Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama

Google


Online üyeler
Şu an sitemizde, 159 Üye Adayı ve 7 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos
 Reklam Edilen Ve Ötesi

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Köylü kimdir?


Köylü kimdir?
Sayfa Önceki  1, 2
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Sosyoloji
Yazar Mesaj
YAZARIM
Yazar


Kayıt: Mar 13, 2007
Mesajlar: 1180
Nereden: TAŞLITARLA

MesajTarih: Pzr Oca 06, 2008 10:51 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Şehirliye odaklanamayız. Konumuz köylü tanımıdır.
Benim yaptığım tanımlar; (en büyük köy benim köyüm olan) İstanbul' daki köylü tanımlarıdır.

***

Şehirlilerin mallarını yağmalayarak, yıkarak canlarını alarak komşu memlelekete zorla göç ettirdik. Şehirli mi kaldı memlekette? Koskocaman bir köyüz ve köylüyüz. Köylü olmayı red ediyorum. AMA toprağını, sabanını, ekinini, malını bırakmayan köylünün önünde eğilirim.

Önyargılarla bu iş olmaz mhmt.

***

Bu memlekette öyle şehir hanımefendileri ve beyefendileri var ki, bir ikisinle tanışsanız ''istilacı ve yağmacı'' köylülere nefretiniz perçinleşir...

Benim köyüm İstanbul. Köyümü severim ama İstanbul'u.
Başa dön
mhmt
Yazar


Kayıt: Oct 24, 2007
Mesajlar: 221
Nereden: Denizin Kıyısından

MesajTarih: Pzr Oca 06, 2008 11:11 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ben yeterince tanıdığıma inanıyorum YAZARIM. Bundan ötesi lüzumsuz ve gereksiz çünkü tanıdıklarımın içinde farklı olan hiçbir şehir beyefendisi yada hanımefendisi yoktu...

Evet önyargılıyım başından beri 5 yıldır bu tür konulara eğiliyorum ve 5 yıldır ön yargımın hiçbir zaman yersiz olduğunu görmedim.
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr Oca 06, 2008 11:52 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Tanışalım o halde...

Köyde doğdum, hastane kaydım yok, hangi saatte doğduğumu rahmetli annem bile hatırlamadığından yükselen burcumu bilme şansım da yok. Sabanı, tarlası olmasa da babamın kendi emeğiyle okutup büyüttüğü evlatları var çok şükür, üçü kaldı ben gurbete çıktım. Köyün İstanbul'un ekmeğini yedim, İstanbul'un da benim emeğimi yedi. Karşılıksız hiçbir şeyin var olmadığını burada öğrendim, varoşları, itilmişleri, serserileri, şarapçıları da burada öğrendim, param biterse İstanbul'un beni çiğneyip geçeceğini de öyle. Ben geldiğim de İstanbul top yekün şehirdi, öncesini, sonrasını, önceden gelenlerin sonrakilere bakışını da burada öğrendim.

Benden önce buraya gelenlerin para ile münasebetleri beni rahatsız etti, Etiler'de parkta yattım, Topkapı'da aç gezdim, Kadıköy'de dayak yedim, gıkım çıkmadı. Sonrasında okul ve askerlik sonrası Acıbadem ve Maltepe'de iki büyük süper market inşaatında çalıştım, Zekeriyaköy'de elektrikçilik, Avcılar'da matbaa işinde çalıştım, Çatalca'da nikahım kıyıldı, hanım doğma büyüme İstanbul'lu. Şimdi kıyısında yaşıyorum ama bunca yıla rağmen hala İstanbul'luyum demiyorum.

İşte bir önceki mesajımda şehirli derken saydığım isimler sadece bir aldatmaca. Şehir onlardan ibaret değil elbette, ne güzeldir ki içlerinde pek çok hanımefendi ve beyefendiyi barındırır, ki tanışalım o halde başlık yazısı da sadece buna göndermedir.

Köylü diye tanımlama koydunuz ortaya ve ben sırf bu isim nedeniyle kendimi oraya ait hissediyorum ve siz bunun üzerine yüzlerce yafta yerleştiriyorsunuz sonrasında. Ben bunları üstlenmek zorunda mıyım? Ve böyle tanımlanmak? Nasıl ki şehir üstte saydığım bir kaç isimden ibaret değilse, köylü ve İstanbul'a sonradan gelen bizim gibi köylülerde bir kaç isimden ve davranış kalıbından öte bir karmaşayız.

Şehri ele almayalım, ama adını koyalım, kimsenin elinden ekmeğini, oturduğu evini de almadık çok şükür. Eşşek yüküyle kira veriyorum hem dükkana hem eve. Bedelini ödemediğim hiçbir mal varlığım da yok. Benden gidenlerin hesabını bile sormuyorum. Ama sadece şehirde ki köylüyü ele alacaksak eğer o benim işte. Şükrü Erbaş'a göre öldürülecek kişi. Anlattığı hiçbir davranış kalıbıyla alakam yok ama olsun öldürüleceksek de yine biz ölelim, yalnız güçleri yetmez haberleri olsun kendileri, oturup masa başında .sturukdan şiir yazmaya benzemez kavga dövüş işleri...

Bir de askerlik hatırası;

Postam Fatih, Mersin'in bir köyünden ama Mardin'e gelene kadar dışarı yüzü görmemiş köyünden başka. Şimdi İbrahim Kutluay askerden kaçmak için Yunanistan'a gidiyor ya onun öyle bir şansı hiç olmamış. Bir gece nöbette uyurken yakaladım, çok kötü bir durum, azarladım biraz, toparlandı, kızardı, ezildi, büzüldü ve hemen demliğe su koyup demli Arap çayına vererek kendini bütün geceyi uykusuz geçirdi doksan dokuzun o soğuk aralık ayında. Diyeceksin niye? Biraz da Reina'da eğlence devam etsin diye, Limuzinler Çırağan Sarayı'na park etsin diye, borsa da Arçelik hisse senedi değer kazansın diye, Zeki Demirkubuz küfürlü bir film daha çeksin diye, Nil Karaibrahimgil Bodrum'da konser versin diye, vesaire vesaire...

Sırf bu yüzden bile olsa Fatih İstanbul'a geldiği vakit bir bardak çayı haketmez mi? Etmez, çünkü köylüdür, az bir müddet sonra canavar olup İstiklal caddesinde şehri tehdit edecektir nasılsa...
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 549

MesajTarih: Pts Oca 07, 2008 12:59 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yazarım demiş ki:
AlıntıNeutral
Benim yaptığım tanımlar; (en büyük köy benim köyüm olan) İstanbul' da ki köylü tanımlarıdır.


Başlı başına köylü tanımı, İstanbul'daki köylü tanımından çok başka bir şeydir kanımca. Bir süreden sonra köyde yaşamını idame ettiremeyen, yaşam için yeni bir damar arayan insanların büyük şehirlere göçü sebebiyle ortaya çıkan sonuç, ne köylüleri ne de şehirlileri memnun eden bir durum doğurdu.

Köyden büyük şehirlere göç edenler ne şehir hayatına tam ayak uydurabildiler ne de şehirde köylerini yaşayabildiler. Bu her iki taraf için de memnuniyetsiz bir duruma dönüştü. Çünkü köyden şehre gelenler, yaşam tarzlarını değiştirmeden ve belki de değiştirme gereği duymadan şehir hayatına köy manzarası sıkıştırmaya çalıştılar.

Ama şehirliler, köylülerin kendi yaşam tarzlarını bırakmalarını, köylülükten şehirliye dönüşmelerini arzuladı. Her iki tarafın da kendince haklı sebepleri vardı. Sonradan gelen öncekilerin yaşam tarzını fotokopi edip üzerine giymeliydi. Aksi taktirde, sevimsiz bakışların odağı haline gelmesi kaçınılmaz olacaktı.

Köyü şehre taşımak ne kadar mümkündür ve şehri köy olmaktan kurtarmak… Bence köylüyü yaşamak köyde güzeldir, şehre taşındı mı zaten “köylüyüm” demek çocukluk anılarıyla sınırlı kalır. Ben de köyde doğdum, büyüdüm. Ama ne vakit şehir yolu göründü o zaman, ben köylüyüm ama şehir hayatına adapte olmaktan başka şansım yok, dedim.

Şimdi “ben köylüyüm” dediğimiz halde, hangimiz köyde yaptıklarımızı şehre taşımaktan hoşnut kalırız. Hangimiz köyümüzü şehre monte etmek isteriz ki… Veya tam tersi şehir hayatı bir köyün neresine yakışır ki…
Başa dön
kukulkan
Yazar


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 850

MesajTarih: Pts Oca 07, 2008 2:51 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yanlış bir tartışma sürüp gidiyor. Şehirli ve köylü diye iki ayrı kategorinin olması, bunların birbirlerinin karşıtı olduğunu değil, birbirlerinden farklı olduklarını gösterir. Köylülük ve şehirlilik nesnel ve toplumsal tanımlardır ve bu tür tanımlar iyi ya da kötü olarak nitelenemezler. Dolayısıyla ne şehirli olmak ne de köylü olmak doğal olarak iyidir ya da kötüdür diyemeyiz, dahası böyle bir iddia saçma ve gülünç olur.
Şükrü Erbaş’ın şiiri kasıtlı olarak yanlış okunuyor. Erbaş, şiirinde köylülüğün öteki yüzünü ortaya koyuyor. Ayın bir de karanlık yüzü olduğu gibi köylünün de böyle bir karanlık yüzü vardır. Bu yüzü görmeyen, köylüler asla böyle yapmaz, düşünmez diyen köylü görmemiştir, köylüyü tanımıyordur ya da yalan söylüyordur. Aynı bağlamda şehirlileri neden öldürmeliyiz diye de bir şiir yazılabilirdi. O zaman övülecek miydi şair? Köylü tamamıyla bir çirkinlik, kötülük, gerilik vs toplamı olmadığı gibi peygamber de değildir. Kalabalıkta sarkıntılık yapan kişi ille de köylüdür demek ne kadar yanlışsa, köylüler asla böyle bir şey yapmaz demek de o kadar gerçek dışıdır. Bir kızın kaçırılıp (ki yaşları 14-15 e dek düşen) 10-15 erkek tarafından tecavüz edildiği olaylar köylerde şehirlere göre çok daha sık olur. Köy kahvesinde porno film seyreden, aynı kahveye gelen yabancıya çay ısmarlayan, ağacındaki meyveyi karşılık beklemeden bağışlayan, sofrasını herkese açan, köpeği köpeğine saldırdı diye, koyunu tarlasındaki otu yedi diye adam öldüren, çocuğunu okula göndermeyip ekin parasını pavyonlarda harcayan, askerliği Muhammed Ocağı olarak gören, tarlada ibadet eder gibi usanmadan çalışan, üfürükçülerden, cinci hocalardan medet uman aynı köylüdür.
Köylü, içinde bulunduğu çevre ve yaşam koşullarından dolayı şehirliden farklıdır, farklı düşünür, farklı yaşar, farklı özelliklere sahiptir. Düşündüklerinin, eylediklerinin bir kısmı iyidir, bir kısmı kötüdür. Bunun böyle olması da doğaldır. Başlık altındaki mesajları okudum, hemen kimsenin köy olgusuna nesnel bakmaya çalışmadığını gördüm. Köyü büyük şehirlere göçmüş, varoşlara tıkılmış, sınıfdışı kalmış, şehirle bütünleşememiş, bu arada köylü değerlerini de yitirmiş toplumsal kesimlerle okuyamayız. Köyü, ben de köylüyüm romantizmiyle, köy yitirilmiş cennettir ütopyasıyla da okuyamayız. Dahası var, imgelemimizdeki köyün gerçekte artık olmadığını, köyün de ekonomik-toplumsal ilişkilerin her yere nüfuz eden yoğunluğuyla çoktan değişmeye başladığını ve üstelik bu değişimin olumsuz yönde olduğunu da görmek zorundayız.
Şehirlerin birer büyük köy haline geldiği doğrudur. Kente göç eden köylülerin kent kültürüne uyum sağlamasından daha hızlı ve güçlü bir süreçle kentleri köye benzettikleri, kökenine yabancılaşmış, yoz bir kültürün taşıyıcısı ve yayıcısı oldukları da doğrudur. Öte yandan köyden gelenlerin kentin acımasız, bireyci, toplumsal bağları parçalayan, aileyi tehdit eden, manevi değerleri küçümseyen kente karşı bir direnme refleksiyle dayanışmacı, özgeci, içine kapanık, tutucu bir tutum geliştirmeye çalıştıkları da doğrudur.
Kentleşme süreci tüm dünyada hız kesmeden sürüyor, ülkemizde de. Kentleşme oranı %70 leri buldu. Nüfusun ezici bir bölümü şehirlerde yaşıyor. İçinde yaşadığımız kentler nasıl, nasıl olacak, nasıl olmalı? Sonuçta çoğumuz şehirlerde yaşıyoruz. Köylüyüm, köylüyüz desek de şehirliyiz, şehirlerde yaşıyoruz. Bu forumda olan kimsenin şu an köyde yaşadığını sanmıyorum. Yine kimsenin bir köylü gibi yaşadığını da düşündüğünü de sanmıyorum. Dinlenesi parçalar başlığına yollanan şarkılara bakın, hangisini köylüler dinliyor? Karakutuda yadsınamaz bir kent kültürü var. Bu nedenle köylü-şehirli, köyü seven-sevmeyen vb ayrımları yapay ve inandırıcı olmaktan uzak buluyorum.
Köyden kentten konuşulacaksa, klişelerden, kalıplardan uzak, kategorize etmeden konuşulmalı. Ne köy eskiden bildiğimiz, sevdiğimiz köy, ne de kent. Kentlerimiz de köylerimiz de, kentlimiz de köylümüz de değişti. Ne köy bu dünyadaki cennettir ne de kent. Kentin de köyün de, kentlinin de köylünün de farklı, iyi ve kötü yanları var. Kentin köyle buluşması ne kentin olumlu özelliklerini köyden gelenlere aktarabildi, ne köyden gelen olumlu değerler korunabildi ve kente aktarıldı. Ortaya ucube bir kent-köy melezi insan tipi çıktı. Sorun bu. Kentlerde yaşayan insanların çoğu ne köylü ne de kentli olarak nitelenemeyecek vasıfta bir değişik topluluk ve bu topluluğun yeni, eklektik, pragmatik, yoz, kısır kültürü egemen kültür oldu. Ankaralı Namık ve Tarkan, Seda Sayan ve popstar alaturka yıldızları kentlilerin de köylülerin de ortak idolleri. Köyden kentten konuşurken artık yeni şeyler konuşmak lazım.
Başa dön
kukulkan
Yazar


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 850

MesajTarih: Pts Oca 07, 2008 3:46 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Zorunlu bir dipnot= Bir şeyleri değiştirmemesi gerekir aslında ama merak ediliyorsa ben de köy kökenliyim, babam bir Yörük köyünde keçi çobanlığı yaparken memur olup şehirle tanışmış. Babam köy ve kentin örnek ve güzel bir sentezidir. Köylülük de, kentlilik de ona yakışır ve iki kimliğini de kavgasız ve aynı doğallıkla taşır. Yaz tatillerimi yıllar boyu köyde geçirdim. Köyü, köylüleri bilirim. Mesleğimde onbinlerce köylüyle tanıştım.. Köyümün adetlerini, kendine has dilini, türkülerini bilirim ve severim. keçi de güttüm, tarlada da çalıştım, toprakta yatıp uyudum. Bunlar benim için güzeldi, o kadar, başkasının kınaması ya da övmesi de anlamsız. Köy kökenli olmak da, kentte büyümek, yaşamak da benim için ne utanılacak ne de gurur duyulacak şeyler. İnsanları köylü ve şehirli diye değil, adam mı, değil mi diye ayırırım.

Bir de tek bir şiire bakarak bir şairi yargılamayı da anlamıyorum. Sanki eleştirenler Erbaş'ın tüm şiirlerini okumuş, onu tümüyle tanıyormuş da o yüzden eleştiriyorlar. Pekiyi, aşağıdaki alıntıda sözü edilen İsmet Özel'in de aynı eleştirileri alması gerekmez mi, dürüstlük adına?

AlıntıNeutral
Neyse, zaten istesem de Şükrü Erbaş kadar acımasız olamam bu konuda:) Ama madem İsmet Özel’den alıntı yapmışsınız, benim de aklıma hemen şu şiiri geldi,


Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Bu sorunun karşılığını bulamıyorum
içinden çıkılmaz bir olay, ama önemsiz
köylüleri öldürmesek de olur
hatta onların kalın suratlarını
görmezlikten gelebiliriz
yapılacak çok şey var daha
sözgelimi ben, kendim
hiç hayıt ağacı görmemişim
görmeden ölürüm diye korkum da yok
değil mi ki albatrosu Baudelaire'den
Yves Bonnefoy'dan semenderi öğrendim
bir gün bakarsınız
şu güzelim bilgiç beynimi kırıp
teneşir tahtası olarak kullanabilirim.

Akla Karşı Tezler


Şükrü Erbaş'ın başka şiirleri de var:

...
o zamanlar gökyüzü biçilmiş buğday kokardı
çiğnenmiş üzüm mısır püskülü bostan yaprağı
toprak kokardı insan emeğiyle yoğrulmuş
rüzgar serin sesli konuğuydu evlerin
bulutlardan ağaçlardan saçlardan süzülen
bir dirim duygusuyla doldururdu odaları
yağmur ikinci adıydı akşamların
günün yorgunluğu üzerine dökülen
bir düş inceliğinde akardı sular arklarda
dilde uzaklık türküleri tutuşturarak
insanlar bir soru imi gibi girip çıkarlardı geçmişin dar kapılarından
alın teri umut ve kaygıdan örülü
mutluluk toprağın ve güneşin eline bakardı
o zamanlar dünya küçüktü ve insanlar
kardeşlik kokardı yardım duygularıyla
paylaşmak bir sevinci ya da güçlüğü
bir karşı koyuş biçimiydi hayata
birbirine benzerdi evler, toprak dam
beslenen hayvan, çocuk sayısı, daracık camlar...
bir sır gibi gizlenirdi güzellik, büyüdükçe kızlar
erkekler şapkalarının siperinde geçerlerdi sokaklardan
aynı yalın dili konuşurdu yaşlılarla çocuklar
dingin bir gölle bir akarsuyun dostluğunda
sevgi bir düş gülüydü bitişik avlulkarda
sessizce serpilen, bunalmış ve utangaç
evlilikle koklanırdı ancak ve solardı daha ilk yaz

birbirine benzerdi mevsimlerin bahçelere getirdiği renk
evlere getirdiği telaş, sevinç, keder
yaşamak ağır bir suydu, zamanın
ve toprağın derin ırmağında
sürükleyerek bir nice hayatı ince kıvrımlarında
akar, akardı

bulutlara çobanlık ederdim ben o zamanlar
önümde türkü meleyen bir kuzu sürüsü
yüreğim duygu öğüten bir düş değirmeniydi
dilimde sulardan ve serçelerden bir ince ıslık
yükleyip götürürdüm gökyüzünü kirpiklerime
ayla sürerdi geceleri güneşle başlayan yolculuğum
bir giz gibi alırdı aklımı ufukların ardı
konup kalktıkça her mevsim hareketsiz ülkeme
içimdeki boşluğu biçimlerdi kanatları göçmen kuşların
uzak kentler, büyük sular, adını bile bilmediğim
ırmakların ve yolların haritasını çizerdim toprağa
bir de masallar... bir de türküler
insan yüreğinin dünyaları yıkayan
o sevgi sağanakları, duygu güzellikleri
eli hiç eksilmezdi alnımdan söz rüzgarlarının

sonra kerpiç duvarların ardı
lambalardan büyük karanlık
günboyu kavrulan toprak güneşte
uykuların bile alamadığı yorgunluk
...
Başa dön
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2697

MesajTarih: Pts Oca 07, 2008 4:51 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sayın Kukulkan, düşüncelerime tercüman olmuşsunuz, bunun için teşekkür ediyorum bir de konuyu geniş bir perspektifte ve benim yazmayı beceremiyeceğim güzellikte anlatmışsınız tebrik ederim.

Kentbilim terminolojisinde kentlileşme kavramı vardır. İlk başta kente özgü davranmak gibi algılansa da işin içine operaya gitmek, kentli gibi giyinmek, yiyip içmek, eğlenmek gibi pek çok davranış ve tutum geliştirmeye yönelik cümleleri içine aldığında kentlileşme kavramının içi boşalır. Akültüratif bir kavram olur. Kentlileşme kente ve kent kültürüne sahip çıkmaktır. Ama bu sadece sosyal yaşama endeksli bir tanımlama olursa eksik ve de hatalı olur. Siyasal katılım, yerel demokrasi, ekonomik faaliyetlere katılım, dışsal maliyet yaratmamak, gayrisafi milli hasıladan asalakça pay almamak, kent planlamasının önünü cebri ve hukuki veya egemen güç odaklarıyla tıkamamak, vandallaşmamak, arsa spekülasyonu yapmamak, mezarlıkları da ağaçları da anıtları da kıyıları da korumak, balkonları depoya ve çamaşırhaneye çevirmemek, gavur dilinde tabela asmamak, pazarda etiketleri tezgahın görünür yerine koymak, kar yağınca kapısının önünü kürümek, bağırış çığırış sokak düğünleri yapmamak, hastahanede postahanede bankolarda sarıkuşların müstehzi boyalı dudaklı kısık seslerine mecbur olmamak, otobüste bir sübyana çimdik atana müdahele etmekyi görev bilmek, bundan kaçınmamak vb pek çok cümle kentlileşmenin içinde yer alır. Ayrıca kentleri köye çevirmemek diye de bir cümle ekleyebiliriz pekala. Hatta ben biraz daha acımasızım kentlere vize uygulamasından yanayım ve imar aflarına da karşıyım. Bütün bu cümlelerin muhatabı anlaşılacağı üzere asla köylüler değildir.

Kentlileşmek pozitif anlamlar içeren bir kavram olmakla birlikte karşısına köylüleşmek diye bir kavramı artık oturtamayız. Kukulkan'ın da belirttiği gibi sosyal ve ekonomik açıdan büyük bir transformasyon çoktan hayata geçmiştir. Kadın üretici hayvan besiciliğinden çekilmekte, köylerde sürüyü güdecek çoban bile bulunamamakta, makinalaşma Marshall Yardımı'ndan beri çoktan gizli işsizi şehre havale etmiş, büyük şehirde boğulmaya gönüllüler şehirde çocuklarını okutur olmuştur. İnanır mısınız köylü ekmeğini artık kasabadan ilçeden alır gelir olmuştur. Demokrasi anlayışlarında ise birincil menfaatlerini kollamak belki de hala kurnazlıklarını kolladıkları içindir.

Elbette kente sorunlarıyla gelen köylüler kente büyük yükler getirmiştir ama ya kentten aldıkları yaralar? Bedel ödemişlerdir.

İnsanları kentli veya köylü olarak tasnif etmek yerine bunların birbirlerine muhtaç yönlerini görünür kılmak ve birey olma bilincini geliştirmek, toplum halinde yaşamanın öğretisine destek vermek ve paylaşmak sosyal bir zeminde gerekli buluşmadır.






i
Başa dön
sabandal
Yazar


Kayıt: Jun 25, 2006
Mesajlar: 618

MesajTarih: Pts Oca 07, 2008 7:43 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Köylü dedik ve devamında köyden kente göç olgusu ile devam edelim. Benim bu konuda en büyük referansım; üstad Ö.LÜTFİ AKAD'ın üçlemesi bence sinema başyapıtları olan ; DİYET- DÜĞÜN- GELİN filmleridir. Köyden şehre göçün anlatımı ve açılımları üzerine düşünmeye sevk eden hikayelerdir. İzlemeyenlerin izlemesini isterim. Bu arada mevzunun mecrasından sapmaması için bu mevzuda beraberce suçlamadan , peşin hüküm koymadan ve de kırmadan , dökmeden seslice düşünelim. Aslında göreceğiz ki; aynı paralelde, çözüm önerilerine sahibiz. Ama uygulayıcılardan ne haber. "Maymun gözünü açtı" deyimin tam da zamanı. Rahmetli B. Rahmi Trabzonda, meydan'dan, uzunsokağa giderken kalabalığı görünce; eyvah! bu köylülerin bir daha geri dönmesi mümkün olmayacak , şehir suyunu içerek" zehirlendiler" demiş. Şimdiki çözüm önerilerinin çok cazip olması gerek.
Başa dön
Yagmurca
Yazar


Kayıt: Jun 15, 2005
Mesajlar: 160
Nereden: Afyonkarahisar

MesajTarih: Cmt Oca 12, 2008 8:52 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Konumuz ile ilgili okunmaya değer bir yazı...

KÖY VE KÖYLÜLÜK ÜZERİNE

Ülkemizin en önemli sosyo-ekonomik sorunlarından biri, köy ve “köylülük”tür. Köylülük sözlükte köylü olma, köyde yaşama hali, köylülere has davranışlar anlamına gelmektedir.Mecazi manada ise köylülük, kabalık, kapalılık, şehirli ve uygar olmama ve görgüsüzlük demektir. Oysa, içine kapalı, durgun ve medeniyetten uzak bir köylülük, sağlıklı bir yaşam şekli değildir.

Köylülük, bir taraftan unutulmuşluk, kenarda kalmışlık, geri kalmışlık, kentleşememişlik, “şehirleşememe”, şehirli olamama, eğitimsizlik, kaderine terkedilmişlik ve fakirlik; diğer taraftan da saf, temiz, doğal, tabii ve bozulmamışlık anlamlarına gelmektedir.

Şehirleşme ise, medenileşme, çağdaşlaşma ve uygarlaşmadır. Yaşanan sorunların temelinde insanları doğduğu yerde yeterli bir şekilde doyuramama ve insanca yaşatamama gerçeği yatmaktadır.

Yıllar yılı köye devlet görevlisi olarak tahsildar ve jandarma dışında kimse uğramamıştır. Bugün tahsildar korkusu ve jandarma sopası artık geride kalmış ama, köylünün hayatında hala kayda değer gelişmeler kaydedilemediğinden köylü çareyi büyük şehirlere göçte bulmuş ve böylece köyler de boşalmıştır.

Bilindiği gibi köyler, en küçük yerleşim birimi, eğitim, işbölümü ve uzmanlaşmanın en zayıf olduğu yerlerdir.

Köyden şehre göç etmek, insanları şehirli yapmaz. Çünkü, şehirli olmak, bir kültür, bilgi, eğitim ve davranış işidir. Gerçekten köylülerimiz kentleşememiş ama köyden kente olan yüksek oranlı göçlerle şehirlerimiz varoşlar şeklinde giderek köylüleşmiştir. Köylerle kentler arasındaki gelişmişlik ve kültür farklılıkları ve dengesizlikler azalmak bir tarafa giderek artmıştır.

Ancak, köy ve köylü ile köylülük kavramlarının birbirine karıştırılmaması gerekir. Kimse asla köye ve köylüye karşı değil, ama köylülüğe ve köycülüğe karşıdır. Bu milletin aslı zaten köylüdür. Burada köylülüğün bir aidiyet ve köken olarak değil, bir zihniyet yapısı olarak anlaşılması lazımdır.

Günümüzde gelişmişliğin ölçütlerinden biri kentleşme oranıdır. Gerçekten gelişmiş ülkelerde şehirleşme oranı oldukça yüksektir. Sözgelimi, 120 milyon nüfusu olan Japonya’da köy sayısı, sadece 529’dur. Bu nedenle insanlar şehirleştikleri oranda gelişmiş sayılmaktadır. Çünkü, şehirleşme, meslekleşme, bilgi, kültür ve sanat sahibi olma yanında medenileşme, görgü ve hayat standardının da artması demektir. Nitekim, köylerde yaşayanların gelirleri ve hayat standardı, şehirde yaşayanlara nisbetle çok düşüktür.

Köylülük ve köylü olmak, dövünülecek bir durum olmadığı gibi, övünülecek bir durum da değildir. Önemli olan insanların köylülükten kurtulmaları, şehirleşmeleri ve şehirlileşmeleridir.

Halk arasında kullanılan “Ondan ne köy olur, ne kasaba” deyimi, hiçbir işe yaramayan, beceriksiz, elinden hiçbir iş gelmeyen niteliksiz ve mesleksiz kimseyi ifade etmektedir.

Oysa, bugünkü Anadolu’nun imar ve gelişmesi, iki tabi büyük kuvvetin çalışmaları ile gerçekleştirilebilmiştir. Bu kuvvetlerden birisi, toprağı işleyen köylü, diğeri de, demiri, taşı ve tahtayı işleyen şehirli zanaat erbabıdır.

Şair A.Kutsi Tecer, şu mısralarında köyü çok güzel bir şekilde ifade etmektedir:

Orda bir köy uzakta
O köy bizim köyümüz.
Gezmesek de, tozmasak da
O köy, bizim köyümüz”.


Türkiye’de köy sayısı en yüksek olan illerden biri Sivas, diğeri Kastamonu’dur. Nitekim, Kastamonu’nun 1071 köyü ve bu köylere bağlı adet 2558 yerleşim yeri vardır. Altı bin nüfuslu eski bir ilçe olan Araç’ın bile, 125 muhtarlığı bulunmaktadır.

Bu illerimizin kalkınma oranı da düşüktür. Nitekim, 2003 yılında yapılan illerin gelişmişlik sıralamasında Kastamonu 51, Sivas ise, 53. sırada yer almaktadır. Bunun sonucu olarak Sivas ve Kastamonu, en fazla göç veren illerimizdir.

Diğer taraftan, Devlet Planlama Teşkilatının verilerine göre, Türkiye’nin genel şehirleşme oranı % 64.90 iken, Kastamonu’nun şehirleşme oranı, % 46.35’tir. Bunun anlamı, Kastamonu şehirleşme oranı bakımından Türkiye ortalamasının çok altında olup, nüfusunun yarıdan fazlası hala köylerde yaşamaktadır.

Köylülük Türkiye’de artık fiilen sürdürülemez bir sosyal olgu olduğundan köylülerin yeniden köye dönmeleri hatta eski şekliyle idare edilmeleri imkansızdır. Ancak, şehirde yaşayan bazı köylüler, eski hatıralarını tazelemek, yakınlarını ve kabirlerini ziyaret etmek ve bir nostalji yaşamak için bireysel ve geçici olarak köylerine gitmektedir.

Köylerin gerek kente olan fiziki uzaklığı, gerekse köy ve kent toplumunu birbirinden ayıran kalın toplumsal çizgiler, köylüye içinde bulunduğu toplumun dışında bir ilişki kurma imkanı tanımamıştır. Bu durum, köylüyü yeni bir dünyaya açılmaktan çok kendisiyle yetinmeye zorlamıştır. Köy, çağdaş dünyadaki gelişmeleri pek izleyemediği ve kendi yaratıcı gücü ile daha iyi bir teknik ve hayat biçimi geliştiremediği için, hep yerinde saymıştır. Her ne kadar ideolojik ve siyasi amaçlarla “köy-kent” adı verilen kavramlar geliştirilmişse de bunlar içi boş sloganlardan ibaret kalmışlardır.

Köylü, ilk kez 20. yılda artan haberleşme ve ulaşım imkanlarının artmasıyla dış dünyayı tanımış ve kentle çok yönlü ilişkiler içine girmiştir. Bununla birlikte, köylünün ekonomik düzeyi onun tam bağımsızlığını ve özgürlüğünü garanti altına alabilecek durumda değildir. Köylü, sanayileşemediği için toprakla uğraşmaktan başka bir yol bulamamaktadır.

Köylü kızları köy manilerinde;
Köy yere verme ana,
Şehire meraklıyım beni
”diyerek şehre olan özlemlerini dile getirirler.
Köyleri kalkındırmak yapılması gereken şeylerden bazıları şunlardırNeutral
-Köylülerin evvela kalkınmaya inanmaları, inandırılmaları ve bu nasıl kalkındırılacakları konusunda eğitilmeleri gerekir. Çünkü, köylü gördüğüne inanır. Eskiler, köylüyü yıkan inad, memuru yıkan avrattır derler. Köylülükte cehalet, inat ve bağnazlık vardır. Köy kalkınması, her yönüyle bir eğitim, ilmi araştırma ve teknik vasıtaları kullanma meselesidir.
-
-Köylerin nasıl kalkındırılacağı konusunda ilmi ve gerçekçi araştırmaların yapılması ve bu alanda yetişmiş uzman kadroların istihdam edilmesi gerekir. Vaktiyle köylere yönelik eğitim verme amacıyla Köy Enstitüleri kurulmuştur. Köy Enstitülerinden bir çok öğretmen, şair, edebiyatçı ve hikayeci yetişti ama, köylüyü gerçekten kalkındıracak tek bir uzman yetişmediği gibi, köylüyü kalkındıracak bir formül de geliştirilememiştir. Kaldı ki Köy enstitülerinden çıkan öğretmenler ne bir usta başı, ne kalkınma uzmanı, ne işçi, ne de bir siyaset adamıdır. Köy çocuklarını köyde tutmaya ve ebedi sefalete mahkum etmeye kimsenin hakkı yoktur. Esasen köy enstitüleri, köyleri kalkındıracak ve onları köylülükten kurtaracak bir eğitim merkezi olmaktan çok ideolojik ve siyasi amaçlarla kurulan yerler olmuştur.

-Köylülerin ürünlerinin değerlendirilebilmesi için teşkilatlandırılmaları, kooperatifleşmeleri, kalkınma için sermaye ve kredi temin edilmesi lazımdır.

-Köy çocukları, bir köylü gibi ve köye yönelik değil, zekası, potansiyeli ve kabiliyetinin iyi değerlendirildiği uygar bir insan olarak yetiştirilmelidir.
Sonuç olarak, hiçbir zaman köyü ve köylüyü küçük görmeyip, köylü olduğumuzu inkar etmeden köylümüze sahip çıkmak, onlara gerekli yardımı etmek, elinden tutmak eğitmek, aydınlatmak ve köylülükten kurtulmasına yardım etmektir. Köylü çocukları okuyabildikleri ve potansiyellerini iyi değerlendirebildikleri oranda hem onlar köylülükten kurtulacak, hem de Türkiye kazanacaktır.

Bir yabancı atasözüne göre,
“ Sineğin akıllısı yoğurda konarak şehre gider,
“ Sineğin aptalı ise, ciğere konar köye gelir”.


Prof. Dr. Remzi Fındıklı



Yararlanılan kaynaklar:
Mehmet Kaplan, Büyük Türkiye Rüyası, Türkiye Kültür Enstitüsü Yayınları, İstanbul, 1969
Ramazan Kaplan, Cumhuriyet Dönemi Türk Romanında Köy, 3. baskı, Akçağ Yayınları, Ankara, 1997
Örnekleriyle Türkçe Sözlük, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara, 2002
Kırsal Sanayi Sempozyumu, 6-8 Nisan 1993, DPT Yayını, Ankara.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Sosyoloji Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2
2. sayfa (Toplam 2 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Kim kimdir? warlord Güncel Olaylar-insanlar 1 Prş Ağu 23, 2007 8:17 pm
Yeni mesaj yok kimdir bu? tu_ce Güncel Olaylar-insanlar 1 Prş Hzr 14, 2007 11:26 pm
Yeni mesaj yok Soner Yalçın kimdir ? samilmurat Okur Adayları İçin 11 Pts Tem 24, 2006 2:55 pm
Yeni mesaj yok İlhami Atmaca Şiiri / Kimdir Kuyuda o... Kargasa Şiirleriniz 0 Pzr May 28, 2006 10:18 pm
Yeni mesaj yok Aydın kimdir?kimler aydın olabilr?bua... Misafir İmla-Yazım Yanlışı Olan Başlıklar 30 Cmt May 20, 2006 3:55 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke