Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 177 Üye Adayı ve 10 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Bilgi Kuramı
 suç ve suçluyu övme
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!
 Utandım...
 gecikmiş bir doğum ilanı

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Derin PKK


Derin PKK
Sayfa 1, 2, 3, 4  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar
Yazar Mesaj
sabandal
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2006
Mesajlar: 713

MesajTarih: Pzr Ekm 14, 2007 1:00 pm    Mesaj konusu: Derin PKK Alıntıyla Cevap Ver

Terör uzmanı olarak bilinen Sedat Laçiner NTV'de katıldığı bir programda çok ilginç açıklamalarda bulundu.

Laçiner'in açıklamalarından başlıklar:

- Terör örgütünü olduğundan büyük göstermemeye çalışalım.
- Son olayların nedeni bölgedeki nispi iyileşme
- Hiçbir toplumsal tepki gösterilmedi demek Türk halkına büyük haksızlıktır. Bu insanlar on binden fazla evladını verdiler. Millet ordusunun arkasındadır.
- Şehit olan 13 askerden hiçbirisi eğitimli değildi.
- Şimdi neden PKK bu saldırıları yapıyor? Birinci hedef ne Türk ordusudur, ne Türkiye Cumhuriyeti'dir. Birinci hedef şu son saldırıların birinci hedefi DTP'dir. Bu saldırıları gerçekleştiren derin PKK.
- Tüm maksatları DTP'nin linç edilmesi.
- Terör örgütünün silahlı kolunun başındaki kara yılanın adamlarına emri var, diyor ki; Türk askerini Kuzey Irak'a çekeceksiniz ve içlerine ne kadar çekebilirseniz o kadar çekeceksiniz.

Can Dündar: Evet sayın Laçiner sizinle devam edelim. Bir kısmı sizin geçenlerde yayınladığınız raporda yer alan görüşlerdi. Özellikle bu düzenli orduyla mücadele konusu ama ben şöyle başlamanızı rica edeceğim; ne oldu, neden son dönemde birden hızlandı terör eylemleri?

Sedat Laçiner: Şimdi ondan evvel 1-2 düzeltme var, kusura bakmazsanız onları hatırlatayım. Öncelikli olarak terör örgütünü olduğundan büyük göstermemeye çalışalım derim. Yani bölge terör örgütünün böyle kıskacı altında, güvenlik güçleri de korkuyor, titriyor, halk da korkuyor titriyor nispi bir iyileşme var, böyle bir tablo yok. Son olayların nedeni de zaten nispi iyileşmeden kaynaklanıyor. Demokratikleşme açısından da, ekonomik iyileşme açısından, reform paketlerinin açılması nedeniyle de bir halkın kendisinin ciddiye alındığını hissetmesi var, onlara döneriz.

Can Dündar: Buna yönelik bir tepki mi yani son saldırılar?

Sedat Laçiner: Kesinlikle, kesinlikle ona yönelik bir boyutu var. İkincisi, hiçbir toplumsal tepki gösterilmedi demek Türk halkına büyük haksızlıktır. Bu insanlar on binden fazla evladını verdiler. Yani bir anadan, bir babadan daha fazla ne istiyoruz ki? Şehit cenazelerini gösteri yerine mi çevireceğiz? Yani seçimden önce ne maksatla yapıldığını bilmiyorum ama cami avlularını miting alanlarına çevirdiler, seçim bittikten sonra birdenbire bu gösteriler bitti. İşte burada başka şeyler de arar insanlar. Yani terör karşısında özellikle şehit cenazelerinde sessiz kalırsınız.

O sessizlik zaten gerekli bir toplumsal tepkidir. Yani bu milletin verebileceği her şeyi verdiğini düşünüyorum ben. Ordusunun da arkasındadır, yapılan hatalara rağmen hükümetinin de, bürokratının da, hepsinin arkasında durmuştur. Yani çeyrek asır geçmiş, 40 bin civarında bizim kaybımız var ülke olarak ve bu insanların gıkı çıkmıyor. Bunu da Amerika'da göremezsiniz, Amerika'da hemen beyaz saray'ın önüne geçerler ve gösteriler yaparlar.

Siz başbakanlığın, genelkurmaylığın önünde bir protesto gösteri gördünüz mü? Daha ne bekliyorsunuz bu milletten ki? Zaten canını veriyor, evladını veriyor kendi canından daha kıymetli. Ne bekliyorsunuz? Bir diğer mesele eğitim meselesi. Şu şehit olan 13 askerden hiçbirisi eğitimli değildi, hiçbirisi. Köyden çocukları alıyoruz 3-5 ay domates, pırasa, patates yetişecek sürede biz onları komando yapamayız. Komando yapsanız bile, iyi bir asker yapsanız bile iyi bir asker demek iyi bir terörle mücadele timi demek değildir. Terörle mücadele başka bir şeydir, bu işi profesyonel askerle yapacaksınız.

Teröristin karşısına en tehlikeli yere bazı askerler var ki yani karanlık olduğu zaman havaya ateş ediyor çocuk. Şimdi bir gecede olmaz bu, niye olmasın? 70 küsur milyonluk bir ülkede biz yani 5 bin, 6 bin tane teröristlerin karşısına 5 bin, 6 bin tane çok iyi yetişmiş bir tim çıkaramıyor muyuz? Bu ülkenin ordusunun rakamı yarım milyondan fazla. Nato'nun en büyük ikinci büyük ordusundan bahsediyoruz. Çıkaramıyor muyuz, çıkarırız.

Yalnız başka problemlerimiz var döneriz buraya. Şimdi neden Pkk bu saldırıları yapıyor? Birinci hedef ne Türk ordusudur, ne Türkiye Cumhuriyeti'dir. Birinci hedef şu son saldırıların birinci hedefi Dtp'dir. Bu saldırıları gerçekleştiren derin Pkk. Pkk'nın içerisinde bir başka Pkk daha var, bir başka terör örgütü daha var e o terör örgütü Dtp'nin Ankara'daki şu şekildeki varlığından rahatsız. Dtp'nin olabildiğince çok milletvekili ile Ankara'ya gelmesini istediler ama siyaset yapması için istemediler, vuruşarak çekilmesi için istediler ve şu anda tüm maksatları da, tüm maksatları Dtp'nin linç edilmesi, meclisten Mhp marifetiyle, Chp marifetiyle özellikle, ordu marifetiyle ve Akp'nin de bunlara katılmasıyla adeta tekme tokat, bir önceki olayda gördüğümüz gibi, bir önceki tecrübeden yaşadığımız gibi kovulmasını istiyorlar.

Diyecekler ki bak ey kürt halkı, senin seçtiğin yasal olarak Ankara'ya gönderdiğin insanlar barınamıyor bile. Bir kardeşim dağda dedi diye adamı tekme tokat attılar, siz daha ne bekliyorsunuz. Silaha sarılın katılın. Ne kadar katabilirlerse. Çünkü çok ciddi bir şekilde adam devşirme problemi yaşıyorlar. Pkk çok ciddi bir bunalım içerisinde ve bu bunalımı siyaset yaparak aşamıyor, çünkü siyaset yapmayı bilmiyor. Şimdi Dtp içerisinde de bu şekilde düşünen şahin bir kanat var, Leyla Zana tarzında siyasetçiler.

Seçimden hemen evvel öyle açıklamalar yaptılar ki seçimden sonra da benzer açıklamalar geldi. Adeta gel beni kapat diyor. Hiç kimsenin midesinin kaldıramayacağı kadar, ağır açıklamaların yapılmasının nedeni Pkk eylemlerinden hiçbir farkı yok. Ankara da onlar da bomba patlatarak bu partiyi kapattırmaya çalışıyorlar.

Böylece tekrar ılımlı kürtçüler devre dışı kalacaklar, sadece ve sadece bizim karşımızda bir tarafta devlet olacak, diğer tarafta dağın tepesindeki terörist olacak, iki tane kutup olacak. Şimdi ikinci mesele şudur; terör örgütünün maksadı olağanüstü hali bölgede ilan ettirebilmektir. Terör örgütü askerden korkmuyor. Eğri oturup doğru konuşalım.

40 bin tane asker kaybınız var, 25 bin Pkk'lı ölmüş, 10 bin civarında güvenlik görevlisi ve devlet memuru kaybetmişiz, şehit vermişiz ama geldiğimiz nokta çok farklı değil. Çeyrek asır geçmiş. Pkk bundan çok mutlu. Çünkü iktidarını bu sürece borçlu. Bir 25 yıl daha böyle geçerse hiç de rahatsız olmaz bundan.

Üçüncü hedef ise bizzat terör örgütünün silahlı kolunun başındaki kara yılanın adamlarına emri var, diyor ki; Türk askerini Kuzey Irak'a çekeceksiniz ve içlerine ne kadar çekebilirseniz o kadar çekeceksiniz. Çünkü bunun şöyle bir şeyi yok yani 5 kilometre, 10 kilometrelik bir alanda biz konvansiyonel araçlarla, konvansiyonel yöntemlerle gireriz 5-10 kilometreye yerleşiriz terör örgütü oradan geçemez. Yahu zaten biz sınırdayız. Geçemeyecek olsa bu sınırdan geçemez. Hadi o dağı geçtin ....
Yılmaz Ateş: Siz o sınırı hiç gördünüz mü?

Sedat Laçiner: Görmez olur muyum, Kuzey Irak'a da girdim ben. Yani ilk operasyonlarda da bulundum gazeteci olarak. Diyelim ki o sınırı geçti, arkasından nasıl geçiyor? Diyarbakır'a nasıl ulaşıyor? Malatya'ya nasıl ulaşıyor? Ankara'ya nasıl ulaşıyor? İstanbul'a, İzmir'e gelip orada nasıl bomba patlatıyor? Şimdi maksat burada cepheyi derinleştirmektir. Çünkü Kuzey Irak'a girmenin bazı maliyetleri var. Ab ile ilişkileriniz bozulur, yani Pkk'nın şu ana kadar son dönemde zeminini kaydıran en önemli gelişmelerden bir tanesi kürtçe kurslar olmuştur, kürtçe yayıncılığa izin verilmiş olmasıdır. Kürt derken insanların yüzünü ekşitmemesi olmuştur. Yani siyasetçiler şu anda artık kürt, Türk vatandaşlarımız rahatlıkla diyorlar ve bölgedeki insanlar ciddiye alındıklarını biliyorlar.

Can Dündar: Bu yüzden de bunu baltalamak için terör olayları tırmandı diyorsunuz.

Sedat Laçiner: Bakın cumhurbaşkanının en son ziyaretinden sonra böylesine bir zirve yapması terörün ve bizzat cumhurbaşkanının ziyaret ettiği birlikten askerlerin öldürülmesi aynı bölgede gerçekleştirilmesi çok net bir cevaptır.

Can Dündar: Mesaj mıydı?

Sedat Laçiner: Çok net bir mesajdır. Buraya gelmeyin, gelirseniz bunun cevabı budur mesajıdır.


ntvmsnbc
**********
Sınır ötesinin, ötesini, mutlaka ;ortak akıl yöntemiyle akıl ediyorlardır. Pkk sorunumuzu ,ABD; İspanyanın ETA örgütünü çözdüğü gibi çözmesini bekliyor gibi bir hava göremiyorum.Kimdir bu derin Pkk ?.
Başa dön
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2813

MesajTarih: Pzr Ekm 14, 2007 5:43 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Laçiner'in bu konuşmasını izlemiş ve kayda değer bulmuştum.
Başa dön
ugur77
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Oct 14, 2005
Mesajlar: 504

MesajTarih: Pts Ekm 15, 2007 12:10 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ayrıca son genel seçimde DTP nin kendisine kale olarak gördüğü illlerde oylaırnda yaşadığı düşü ile Ahmet Altan'ın iktidarın dikaktini çektiği yazsındaki konular da dikkate değer.
Başa dön
akrebingozleri
Yazar


Kayıt: Jul 26, 2007
Mesajlar: 214

MesajTarih: Pts Ekm 15, 2007 1:07 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

bozacının şahidi şıracı.
Başa dön
sabandal
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2006
Mesajlar: 713

MesajTarih: Pts Ekm 15, 2007 8:20 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Skandalı MASAK ortaya çıkardı: Terörist ailelerine Avrupa ülkelerinden 300 euro maaş.

Türkiye'de gerçekleştirdiği saldırılarda ABD menşeli silahlar kullandığı ortaya çıkan terör örgütü PKK'nın, dağdaki teröristlerin ailelerine her ay düzenli olarak para gönderdiği belirlendi.

Avrupa ülkelerindeki bankalardan örgüt militanlarının ailelerine düzenli olarak para yardımı yapan PKK'nın, bu ülkelerde faaliyet kendi kontrolündeki sözde yardım derneklerini ve sivil toplum kuruluşlarını kullandığı belirlendi. Son skandal Maliye Bakanlığı'na bağlı Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından ortaya çıkarıldı.

Star gazetesinin haberine göre geçtiğimiz yıl tutuklanan örgüt üyesinin üzerinden Euro çıkması üzerine, emniyet, MASAK'tan yardım istedi. MASAK da, örgüt üyesinin hesaplarını mercek altına aldı. Yapılan incelemede, örgüt üyesine Avrupa'da faaliyet gösteren bir yardım kuruluşundan para transferi yapıldığı belirlendi. Bunun üzerine, MASAK söz konusu yardım kuruluşunun, Türkiye'ye yaptığı tüm transferleri mercek altına aldı.

PARAYI ALIP EYLEM YAPIYORLAR

Yapılan incelemelerde, aynı yardım kuruluşunun terör örgütü ile bağlantısı bulunan 9 kişiye daha düzenli para transferi yaptığı belirlendi. MASAK, bu bulgular üzerine emniyet güçlerinden yardım alarak, PKK ile doğrudan bağlantısı olmayan ancak düzenli olarak hesaplarına yardım kuruluşundan para gönderilen kişileri araştırdı. Yapılan araştırmanın sonucunda, Avrupa'da faaliyet gösteren yardım kuruluşundan düzenli para alan 37 kişinin, birinci dereceden örgüt üyesi kişilerin akrabası olduğu tespit edildi. Maaş alan kişilerin, yurt içinde yapılan PKK yanlısı eylemlere karıştıkları da belirlendi.

MİKTAR DÜŞÜK TUTULMUŞ

MASAK tarafından para transferleri ile ilgili yapılan incelemelerde, Avrupa'daki yardım kuruluşlarından Türkiye'ye yapılan para transferlerin 200-300 Euro gibi düşük tutarlarda olduğu saptandı. Hesap hareketlerinde şüphe uyandırmamak için miktarların düşük tutulduğu saptandı. MASAK'ın sadece bir yardım kuruluşunu kullanarak yaptığı transferlerin, PKK tarafından Türkiye'deki örgüt yanlısı kişilere yapılan yardımların küçük bir bölümü olduğu tahmin ediliyor.

OPERASYON GENİŞLİYOR

MASAK, bu olayın ardından, Avrupa'daki yardım kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinden yapılan tüm transferleri mercek altına aldı. Bu konuda, istihbarat birimleri, BDDK ve Merkez Bankası'ndan da teknik destek alınıyor. Derinleştirilen araştırmalar sonucunda, Türkiye'de PKK'dan para yardımı alan kişilerin tamamının tespit edilerek, PKK'ya parasal açıdan da büyük bir darbe vurulması planlanıyor.
****
Savaş ve barış, herşey dahil.! Adamların savaşmasına gerek yok ki, savaşanlara paralarını tıkır tıkır ödüyorlar.
Başa dön
sabandal
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2006
Mesajlar: 713

MesajTarih: Sal Ekm 16, 2007 7:29 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kürt meselesinde önemli adımlar atıldıkça, PKK ve yandaşları hırçınlaşıyor. Örgüt, elinden oyuncağı alınmış mızıkçı çocuk psikolojisiyle kavga yolları arıyor! Kürtçe dil kursu yok deniyordu; şimdi açılan kurslara öğrenci bulunamıyor.

Kürtçe şarkı söylenemiyor deniyordu; yasak kalktı, isteyen rahatlıkla dinliyor. Ekonomik sıkıntı çok büyük, insanlar mağdur deniyordu; sosyal projeler sayesinde halka hizmet götürülüyor...

Problemlerin kökten çözülmediği aşikâr; ancak iyileştirme yolunda adımlar atıldı, atılıyor. Bu nedenle 22 Temmuz seçimlerinde Güneydoğu, PKK'nın işaret ettiği partiye boyun eğmedi, iradesini hizmetten yana kullandı. Demokratikleşme adına atılan adımlardan mutlu olması gerekenler, durum iyileştikçe hezeyana kapılıyor. Deniyordu ki; "Baraj sistemi sebebiyle Kürt halkı Meclis'te temsil edil(e)miyor". Şimdi DTP Meclis'te. Üstelik beklenen kâbus senaryosu da boşa çıktı ve MHP, DTP'li vekillerin uzattığı eli boşlukta bırakmadı. Oysa kâbus senaristlerine göre, DTP'nin varlığı bile MHP için kavga sebebi olacak ve Meclis'teki çatışmalar, sokaktaki insanları da etkileyecekti. Devlet Bahçeli ve kurmayları Meclis'in kavga yeri olmadığını ispat etti ve gerilimden yana bahis oynayanları zor durumda bıraktı. Ne var ki PKK'ya terör örgütü diyemeyen DTP'nin tahrik edici açıklamaları hâlâ sürüyor. Seçime birkaç gün kala Leyla Zana, eyalet sisteminden bahsetmiş ve bu kışkırtıcı beyan seçim sonucuna birkaç puan tesir etmişti. Şimdi de Hasip Kaplan üst perdeden atıp tutuyor. Silopi Parti Teşkilatı'nda yaptığı konuşmaya bakar mısınız lütfen: "Oruç Başbakan'ın kafasına vurmuş, ne dediğini bilmiyor. Buradan sesleniyorum; sınırı geçmeyin. Türkiye, Irak topraklarına girerse bu, sınır ötesi operasyon değil halkların savaşı olacak."

Küstahça söylenmiş laflar. "Bizim arkamızda Cudi var" ne demek? Bu pervasız lafların amacı nedir? Niçin her kritik dönemde bazı DTP'liler anormal açıklamalar yapıyor? Daha önce de Kerkük-Diyarbakır benzetmesi yapılmış, aylarca süren tartışmalara zemin hazırlanmıştı. Belli ki bu zihniyet, tezkere görüşülürken de tahrik edici beyanda bulunacak. Ve maalesef çok insan "aman bu oyuna gelmeyin" uyarısını idrak edemeden planlı bir kavganın içinde yer alacak. Oysa bu, bir provokasyondur; açık bir provokasyon. PKK, terörün dozunu her geçen gün artırıyor. Bu kadar şehit verildiğinde bilmiyorlar mı ki sınır ötesi operasyon kaçınılmaz hale gelir? Zaten öyle olsun diye yapıyor kanlı eylemlerini. İstiyorlar ki Türkiye, terörizme karşı verdiği savaşta yeni cepheler açsın; bu arada Irak'ı, ABD'yi ve daha bilmem hangi meçhul ittifakı karşısına alsın.

PKK dağda-bayırda saldırılar düzenleyip Türkiye'yi kışkırtmak isterken, onun siyasetteki uzantısı da toplum tepkisinin kar topu gibi büyümesini bekliyor. Şu anki manzaraya göre şöyle demek bile mümkün: DTP, kendini kapattırmak için düğmeye basmıştır. Yıllar sonra Meclis'e girdiler, apışıp kaldılar, yeni bir proje üretemiyorlar, halka sempatik gelecek en küçük bir davranış sergileyemiyorlar. Ekonomiden kültür-sanata, spordan dış politikaya kadar DTP'nin bir görüşü olduğunu kim söyleyebilir? Varsa yoksa etnik milliyetçilik. Yönettikleri şehirlerde sınıfta kaldı pek çok belediye. Bölge halkı bu durumdan muzdarip. O yüzden seçmen başka partilere kayıyor. Vatandaş artık iş istiyor, hizmet istiyor, örgüt propagandası değil.

Kürt meselesi Türkiye'nin en hayatî konusudur ve mutlaka doğru yönetilmek zorundadır. Sınır ötesi operasyon yapılsa bile Türkiye, temel hak ve özgürlüklerden, sosyal projelerden, ekonomik teşviklerden vazgeçmemeli. Terörle mücadele edilirken yöre insanını küstürmemek şart! Hatta halkı kazanmak için tahriklere boyun eğmemek, daha çok hizmet götürmek, insanları örgüt baskısından kurtaracak özgürleşme sürecini desteklemek gerekiyor. Örgütün pususu belli; o yüzden "halkların savaşı"ndan bahsediyor birileri. Oysa halkların kardeşliği, bunca senedir süren ayrılıkçı propagandaya rağmen devam ediyor; edecek de. Yeter ki önümüzdeki günlerde daha da artacağa benzeyen provokasyonlara boyun eğilmesin!

Ekrem Dumanlı /Zaman
Başa dön
sabandal
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2006
Mesajlar: 713

MesajTarih: Çrş Ekm 17, 2007 7:52 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Küstah talepler

Açılış konuşmasını yapan Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, sorunun büyük acılara, ağır insani, sosyal ve ekonomik tahribatlara yol açtığını belirtti. Tarihin çözümün şiddette ve inkarda olmadığını tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğunu söyleyen Tanrıkulu, “Ne Kürtler inkâr, telin ve tercih politikalarıyla ortadan kaldırılmışlar ve ne de silahlı şiddetle insani, ulusal ve bir o kadar da haklı talepleri konusunda sonuç almışlardır” dedi.

Alman Heinrich Böll Foundation Vakfı Başkanı Ulrike Dufner ise Türkçe, Kürtçe ve Almanca “Hoş geldiniz” diyerek başladığı konuşmasında Türkiye’de önemli bir sürecin yaşandığını kaydetti. Parlamentoya giren DTP’li milletvekillerinin yeni Anayasa’yı tartışmalarının olumlu olduğunu ve tabu sayılan konular üzerinde konuşulamaya başlandığını söyleyen Dufner, Kürt sorununun acil tartışılması gerektiğini savundu. Türkiye’de sadece barışa değil demokrasiye de katkı sunmak istediğini belirten Dufner, silahların susmasının demokrasi için yeterli olmadığını ifade etti.

PKK teröristlerine karşı Türk askerinin mücadelesini ‘Savaş’ olarak gösterme densizliğine düşen Dufner, “Bazı sorunlar şimdiden çözülmeye başlanıyor. Kürt sorununun çözümü kolay olmayabilir, ama ne kadar erken adım atılırsa o kadar yararlıdır. Kürt sorununu tamamen kabul etmeyebiliriz. Biz sadece düşüncelerimizi savunanları davet etmedik. Farklı düşüncelere sahip olan insanları da davet ettik. Eleştirilere açığız” şeklinde konuştu.

Öcalan’ın görüşlerini taşıdı

Konferansın ilk oturumuna başkanlık yapan DTP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Miroğlu, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın avukatları aracılığıyla son süreçle ilgili yaptığı açıklamaları aktardı. Miroğlu, teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın, “1921 Anayasası’nın örnek alınması” şeklindeki sözlerini hatırlatarak, “Öcalan’ın sürece ilişkin görüşleri kanaatimce önem taşımaktadır. Öcalan şöyle diyor; (1921 Anayasa’sı örnek alınmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, bütün kültürlerin demokratik şekilde varlığını ve kendini ifade etmelerini kabul eder. Bu cümle yeterlidir. Birçok şeyin önünü açar. Bu cümleyi Anayasa’ya koysunlar, 2 ay içinde PKK silah bırakır, gizli örgütlenmede biter. Ondan sonraki aşama demokratik yasalarla düzenlensin. Bu söylediklerim mümkündür. Akan kanı durdurabiliriz) diyor” şeklinde konuştu.

Genel af isteme cüreti

PKK ve Kürt sorununun genel bir afla mümkün olabileceğini ifade eden Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Mithat Sancar da, “Bir proje içinde silahsızlandırma olmadan silahlı örgütün kendiliğinden çözülmesini beklemek şimdiye kadar bildiğimiz örneklere bakınca pek mümkün görünmüyor. O zaman nihai askeri zafer de mümkün olmuyorsa; toplumun benimseyebileceği yollar denenmeli. Aksi taktirde çatışmalar derin izler bırakmayı sürdürecek” dedi.

Bugün sona erecek

Türkiye, Amerika, İspanya ve Almanya’dan çok sayıda akademisyen, yazar ve siyasetçi ile AK Parti Diyarbakır Milletvekilleri Abdurrahman Kurt ve Kutbettin Arzu, DTP milletvekilleri ve belediye başkanlarının katıldığı konferans, bugün sona erecek.


30.09.2007 /TERCÜMAN
Başa dön
sabandal
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2006
Mesajlar: 713

MesajTarih: Cum Ekm 19, 2007 6:28 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Abdullah Öcalan’ı getiren otomobil aprona girerek, içinde Türk ekibinin bulunduğu uçağın yanına kadar geldi. Öcalan araçtan indiğinde, gayet neşeli görünüyordu. Elinde çantasıyla, hızlı adımlarla uçağın merdivenlerini tırmandı. Kapıdaki uzun boylu, sarışın, yeşil gözlü Türk görevliyi gülümseyerek selamladı ve içeri girdi. MİT görevlileri anında üzerine atladı. Kelepçelendi. Ağzı ve gözleri bantlandı. Uçak, Türkiye’ye doğru kalkışa geçtiğinde, saatler 20:00 sularını, tarih 15 Şubat 1998’i gösteriyordu. Havalandıktan sonra gözlerindeki ve ağzındaki bantlar çıkarıldı. Öcalan şoka girmişti. Konuşamıyordu. Bir MİT görevlisi, “Abdullah Öcalan, memlekete hoş geldin” dedi.

18 yıl dağ kadrosunda bulunan Şemdin Sakık ise Öcalan’ın yakalanışından kısa süre önce PKK’dan kaçmış, Irak’ın kuzeyinde, Barzani güçlerine teslim olmuştu. Barzani’nin karargâhına götürülürken, yolda otomobilin arızalandığı numarası yapıldı. Peşmerge şoför, otomobilden inip aracın kaputunu kaldırıp oyalanırken, hemen yakınlarına inen helikopterden ‘bordo bereliler’ yere atladı. Sakık, bir anda kendini uyku tulumunun içinde buldu. Gözlerini açtığında Diyarbakır’da sorgudaydı...

Bu iki ismin ele geçirilmesinin ardından, PKK’nın dağılacağı düşünülüyordu. Ancak uzun süre sessiz kalan terör örgütü, yeniden saldırılara başladı. Bu defa gözler, Öcalan ve Sakık’ın geride bıraktığı mirasa döndü.

Abdullah Öcalan ve Şemdin Sakık, yakalandıktan sonra Jandarma İstihbarat subayları tarafından sorgulandı. PKK’nın yapısına yönelik soruları yanıtladılar. Ayrıca ifadelerinde, örgütün yönetici kadrosuna ilişkin düşüncelerini de anlattılar. Tempo, Jandarma İstihbarat subaylarının aldığı bu ifadelere ulaştı.

Silahlı Kuvvetler’in hedefindeki PKK’yı kimler yönetiyor? Özel timler, nokta operasyonlarıyla hangi teröristin peşine düşecek? İşte Apo’dan sonra kendi içinde sık sık kanlı liderlik mücadelesine sahne olan PKK’da galip gelen taraflar... Apo ve Şemdin Sakık’ın gözüyle kişisel özellikleri...

“Kaçakçı, köylü, mayın sökücü”

1-MURAT KARAYILAN (CEMAL):
Şanlıurfalı. PKK’ya 1979’da katıldı. Kod adı Cemal. Silahlı mücadelenin ön planda olmasını savunan Muhafazakâr kanadın lideri. Örgütteki en etkili isim. Avrupa’da yaşayan PKK Genel Başkanı ‘Behzat’ kod adlı Zübeyir Aydar ile birlikte hareket ediyor.
Abdullah Öcalan, onu şöyle tanımlıyor: “Eski kaçakçıdır. Becerikliliği sınırda mayınları sökmedir. Halkla ilişkileri iyidir. Köylü özellikleri hâkimdir. 1998’deki operasyonlarda, çok sayıda kadronun yitirilmesine sebep oldu. Derin bir askeri anlayışı yoktur…” Sakık’a göre Karayılan, Öcalan’ın hemşerisi olduğu için örgütte ayrıcalıklı. Onu, “Bilinçsiz bir kişiliğe sahiptir. Siyasi ve askeri yönü zayıftır” diye tanımlıyor.

“Yaralı 17 militanı öldürtmüştü”

2-CEMİL BAYIK:
1951 Elazığ-Hazar doğumlu. PKK’nın 18 kurucusundan biri. Örgütün askeri kanadı ARGK’nın başında ve İran bağlantılarını sağlıyor. PKK’nın iki numaralı ismi. Kod adı ‘Cuma’. Murat Karayılan ile güç mücadelesi içinde. Öcalan, ifadesinde Cemil Bayık’ı şöyle anlatıyor: “Askeri ve pratik alanda zayıftır. Genelde cephe gerisinde kalır. 1992’de bir mağarada 17 militanı yaralı oldukları ve ele geçmemeleri için öldürtmüştü...”
Şemdin Sakık ise “Askeri yönü zayıf, örgütleme yönü güçlüdür. Diplomasi ve kadro yetiştirme konusunda tecrübelidir” dediği Bayık’ın, bir diğer özelliğine de dikkat çekiyor: “Apo’nun rezaletlerine göz yumar.”

“Gelişmelere göre örgütten kaçabilir”

3- RIZA ALTUN:
Adıyamanlı. Örgüte 1978 yılında katıldı. Başkanlık konseyi üyesi. Avrupa sorumlularından ve örgütün para kasası olarak biliniyor. Yaklaşık iki ay önce Avusturya’da gözaltına alındı ama Kuzey Irak’a gitmesine izin verildi. Silahlı kadroların ön planda olmasını savunan muhafazakâr kanattan.
Öcalan’a göre, örgütün çekirdeğini oluşturan ilk grup arasında bulunuyor. Şemdin Sakık ise Rıza Altun’un siyasi ve diplomatik yönünün güçlü, askeri yönü zayıf olduğunu ileri sürüyor, “Örgüt ile bir türlü kaynaşamamıştır. Abdullah Öcalan’ı sevmez. Kaçma ihtimali örgütteki gelişmelere bağlıdır” diyor.

“Cinselliğe düşkündür”

4- DURAN KALKAN:
Kod adı 'Abbas'. Adana’nın Karaisalı ilçesi doğumlu. Başkanlık konseyi üyesi. Örgütün ideologlarından. PKK içinde kendi gücünü oluşturmaya çalışıyor. Haziran 2005 tarihinde Karayılan'a yönelik suikastın arkasındaki isim. Öcalan'ın ifadesiyle; 'iyi bir provokatör’.
Abdullah Öcalan, Abbas kod adlı Duran Kalkan için şunları söylüyordu: “Pratik alanda güçsüz, eğitim ve ideolojik söylemde güçlüdür. Eğitimlerde başarılıdır. Dağ şartlarına dayanabilecek elemandır. Barzani’nin yanında bile yer bulabilir.”
Sakık ise, “Kendisi, kitabi bir dünyaya sahip olup, yaşam düzeyinde yetersiz, sabit fikirlidir. Cinselliğe düşkündür” cümleleri ile değerlendirdi.

“İradesiz bir görünüm çizdi”

5- MUSTAFA KARASU (AVAREŞ):
Kod adı ‘Hüseyin Ali’. Sivas’ın Gürün ilçesi doğumlu. PKK’nın kurucu üyesi. Dış ilişkilerinden sorumlu. Bir dönem, örgüt içinde ajanlıkla suçlanarak Murat Karayılan yönetimine verildi. PKK Kongra-Gel Bilim ve Aydınlanma Komitesi üyeliği yaptı. 12 Eylül döneminde uzun sure cezaevinde kaldı. Ölüm oruçlarına katıldı.

Abdullah Öcalan, Avareş kod adlı Mustafa Karasu ile ilgili şunları söylüyor: “Uzun süre cezaevinde yattı ve cezaevi sorumlusu olarak görev yaptı. Kırsala çıktığında iradesiz bir görünüm çizdi. Ama pratiğini geliştirmeye başladı. Artık daha çok katkıları olur. Dürüst ve bana bağlıdır.”

Şemdin Sakık’ın verdiği bilgilere göre Karasu, örgüte 1978’te katıldı. Örgüte bağlı bir isim ve Öcalan’ın iddiasının aksine, Apo’yu sevmez. Sakık, Karasu için, “Dürüst ve saf bir kişiliğe sahiptir, ama örgüte bağlıdır. Siyasi yönü güçlü, askeri tarafı zayıftır” diyor.

“İdam edilecekti, Apo kurtardı”

6- OSMAN ÖCALAN:
Abdullah Öcalan’ın kardeşi. Kod adı ‘Ferhad’. PKK Kongra-Gel Genel Başkan Yardımcılığı yaptı. Ağabeyi Öcalan’ın yakalanmasının ardından PKK’dan ayrılarak, silahlı mücadeleye son verilmesini savunan yasadışı Yurtsever Demokrat Parti’yi (PWD) kurdu. 2005’te Murat Karayılan’ın emriyle kahvesine konulan zehirle öldürülmek istendi, ama kurtuldu.
Abdullah Öcalan, kardeşi Osman Öcalan’ı şöyle eleştiriyor: “Örgütün siyasi kanadında başarılıdır. İdeolojik yanı, doğru karar verme anlayışı iyidir. Pratikte zaafları var. Araziyi kullanmayı hiç bilmiyor.”
Osman Öcalan’ın, ağabeyi Abdullah Öcalan’ı hiç sevmediğini ileri süren Şemdin Sakık, aynı zamanda çok kurnaz olduğunu söylüyor: “Diplomasi yönü güçlüdür. Askeri yönü zayıftır. Örgüt tarafından yargılanıp idam cezası almasına rağmen, Apo tarafından affedilmiştir.”

“Oldukça fazla kayıplara neden oldu”

7- NİZAMETTİN TAŞ (BOTAN):
1961 Van-Varto doğumlu. PKK-Kongra-Gel’in başkanlık konseyi üyelerinden. PKK Genel Başkanı Zübeyir Aydar’ın yardımcılığını yaptı. Abdullah Öcalan dönemi sözde eyalet komutanlarından. Osman Öcalan ile birlikte PKK’dan ayrılarak, PWD (Kürdistan Yurtsever Demokrat Partisi) saflarına geçti. PKK onu sağcı olmakla suçladı.
Öcalan, Nizamettin Taş için, “Askeri pratiği ve dayanma gücü var. Hareket tarzında laçkalık fazla. Askeri alanda oldukça fazla kayıplara neden oldu. Halkı harekete geçirebilir” derken; Şemdin Sakık onu, “Siyasi ve askeri yönü güçlüdür. Örgüt içerisinde sevilir. Apo’nun zaaflarını çok iyi bilir ve onu sevmez. Örgütte geleceği olan birisidir. Cinselliğe düşkündür” cümleleriyle değerlendiriyor.

“Örgüt tabanı sevmez. Kişiliksizdir”

8- ALİ HAYDAR KAYTAN (FUAT):
Kod adı Fuat. Tuncelili. PKK’nın üst düzey kadroları arasında, istihbarat biriminin de yöneticilerinden. Son dönemde, örgütteki liderlik savaşında da etkin rol aldı. Kaytan hakkında, bu liderlik savaşından sonra örgüt içinde kadınlarla ‘fazla ilgili’ olduğu söylentileri çıkarıldı ve bu yüzden, ‘Tecavüzcü Coşkun’ lakabı yakıştırıldı. Kaytan’ın geçen yıl, İran askerleri tarafından yapılan bir saldırıda ağır yaralandığı öne sürüldü. Ancak bilgi doğrulanamadı.
Ali Haydar Kaytan’ın örgütlenme yönünü beğenmeyen Abdullah Öcalan, “İdeolojik yanı ve yorum kabiliyeti çok güçlüdür. Kararlıdır. Cesaretlidir” diyor.
Şemdin Sakık ise, “Teorik olarak güçlüdür. Pratikte zayıftır. Örgüt tabanı tarafından sevilmez. Kişiliksizdir. Benim örgütten ayrılmama sevinmiştir” yorumunda bulunuyor.

“İspiyoncudur. Örgütte sevilmez”

9- HALİL ATAÇ (EBUBEKİR):
1979’da PKK’ya katıldı. Bir dönem, PKK başkanlık konseyi üyeliği yaptı. Abdullah Öcalan’ın sözde eyalet komutanı. PKK istihbarat sorumlusu. Örgütten ayrılmak isteyenlere işkence yapanlardan. Liderlik mücadelesinde, Murat Karayılan’ı destekledi. Sonra Osman Öcalan ile birlikte PKK’dan ayrılarak PWD’yi kuran ekibin içinde yer aldı.
Halil Ataç için, “Askeri alanı çok iyidir” diyen Öcalan, “Ancak yüzde 10 kapasiteyle çalışır. Köylülüğü aşabilse, askeri alanda inanılmaz bir komutan olurdu” yorumunda bulunuyor.
Sakık ise, “Siyasi yönü güçsüz, askeri yönü düşük düzeydedir. İspiyoncudur. Örgüt içinde sevilmez. Abdullah Öcalan’ın hemşeriliğinden yararlanır. Cinselliğe düşkündür. Cinsel ilişkiden dolayı eleştirilmesine rağmen yargılanmamıştır” cümleleriyle değerlendiriyor.

Sözde genel başkan

10- ZÜBEYİR AYDAR:
1961 Siirt doğumlu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Siirt’te avukatlık yaparken, SHP-HADEP seçim ittifakı sonucu milletvekili seçildi. PKK siyasi kanadının genel başkanı.
19’uncu dönem milletvekili olarak parlamentoda bulunan Zübeyir Aydar, yurtdışına kaçtıktan sonra PKK’nın başı Abdullah Öcalan’ın gözdesi oldu. Apo’nun yakalanıp Türkiye’ye getirilmesinden sonra, Avrupa ülkelerinde PKK’nın etkinliğinin artırılması için siyasi temasları sürdürdü. PKK’nın silahlı eylemlerinden çok, siyasi alandaki faaliyetleriyle tanınan Zübeyir Aydar, sık sık Kuzey Irak’taki PKK kamplarına gidiyor, örgütün merkez komitesiyle değerlendirmeler yapıyor. Öcalan ve Sakık’ın, Jandarma İstihbarat’a verdiği ifadelerde ismi geçmiyor.

“Rusya ve İran bağlantılarını kurar”

11- NUMAN UÇAR (MAHİR):
PKK’nın eski Moskova temsilcisiydi. Abdullah Öcalan’ı Moskova’da karşılayan kişi Uçar’dı. Daha sonra PKK saflarında, Uçar’ın, Abdullah Öcalan’ın yakalanmasında payı olduğu yolunda iddialar gündeme geldi. Uçar aynı zamanda terör örgütünün parasını çalmakla suçlandı. Hakkında örgüt içi infazla öldürüldüğü yolunda söylentiler çıktı; ancak bu iddia doğrulanmadı.
İfadesinde, Numan Uçar’la Rusya’da tanıştığını söyleyen Abdullah Öcalan, şunları anlatıyor: “Örgüt içinde ona, ‘ihtiyar’ derler. Rusya’dayken gördüğüm kadarıyla siyaseti ve devletleri anlıyor. Biraz sivilleşmiş, klasik diplomasi anlayışına kendisini bağlamış. Cephe adamı olarak iyi rol oynayabilir. Kırsalda başarılı olamaz.”
Şemdin Sakık ise Numan Uçar’ın, örgütün Rusya ve İran bağlantılarını kurduğunu söylüyor: “Tecrübeli ve diplomatik bir kişiliğe sahiptir. Şanlıurfalı olduğundan Apo tarafından ayrıcalık tanınmıştır. Cinsel ilişkiye düşkündür.”

Terör örgütünün celladı

12- FEHMAN HÜSEYİN (DR. BAHOZ):
Suriyeli. Kod adı Dr. Bahoz. PKK Merkez Yürütme Kurulu Üyesi. PKK’lıları sürekli az eylem yapmakla suçlayan bir isim. Murat Karayılan’a bağlı. Örgüt içi infazları gerçekleştirenlerden. Irak’ın kuzeyinde Zap Kampı’nda bulunuyor.
Abdullah Öcalan ve Şemdin Sakık’ın ifade tutanaklarında bulunmayan bir isim. Örgüte Suriye, İran ve Iraklı teröristlerin katılımına büyük önem veren, acımasızlığıyla, eylemleriyle örgüt içinde önemli bir yer edilen Fehman Hüseyin, kritik görevlere daha çok Suriyelileri getiriyor. Halen, PKK içinde sözde ‘komutan’ düzeyinde çok sayıda Suriye vatandaşı bulunuyor.

Tempo dergisi
Başa dön
sabandal
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2006
Mesajlar: 713

MesajTarih: Çrş Ksm 07, 2007 7:33 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kuzey Irak'ta kurulmakta olan Kürt Federe Devleti'nin meşruiyeti tartışılırken, "İsrail'in güdümünde bir oluşum" olduğu söylenir.

Bunu da takviye etmek üzere Barzani ailesinin "Yahudi" olduğu, 1950'lerden başlamak üzere Kuzey Irak'tan yüz binlerce Kürt-Yahudi'nin transfer edildiği ve bunların bugünkü oluşum üzerinde etkili oldukları iddia edilir. Bunların bir kısmı doğru, bir kısmı yanlıştır: Amerika ve İsrail'in bir Kürt devleti arzu ettiğinde kuşku yok. Ama Barzani ailesinin Yahudilikle ilgisi yok. Kürt-İsrail Dostluk Birliği Başkanı ve Kürt-Yahudi Kültür Merkezi'nin kurucusu Dr. Mote Zaken, "Molla Mustafa Barzani'nin İsrail'le ve Yahudilerle ilişkisi çocukluk arkadaşı Havaco Kano aracılığıyladır. Barzani ailesi ile Barzan lakabını alan Yahudiler arasında herhangi bir kan bağı yok" der. Öyle olmakla beraber bugün İsrail'de yaklaşık 140 bin Kürt-Yahudi yaşıyor.

Zamanında Amerika'ya götürülmüş Kürtler olduğu malum, bunlar ABD pasaportu taşıyorlar, sayılarını 110 bine kadar çıkaranlar var. Gerek İsrail'deki Kürt Yahudiler gerekse Amerikan vatandaşı Kürtler çok iyi sayılabilecek bir eğitime sahip. Zamanı gelince kurulacak bir devletin bürokratik, askerî ve sosyo-ekonomik altyapısını kuracak şekilde eğitilmişler. Genel kişilik profilleri İslam ülkelerindeki benzerlerinden farklı değildir. Bunlar Batı'da yönetici yetiştiren üniversitelerde okurlar, ABD veya İngiltere pasaportu taşırlar -bunun için çok ikna edici gerekçeleri var-, genellikle bir Amerikalı, İngiliz veya Avrupalı bir beyaz kadınla evlenirler -bir süre önce Hudson Enstitüsü'nün itibarlı Kürt prensi Kubat Talabani İtalya'da böyle bir evlilik yaptı- ve aldıkları eğitim icabı ülkelerini "aydınlatma misyonu"yla donatılırlar. Her biri birer prenstir, aydınlanmışlardır; liberal ekonomiyi, küreselleşme sürecini salt bir teknik ve bilimsel süreç olarak görürler; onların bakış açısından kendi ülkelerinin politikacıları ve yöneticileri dar kafalılıkları yüzünden küresel sürece katılamıyorlar. İnisiyatif ellerine geçse, bütün sorunları kolayca çözecekler.

Kuzey Irak Kürt Federe Devleti meselesine dönersek, anlaşılan şu ki, gerek İsrail'den gerekse ABD'den buraya gelip görev almaya hazır on binlerce Kürt prensi vardır. Sözünü ettiğimiz bu prensler hiçbir şekilde Barzani ve Talabani gibi "feodal zamanlar"da kalmış geleneksel aşiret reisleriyle çalışmazlar. Amerika'ya bağlılıkları ve bağımlılıkları hangi düzeyde olursa olsun, Barzani ve Talabani Kürt halkının geleneksel kültürüne, örf ve âdetlerine sadıktırlar. Dinî, tarihî ve geleneksel refleksleri kuvvetlidir. Ancak Batı'da eğitilmiş prenslerin Kürt halkının inançları, tarihî ve toplumsal duyarlılıklarını hiçbir şekilde paylaşmazlar.

Amerika ve İsrail, bölgede örnek olacak, "İslam fundamentalizminden uzak" bir Kürdistan'ın salt laik, modern ve küresel her etkiye açık olmasını isterler; aksi halde proje tahakkuk etmez; kurulacak devlet bir anda çevre ülkelerinin derin etkisine girer. Tabii ki en çok etkileyici güce sahip ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Cengiz Çandar da, "Türkiye'yi Irak'ta inisiyatifi ele alacağı anlaşılan Şii ve Sünni köktenciliğine karşı tam laik bir Kürdistan korur, arada tampon bölge fonksiyonu görür" demiyor mu?

Kısaca uzun vadeli bir proje çerçevesinde Türkiye'yi derinden rahatsız eden PKK ve onun İran versiyonu PJAK, 20. yüzyılın ikinci yarısında kalmış Stalinist bir örgüttür -sanayinin 'S'sinin olmadığı Kürt bölgelerinde Kürtlerin haklarını savunmak üzere "İşçi Partisi" olarak kurulmuştur-, Barzani ve Talabani "feodal dönem"den kalma birer aşiret reisidirler ve Kuzey Irak'ta giderek güç kazanmakta olup kaderini İslam dünyasının kaderiyle bir gören İslami gruplar vardır. Bunlar tasfiye edilmelidir. Pekiyi, nasıl? PKK terörünü gerekçe gösteren Türkiye askerî operasyona girişirken, birileri Barzani'yi -ve dolaylı olarak Talabani'yi- hedef tahtasına koyuyor. Acaba bu birileri, bir taşla birkaç kuş mu vurmak istiyor? Unutmayalım, postmodern gerçekliğin birden fazla yüzü var.
ALİ BULAÇ/ZAMAN
****
Bu tesbitlere katılıyorum. Çünkü adamların sistematiği otomatiğe bağlanmış.Bizim otamatiğimizin ceryanı yok. ABD YE SORMADAN TUVALETE BİLE GİDEMEYİZ ARTIK.
Başa dön
sabandal
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2006
Mesajlar: 713

MesajTarih: Cum Ksm 09, 2007 7:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

PKK artık Türkiye'yi değil İran'ı vuracak!

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ABD ziyaretinden çıkan sonuçlar şunlar: Washington PKK'ya karşı sıcak takip, operasyona ilişkin anlık istihbarat verecek. Dar anlamda askeri operasyonlar yapılacak. PKK'nın üst yönetimine dair bazı sürpriz gelişmeler olabilir. PKK'nın Türkiye topraklarına yönelik saldırı girişimleri ortaklaşa engellenecek...

Türkiye'nin kazancı bunlar. ABD'nin kazancı ise, Türkiye'nin tek taraflı operasyonunu şimdilik durdurabilmiş olmak. Kuzey Irak yönetimine bir anlamda güvence sağlamak. Barzani yönetimini rahatlatmak.

K. Irak yönetimi şimdilik rahatlamış görünse, Türkiye'nin tehditlerinden kısmen kurtulmuş gibi görünse de, PKK ile mücadele Barzani'yi iki ateş arasında bırakabilir. Şu iki ihtimal önemli: ABD Barzani yönetimini tamamen işin dışında tutup, Kürtler arasında çatışmaya neden olabilecek gelişmeleri önleyebilir. Ya da Barzani'den de, PKK'ya yönelik mücadeleye katılması istenebilir. İkinci seçenek geçerli olursa Barzani zor durumda kalacaktır. Bugüne kadar sakındığı sonuçlarla yüz yüze gelebilecektir.

Bütün bunların nasıl uygulanacağını önümüzdeki birkaç hafta içinde şekillendirecek. Beyaz Saray'ın taahhütlerine ne kadar uyacağını, Türkiye'yi oyalayıp oyalamayacağını bu süre içinde göreceğiz. İşbirliği yaparsa ne ala... Bütün bunlar gerçekleşebilir. PKK Türkiye için en azından yakın dönemde tehdit olmaktan çıkarılabilir. Buna rağmen Barzani üzerindeki Türkiye baskısı hafifletilebilir.

Sonra ne olur? PKK Türkiye yerine İran'a yönelir? Eğer Beyaz Saray'da konuşulanlar gerçekleşirse olacak olan budur. Gerçekleşmezse, Türkiye'nin ABD'den beklentisi bu sefer tamamen son bulur. İran ve Suriye önerileri devreye girer. Bölgede üçlü bir dayanışma hattı oluşur. Washington'ın bunu göze alması zor görünüyor. Alırsa kendisi kaybedecektir, bunu çok iyi biliyor.

Kamuoyu beklentileri çok yüksek tutuldu. Dolayısıyla ziyarette kararlaştırılanlardan daha çok, önümüzdeki günlerde neler yapılabileceği önemli. Ankara tezkereyi, ekonomik yaptırımları elinde tutmaya devam ediyor. Eğer ABD'nin aklındaki “Türkiye'yi şimdilik oyalayalım” ise, bunun Türkiye'yi komşuları ile yakın dayanışmaya zorladığını iyi bilmeli. Böyle bir dayanışmanın, ABD'nin bölgesel çıkarlarını nasıl bir felakete sürükleyeceğini de.

Bundan sonra, en azından bir süreliğine, PKK PJAK olacaktır. PKK militanları PJAK saflarında çatışacaktır. Kime karşı, Tabi ki İran'a karşı. Hafızamızı tazeleyelim. PJAK, bizzat ABD tarafından İran'a karşı kuruldu. Irak'taki ABD ordusu ve istihbaratı bu örgütü eğitti, kadrolaştırdı, silahlandırdı, finansal desteğini sağladı hatta İran içlerinde nerelere saldıracaklarına, kimleri hedef alacaklarına, neler yapacaklarına ilişkin ellerine listeler bile verdi. Washington'ın İran'la ilgili hesapları ortada. Bölgede asıl çatışma İran-ABD arasında yaşanıyor. Coğrafyaya asıl şeklini verecek olan da bu çatışmanın sonuçları olacaktır. Öyleyse bundan sonra PKK'nın ilgi alanı Türkiye'den çok İran'a yönelecektir.

Yani Kürt meselesinde, hep iddia ettiğim gibi; Türkiye masaya İran cepheye çekilecektir. Önümüzdeki günlerde İran'a yönelik terör saldırılarına dikkat edersek bunu görebiliriz. Bu satranç oyununun Kürt sorunuyla ilgisi yok. ABD-İran, ABD-Türkiye ve İran-Türkiye arasında Kürtler üzerinden yürütülen bir mücadeledir bu.

Son PKK saldırılarının arkasında Türkiye'ye verilmek istenen tez şuydu: “Kürtlerle masaya otur, İran'a karşı birlikte savaşalım.” Bu tezin birinci maddesi önemli. Eğer Türkiye, Kürtlerle masaya oturur ancak İran'a karşı cephede yerini almazsa, yine aynı sonuçlarla yüzleşecek. İran'a karşı cephede yer almayı reddettiği müddetçe, Kürtlerle masaya oturmaya çalışsa da bu engellenecektir.

Peki diyelim ABD PKK'nın Türkiye'ye karşı tehdit olmasının önüne geçti. İşbirliği yaptı. Sonrası ne olacak? İddiam şu:

Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu sorunu, sadece PKK, sadece güvenlik, sadece terör gibi dar alana hapsetmesi, sağlıklı bir bakış açısı değil. Dar anlamda güvenlik sorunlarına karşı geliştirilecek dar kapsamlı güvenlik stratejileri, sorunu çözmeyecek daha da karmaşık hale getirecektir. Evet, ABD PKK'yı himaye ediyor, Ama çok kolay tasfiye eder, edecektir de… Türkiye o zaman ne yapacak? Bunun cevabı yok. O zaman Kuzey Irak'tan Türkiye'ye, Karadeniz kıyılarına kadar yayılabilecek saldırıya karşı Ankara ne yapacak? Hiçbir şey... Kuzey Irak'a müdahale gücü olsa bile edemeyecek. Çünkü PKK o zaman Kandil Dağı'nda olmayacak. Türkiye'nin hiçbir gerekçesi kalmayacak. Çünkü o zaman K. Irak yönetimi tamamen ABD yönetiminde olacak. Barzani'nin bir işaretiyle Sivas'a kadar bir çok bölge karışabilecek. PKK'yı devreden çıkarıp Kürtlerin kaderini Barzani'nin elinde toplama stratejisi.

O zaman “ABD PKK'yı niye tasfiye etti bir türlü anlayamadık” diyenler bile çıkacak bu ülkede.
ALİ KARAGÜL/YENİŞAFAK
****
PKK adının değişerek ve gelişerek bölgeyi etkileyeceği ve ancak tasmasını tutanları da bir gün ısırabileceğini umut ederim.
Başa dön
sabandal
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2006
Mesajlar: 713

MesajTarih: Pts Ksm 12, 2007 7:43 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kamil ELİBOL'un haberi

Dağlıca baskınında hainler tarafından kaçırılan 8 asker, “emre itaatsizlik, yurtdışına firar” gibi suçlamalarla tutuklandı. Şok tutuklama kararıyla kamuoyunda günlerdir konuşulan iddialar gündeme taşındı.

İŞTE ÇOK TARTIŞILACAK iDDiALAR

Sekiz asker PKK'lı mı?

Hiç kurşun sıkmadıkları doğru mu?

Aralarında köstebek var mıydı?

PKK'lılarala Kürtçe konuşup, arkadaşlarına "Siz de teslim olun" dediler mi?

İstihbarat birimleri 5'nin DTP Gençlik Kolları'na üye olduğunu rapor etti mi?

Erlerden biri, PKK üyesi olmaktan cezaevinde 3 ay kaldı mı?

İSTİHBARAT BİRİMLERİNİN SORUŞTURMASI

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı, 8 asker hakkında geniş kapsamlı güvenlik soruşturması yaptı. İstihbarat birimlerinde bulunan fiş ve arşiv kayıtları üzerinden yapılan soruşturmada 8 askerden 5’inin DTP'nin gençlik kolları üyesi oldukları ileri sürüldü. Rapora göre, Ramazan Yüce Mardin DTP Gençlik Kolları üyesi, İrfan Beyaz Gaziantep DTP Gençlik Kolları Başkanı, İlhami Demir Ağrı-Patnos DTP Gençlik Kolları üyesi, Özhan Şabanoğlu Hatay DTP Gençlik Kolları üyesi, Halis Çağan'ın ise Adana DTP Gençlik Kolları üyesi görünüyor.

Raporda, baskında yaralanan askerlerin ifadelerine göre 8 askerin PKK'lı teröristlerle Kürtçe konuştuğu iddiasına da yer verlidi. Buna göre, 8 askerin diğer askerlere 200 kişilik terörist grubuna karşı çatışmaya girecek yeteri kadar mühimmatın bulunmadığını ifade ederek kendilerine de "teslim olun" çağrısı yapıldığı öne sürüldü.

Öte yandan ailesi ile birlikte Mersin'de oturan Ramazan Yüce'nin 21 Mart 2002'de Nevruz kutlamalarında çıkan olaylar sırasında tutuklandığı iddia edildi. 170 arkadaşı ile birlikte gözaltına alındığı ve olayları sırasında bayrak yaktığı iddia edilen Yüce'nin 3 ay cezaevinde kaldığı, ailesinden bazı kişilerin de örgütün dağ kadrosunda olduğu ileri sürülmüştü.

5 askerin DTP ile "Ültisaklı" (ilintili, bağlantılı) olduğunun ortaya çıkması, "köstebek" tartışmalarını da yeniden gündeme getirdi.


Bugün
Başa dön
sabandal
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2006
Mesajlar: 713

MesajTarih: Pts Ksm 12, 2007 7:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İlginç iddia: PKK'nın amacı ne?

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Araştırma Merkezleri Başkan Doç. Dr. Sedat Laçiner, terör örgütü PKK'nın amacının DTP'yi savaşarak Meclis'ten çıkarmak olduğunu ileri sürdü.



İlginç iddia: PKK'nın amacı ne?

Son dönemlerdeki eylemlerin PKK'nın tek bir parça olmadığını açıkça gözler önüne serdiğine dikkat çeken Laçiner, teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının ardından örgütün ciddi bir liderlik yarışına sahne olduğunu vurguladı.

USAK'ın internet sitesinde yazdığı yorumunda Laçiner, DTP konusunda dikkat çekici ifadeler kullandı.

Bölgede PKK dışında hiçbir muhalif örgüt, dernek ya da grup çıkmaması için fiziksel ortadan kaldırma yöntemine kadar her türlü sindirme ve bastırma çalışmasının yapıldığını savunan Laçiner, bu ortamda garip bir şekilde devlet güçlerinin de PKK benzeri bir tavır içine girdiğini ileri sürdü.

Terör örgütünün ortadan kaldıramadığı Kürtçü muhaliflerin de devlet eliyle tutuklanıp veya bölgeden uzaklaşmaya zorlandığını iddia eden Laçiner, böylece bölgede siyasi görüş belirtme tekelinin tamamen terör örgütünün eline geçtiğini belirtti.

"Kutubun 2 ucu olmak terör örgütünü çok güçlendirmiş ve kendisini 'Kürtlerin temsilcisi' olarak takdim etme gücüne kavuşmuştur." diyen Laçiner, HEP'ten DEP'e uzanan partilerin PKK'ya fikri açıdan yön göstermekten ziyade onun emirlerini uygulamak zorunda kaldığını söyledi.

Kürt sorununun çözümü konusunda PKK ve DTP içerisinde farklı tonların oluşmaya başladığını dile getiren Laçiner, yorumunda "Bu oluşumlar Irak Savaşı'ndan sonraki dönemde hızla ezilmeye çalışılmışsa ve devlet bu fırsatı iyi değerlendirememişse de bazı süreçler bir kez başladıktan sonra kolay kolay durdurulamaz. DTP ve hatta belki PKK içinde de hala bu görüşlerin etkileri görülmektedir. DTP'in 22 Temmuz seçimlerinde ciddi bir oy kaybına uğramasına rağmen mecliste grup kurabilecek bir güce ulaşması, yemin ettikten sonra MHP lideri ile el sıkışacak kadar Ankara'yı benimsemeleri DEP'in bazılarında PKK çevrelerinden farklı bir çizgiye gidebileceği endişelerine neden olmuştur. Özellikle bazı DTP milletvekillerinin ılımlı açıklamaları ve Ankara havasından etkilenerek söylem ve görünümlerini değiştirmeye başlamalar bazılarınca 'ihanetin ön işaretleri' olarak algılanmıştır. Burada DTP'nin PKK'dan farklı bir çizgiye yönelme potansiyeli çok net bir şekilde görülmektedir." ifadelerini kullandı.

Bölgedeki nispi siyasi istikrar ve ekonomik iyileşmelerin PKK'nın şahin kanadınca tehlike olarak görüldüğünü savunan Laçiner, sürecin durdurulması ve DEP'liler davalarının hatırlatılması için eylemlerin başladığını ileri sürdü.

Son dönemdeki terör eylemlerinin bir kısmının doğrudan DTP'yi kaydığı çizgisine döndürmek üzere işlendiğine dikkat çeken Laçiner, DTP içerisindeki bazı şahinlerin de eylemlere paralel olarak PKK ile DTP çizgisi arasında fark olmadığını işlemeye başladığını vurguladı.
****
Maalesef, bu gündeme ait bilinmesi gerekenlere vurdumduymaz olamayız. Çok kişi bu meselenin zahirisi ve batınısını karıştırıyor.
Başa dön
sabandal
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2006
Mesajlar: 713

MesajTarih: Sal Ksm 13, 2007 7:15 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

DTP'li vekiller, bölgemizde Kur'an kurslarına izin verilmesinin karşısındayız dedi.

DTP: Kur''an kurslarına karşıyız
Vakit Gazetesi'ndeki habere göre DTP vekiller Pervin Buldan ve Özdal Üçer, Güneydoğu'daki dini faaliyetlerden ve Kur'an kurslarından rahatsız olduklarını ve bunu tehlike olarak gördüklerini açıkladı.

AK Parti'nin 24 Temmuz seçimlerinde kazandıkları seçim zaferinin perde arkasında büyük ölçüde bu dini faaliyetlerin bulunduğunu öne süren DTP'liler, din istismari olarak nitelendirdikleri bu türden faaliyetlerin karşısındaki güç olarak da yine kendilerini işaret ediyorlar.

PKK'nın finansörü olduğu öne sürülen ve 1993'te öldürülen Savaş Buldan'ın eşi Iğdır Milletvekili Pervin Buldan: "TSK ile bizi karşı karşıya getirmek istiyorlar. Büyükanıt partimizin adını bile anmak istemiyor ama irtica ve laiklikle ilgili konularda fikirlerimiz tamamen örtüşüyor. Bunu gözden uzak tutmamak lazım" dedi.

DTP Van Milletvekili Özdal Üçer de "Laiklik için veryansın eden Genelkurmay değil miydi? Bizim de olmazsa olmazlarımızdan biri laikliktir. Bize cephe almasınlar zira biz de onlar gibi laikliğin savunucusuyuz" dedi.

Bölgede yürütülen Kur'an kurslarına izin vermenin şeriat devletine giden yolda en büyük adım olacağını iddia ederen DTP'li Üçer, "Van'da apartmanların bodrum katlarında ve sitelerin yönetim odalarında Kur'an kursu veriliyor, toplu namaz kılıyorlar bunlar buralarda din siyaseti yapıyorlar AKP bu şekilde buralardan oy aldı, biz bunlara kesinlikle karşıyız. DTP, laik sisteme en fazla bağlı olan partidir. Bunu görmek lazım." dedi.

13.11.2007/yenişafak.com.tr
Başa dön
mhmt
Yazar


Kayıt: Oct 24, 2007
Mesajlar: 222
Nereden: Denizin Kıyısından

MesajTarih: Sal Ksm 13, 2007 9:25 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

sabandal demiş ki:
DTP'li vekiller, bölgemizde Kur'an kurslarına izin verilmesinin karşısındayız dedi.

DTP: Kur''an kurslarına karşıyız
Vakit Gazetesi'ndeki habere göre DTP vekiller Pervin Buldan ve Özdal Üçer, Güneydoğu'daki dini faaliyetlerden ve Kur'an kurslarından rahatsız olduklarını ve bunu tehlike olarak gördüklerini açıkladı.


DTP Van Milletvekili Özdal Üçer de "Laiklik için veryansın eden Genelkurmay değil miydi? Bizim de olmazsa olmazlarımızdan biri laikliktir. Bize cephe almasınlar zira biz de onlar gibi laikliğin savunucusuyuz" dedi.

Bölgede yürütülen Kur'an kurslarına izin vermenin şeriat devletine giden yolda en büyük adım olacağını iddia ederen DTP'li Üçer, "Van'da apartmanların bodrum katlarında ve sitelerin yönetim odalarında Kur'an kursu veriliyor, toplu namaz kılıyorlar bunlar buralarda din siyaseti yapıyorlar AKP bu şekilde buralardan oy aldı, biz bunlara kesinlikle karşıyız. DTP, laik sisteme en fazla bağlı olan partidir. Bunu görmek lazım." dedi.

13.11.2007/yenişafak.com.tr


1. paragraf: Kuran kurslarının nesi tehlike? sağa sola mayın yerleştirmedikleri mi? pusuya yatıpda insanları taramadıkları mı? Dağlarda eğitim alıp alıp yol kesmemeleri mi?

2. parafraf: Ne oldu laikliğinize? devleti dinmi yönetti? hayır, ne oldu cumhuriyetinize? bakın hepsi orda duruyor! cumhuriyetimiz ayakta!

3. paragraf: Bu kadar kuran kursu var şeriat devleti flan çıkmadı şimdiye kadar şimdiden sonra mı çıkacak ? Namaz kılınca ne oldu? gidipde yola mayın döşemedikya gidipde sizin mehmet'lerinize kıymadıkya!

ne konusuyorsunuz siz? siz benim vekilim değilsiniz dağdaki sizin kafanızdan olanların vekilisiniz...
Başa dön
sabandal
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2006
Mesajlar: 713

MesajTarih: Cum Ksm 16, 2007 8:58 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

erör İlişkisi




Dar anlamda, mevcut yasal düzenin çeşitli şiddet eylemlerine başvurmak suretiyle değiştirilmek istenmesi olarak nitelendirilen terörizm faaliyetlerinin, en önemli gelir kaynakları arasında, geliri yüksek, tüketimin yapıldığı ülkelerde pazarlama ağı rahatlıkla kurulabilen ve bir önceki ticaretin riskini bir sonraki ticaret ile yok edilebilen uyuşturucu madde kaçakçılığı ticareti gelmektedir.






PKK Terör örgütü ülke içindeki uyuşturucu organizasyonlarının faaliyetlerine komisyon almak suretiyle katılmakta ve uyuşturucu maddelerin Avrupa ülkelerine sevk edilmesinde işbirliği yapmaktadır. Avrupa ülkesine yasal veya yasa dışı yollarla iş bulma vaadiyle veya iltica amaçlı olarak götürülenler ya da kendiliklerinden gidenler, polis güçlerine ihbar edilerek sınır dışı edilme tehdidiyle PKK terör örgütünce, bu ülkelerde sokak satıcıları olarak kullanılmışlardır. Örgüt elemanı olup Batı Avrupa ülkelerinde mülteci sıfatı ile yerleşmiş bulunan şahısların, bu işi yapmak üzere görevlendirildiği hususu çeşitli raporlarda belirtilmektedir.



PKK’nın uyuşturucu madde kaçakçılığı yaptığı, verilen bilgiler ile uyuşturucu madde kaçakçılığından yakalanan şahısların ifadelerinden, yine uyuşturucu madde kaçakçılığına karışan şahısların terör örgütleri ile bağlantılı suç kayıtlarından, örgüt ve hücre evlerinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerden, ayrıca yine bu evlerde yapılan aramalarda ele geçirilen dokümanlardaki uyuşturucu alış verişinin para kayıtlarından çıkartılmıştır. Hiçbir terör örgütü mensubu, bağlı bulunduğu örgütün kararlarına aykırı bir şekilde uyuşturucu madde kaçakçılığı yapamayacağından dolayı, yukarıda sayılan işaretler, terör örgütünün uyuşturucu kaçakçılığında rol aldığının ispatı için yeterlidir. Ülkemiz açısından uyuşturucu madde kaçakçılığını, finansmanında kullanan en önemli terör örgütü yine PKK `dır.
ABD Uluslararası Suç Değerlendirmesi raporunda, terör örgütü PKK’nın, Batı Avrupa ve Güneydoğu Anadolu’da eroin kaçakçılığı yaparak terörist faaliyetlerini finanse ettiği, soğuk savaşın sona ermesinden bu yana yasal ülke yönetimlerine karşı mücadele eden terörist ve aşırılık yanlısı örgütlerin, geleneksel organize suç grupları ve uyuşturucu kaçakçılarıyla giderek daha fazla iç içe geçerken, faaliyetlerini klasik ve yeni suç alanlarında yoğunlaştırdığı ve terör örgütü PKK’nın, Güneydoğu Anadolu’da da Türkiye’ye giren eroinden önemli gelir sağladığından bahsedilmektedir.



PKK terör örgütünün faaliyet göstermeye başladığı 1984 yılından itibaren bağlantılı olduğu tespit edilen 185 uyuşturucu madde kaçakçılığı olayında yakalanan toplam 679 sanık ile birlikte;



2 ton 701 kilo 659 gr. eroin,

13 ton 417 kilo 787,5 gr esrar,

4 ton 255 kilo 714 gr bazmorfin,

2 ton 125 kilo 258 gr hint keneviri,

22 ton 440 kilo asetik anhidrit,

604 kilo 240 gr kokain,

7 kilo 673 gr afyon sakızı,

19 kilo 238 gr eroin artığı madde,

277 000 adet amfetamin tablet,

1 ton 080 kilo sodyum karbonat,

1 adet uyuşturucu imalathanesi ele geçirilmiştir.




Bunların haricinde PKK terör örgütüne yönelik olarak OHAL Bölgesinde gerçekleştirilen 64 ayrı operasyonda ortaya çıkartılan sığınak ve hücre evlerinde de çok miktarda silah mühimmat ve örgüte ait malzemeyle birlikte;



7 ton 811 kilo 111,5 gr esrar,

2.484.003 kök hint keneviri,

171 kilo 155 gr eroin,

42 kilo bazmorfin,

1 adet uyuşturucu imalathanesi ele geçirilmiştir.

Kaynak:kom.gov.tr
***
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2, 3, 4  Sonraki
1. sayfa (Toplam 4 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok FAİRUZ DERİN BULUT YAZARIM Yerli 3 Çrş Oca 30, 2008 5:18 pm
Yeni mesaj yok “Derin devlet, devletin ta kendisidir” sabandal Güncel Olaylar-insanlar 2 Cmt Hzr 30, 2007 8:41 pm
Yeni mesaj yok Derin Devlet Savaşları turkcer Denemeleriniz 2 Cmt Ekm 01, 2005 5:38 pm