Poe Yazar

Kayıt: Jun 25, 2005 Mesajlar: 1971 Nereden: Çevre'den.
|
Tarih: Cum Ksm 09, 2007 8:56 pm Mesaj konusu: Tatsız Bir Tesadüf |
|
|
-Demek boşandın, dedi kız, nazikçe tuttuğu kahva fincanını dudaklarına götürürken.
-Evet, dedi adam. "Boşanmak ta madalyonun diğer yarısı." Fincanın içinde metal kaşıkla şekeri ezip duruyordu deminden beri. Yemek yedikleri lokantanın koridoruna baktı. Kasanın olduğu yere. Gözleri takılıp kaldı. Uzun bir sessizlikten sonra;
-Sen niye evlenmedin? diye sordu.
Kız, işlemeli ağaç koltuğuna çekildi. Bakışları gayriihtiyarı önüne düştü. ama çabuk toparlandı
-Bildiğin klasik sebepler.
"Yani senin istemediğin seni istedi, senin istediğin seni istemedi" diyeyecekti ama diyemedi. Hatırlayıverdi birden.
-Eskiden ne çok hayal biriktirmişiz meğer. Hiçbirşey istenildiği gibi olmuyor. Öyle sanılanlar bile kuruyup gidiyor.
-Öyle...
Kız, dibini boşalttığı fincanı çevirip duruyordu parmakları arasında. Nihayet,
-Kahve falıma baksana hadi, dedi. Eskiden bakardın.
-Fal bakmayı bilmem. Gençken kızlarla muhabbet için birkaç şey uydurup dururdum. O kadar.
Şehre gelirken, yolda sıkılmamak için aldığı gazeteye odakladı bakışlarını. Ama okumuyordu. Kız ısrarcıydı
-Hadi hadi! Ben seni bilmez miym? Bak şuna!
-Gerçekten bilmiyorum.
Kararlı çıkmıştı adamın ağzından laf. Kız bakışlarını çevirdi.
-Peki öyle olsun.
Kafasını sıkıntıyla iki yana salladı, bir iç çekişiyle beraber. Ama yine de gülümsemeye gayret gösteriyordu.
-Pekala, halen birşeyler hatırlayabilirim. Ver bakalım şunu.
Kızdan fincanı alırken parmakları temas etti. Fincanın içindeki telveye bakarken, parmakları ile fincanın kenarına vurup durdu. Kıza baktı. Kız dirseğini, camlı masaya dayamış, bir eli çenesinde tebessüm ederek bekliyordu. Manzarayı görünce tekrar fincanın içine kaçtı
-Oldukça sıkıntılı görünüyorsun. Ama bu, senden kaynaklanıyor. Kendine engelsin. Hımm.. Dışarısı senden yana. Ama sen dışarı çıkmıyorsun.
-Eee, başka?
Adam fincanı elinde çevirdi, üstüne biraz daha eğildi.
-Gerçekleşmeyecek beklentilerin görünüyor. Bak şuna. (Fincanın içini ona doğru tuttu.) Görüyor musun, şurada kütle oluşmuş. İşte bak orada.
Kalın, boğumlu işaret parmağı, neredeyse televeye değip, şekli bozacaktı.
-Peki beni bekleyen kimse yok mu?
Gülümsüyordu kız. Adam, kırışık alnıyla ona dikkatle bakınca,
-Şaka yaptım, hemen de yanlış düşünme hakkımda, dedi.
Uzun incelemelerinin ardından adam fincanı yere bıraktı.
-Dedimya, ben bilmiyorum öyle. Sadece ısrar ettiğin için baktım. Tutmaması daha büyük ihtimal. Ama yine de, kendine engel olma derim ben.
Lokantanın içinde melodisiyle, müziğiyle hüzünlü bir şarkı çalıyordu. Kız, melodiye kafasıyla bir ritim tutturmuş, hafiften salınıyordu. Adam saatine baktı.
-İş yaşamın nasıl gidiyor? diye sordu. Hemen hemen okuldan çıktıktan beri çalışıyordun.
-Bildiğin gibi dedi kız. Sıkıcı.
-Halen sigorta'dasın değil mi?
-Evet, malesef...
Uzunca bir sessizlik oldu.
-Senin nasıl?
-Fena değil. Çizimdi, araziydi...
Bu arada, beyaz gömlekli, siyah pantalonlu, kızrmızı papyonlu, genç esmer garson geldi ve başlarında dikildi.
-Başka bir arzunuz var mıydı efendim?
Adam, soruyu bakışlarıyla kıza doğru yansıttı.
-Yok dedi kız. Ardından da adam...
Garson gittikten sonra kıza döndü
-Yemek fikri iyiydi. Teşekkür ederim. Zaten acıkmıştım. Seninle bunca yıldan sonra karşılaşmak ta günün hoşluğu oldu.
-Birşey değil, dedi kız. Kapıdan dışarıya doğru baktı. "Artık işe dönsem iyi olacak. Öğlen paydosu bitmek üzere."
Adam da, "Tamam", dedikten sonra, masadan kalktılar. Adam önce kendi ceketini giydi, ardından kıza, kabanını giymesine yardım etti. Hesabı ödemek için öne düştü. Kızın, "Dur, beraber ödeyelim" teklif ve ısrarlarını duymadı bile.
Biraz cadde üzerinde yanyana yürüdüler. Kız çok yavaş yürüyordu ve adam, kıza ayak uydurmakta zorlanıyordu. Sıklıkla öne geçiyor ve sonra kızı beklemek için yavaşlıyordu. Öne düştüğü zamanlar, kafasına gömüldüğü zamanlardı. Bu anlardan birinde dönünce kızın kendisini izlediğini gördü. Karşılıklı gülümsediler. Bir hayli yürükten sonra, ana caddelerden birinde, kenardaki aynalı camlı bir yapının önünde durdular.
-Geldik, dedi kız. Birinci kattayız. Gelsene, bir çay içeriz.
-Yok. Ben gitsem iyi olacak. Daha yola düşeceğim. Benden küsüp duran bir arkadaşımı ziyaret edeceğim.
-Sen bilirsin, benden söylemesi dedi kız. Ama halen kapının önündeydi. Adam, aynalı camdan, birbirine yakışıp yakışmadıklarına baktı bir ara. Sonra yansımadan kızın siyah gözleriyle karşılaşınca yola doğru çevirdi hemen. Uzakta birşey arıyormuşcasına orada takılıp kaldı.
-Ben gideyim artık.
Kız kapıyı araladı ve hafif yan döndü.
-Hoşçakal.
-Sana da hoşçakal, dedi ve hatta derken gülümsedi ama kız bu defa karşılık vermedi.
Elleri cebinde bu defa yalnız yürüyordu. Telefonu geldi aklına. Ceketinin yan cebinden çıkardı. İki mesaj düşmüştü telefona. Açtı "Nasılsın hayatım? Kalbim güm güm çarpıyor. Yarın akşam, saat kaçta gelirsiniz istemeye? İnşaallah sorun çıkarmaz bizimkiler. Ben halen korkuyorum. Ne de olsa kolay değil, dul birine kız vermek."
Okunmamış ikinci mesajı açtı "Niye aramıyorsun beni. Yoksa birşey mi oldu?"
Başka birşey yoktu telefonda. Kaldırımdan içeri kaydı; tali bir sokağa düştü. Numarayı hızlı hızlı tuşladı. |
|