Yaşadığımız her yerde, yaşantımızı ,belki bilerek belki de bilmeyerek, maske takarak sürdürüyoruz. Nedir? bu maskelerin adı denildiğinde ;
Atatürkçülük- Kemalistlik- Dindarlık- Dinsizlik - Sosyetelik- Kibarlık- Hoşgörülü olmak- Şefkat - Romantik - Modernlik- Bilimsellik - Laiklik- Cemaat mensubu- Melankokik- Sportmenlik- Centilmenlik- v.s gibi maskelerin ardında seyreyleriz dünyayı. Benim aklıma ilk anda bunlar geldi.Mutlaka başka maske adları da vardır.
maskenin varoluş amacı, işlevi "saklamak, gizlemek, örtmektir". Saklanan şey genellikle çirkin, kötü, zayıf ya da yasak bir şeydir. Böyle bir "yüze" sahip olduğunu düşünen ve böyle (olduğu gibi) görülmek istemeyen kişi elbette maskeye sığınacaktır.
Ama başka nedenler de var. Örneğin "maskelerimizi takınca, insanlar yüzümüze daha dikkatli Bakmaya Başladılar." Bu sonuç, maske takan için de bir neden olabilir mi?
Bir başka neden daha. Nietzsche: "evet dostum, sen komşularının tedirgin vicdanısın. Bu yüzden senden nefret ederler". Bu nerfretle yüzleşmek istemeyen biri de maske takabilir mi?
Neden muhtelif ama gerçek şu ki hemen herkes bir maskenin ardında gizleniyor.
Doğru , kendine yakışan maskeyi takmak iyi bir şeydir.İnsan kendini öyle bulur.Bir de bakar ki, o maske bir kenera attığı maskeymiş.Aradığım,bulmaya çalıştığım maskemi çok sevdim.Bulunca işte o dedim.Ama kaybettiğim maske değildi.Gerçek maskeydi ama,ben onu doğarken kaybetmişim haberim yokmuş.Maskem, yüzümle özdeşleşti artık.Gerçek beni bulduğum için çok mutluyum...
Maskenin gizemli ve çekici bir yanı da var aynı zamanda...
Kendine yakışan maskeyi seçmek, yine derinlerde asıl kişiliği ele veren ipuçlarını barındırır. İşte bu sebepten maskeyi takan hiç bir zaman huzurlu değildir. Muhatabıyla gönlünce dans ettiği izlenimini verse de kendi kişiliğine perdelediği maskenin duruşunda aklı kalmıştır asıl. Oysa az sonra maskeli balo bitecek, bütün maskelerin izleri duracak yüzünde...
Maskenin ardında bekleyen gerçeklik, tedirgin eder, maske takan bütün yüzleri de... Burada merak tavan yapmıştır...
Ama insanoğlunun en bitimsiz servetidir aynı zamanda Maske-len-mek...
Kimden miras kaldı bu maske, diye bir soru düşüyor aklıma...
Sanırım kendi benliğini ilk saklayan İblisten başkası değildi.
O zaman maskelenmenin neden bu kadar çekici geldiğini bir nebze de olsa anlatabilirim kendime...
En son care tarafından Pzr Şub 24, 2008 6:28 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Bu araların moda maskesi: Vatanperverlik! Sağcının. solcunun, laikin, dindarın herkesin aynı düşündüğü tek maske. ''Sözkonusu vatansa gerisi teferuattır''sözü pek anlamlı!
Maskesiz bir insan olduğuna inanmam. belki Sting'in şarkısındaki gibi "Ben çok yüzlü Bir adam değilim taktığım maske Bir tane" olabilir.
Maskesiz insanlar yalnızca delilerdir, bu yüzden onlardan korkulur, gizli bir kıskançlık hissedilir delilere karşı. Onların maskeye ihtiyaçları yoktur çünkü, çıplaktırlar. Biz ise, kendimize karşı bile çırılçıplak olamayız, maskeyle örteriz çıplaklığımızı. En iyi olasılıkla ben'imize en çok benzeyen maskeyi seçeriz ancak. Çıplaklık korkutur, insanın kendini bile...
[quote=Şimdi,
maske takan insan maske taktığını biliyor mu?
maske takan insanın maske taktığını biliyor muyuz?
maske gizleyen mi gösteren mi?
maske olayın neresinde?
olay ne?[/quote]
Yanıtlar:
-maske takan insan maskesinin bilincinde olabilir de olmayabilir de (bilinç-bilinçaltı).
-maske takan insanın maske taktığını bilebiliriz de bilmeyebiliriz de (mükemmel ya da başarısız maskeler).
-maske gizleyen de olabilir, gösteren de (takanın amacına, ihtiyaçlarına göre).
-maske olayın merkezinde.
-herkesin öyle ya da böyle maskelerle dolaşması.
Maskeyi niçin takma gereği duyarız?. Bir insan dindar bir çevrede yaşıyorsa ve orada dindar görünmenin MADDİ yararını görüyorsa , onun özündeki dindar olmama fikriyatının DİNDAR maskeye ihtiyacı olur. Aynı şekilde bir insan özünde dindar ve mütedeyyin bir aile yapısındaysa ve bulunduğu iş çevresi icabıyla orada dinin yasakladığı herşey veya bazı şeyler mevcut ise, işinin ancak bu şekilde devamına müsade edileceğine inanıyorsa, o da düzenin istediği maskeyi takacaktır. Maske tasnifi yapmaya çalışmak beyhude olur.Bu insanların maskelerini kategorize etmenin sağlıklı bir tasnif olacağına da inanmıyorum. Dindar insanın yaşamını idame ettirmesinin (bir maana ifade ediyorsa) , o işten ayrılması gerekiyordu. İşte burada DÜNYEVİLEŞMEK kelimesinin peşinden gitmek gerek. Ama diğer dindar olmayan (ben şahsen ateizmin de bir inaç biçimi olduğuna inanırım ya, o ayrı) kişinin manevi anlamda kaybedecek bir şeyi olmadığından bu maskeyle durum uydurmaya devam eder. Ta ki, onun bu durumunu sağlayan maskesi ininceye dek. Demek ki burada bir de MASKENİN İNMESİ diye bir kavram da vardır..
Maskelerimiz zamana, mekana, yaşımıza, cinsiyetimize annemize babamıza, arkadaş çevremize, ilkokul öğretmenimize, üst kattaki komşumuza ,onun kızına vs. vs... yoğrulup yüzümüze uygun şekiller alıyor. Bazen ne kadar tiksinsekti duysak , istemesekte yüzümüze taktığımızdan, yine de bir zorunluluğun demir parmaklığındaymış gibi takıyoruz onları.
Başlangıç noktası sanırım maskemizin yapıldığı hamura karar vermekle önem arzediyor. Maskesiz insan yoktur. Ama maske boyutlarını ve maske şeklini biz belirleyebiliriz. İşte burada irade ön plana çıkıyor. Maskelerimiz değil de maskemiz olması konusunda.Ama güçlü bir irade.
Alıntı
Sözümü tekrar ediyorum herkes özünde maskesinin farkındadır
Eskiden sıklıkla kullanılan bir "medeni cesaret" nitelemesi vardı, severdim. Medeni bir tavır sahibi olmak ve onu cesaretle sergilemek, görünür kılmak... Bu tanımlayıcı cümleleri okurken kolaymış gibi görünebilir, ama medeni cesaret göstermek gerçekten zor iştir. Hele "medeni" sözcüğünün artık neredeyse hatırlanmaz hale geldiği böyle bir dönemde...
Binlerce kişinin okuduğu bir gazetede hasbelkader bir şeyler karalıyor olmak, hiç kuşku yok ki, bana ve diğer yazar dostlarımıza "medeni" olma sorumluluğu yüklüyor. Şu bir gerçek ki, yazı yazan insanlar herkesten daha farklı bir hayat yaşamıyor. Erdemli olmak konusunda herkes hangi güçlüklerle karşılaşıyorsa, yazar milleti de aynı güçlüklerle karşılaşıyor. Bu elbette insani anlamda çok ağır bir imtihandır. Geçer not alıp almadığımızı her gün, her an kendimize sormak durumundayız. Bir insan olarak... Peki ya bir yazar olarak... O noktada durum daha da kritik... Bir yazar, erdemli olma konusundaki imtihanından hangi neticelerle çıkıyor olursa olsun, işgal ettiği sütunu erdemli olanla doldurmak durumundadır. Bu basit bir kural ve günümüzde epeyce örselenmiş durumda... Ancak, ben kendi adıma bu kuralı kitleye dönük fikirler serdeden herkes için olmazsa olmaz saymaya devam ediyorum.
Doğru olmak noktasında hangi zafiyetlere sahip olursak olalım, medeni cesaret göstererek doğrunun yanında durmak mecburiyetimiz var. Erdemli olmak ve erdemlerden yana olmak... Bu iki parçayı bütünlemek için belki de ömrümüz boyunca büyük iç çatışmalar yaşamak durumunda kalacağız. Erdemlerden yana olma cesaretini gösteremeyenler bulunduğu yerin, işgal ettiği sütunun hakkını verememiş, hitap ettiği insanlara haksızlık etmiş olacaklar. Dahası bu insanlara tamiri zor zararlar da vermiş olacaklar.
Peki yazı yazanların sorumluluğu bu kadar ağırken, okuyanlara düşen hiçbir vicdani yük yok mudur? Elbette var. Bunlardan en önemlisi hakkaniyet sahibi olmak... Yazının doğruları ile samimiyetle ilgilenmek... Yanlışlara karşı doğru fikirler geliştirmeye çalışmak... Hadiseyi eğer doğrudan kişisel değilse asla ve hiçbir sebeple kişiselleştirmemek...
Yazar, adıyla sanıyla, fikirleriyle duygularıyla, hatalarıyla sevaplarıyla ortada duruyor. Onun hukukunu korumak da okurun sorumluluğu... Tıpkı yazarın erdemli olanın yanında durma samimiyetini ve cesaretini gösterme sorumluluğu gibi...
Bu ilişkinin medeni bir zeminde yürümesi gerekiyor. Neden gerektiğini anlamak için sanal alemde işlerin yürüdüğüne bakmak yeterli mesela... Kimliklerin maskelendiği bu alemde, tarafların ahlaki ve vicdani sorumluluklarını ne büyük bir hızla kaybettiklerini hayretle müşahede ediyoruz. Çünkü sanal alem insanların ortaya bir söz koymak için medeni cesaret göstermek zorunda olmadıkları bir alem... Orada kişilikler değil, maskeler var ve söylenen sözün maliyetini hiçbir kişilik yüklenmiyor.
Maskeler örter mi, çıplaklaştırır mı?
Bu soru da, yazıyı bitiren soru olsun!
GÖKHAN ÖZCAN-YENİŞAFAK
********
Benim aklıma takılan sorulardan birisiydi . yazarın söz ettiği," müstear" isimlerin sanal dünyadaki karşılığımıdır? "nickname" lerimiz.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız