Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 175 Üye Adayı ve 17 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?
 SON CELLAT

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Türkiye Burma olur mu?


Türkiye Burma olur mu?
Sayfa Önceki  1, 2, 3  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar
Yazar Mesaj
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2151
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Prş Ekm 04, 2007 9:50 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Şunu kabül etmeliyiz önce: Türkiye'de bir medya gerçeği var. Bu medya, en şaşaalı dönemini bir önceki on yılda sergiledi. O da 97 Postmodern darbesi idi. Sırf propaganda faaliyetiydi ve medya bunun en önemli aktörüydü. Bir takım oyuncular çıktı; medyaya malzeme olmak için oyunlarını oynadılar ve gittiler.

Medya kendisini saydırmaya çalışıyor. Gerektiğinde hükümetlere destek çıkıyor; gerektiğinde de onu bertaraf etmek için aleyhine çalışıyor. elbetteki medya, patronlarının ticari hırslarından beri düşünülemez. Ama sadece bu da değil. Bence şu soru daha önemli: Medya, Toplumu modernleştirme projesinin neresinde yer alıyor? Bence en tepesinde. Bu bakımdan, medya, yani hakim medya ve onda yuvalanmış kalemşorlar, ideolojik olarak ta bir taraftırlar.

Ancak bununla da sınırlı değil olgu. Çünkü büyük bir ekonomik dönüşüm yaşanıyor. Türkiye, dünya ile mecburen entegre oluyor. Piyasacı rekabet, içe kapanmayı zorlaştırıyor. o zaman şu soru ortaya çıkıyor: Açılacağız ama, bizim kontrolümüz altında bu nasıl gerçekleşecek? Burdan şu sonuca varıyoruz: Medya, evet jakobenizm istemiyor belki ama; sonuçta bir taraftır ve bu taraf olmanın gerektirdiği görevleri de ifa etmek istiyor ve daha önemlisi, kendi varlığını da tehlike altına sokacak bir yönetim yapısı istemiyor. Bunun sonucu olarak ta, baskıcı değil ama kontrolcü bir yaklaşım isteniyor.

Bakın, şu son Anayasa tartışmaları açıkça gösterdi ki, 82 Anayasası'ndan dolayı yapılan tüm şikayetler sahteymiş meğer. Bunların istediği şey, çözümsüzlük. Yani Türkiye, bu tartışamalar içinde büyümesine devam etsin, cukkalar dolsun; ama böylelikle kontrolümüz elimizin altından gitmesin. Yani statükoculuk.

Şimdi bu hükümet çıkıp, medyada reformu dillendirse, mesela gelişmiş ülkelerdeki gibi, medya patronlarının ticarete burunlarını sokmalarını yasal olarak engellese, ortalıkta söylenmedik söz bırakılmayacağı ortada değil mi? Ne irticalar hortlar, hortlatılır; ne rejim krizleri çıkartılır. Şu gördüğümüz faaliyetlerin on, yüz mislini görürüz. Açık söylüyorum; hükümeti anlıyorum. Ben olsaydım da aynı şeyi yapardım. Asıl korku da bu zaten: Sıra bize ne zaman gelecek? Bu yüzden hükümeti de fazla başıboş bırakmak istemiyor; çünkü var olan sorunlar çözüldükçe medyaya da sıra gelecek. İşte o sıranın gelmemesi için, öndeki sorunların da çözülememesi gerekmekte, hep bu şekilde debelenerek sonsuza dek büyüyüp gelişmeye çabalamalıyız.

Burda, dünyevileşme sürecinden de medet umuluyor tabi. Bir elli yıl sonra, millet dünyevi hazlara gömüldükçe ekonomik refahın etkisiyle, daha az muhafazakar olur ve böyle yanlış tercihlerde bulunmaz. Bu, sıklıkla Türkiye'de dillendirilen görüştür. Hem de güya tarafsız sosyologların tesbitidir. Tesbit olmakla kalsaydı ben de katılırdım; ama istenen, arzulanan bir gelişmedir. Ki, doğrudur da, kaçınılmaz bir durum. İnsanların refahı arttıkça dünyevileşir ve değerleri hayatına daha az yansıtır. Refah ve ahlaki liberalizm arasında sıkı bir korelasyon vardır.

Despotizm meselesine gelince... O zaman şu sonuç çıkıyor: Türkiye'de hiçbir partinin daha fazla çoğunluğu ele geçirmesi meşru değildir. Önlenmesi lazımdır. Burda demokrasi çeşitlerine geliyoruz işte. Militan demokrasi mi, liberal demokrasi mi? Militan demokrasi, gerekirse darbelerle engellemeyi öngörür. 97 örnedğindeki gibi; sözcüsü Vural Savaş'tı ve bu adlı bir kitabı var. Hitler de seçimle işbaşına gelmiş te, böyle olmuş. Oysa engellenseymiş böyle olmayacakmış. Peki bu durumda, tersinden Hitler olunmuyor mu? Çoğunluk despotizminin zıttı, azınlık despotizmi midir?

Despotizmin bu topraklarda kök saldığına hiç mi hiç inanmıyorum. Osmanlı'da Kadıyanilik mezhebi ortaya çıkmıştı. Bir bakıma Vehhabilik benzeri, çok sert bir söylem. İşte bu mezhep, yarı teokratik yapıdaki osmanlı yönetimince şiddetle bastırıldı; kelleler alındı. Yani, bizde orta yol üzerine çok güçlü bir gelenek vardır. Öyle olmasaydı, iç savaştan iç savaşa sürüklenirdik.

Köy adlı sinemayı izleyeniniz var mı? 2003 yılında piyasada gösterimdeydi sanırım. Orada, modern hayat içerisinde, huzur ve güvenlik dolu bir hayat inşa etmek için bir araya gelmiş şehirli aydınlar, büyük bi rormanın içinde bir köy kuruyor; üstelik sürekli ormanda kötücül yaratıkların olduğunu, bunların köylülerin düşmanı olduğunu, ama aralarında anlaşma yapıldığını, yine de korkularla çizilmiş sınırları aşmamanın gerekliliğini vaaz ediyorlardı. Köyün, bu zamanda olduğu, gelişmiş bir dünya içerisinde karanlığa hapsolmuş, korkular içinde yaşayan zavallı halkının olduğu filmin sonunda ortaya çıkıyordu. Film, bu güçlü mesajından dolayı çok klastır; izlenmesini tavsiye ederim.

Hasılı, işte o köy bizim köyümüzdür. Gitmesek te, görmesek te... Çünkü zaten içindeyiz.
Başa dön
derin639
Yeni Üye


Kayıt: Sep 08, 2006
Mesajlar: 93

MesajTarih: Prş Ekm 04, 2007 11:25 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Türkiye Türkiyedir bizi biz yapan değerlerin farkında olsaydık Türkiyenin Türkiye kalacağını ve bu soruların içi boşaltılmış bir balon gündem parçası olduğunu anlardık!
Başa dön
08parpali
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Feb 23, 2007
Mesajlar: 587
Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı

MesajTarih: Cum Ekm 05, 2007 8:53 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Konu ile alakası yok, içimden geldi söyleyeyim dedim.
Ben kadayifi çok severim dün akşam tatlıcıdan tatlı almak istedim. Acayip kadayife benzer bir şey vardı. Oruçluyuz ya ne görse canımız çekiyor! Ne bu dedim:
-Burma kadayifi dedi.
İste size Burma neresi nedir demiştim ya, söylemenize gerek yok. Öğrendim artık, bir kadayif çeşidi imiş.
Başa dön
eylem
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 16, 2005
Mesajlar: 1259
Nereden: nereye...

MesajTarih: Cum Ekm 05, 2007 8:59 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

burma kadayıf yemediniz umarım. yoksa sorumuz yanıtsız kalacak
Başa dön
08parpali
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Feb 23, 2007
Mesajlar: 587
Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı

MesajTarih: Cum Ekm 05, 2007 9:11 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Malesef, iştahıma yenik düştü, Burma. Kendi açımdan sorunu hallettim. Sorun olarak hâlâ devam ediyor ise hemen her kadayifcide bulunuyor. Yiyerek sorunu bitiririz. Yalnız bu imalatçılar her gün yenilerini yapıyorlar, işte baş etmemiz gelen asıl sorun imalatçılar.

En son 08parpali tarafından Cum Ekm 05, 2007 2:49 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
eylem
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 16, 2005
Mesajlar: 1259
Nereden: nereye...

MesajTarih: Cum Ekm 05, 2007 9:18 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

neyse ki ben burma kadayıf sevmem
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 948

MesajTarih: Cum Ekm 05, 2007 2:34 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sayın Poe, medya eleştirilerinizin tümüne katılıyorum. Medyanın 5. güç olmakla da yetinmeyip iktidarı paylaşma ihtirası içinde olduğunu görüyoruz. Bu yüzden belirsizlik ya da göreli denge durumlarında medyanın elinin daha da güçlendiğini, pazarlık gücünün arttığını ve medyanın krizlerin çözümünden çok bu krizlerde nüfuz alanını ne kadar genişletebileceği kaygısını taşıdığını söyleyebilirim. Daha da kötüsü, küreselleşme denen illet medyayı da küreselleştirdi. Artık görsel ve yazılı medya önemli ölçüde uluslar arası(üstü?) sermaye tarafından satın alınmış durumda. Yani medya, sahibi olan küresel tekelci sermayenin çıkarları doğrultusunda işlemekte. Medyayla savaş sadece yerel güç odaklarıyla değil, küresel güç odaklarıyla da savaş anlamında.
Bir konuda yanlış anlaşıldığımı düşünüp konuya açıklık getirmek isterim. Ben despotizmin hakimiyetinden bahsetmedim. Egemen ideolojinin de, ona muhalif ideolojilerin de totaliter bir karaktere sahip olduğuna dikkat çekmek istedim. Egemen ideolojinin bugüne dek toplumsal desteğini koruduğunu ve ancak 2 kez (71 ve80) açık baskıcı yöntemlerle topluma çeki düzen verdiğini söyleyebiliriz. 80 de sol, iddi bir muhalefet hareketi ve seçenek durumuna gelmekte olduğu ve sair yöntemlerle önü kesilemediği için sert bir müdahale olmuştur. Bugüne dek egemen ideolojinin dışında hiçbir alternatif ideoloji iktidar olamamıştır bu nedenle bu ideolojilerin totalitarizmden muaf olduğunu kanıtlayan bir deneyim yaşanmamıştır. Ama dikkatle ve nesnel bir yaklaşımla incelendiğinde sol, İslamcı ya da milliyetçi ideolojilerin de totaliter bir karakter taşıdığını görebiliriz. Bu bir tehlikedir. Çünkü totaliter bir ideolojiyi bir başka totaliter ideolojiyle ikame etmek toplumsal sorunları çözmez, yeni statükocuların ve yeni egemen güçlerin dışında kimseye yarar sağlamaz.
Malezya vb (medyanın lanse ettiği şekliyle ve niyetle değil, samimi olarak toplumun bir kısmında hissedilen) korkulara bir de bu gözle bakmak lazım. Toplumun bilinçaltı, yeni bir totaliter baskı altına girmekten korkuyor. Eğer AKP ve ideolojisi gerçek bir seçenekse ve umutsa sıkı bir eleştiriden geçmeye ve toplumun her kesiminin sorularını yanıtlamaya, kuşkularını gidermeye zorunludur. “Ben bir şey kanıtlamak zorunda değilim, beğenmeyen çekip gitsin” diyemez. Ben bu ülkede kovulmak değil, şunun ya da bunun istediği, tanımladığı şekilde yaşamak zorunda olmadan kalan ömrümü yaşamayı istiyorum. Bu yüzden sadece statükocuları değil, muhalif hareketleri de sorguluyorum.
.
Başa dön
08parpali
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Feb 23, 2007
Mesajlar: 587
Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı

MesajTarih: Cum Ekm 05, 2007 2:52 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Zaten senin sevip sevmediğin önemli değil.
Önemli olan imalatın durmaması.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2151
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cum Ekm 05, 2007 3:01 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bundan üçüncü defa bahsedeceğim sayın kukulkan. O da, dünyadaki doğu-batı çelişkisini aynen içimizde taşıdığımıza vurgu. Nitekim sosyal-siyaset bilimcileri tarafından dünyada "bölünük ülke" kategorisine sokulan üç ülkeden biriyiz. Diğerleri Rusya ve Meksika. Rusya'da da bizdekine benzer bir bölünüklük var; Asya mı, Avrupa mı? Hem de bizden köklü bir mazisi var bu bölünüklüğün. Meksika ise Latino muyuz, yoksa K.Amerika'lı beyazlara mı benzemeliyiz, sorunsalı ile karşı karşıya. Ve bu üç ülkede de, azınlıklar, her zaman gerçekte batılı beyaz adamın yanında olan güçlü kişiler olmuşlardır. Toplumlarının azınlık ama sosyal, siyasetn ve ekonomik olarak nüfuzlu gruplarını oluştururlar. Aslında bu konu tam bir cevher. Keşke işleyebilsek. Bunun sebeplerine eğilebilsek. Hiç yoktan altındaki zihin haritasını çıkarabilsek.

Rusya'da bu tartışma Putin'in Avrasyacılığı tekrar güçlendirmesiyle biraz hız kesti. Bir Avrasyacı'nın şu sözü meşhurdur: "Avrupa'nın kuyruğu olmaktansa, Asya'nın başı olmayı tercih ederiz." Rusya'da Avrasyacı olmak, büyük ve güçlü olmayı arzulamakla eşdeğerdir. Rus toplumu ile benzer yapıda ve tarihteyiz. Tam da biz de o düşünüş içindeyiz. Ki asıl mesele buradan ortaya çıkıyor. Bir yanda Batılı devletler içinde erimiş, doğuya pekte ait olmayan bir devlet arzusu; diğer tarafta ise mazisni diriltmek isteyen; iddiası olan kuru kalabalıklar; yani biz.

Türkiye'nin kendini batı'ya anlatma çabası, her zaman vicdanlı Türk fertlerinin içini parçalamıştır. Batı efendi mi ki; biz kendimizi onlara zararsız olduğumuzu anlatıp durmaya çalışıyoruz? "Aman bu hareketimize ne derler? "Avrupa'ya rezil olduk." "Avrupalılar Türkiye'yi yanlış tanıyor; kara çarçaflıları kameraya çekyorlar hep. ""Biz Araplar gibi değiliz." türünden bütün ifadeler, temelinde aşağılık kompleksi barındırmaktadır. Aslında Anadolu insanının isyanı en başta bunadır. Bizim nüfuz sahibi batıcılarımız, sürekli bu aşalılaşma ve yaltaklanma çabası içinde olmuş ve halk ile aralarında mesafeyi açmışlardır. Aşağılık kompleksi deyip geçmeyelim. Sanırım Jung idi, aşağılık ve üstünlük kompleksleri arasında insanın bir oyuncak olduğunu savlayan. (İfadelendirme bana ait.) Yani bu kompleksler bizim hayatımızı temelden şekillendiriyor.

Şimdi Türkiye seçkinlerinin batılı karşısında bu aşağılaşma ve yaltaklanmasını, aynı şekilde içerdeki küçümsedikleri çoğunluktan bekliyorlar. Bu defa taklit eden (seçkinler), taklit edilenin (Batı) yerine geçmiş durumdalar. "Bizim korkularımızı dindirin! Kendinizi iyi anlatın." derken, ne kadar da çok batılı efendilerine benziyorlar! İşte, şahsen benim isyanım en çok bu üstünlük ve aşağılık kompleksine. Çoğunluk ta gerçekte buna isyan ediyor ama tabi hislerin tahlili ayrı bir efor gerekitiryor.

Yani, batılı kafa biraz da Türkiye'yi anlamak için çaba harcamalı iken; Türkiye'deki batıcı kafalar da biraz toplumu anlamak için çaba harcamalılar. Ama bu çabayı bu müstekbirlerde (kibirlilerde) görmek ne mümkün efendim. Göbeğini kaşıyan adamlar, aptal halk, sahabeden başka bilmeyen zavallılar gibi bir yığın ataklar görüyoruz. Buna verilecek cevaplar şunlar mıdır acaba: "Hayır, ne münasebet efendim! Göbeğimi kaşımıyorum." "Hayır, sadece sahebeleri öğrenmiyorum." "Valla aptal değilim." gibi gerçekten kendimizi zavallılaştıracak cevaplar mı olmalı?

Şöyle bir hayali diyalog:

-Seni aptal!
-Aptal değilim; rica ederim.
-O zaman bana aptal olmadığını kanıtla!

Bu diyalogda, aptallık suçlamasına maruz kalmış kişinin bütün ispatlama çabası onu gerçekten aptal yapacaktır. Çünkü aslolan, suçlamayı yapan bunu ispatlamak zorunda. Tabi bu ispatlar da öyle hayali olmamalı. Somut olmalı.

-devam ederiz nefes yettiğince-
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 948

MesajTarih: Cum Ekm 05, 2007 3:20 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

[quote="Poe"]

Bu diyalogda, aptallık suçlamasına maruz kalmış kişinin bütün ispatlama çabası onu gerçekten aptal yapacaktır. Çünkü aslolan, suçlamayı yapan bunu ispatlamak zorunda. Tabi bu ispatlar da öyle hayali olmamalı. Somut olmalı.

quote]
sayın Poe, yukardaki sözleriniz "Eğer AKP ve ideolojisi gerçek bir seçenekse ve umutsa sıkı bir eleştiriden geçmeye ve toplumun her kesiminin sorularını yanıtlamaya, kuşkularını gidermeye zorunludur. “Ben bir şey kanıtlamak zorunda değilim, beğenmeyen çekip gitsin” diyemez." dememe bir yanıt değildir umarım. Yanlış anlamışsam, bağışlayın.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2151
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cum Ekm 05, 2007 4:22 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Evet, kesinlikle bir şey kanıtlamaya gerek yok bence. Kanıtlama işinin nasıl özünde bir sorun olduğunu belirtmeye çalıştım yukarıda. Ast-üst ilişkisi taşıyor zorunlu içerik olarak. Anlamaya çalışan kendileri olmalı. Türkiye'de islamcılıktan muhafazakarlaşmaya doğru bir politik ve sosyal evrim var. Bunu görmeyen nasıl kendini aydın yerine koyabilir? Muhafazakarlık zaten demokratik düzende olmazsa olmaz bir taraftır. Bütün gelişmiş batı toplumlarında muhafazakar bir tarafın olduğu görülür. Ama biz doğu toplumlarında, ya da batılılaşma çabası içindeki toplumlarda, öze, yerele yönelik her hamle şüpheyle karşılanmaktadır. Şunu iddia ediyorum; değil islamcılıktan, bunların muhafazakarlıktan bile zerre hoşlandığı söylenemez. Hem de batılı anlamıyla bir muhafazakarlıktan. Ilımlı İslam'ın kopardığı fırtına asıl bundandır. Biz de karşıyız bu projeye. Çünkü Amerika eliyle dinde refom peşinde koşuluyor. Dini iddialarından arındırma, sekülerleştirme projesi, kapitalist sisteme açma... Ama bunların karşı çıktıkları mesele farklı. Bunlar İslam'ın her türlüsünden zaten hazzetmiyorlar. Elli kere rafineden geçir; yine de İslam'ın adı İslam olarak kaldıkça bunlar bu işten hazzetmezler.

Dün bir tartışma vardı: Etiler-Nişantaşı'nın birden nasıl "oha oldum yani" dediği aktarılıyordu; çevrelerindeki muhafazakarlaşmanın birden görünür olmasından dolayı. Şimdi kalk, koca Türkiye'yi ufacık bir ada olan Nişantaşı'na anlatmaya çalış! Suç kimin? Kumdan kaleler içinde yaşayan derebeylerinin mi, yoksa kendi işinde gücünde olan sokaktaki adamın mı?

Hayır üstad. Başkaları anlatabilir; ama biz Türk oğlu Türk'te olan onurdan sakatlanmış olur bu çaba. Bense asla anlatmam. O küçük bedene girmem.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2151
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cum Ekm 05, 2007 4:34 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kaldı ki, Ilımlı İslam projesine itirazları, din yada yerel kaynaklı bir karşı çıkış değildir. Onların tüm derdi, bu proje kapsamında, kendi tepeden inmeci modernite projelerinin sekteye uğratılmasıdır. Yani halkın, değerleriyle beraber iktidara gelmesidir. Tüm anlamıyla iktidara. Oysa zaten yıllar yılı bu halk, her türlü sembol ve değerleriyle baskı altına alınmaya çalışılıyor; seçtikleri sürekli alaşağı ediliyor ve gerçek iktidar korunmaya çalışılıyordu. Şimdi bu güç savaşında, dış desteğin yer değiştirmesi, onları da dünyaya karşı hınçlı duruma soktu. Daha dün Fransa, İsviçre örnek alınırken, şimdi hepsi 'vatan haini' oldu. Çünkü onların çıkarları gereği Türkiye'de demokratikleşmeyi desteklemeleri büyük sorun çıkardı.

Hep söylediğim üzere.. Özünde batılılaşmacı olanların batı karşıtlığı yüzeyseldir; konjonktür gereğidir. Süreci iyi kullandığı için bu toplum suçlanmamalı. Usta kaptan, fırtınalı denizde belli olur. Elbetteki sürekli değişen ittifaklar, ortaklıklar vardır. Ama tüm mesele bu devleti, bu milletin malı yapmaktır. Bu bakımdan tüm ittifaklar geçicidir. Batı Batı'dır, Doğu da Doğu.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 948

MesajTarih: Cum Ekm 05, 2007 5:25 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Poe, seni anlıyorum. Kendimizi Batıya anlatmak zorunda değiliz. Kimsenin bugünün egemenlerine kendini, niyetlerini kanıtlama zorunluluğu da yok. Sen de beni anla, Başka muhalif görüşler de olabilir.her görüş halka yanıt vermeli, niyetini açıkve samimi olarak anlatmalıdır diyorum ben. Sen medyayı ya da statükocu güçleri değil, beni ikna etmelisin, benim kuşkularım varsa gidermeye çalışmalısın, ben de senin. Değil mi ki hepimiz bir şeylerden rahatsızız, birbirimizle konuşmak, anlamak ve anlatmak zorundayız. Ben de, benim gibi rahatsızlık duyanlara anlatırım düşüncelerimi, niyetimi, açıksözlülükle yanıtlamaya çalışırım bana sorulanları. Ne sen ne ben ne de bu ülke için samimi kaygılar güden bir başkası kendini, kendini yok sayanlara anlatmak zorunda değil. Ama biz kendi aramızda konuşabiliriz, konuşmalıyız. Düşünce farklılıkları olsa da niyetimiz ve hedefimizin aynı olduğuna inanıyorsak. Başka Türkiye yok, yaşanabilir bir Türkiye senin kadar benim de hayalim. Herhalde beni o statükocularla bir tutmuyorsun. Wink
"Köy" filmini hatırlatman çok isabetli. Bugünü ve dünü doğru okumak için eşsiz bir film. Bu "filmi" önceden gördüm ve bir daha görmek istemiyorum!
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2151
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cum Ekm 05, 2007 9:03 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Tüm bu suçlama, ikna etme, şüphe etme, kendini anlatma çabası; bana Kemal Sunal'ın oynadığı bir filmdeki durumu anımsatıyor. Deliler hayali olarak penaltı çekiyordu birbirine. "Şut ve gol!" - "Yok değil; auta çıktı, görmedin mi; kör müsün?" - Gol işte, asıl sen görmüyorsun!"

Birileri çıkıp, diğer tarafa muhtemel suç kastı isnad ediyor. Oluşmamış suçun aklınca önlemlerini almaya çalışıyor. Hatta ceza kesmeye çalışıyor. Beri taraf ta sürekli olarak, oluşmamış suçun oluşmayacağını ispat etmeye çalışıyor veya ispat etmeye çağrılıyor.


. Açıkçası sıtkım sıyrıldı bütün bu yoğun gündemden. Sorun bende olsa, arkamı dönerdim. Ama nereye yüzümü dönsem küfür, iftira, karalama, aşağılama.. Ben de diyorum, okuma şu haberleri, medyatik kumpanyaları ama kaçınılmaz son. Bazen ben bile kendimi tanıyamıyorum.

Seçimler öncesinde bir yabancı dergi Türkiye'de yüksek tansiyonu masaya yatırmıştı. Bir kaç kişiyle de konuşmuş ve aktarmıştı. Gencin birisi şu meyanda sözler söylemişti: "Her yaz tatilde oluyordum. Ama Türkiye'nin geleceği karanlık! Bu yüzden ben de var gücümle bunu önlemeye çalışıyorum." Daha Atatürk, çağdaşlık, cumhuriyet vs. de diyordu. Türkiye'nin karanlığı da şimdiki hükümetin seçimle işbaşına gelişi. Neticede yüzde 47 oy alındı ama tansiyon dinmedi. Hatta halkı alanen aşağılamada bir sakınca görmüyorlar. Bir yığın forum var. Dolaşıyorum sanal cemaatleri. Görün bakın. Halkın cehaleti deniyor. Yani bu aşağılık-üstünlük kompleksleri şu andaki ortamdaki psikolojiyi yansıtmaktadır.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2151
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cum Ekm 05, 2007 9:26 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sorunun kaynağı, tarafların birbirlerini toptancı hükümlerle değerlendirmesi ve yargılaması. Yani muhafazakarlık karşıtı kendini konuşlandırmış birisinin kafasındaki muhafazakar tip, gerçekte karikatürüze edilmiş tiptir. Takunyalı, tesbihli, yere tüküren, hırt, kaba saba.. Üstüne üstlük kesin bir tarikatle bağlantılı veya cemaatten. Tersi grup ta, berikileri homojen bir örgüt gibi algılamakta; hepsinin ÇYDD veya ADD'ye üye olması yada üyelik potansiyeli olan veya Rotakat, Mason, Lions'lar içinde nefeslendiğini sanmaktadır. Ama örgütlülük konusunda, daha bilinçli olanların önde olduğunu görebiliriz. Mesela şuanda bir yığın muhafazakar karşıtı söylem mailleşmiş bir şekilde elden ele ulaştırılmakta, kimilerinde fıkralar, aşağılamalar, saptırma haberler fink atmaktadır. Tabi ülkeni, vatanını seviyorsan bunu hemen yek diğerine de postalamalısın. Kim bu düşman?

Ve şunun çok iyi farkındayım ki; biz-siz söylemi ayrımcı bir söylemdir. Toplum, halk, millet kavramları; kendilerinin çoğunluk, diğerlerinin azınlık olduğunu varsayar. Bunu medya da kullanır. Oysa, bütün tartışmacı taraflar halktır; aynı millettir. Ama aynı millet olmak, kimseyi de temize çıkarmaz.

aklıma gelmişken şunu da ekleyeyim: Nasıl ki Marksizim, komünizm sert söylemlerdi, devrimci karakter taşıyordu, ama sonra yumuşadı ve sosyal demokratlık halini aldı ve elitlerlce meşruiyet kazandı; aynı şey neden muhafazakarlık için olmasın? Çünkü muhafazakarlık, aynı zamanda demokratlık demektir. Ama söylediğim gibi, İslam'ın katısından da, ılımlısından da rahatsız olanlar, muhafazakarlıktan da zaten rahatsız olmaktadırlar. Marksizim, komünzim ve türevleri modernist söylemlerdir; köküne kadar seküleristtir. Bu bakımdan bunlar arasında geçişkenliğin olması kolay. Ama güçlü şekilde geçmişe ve değerlere muhafazakarlık yaslandığı için, daima şüphe ile karşılaşmaktadır. Çünkü modernist söylemleri, projeleri sekteye uğratacaktır. Asıl bunların konuşulması lazım Türkiye'de. Modernizm , ezeli ve ebedi hakikat mi? Şuanda var olan batılı hakim değerler, gerçekten insanlığın yaraına hayırlı bir sonuç mudur? Son 200 yıllık tartışmalardan bunlar galip çıkmışsa, bunlar haklılık mı kazanmışlardır?

Netice itibariyle, bütün ihtiyatlı söylem ancak bireysel duruş halidir. Toplumdaki uçurumu kimsenin bedeni dolduramaz. Yani bizim elimizde olan bir şey yok. Söylem sahiplerinin, güç odaklarının bunu durdurması lazım. Yoksa yaz bir gazetede yazı, ver yayına, ortalığı tahrik et; binlerce insanın kafasını bulandır; sonra da meselenin türban'dan kaynaklandığını söyle. Olacak iş değil. İşte o zaman, herkesin içindeki Napolyon harekete geçiyor ve bütün bu uyduruk düzeni darmadağın etmek istiyor. Ne var ki Raskolnikov da bunu denemişti ve başaramamıştı.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3  Sonraki
2. sayfa (Toplam 3 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Nedensiz Sevgi/Aşk Olur mu? mavizeytin Genel 75 Pts Nis 14, 2008 5:26 pm
Yeni mesaj yok Kafamın İçi; Türkiye Kardeşim Diaspora_Hedonist Güncel Olaylar-insanlar 3 Pts Şub 04, 2008 3:49 pm
Yeni mesaj yok Yazardan Kuşbakışı Türkiye İzlenimleri YAZARIM Güncel Olaylar-insanlar 4 Sal Ekm 30, 2007 1:36 pm
Yeni mesaj yok Teşekkürler Türkiye 08parpali Güncel Olaylar-insanlar 1 Cmt Tem 28, 2007 12:29 pm
Yeni mesaj yok TETİKÇİLER VE ÖZEL HARP AĞINDA TÜRKİYE sabandal Vesaire 0 Pzr Tem 22, 2007 5:58 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke