Uzun bir çizgi boyunca yürümeyi hiç beceremedik. Hep en kuytu, en izbe yollarında tenekeledik hayatı. Bu yüzdendi işte ellerimizdeki kömür rengi karalar. Ana caddenin ışıltılı hanımlarına basitliklerini küçümseyerek baktık.
Med-cezirler koptu. Ve hep en derin yaraları birbirimizin ruhunda biz açtık.
En yakınımdın en yakından kanattın.
Durdurmak için kanamayı hep noktalar koymak istedim. Sense virgüle çevirdin tüm cümle bitimlerimi. İşte o kan kaybıyla devam ettik yola. Ellerimiz kir pas içinde, yüzümüzse karanlığa inat, kan kaybından mıdır bilmem bembeyaz…
Kaç sene yuvarlandık bilmem. Kimi zaman aşkın dibine vurduk, sevdanın gözünü ağlattık, kimi zaman çöpten bulduğumuz umut kırıntılarıyla beslendik. Ve hiç başımızı kaldırmadığımızdan göremedik batan güneşi…
Sonra ellerini bir şadırvanda yıkayıp, benim yapma diyen gözlerime aldırmadan sende ana caddenin uslu hanımefendisi oluverdin.
Ve şimdi öyle bir nokta koydun ki ne ileri ne geri gidebiliyorum. Noktanda boğuluyorum sevgili…
En son pandif tarafından Pts Arl 31, 2007 3:12 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Küçükken ayaklarımı ısıtan pandiflerim vardı. Kırmızıydı, ayıcıkları vardı üstünde. Çorap giymesem de annem ilk iş onları giydirirdi. Çıkarmayayım diye de sımsıkı bağlardı bağcıklarını.
Bense betonun soğuğuna, sobanın sıcağına yalınayak basmayı severdim. Çıplak ellerimle kavradığım yaralar gibi hayatı da çıplak yaşadım.
İşte dedim ya küçükken ayağımı ısıtan pandiflerim vardı. Sonra büyüyünce sıktılar ayaklarımı. Bilmem ne zaman annem sobada onları yaktı. Ben sevinirken çıplak ayaklarıma onlar ateşte kayboldular.
Üşürdü ayaklarım. Hiç sevmediğim çoraplarda sevmedi ayaklarımı; ısıtmadılar.
Sonra seni buldular. Yeni pandifim oldun. Kırmızı değil aksine yeşildin. Ayıcıkların da yoktu senin. İçin yünlü de değildi ama kimse senin kadar ısıtamadı işte.
Şimdi gittin. Yanmadın da diğer pandiflerim gibi. Sadece bir gün gittin.Ve ben yine o yalınayaklarımla bu sefer betona değil basıyorum karlara.
Bütün yanlışları bilerek ve isteyerek dosdoğru görüyorum...İnanıyorum....aşığım..
Yıllarca beklesem de kavuşabilmek için, yada hiç kavuşamayacak olduğumu bildiğim halde, ne bekliyorum, ne de umut ediyorum..varlığıyla avunuyorum...Aşığım...
Bir sözüyle, ellerim titriyor, hani derler ya "İçim cız ediyor",gözlerim yaşarıyor, çağıldayan bir ırmağın tüm vücudumda baştan ayağa gezdiğini hissediyorum...Aşığım....
herşeyi yapabilecek kadar cesaretliyim.Aşık olabildiysem, ne olabilir ki yapamayacağım diyecek kadar cesaretliyim...Ama yaparak zarar vermeyecek kadar da aşığım...
Yaşıyorum, iliklerime kadar...
"İki rayı gibiyiz
bir tren yolunun.
Yakın olması neyi değiştirir,
son İstasyonun"
bunu da bilerek, aşığım.....
ve gerçekten, yaşamak şanslı işi...aşığım, şanslıyım
tam iki yıl geçti seninle tanışalı bir kere baksaydın gözlerime bir kere sevdiğini bilseydim...O AN MUTLU ÖLSEYDİM..BÜTÜN ÖMRÜMÜ O ANLA DEĞİŞSEYDİM..hiçbirşey beni bu kadar mutlu edemezdi..bir yarasın içimde ömür boyu kanayacak..hep bekleyeceğim, geleceksin ve seveceksin diye, merak etme sana hiç söylemeyecek seni hiç rahatsız etmeyeceğim..ama hep hayallerimde hep rüyalarımda olacaksın.seni düşümeden nefes alamam ..hayatımda birtek senin için yaşayacak senin için öleceğim. Bir resmin var onunla hayallere gideceğim. Sen bilmesende görmesende bu fani dünyada kendimden çok seveceğim seni aşkım sen bu dünyada tek gerçeğim......
Tarih: Sal Şub 05, 2008 1:10 am Mesaj konusu: ben senin..
Ben senin, birlikte yaşlanabilecek kadar bana güvenmeni sevdim...
Yaratıcılığımı yıpratan kuşkularını.
İçkime zehir katıp, bardağı senin içmeni.
Hayata kazan kaldırmanı.
Sevgiyi ifade etme zorluğunu.
Ağaç gibi ayakta duruşunu, kuruşu kuruşuna yaptığın hesapları sevdim.
Ben senin giderken, kapıları dönüşüne açık bırakmanı...
Gülüşüne kattığın hınzırlığı.
Kurabiye tarifine beni katmanı.
Alttan almayı beceremeyen üstünlüğünü.
Her başlayışında "Bu son" deyişini, beni toplarken gösterdiğin sabrı, odamı toplarken göstermeyişini sevdim.
Ben senin, gençliğinden çaldığın fotoğraflarla, bana yakalanmanı sevdim.
Anıların tavan arasında gezintiye çıktığımızda, eski defterleri karıştırmanı.
Beni hatıralarla barıştırırken, usulca darılmanı.
Hıdrellez akşamları karınca duasına çıkmanı...
Seyahate çıkarken arkamdan döktüğün yarım bardak suyu...
Yanağıma kondurduğun peşin öpücüğün, kredi kartının taksiti olduğunu inkar etmeyişini sevdim.
Ben senin, iğneyi ipliğe geçiremeyen ihtiyarlığını sevdim.
Koltuk kumaşlarının deseninde gösterdiğin inadı, tatile gitmek için göstermeyişini.
Konuştuğun herkese beni anlatmanı.
Gergin olduğumda, hata üstüne hata yapmanı.
Dünyanın anasını satmanı...
Mal varlığına beni katmamanı sevdim.
Ben senin, ölümden sonraki hayata beni çağırmanı...
Ben senin, her sabah beni yeniden doğurmanı sevdim
Ben senin her yaz sonunda, saatini gelecek yazın hayallerine kurmanı sevdim.
Tezgahlardaki balıklara dokunurken, balık tutmaktaki acemiliğimi yüzüme vurmanı...
Adres sormanı gurbet kuşlarına...
Ben senin, dostların için güneşi bile ikiye bölmeni...
Yetim bir çocuk hüznü taşıyan düşlerini...
Ben senin, bana uyandığın sabahlardaki mahmur gülüşlerini sevdim.
Ben senin, mevsim normallerinin üzerine çıktığımda, alttan almanı sevdim.
Her sonbaharda hüznü rafa kaldırmanı.
Altyazılı filmlerde yakaladığın tercüme hatalarını...
Uzun yaşamaya hazırlıklı olup, gazetelerdeki ölüm ilanlarında yaşıtlarını arayan telaşını.
Yazını, kışını...
Ben senin, üç günlük hasretimde bile kıyameti koparışını sevdim...
Ben senin, bozuk ampulleri değiştirirken, ayaklarının altına tahta koyup beni tutmanı sevdim.
Kin tutmamanı...
Tanıştığımız günün tüm ayrıntılarını dün gibi hatırlamanı.
Bir sigara yakıp arkana yaslandığın zaman, dünyanın çırasını yakmanı.
Ben senin sokak köpeklerinin gözlerine bakarken, içten içe ağlamanı sevdim.
Ben senin aşkı eskitmeyen yeniliklerini sevdim.
Tahta kaşıkların üzerine yazdığın şiirleri.
Yarım bıraktığın tahsilini.
Yeni tanıdığın insanlar için yaptığın karakter tahlilini...
Hayal kapılarımı kıran gerçeklerini...
Ben senin, ağzına yakışan, yakası açılmadık küfürlerini sevdim.
Ben senin benimle aynı darağacında ölmeyi göze alışını.
Ben senin, ardımdan bakarken, yoksul bakışını sevdim
Ben senin, ateşler içinde yanarken, içindeki yangını gözlerinden düşen damlalarla söndürmeni sevdim.
Çocukluğundan kalan büyülü masalları, kendi gerçeklerine döndürmeni.
Dünyanın başını döndüren hayal gücünü.
Dışa vuran içgüdülerini.
Dünyadaki bütün çocukları merak eden anne duruşunu.
Ben senin, kuruşu kuruşuna vergisini ödediğin acılarını sevdim.
Ben senin siyah beyaz fotoğraflardaki renkli bakışlarını sevdim.
Çiçeksiz balkonlara bakıp iç çekmeni, şarkılardan fal tutmanı, kendini unutmanı Muhayyer Kürdi şarkılarda.
Gözlerinden geçen gemileri benden saklamanı.
Karanfil perisi halini, sana düşmanlık edenlere bile...
Yaz gelince mutfaktan elini eteğini çekmeni.
Ben senin her akşam yemek sofrasında şükretmeni sevdim.
Ben senin susmakla konuşmak arasındaki dalgınlığını sevdim.
Haykıran martılara simit atarken, kendini uçurumlara atma çılgınlığını.
Mağazaları seyretmek için çıktığımız gezintilerindeki tüketici yanını.
Mendil satan çocukların kulaklarına fısıldadığın masum sırlarını.
Ben senin gönül verdiğin takım maç kaybettiğinde, intihar mektubu yazmanı sevdim.
Ben senin ağaran saçlarına aldırmadan, mevsimlerin peşinden koşmanı sevdim.
Kahve fallarında "Bana yol çıktı" diye, seyahate çıkmak için yarattığın bahaneleri.
Üşüyen yanını açığa çıkarmanı gece resimlerinde.
Ben senin kısık sesle başladığın şarkıları, haykıran nağmelerle bitirmeni.
Her doğum gününde yaptığın zafer işaretini.
Günde 24 saat kesintiye uğramayan hasretini...
Ben senin kelebek nefretini sevdim.
Ben seni başkalarına benzemediğin için sevdim.
Bana benzediğin için...
Ben senin kahve fallarında, felaket uykusuna yatan hallerini sevdim.
Pencere kenarındaki çiçekleri sularken, gözlerindeki ıslak yalnızlığı.
Geç kaldığım akşamlarda, cevabını verdiğim anda, beni yeni sorularla karşılamanı.
Kadınsı surlarını.
Ben senin, sahiplendiğim kusurlarını sevdim.
Ben senin, kendine kilitlendiğinde anahtarı paspasın altına bırakmanı sevdim.
Her sinema çıkışında, hırkanı koltukta unutmanı...
Araba kullanırken sigara yakmanı.
İtiraz hakkımı kullandığımda, gemileri yakmanı...
Giderken ardımdan yağmur gibi bakmanı sevdim.
Ben senin çocukluğuna yazdığın mektuplarının içinden kuş çıkartmanı sevdim.
Servis otobüslerindeki çocuklara dil çıkartmanı.
Yüreğinde pankart açmanı, her türlü haksızlıklara.
Ben senin namus kokan düşlerini dokumanı..
Bir kitap gibi beni okumanı sevdim.
Ben senin en acı gerçeklerin içinde bile, hayallere dalışını sevdim...
Yüzündeki sonsuz mutluluğa inat, hüzünlere hamile kalışını...
Hastalık muamelesi yapışını, sivilcelerine bile...
Ben senin, benden firar ederken, menzilimden çıkmayışını sevdim.
Ben senin, her yemekten sonra, "Eyvah kilo aldım" korkusuyla kendini tartılara taşımanı...
Kalan yemekleri deniz kenarındaki martılara taşımanı sevdim.
Unutkan pozlarını, özel günlerdeki...
Sol yanımdaki sıcaklığını.
İliklerine işleyen merhametini...
Ben senin ölüme giderken bile dublör kullanmayan cesaretini sevdim.
Ben senin gözlerindeki sisi..
Ben seninle, sana benzeyen herkesi sevdim.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız