“En kötü huylarından biri de; herkesin sıcak yemekten zevk aldığı yemekleri, soğutup yemesiydi.”
Sevgili Günlük,
Sana yazma eylemini bazen çok aptalca bulduğumu biliyorsun. Zira kendimi önemli hissetmek için günlük yaptığım ıvır zıvırı ağlak ve zırlak bir üslupla satırlara gömmeye gerek duymam. Ama bazen şu ucunu açmaya erindiğin kör kalemimle bağrını delik deşik etmek, saçlarına it oynamış yonca tarlası kıvamı vermek hoşuma gidiyor. İnsanlara sataşmayı yersiz ve kısır bulunca sana meylim artıyor. Hem sen benim yazılmaz ve söylenmez sırlarımın dilsiz küpü değil misin? İnsanların anlamayacağından korktuğum manayı sana değil de nereye kusacağım?
(Günlük: - Zaten ne kadar söz kabızı varsa beni bulur. İyi tamam bu kadar cila yeter. Yaz artık!)
Geçenlerde canım sıkıldı . Köyümü özlemişim galiba ondan. Şöyle dedim harflerden kurulu merdivenlerle beni köyümün dağlarına çıkaran bir yazı okusam.
( Günlük: - Off! Yine sembolik dil kullanacak bu adam. Ya oğlum birazda normal yazsana! Bu ne ya! Her şeyi mecazi anlatmak istiyorsun, beni yoruyorsun.)
Oho Günlük! Senle işimiz var ha! Şurda iki satır yazı yazacağız hürmet ettik diye kendini naza, beni fırçaya boğdun. Bilmiyor musun, gerçek anlamda; bir anlam yatar, mecaz anlamda; bin anlam yüzer. Bu yüzden ey okuyucu rast gele!
Site site gezerken bir köy yazısına rastladım. Okumak için ilk harfe ayağımı attım. Baktım, beni köyümün dağlarına çıkarmıyor, anlam gittikçe irtifa kaybediyor. İnat ettim ikinci kez okudum. Cık! Bu yol bizim köye varmaz. Çünkü yazıda “köy” kelimesi sayıca çok ama köy ruhu yok. Köy denilen şey harflerle kundaklanmış ruhsuz ceset gibi yerde yatıyor. Ne kadar anlam üflesem de dirileceği yok.
Öyküde giriş kabilinden uzun bir bölge coğrafyası dersi var. Aman ya rabbi Türkiye’mizde ne kadar çok köy var böyle alt alta, üst üste, dib dibe, yan yana bi sürü köy. Baktım bu bölüm öyküye ne veriyor; şişkinlikten başka hiçbir şey. Ama Allah var köylerin adları tüm köy adları gibi güzeldi. Sonra öykünün ruhsuz köyünde bir kadın vardı, rolü; ana. Kadının konuşması şehir ile köy arasına sıkışmış gibiydi. Dili bir köylü gibi kalkıyor ama bir şehirli gibi düşüyordu. Aşağıya öyküye dair okuyucu notları düşülmüştü. Amanın! Köyünü değil ama köy kelimesini özleyen ne kadar çok köy diasporası varmış. Hepsi gurbetin acımasız ve ödünle tazelenen havasını o kadar çok solumuş ki köyün havasına değil üç harfine bile susamışlar. Sevgili günlük, bu yorumları nedense çok yandaş buldum. Belki de övgüler öyküye değil, şahsaydı kim bilir? Eee bizde böyle günlük, övgülerde sövgülerde şahıstan geçer. Zaten şehirde çevre ve hayat ilişkisi; körler sağırlar birbirini ağırlar. Yanar döner herkes mutlu olur. Kaşırsan kaşırım seni, okşarsan okşarım seni ilkesiyle açıklığa kavuşur. Hele aralarında o kadar şehirli olanlar vardı ki hiç köyü bile olmamış. Hep orda bir köy var uzakta tümcelerinden tanımış köyü. Ya bak günlük bunu yazınca neyi fark ettim; İnsanın yaşamadığı bir şeyi en fasih kelimelerle giydirsen, en beliğ ifadenle anlatsan da mana kuyusundan çekeceğin; sadece hayal.
(Günlük: - Eee sen o öykümsüye yorum yazdın mı ya da yazacak mısın?)
Bilirsin ben yersiz yorum eylemine girişmem. Yani öyle durduk yere kimseyle “muhattap” olmam sonra “çeşinici başı sanırlar. Üstelik bunu hırs gibi güdük bir duyguya bağlarlar ve bu sanrıları da geçmez. Zaten en iyi sen bilirsin, dilim sivri ve zehirli. Dile bağ kendinden gerek. Sen dilini bağlamazsan sonra dilin seni bağlar. Bir de neme lazım duygu poyrazına toslarım sonra üşümem geçmez.
(Günlük: - İçini dökerden katliam yaptın haberin var mı?)
Yoo fark etmedim ne oldu?
(Günlük: - Bak iyi dinle! “Muhattap” değil “muhatap” yazacaksın. Gerçi her fırsatta yazar olmak istemediğini söylüyorsun ama olsun sen gene de dilimize saygı açısından doğrusunu yaz. Ve “çeşinici başı” değil, birleşik isimse “çeşnicibaşı” yazacaksın. Birleşik ismin kelimelerini ayırıp gurbete mahkum etmeyeceksin. Yalnız şöyle bir sıkıntı daha var; bunu tatları ve sikke ayarını kontrol etmekle görevli usta/uzman kişi anlamında kullanıyorsan, sadece “çeşnici” diyeceksin, “çeşnicibaşı” dersen çok ayıp olur. Zira “çeşnicibaşı” sık sık eş değiştiren eril suretlere denir ki çok ayıp! Dur, düzeltmek için silme hemen! Yok etmek, düzeltmek demek değildir. Özgürlük varsa, hataya da yer var demektir. Yeter ki başkalarının hatalarını düzeltmekte ve silmekte kudretli olan eller kendi hatalarını düzeltirken aciz olmasınlar.
Anladın mı?)
Hey anarşist!
Alfabede yer almayan kaç illegal harfin var?
- Henüz kırk.
- Sorun etme. İnsan kırka varmadan, kırkı çıkmaz.
“Kırkı çıkmak” tan kastı ne olabilir ki? diye İnsan Bilimleri Sözlüğüne baktım. Öyle bir deyime rastlamadım. Ama aklımdan şöyle bir yorum geçti; İçinde taşıdığın illegal harflerden, legal manalar süzmek anlamında; şairlik olabilir miydi? İyi ama adamın hayatı şair olmadan, yazdığı şiir olur muydu?
Derken Tv’de Hiçlal Baydın ile Hemkem Kısaparmakuzunego’yu ayrı kanallarda düet yaparken gördüm: “Al eline kalemi/yaz başına geleni”
Nasılsa çoğu insanda vıcık vıcık; duygular.
Filozofumsu Çömez’in ilanı:
-Yarası olan itina ile gocundurulur.
- Hiştt Çömezzz! İnsanları gocundurmaya ne var “aşk” de yeter.
- Biliyorum herkesin gocunası yarası aşk. İnsanın okumaya ve yazmaya başladığı “en başlık” da bu ve türevleri.
- Aşk yazarsan, bu eylemi - biri hariç- hepsi üstüne alınır. Aşkın kendi gayrı, harfleri aynıdır.
- Nerden biliyorsun belki en çok o -biri- üstüne alınır.
- Doğru. Yaşanmamışlık, yaşanmışlıktan daha cazip değil mi?
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız