Yeni ve uzun!
İki kelime his. Bunlarla dolu ceplerim. Yeni ve uzun bir yol var önümde.
Kestaneler eşliğinde, cıvıltılar...
Bir o kadar da sessiziz. Yeni şeyler bunlar.
Eski kelimelerimi çöpe atıp, yeni birşeyler yaptım.
Bugün ilk kez kestane ağacı gördüm.
Penceremden bakınca da görebiliyorum. Baksam görebilirmişim.
Çok sevdim. Gece daha başka kestaneler...
Kendileri siyah kabukların içinde, dışlarında dikenli kılıflar...
Sevdiğimiz tarafını sarıp sarmalamışlar.
Dikeni elime batmadan dokunamıyorum bile... Vazgeçmeden, görüntüye aldanmadan, içindeki bilerek sevebilmek...
Bu saatte iyice saklanmış kestaneler geceye.Dikenleri bile her bakana gözükmüyor.
Meğer ne çok benziyoruz kestanelere.
Kalem ve ben bir de yıldızlar.
Kaç sokak ötedesin ey hayat?
Kaç dikenin var daha elime batmayan... Yine de güzelsin.
Gecenin içinde uzak.
Ender, ulaşılması zor ve güzel.
Güzel...
Kolay lokma değil kestaneler...
Zaten bu yüzden inşa etmedim mi kale duvarlarımı?
En dayanıklı olsunlar diye kandan kemikten yapmadım mı onları? Kimseler girmesin içeri yalancıktan...
Öyle olunca haliyle ıssızlaşır kalem!
Durgunlaşır, yazmaz yazamaz...
Sözlerde bikez çıkar kalemden!
Geri dönüşsüz!!!
Yalnızlık bir kalem...
Sen iki...
Sen ikileştikçe dışardasın,duvarlarım ikincini dışarı komak için...
Fazlan da zarar ademoğlu, fazlan da zarar...
Yokluğuna dayanırım da acır işte bazen duvar,
Ses ister, gül ister,dost ister, sev ister,sevmek ister..
Kalem ben de mutlu, kalem ben de huzurlu...
İstediğin kadar tepin iki!
Ben bir,kalem bir...
Sokağa çıktım. Çıkışta polis çevirdi, kimliğimi istedi, verdim, baktı, geri verdi. İsmimin önüne daha dr yazmadığım zamanlar… 18 yıllık adımı nasılda geride bıraktım, yapıştırıverdim birden dr yi öne… Abi ne meraklıymışım, sıfatlara… Yürüdüm. Yolu geçtim. Metro girişinde gene aynı yerindeydi kadın. Kucağındaki çocuğu emanet mi bırakmışlardı? İlk bakışımı "Allah senden razı olsun" diye cevaplardı. Baktım, bakmadı. Bıkmış mıydı? Çocuk onun muydu?
Yürüdüm. Metronun merdivenleri ayağımı acıttı. Kalkış saati : 3dk Kalktık sonra. Metroda kimse konuşmaz, bakmaz ve görmez. Dinlemez ve duymaz da. İneceğim bir yer yoktu seçeneklerde. Soruyu boş bıraktım. Bir köşe buldum boş, oturdum. Düşüncelerin yazılı olduğu balonlar vardı tavanda. Ben düşünmüyordum.
Son durak.
İnmedim. Geri geri gitmeye başladık ve sırayla. Sondan başa. Dipten tepeye yürüdüm. Bildiğim durakta indim sonra. Kaç dakika yaşlanmıştım ki? Girişteki kadın beni tanıyabilecek mi şimdi? Duyabilir mi? O değişmiş miydi? Paronoyalarımı bir bir sıraladım. Neden: merak ettim. Merdivenler hala sertti. "Bunların yürüyeninden yapmayacaklar mı?" diye düşündü biri duydum.
Hala aynı yerindeydi. Beni beklemişti. İlk bakışıma gene "Allah senden razı olsun" dedi. Yürüdüm, çocuk, oldum.
Başka diller öğreniyorum. Konuşamaz yazamaz oldum. Kabuğuma çekildim önce, bedenim küçük geldi, sığamadım. Annem dememiş miydi "büyüyünce giyersin!" diye. Annemi hiç dinlemedim. Hiç kimse annesini hiç dinlemedi. Dinleseydik "anne" olamazdık ki… Ha ne diyordum? Evet, kabuk. Bazen kırıklar, çatlaklar sarıyor etrafımı. İnternette koca falan arayanlar gibi. Kırılganlığım sertliğimden mi? Ve gece…
Gece değişiyor her şey. Yıldızlar ve seyr-i âlem. Tüm yaralarım kapanmışçasına karanlıkla, affediyorum seni. Öğrendiğim her dilde söylüyorum, hepsini, beni bile anlıyorsun. Seni affediyorum. Kendimi bağışlıyorum sana. Sonra karanlık düşüyor peşine. Gün aydı mı?
Günaydın… Uyanıyorum birden. Seviniyorum, kırılganlığım, duvarlarım hala yanımda, değişmemişim. Başka diller de öğrenmişim. Kendime günaydınlar diliyorum. Kahvaltı bir acı kahveden ibaret, şekersiz, sütsüz. Sertiz ya ispatlayacağız illa. Durgun yüzüm, gözbebeklerim hareket etmiyor. Filmlerde olurdu, biri gelip gözüme ışık mı tutacak şimdi?
Beyaz.
Gün aydı mı?
Neden aymadı?
Günaydınlar!
Sen mi? Ben seni başka dillerde affettim. Senin gözlerin hareket etmediğinde, duyarsın belki affımı. Anlar mısın o ayrı…
Bugün çok yoruldum. İki zaman, dört şehir gezdim. Eski dostları gördüm. Selam verdim, geçtim. Aldılar mı önemsemedim. Çoktan eskimişiz kabul ettim. Yoruldum bugün, dünü bile beklemedim. Kestanelerin hepsi olgunlaşıp döküldü. Birkaç gün ortalıkta kaldılar. Sonra şeytan aldı götürdü, satamadan getirdi mi? Yoksa yoldaki yağmurlu kestaneci de toplayıp yedi? Kestaneleri yerde de görünce ne kabuk kalmış ne… Hepsi toprak olacakmış, kestane de ben de. Toprak ve sevda…
Alıntı:
"bir mıh bir aşkı ne kadar tutar?
Saatlerin asıldığı duvarda."
(turuncu)
Akrep ve yelkovanın ağırlığınca… zaman ağırlaştıkça sallanacak çivi. Bir gün düşecek yere. Kalkmak istemeyecek ayak altından. Kalmayacakmış aşk. Tekrar aşka düşmekten mi korkacak?
Sonra bir yorgun basacak üstüne, ayağını kaldıracak.
Dost başa, aşk ayağa…
Dost başa, aşk ayağa…
Alıntı:
Ve sonunda
Yaşamı elinden alınmış
Ruhsuz bir âşık bıraktınız…
En son yasemin111 tarafından Pzr Ksm 04, 2007 4:49 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Baş ağrısı.
Yorgunluğum ellerimden dökülüyor. Doktorlar ve cellatlar diye bir yazı okudum. Kermes vardı okulun önünde, girdim bazlama aldım, börek yedim. Köy kokuyordu, özlemişim. Sınamışlar gene bugün bizi ellerindeki üç sayfa kağıtla.
Fill in the blanks.
Adamlar boş bırakmışlar sayfayı, doldur uleyn diyorlar sanki. Bir ara düşündüm güldüm sınavda. Hoca yüzüme baktı, güldü. Alıştım bunların blanks' lerini doldurmaya.
Gece bir sürü rüya da gördüm. Gündüz parktaki kuşun saçlarıma bıraktığı nahoş partiküller yüzünden ettiğimiz piyango muhabbetlerinden olsa gerek gece lotoyu-piyangoyu falan tutturdum. Bir sürü param vardı, borç istemeye gelenler... Çok ilginçtir, borç vermek için de şartlar koştum. Cimrilikten değil, nedenini ben de anlamadım. " ay sonuna kadar .... kazanacaksın!" Buyur, sen fill in the blanks.
Gece üç civarıydı uyandım. Kalktım, odada dolaştım, yatağıma ulaştım. Uyudum, rüya devam etti...
En son ben gelen maile bakarken ses yapan milyonlarca çocuğa bağırdım. Ses dışımdan çıkmış. Yan odadakiler geldi merakla.
Borç vermedim onlara.Yarın ne olacağı belli olmaz.
Gerisi mi sınanmaya okula gittim.
Metro girişinde kadın da yoktu, çocuk da. "Allah senden razı olsun!" diyen de olmadı bugün bana.
Dün bir dilek hakkım olsa Boğaz'a olacaktım dostlarımdan birinin yanında. Çoğul eki kullandığıma bakma, yarın ne olacağı belli olmaz.
Yarın demişken, araştırmamı da ihmal ettim. Defterdeki sayfalarla kaldı.
Onun boşluklarını da kendi boşluklarımı da doldurmadım. Sarhoş gibiyim.
Yazmaya değer başka bir şey, dün ilk kez mutluluktan ağladım.
Benim piyangom bu olsa gerek...
Miskindim bütün gün. Nedenim yoktu. Sabah hava bulutluydu, yağmur yağar diye bekledim. Yağmadı. Küstüm. Güneş açtı. Uyudum.
Yemek yemedim. Dün yaptığım alışveriş ay sonunu getiremeyen memurlar gibiydi. Güldüm halime. Yazmak istemedim.
Hayat başını yaslayacağın bir dosttan ibaret bazen...
Tüm sorularıma cevap, tüm cevaplarıma ses olsun.
Yarın hep güzel bir gündü...
Ankara'ya kış geldi. Havayı da kim soğuttu şimdi? Paltosunun içinde sıcacık hayalleri var onun. Oğlunun elinden tutup gezecek doyasıya. Benim payım ne ola? Mutlu etmek, mutlu olmaktan daha çok mutlu ediyor insanı.
Benim piyangom bu olsa gerek.
Bir de metrolar soğuk. Buz gibi bakıyor herkes. Hala sevemedim, alışamadım. 15-20 dakikalık yolculuklardan beklemek de saçmadır belki. Ama manavdaki amcamı sevdim. "sen şimdi doktor mu olucan?" diye sevinen amcamı, Bursa'daki oğlunun yanına giden teyzenin sesini, şekerlerini de sevdim. Otobüste elimdeki kitaba sevinen, yaşına rağmen çocuğunu okutmak için çalışmaya devam eden yaşlı amcamı da sevdim...
Kul Olayım Kalem Tutan Ellere,
Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
Şekerler Ezeyim Şirin Dillere,
Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.
Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey
Amcamın sesi de sıcacıktı.
Yaşam gezinen bir gölgeden ibaret
Zavallı bir komedyen, bağıra çağıra
Saatini doldurur sahnede ve bir daha
Duyulmaz olur sesi; bir ahmağın anlattığı
Masaldır bu, avazı çıktığınca, hiddetli
Ve hiç bir anlamı olmayan.
Acaba dünyayı çocuklar mı yönetse? Büyüdükçe aptallaşanların yönetiminden daha iyi mi olurdu?
Peki, ya çocukların da elleri kirlenirse...
İyisi mi onlar oyuncaklarının içinde dünyaya karşı hayretlerini yitirmeden, sorularıyla büyüsünler.
Dünya'ya alışmak istemiyor o. Her gün kendini şaşırtacak bir şeyler bulmalı. Merak edecek neden uçar uçurtmalar?
Acaba hangi masalı anlatırlar sorularına?
İnanmasın hiç eskimiş insanlara. Hayret etsin neden uçar kuşlar, neden döner dünya?
Sonra inşa etsin hayatını kendi kendine. Dokunarak, düşünerek, sorarak öğrensin. Bitmesin soruları. Arasın hep.
O hiç eskimesin. Kirletmesin ellerini. Kirlenmek güzel değildir zaten. İnanmasın reklamlara.
Bahar geldi, ilk yazımı koyduğum günden beri kaç günü eskitti şehir, kaç güneşi etine batırdı? Bahar geldi, hastanenin kestaneleri çiçek açtı. Bu kadar güzel olabilirler. Bugün geldim, evden ayrılmanın üzüntüsüne bir nebze iyilik kattılar, daha önce hiç kestane çiçeği de koklamamıştım...
Yazasım yok be hayat, evimi özledim.
Benim gibi daha önce kestane çiçeği görmemiş olanlar için ;
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız