini verdin bize,
yeni gelmiş bir kardeşin sıcaklığını verdin,
ırmaklara benzeyen ıssız türkülerini verdin,
biz de sevincimizi verdik sana,
nicedir beklediğin ellerimizi uzattık,
uçsuz bucaksız yalnızlığın doluverdi ansızın
Miguel'le, Manolo'yla, Vicente'yle, Federico'yla,
şiirsel sesiyle İspanya 'nın,
senin yeşil atının kanatlarında giden,
güzel rüzgârlar keserek giden,
aşınmış taşlarda toynaklarının yankısıyla giden
şiirsel sesi doldurdu İspanya'nın, yalnızlığını.
Ama kana boyandı İspanya'nın yüzü bir gün,
yaşlı yüreğine hançer saplandı,
bir kin seli fışkırdı karanlıktan,
ne denizler ne kapılar ne de duvarlar
durduramadı ışıkla gölgenin çatışmasını.

Belki soracaksınız:
neden düşleri anlatmıyor onun şiiri,
neden yaprakları anlatmıyor,
ülkesinin yanardağlarını neden anlatmıyor?
Gelin, kana bakın sokaklardaki...

Evet, o kanı anlattın sen,
faltaşı gibi açılmış gözlerinle
ve kurşunların taşıdığı ışıkla çıktın yeryüzüne,
türkünü o kanla sarıp sarmaladın.

Yıllar geçti,
savaşlar, acı savaşlar geçti,
karanlıklar, gözyaşları geldi ardından,
gölgeden kılıcıyla hüküm sürdü gece,
ve sen, Pablo, yürekli kardeşi barışın,
insanların kardeşi,
zincirsiz sözcüklerin kardeşi,
dağlardan, denizlerden akan sözcüklerin,
coşkun ırmakların, incilerin Pablo'su,
yıldızlı, sınırsız gökyüzlerinin kardeşi,
güçlü sesiydin umudun,
doruklara çıkarmıştın ışığını,
halkın için, (duydum günün erken saatlerinde)
acıyla öldün, çevrende katiller,
kan akarken sokaklarında Şili'nin.

Gelin, bakın yağmalanmış evine,
kırılmış kapılarına, pencerelerine,
gelin, küllere karışmış kitaplarına bakın,
yıkılmış düşlerinin tortusu arasında
uzanıp kalmış ölüsüne bakın kardeşimin,
kan akarken sokaklarında Şili'nin.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:40 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

GECELEYiN



Uykusuz gecelerde acı çekiyorsa insan,
Dinliyorsa damarlarında akan öfkeyi,
Kemikleri titretmeye başlamışsa kin,
Öç duygusu yakıyorsa ilikleri eğer,
Anlamı kalmamıştır artık sözcüklerin,

Kurşunlar. Kurşunlar.


Sisli izlenimler, unutulmuş dumanlar,
Bildiriler onlardır, söylevler onlar.
Bir kâğıt acısıdır yelin savuracağı.
Suların sileceği bir mürekkep hüznüdür.

Kurşunlar. Kurşunlar.

Yoksulluktur bu, anlamsızlık, umutsuzluktur.
Dipsiz bir uçuruma benzeyen boğazı ölülerin
Fışkırmak isteyen çığlıklarla doluydu,
Ama kaldılar oldukları yerde, çıkmadılar.

Kurşunlar. Kurşunlar.


Sözcükler, ölüm yaraları gibi içimde bu akşam.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:41 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

RÜZGÂRIN SÖYLEDİĞİ BALAD



Sonsuzluk
bir ırmak da olabilir sadece,
unutulmuş bir at,
kaybolmuş bir kumrunun sesi.

Arkadaşlarından ayrılmış adama ise
gelip başka şeyler anlatır rüzgâr,
kulaklarını başka şeylere açar onun,
gözlerini başka şeylere açar.

Arkadaşlarımdan ayrıldım bugün,
bu yamaçta, tek başıma,
ırmağa baktım,
bir at gördüm tek başıma
ve tek başıma dinledim
kaybolmuş bir kumrunun sesini.

Rüzgâr yanıma yaklaştı sonra,
yoldan geçen herhangi biri gibi
bana şunları söyledi:
Sonsuzluk
bir ırmak da olabilir sadece,
unutulmuş bir at,
kaybolmuş bir kumrunun sesi.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:43 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

CİZVİT OKULU



1

Gündüzlü öğrencilerdik,
çökmekte olan burjuva ailelerinin çocukları.
Hristiyan yardımseverliği kültür dağıttı bize,
dindarlık, kitapları ve sınıf kapılarını açtı.
Bir gün parasız gömülecekler arasındaydık.
Neden sırmalar işlenmemişti keplerimize, bilmiyorduk,
pantalonlarımızın fitilleri; neden parlak değildi.
Hiç basılı görmedik adlarımızı,
yazı makineleriyle yazılmış gördük,
mavi,
silik.

Gündüzlü öğrencilerdik.


2

Bunca öfkeyi,
bunca tiksintiyi
boşu boşuna harcadık tırnaklarımızı yiyerek
karatahta rakamlarla ağarırken,
kitap sayfaları mürekkep lekeleriyle aşınırken,
bu üzüntüsüz öfke
kare köklerine boş veren denize götürürdü bizi,
kuramlardan,
öğretmenlerden kurtulmuş göğe götürürdü,
ılık kumlara götürürdü,
sıra olur, okula bakarak işerdik.

Gündüzlü öğrencilerdik.


3

Yetenekliydi içimizden bazıları;
bazılarının güzel sesleri vardı;
bazılarının elleri titremezdi,
daireyi bir kerede çizerlerdi deftere,
sınıf takımında kaleci dururlardı,
erkenden kiliseye giderlerdi sabahları,
sonra portakal, erik çalarlardı bahçeden.
İyiysek bu kadar iyiydik işte,
kötüysek, kötülüğümüz bu kadardı.
Ama Claudio,
Juan, Francisco Ponce de Leon, Antonio,
Luis, Pedro Gomez,
bunların babaları toprak ağasıydı,
çiftlikieri, sürüleri vardı hepsinin
uzaklarda.
Onun için bizden kimse
ne güzel sesliydi,
ne yetenekliydi,
ne de daireyi bir kerede çizebilirdi deftere.

Gündüzlü öğrencilerdik.



4

Ah deniz,
niye dolmadın sınıfımıza bir sabah,
bir akşam,
denklemlerin unutulduğu bir saatte,
atlasların kendilerini renkli kartonlar olarak düşündüğü,
hiç yolculuk edemeyen çizgiler olarak düşündüğü bir saatte.
Şimdi,
hiç çare kalmadı artık
(tek çare: bir kurşunun tuzaklar kurması
bir yumruğun içinde)
hiç çare kalmadı ama,
yine de çağırıyorum seni
karatahtaları açık yüreğinle kapla diye,
bizden tiksinen
öfkeli,
karanlık gözlerin ansızın üstlerinde belirdiği
o soylu sıraları ört diye.
Ah deniz,
okulun kapılarına gelip dayanan deniz,
sınıfa girmeyi
nedense hiç aklına getirmeyen deniz.


5

Yılları görüyorum,
eskiden olduğu gibi sırtlarında papaz cübbeleriyle dönüyor
kara korkuluklar şimdi,
su üstünde yüzen ölü balıkları yutmuş domuzlar gibi
lekeli bir iz bırakıyorlar arkalarında kusmuktan, meniden.
Haçlar doluyor içirne,
dualara, şükranlara karışmış zalim öksürük bulutları doluyor,
bir kahve kokusu,
günah çıkaranların ılık ağızlarında çürüyen
kuru bir kahvaltı doluyor.
Bunlar geri gelemez bir daha artık,
bir an için bile olsa, bu kötü düşler,
o ilaçlı gazlar, o dumanlar artık dönemez.
Salyalarla, un çorbalanyla kaplı o çirket helâ artık dönemez.

Dönemez.
İstemiyorum.
Kimsenin böyle geçmesin çocukluğu,
ölümü böyle gelmesin.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:45 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ARACELLI


o kar tanecikleri senin üstüne
üzgün bir meleğin yelkeninden düşmedi.
Yumuşak gözlerin uyanışından kayıp
acı bir yaseminden düştü üstüne.

Tepende pıhtılaşan kuğulardan düşmedi,
Camlara işlenmiş kadırgalardan
Kaçışlarına göz yuman aydan
ve erimiş mermerden düştü üstüne.

Gökyüzünün sunağı, söyle bana,
şafağın mermerinden mi yapmışlar seni,
melek tüylerinden mi, yaseminden mi?

Fildişi doğmuşsun, fildişi öleceksin,
altın bahçelere atmışlar tohumunu,
yeşil köpüklü göl bahçelerine.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:47 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İYİ MELEK


Yılın birinde, ben uyurken,
ummadığım biri geldi,
geldi pencereme dikildi.

«Uyan! Uyan!» Ansızın
tüyler ve kılıçlar gördüm.

Arkada dağlar, denizler,
bulutlar, tepeler, kanatlar,
alacakaranlıklar.

«Ona bak, ordakine,
düşleyecek bir şeyi yok.»

«Ah tutku, katı mermer,
katı ışıklar, sular,
kabaran suları içimin.»

«Uyan,» dedi biri.
Senin olduğun yerde buldum kendimi.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Pzr Oca 20, 2008 1:48 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ALINYAZISIZ MELEĞİN ŞARKISI


O giden sensin
sensin beni taşıyan,
beni bırakan o deniz

Dalgada ara beni

o sonsuz olan sensin:
gölgelerin ardında
o yanıp sönen rüzgâr.

Karda ara beni.

O bilinmeyen sensin:
kimseyle konuşmayan
o kıpırtılı toprak.

Rüzgârda ara beni.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Şairler ve Şiirleri Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2  Sonraki
1. sayfa (Toplam 2 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke