Poe KARAKUTU YAZARI

Kayıt: Jun 25, 2005 Mesajlar: 2151 Nereden: Çevre'den
|
Tarih: Pts Hzr 04, 2007 10:23 pm Mesaj konusu: Kamçatka'dan Alaska'ya! |
|
|
Ortada, bir metrekare genişliğinde, kocaman bölgelere ayrılmış bir dünya haritası. Etrafında, sandalyelere oturmuş, geleceğin rütbeli askerleri olmayacak beş altı tane velet. Renk renk, asker yerine geçen taşlar ve üzerlerinde tank, top, tüfek baskıları olan kartlar. Tüfek 2 asker kazandırıyor, Top 4 asker, Tank ise 8 asker. Her oyuncunun bir rengi var. Kırmızı, mavi, sarı, siyah, yeşil..
Oyun başlarken kartlar dağıtılıyor ve kartları alan çocuklar pür heyecan içinde. Kartların bir diğer tarafında bölge resimleri var çünkü. Dağıtılan bölgelere taraflar belli ve eşit sayıdaki askerlerini konuşlandırıyorlar. Her bölgeye en az bir tane asker koyuluyor. Dağıtılan kartlar bittikten sonra stratejiler kurulmaya başlanıyor. 'Ukrayna'yı ele geçiren Avrasya'nın kalbini ele geçirmiş olur'. Çünkü en büyük bölge Ukrayna.
Ortadoğu dünyanın merkezi. İçinde Türkiye'de var. Prestij için ve vatanı sahiplenmek için burayı elde tutan rahat bırakılmazdı.
Bazı bölgeler: Rusya, Beyaz Rusya, ukrayna, Kamçatka, Sibirya, Yakutsk, Moğolistan,Çin, Tayland, Hindistan, Endenozya, Güney Afrika, Doğu Afrika, Batı Afrika, Orta Afrika, Şili, Arjantin, Brezilya, Orta Amerika, Meksika, Grönland, Kuzey Avrupa, Orta Avrupa, İber...
Bir noktaya saldırmak için,
a- ya o iki nokta arasında doğal bir bağlantı olmalı (mesela, Kuzey Afrika ile Brezilya ve İber yarımadası arasında; Alaska - Kamçatka yarımadası) veya sınır komşusu olmalı
b- Bir hat kurarak, en uçtaki hedefe ulaşabilmeli. (Mesela, Kuzey Afrika'dan, Avustralya'ya kadar uzun bir hat oluşturabilmişsen, yani o hat boyunca bölgeleri ele geçirmişsen, Avustralya'ya da saldırabilirsin K. Afrika'dan.)
En kanlı savaşlar Ortadoğu ve havalisinde cereyan ederdi. Çünkü her noktayı kontrol ediyordu. Kuzey Amerika ile Güney Amerika arasında, tepeden tırnağa saldırılar da çok olurdu. Veya tam tersi. Ama dünya hakimiyeti için, kesinlikle merkeze konmak gerekliydi.
Dünyayı ele geçirmek için, en dolambaçlı taktikleri izlerdim. Çok asker yığdığım noktadan saldırırdım ki, eğer zarlar küçük gelirse, olası bir işgale uğramayayım. On asker bulundurduğum bir bölgede, bir - iki düşman kuvveti sorun olmazdı. Ama sayım az ise o bölge elimden çıkardı. Ki herkes te bunu bildiği için, kuvvet yığarak saldırı yapardı.
Uzun bir hat üzerinden saldırı yaparak, düşman kuvvetini destek alamayacağı uzak bir noktaya çekmek te güzel bir strateyidi. Çünkü düşman kuvveti, o noktada yalnız kalırdı ve askerini kullanamazdı. Onu orda yutmak böylece kolay olurdu.
İşler iyi giderken, dünyayı ele geçirmek ihtirası içinde yanıp kavrulmanın ödülünü alırken herşey güzel olurdu. Ama ne kadar stratejik düşünürsen düşün, şansın iyi değilse, attığın zarlar küçücük kalırsa rakibine oranla, o zaman yütülürdün ve intihar saldırısından başka bir şey düşmezdi geriye. Ama, bir şey kötü gidiyorsa, hep kötüye gider, diyen Morfy kanunu haklı çıkardı her zaman. Genelde var olma mücadelesi vermek zorunda kalırdım emperyalistlere karşı. Bununla beraber, her gücün istediğini ben de yana yakıla istiyordum ve buna sadece bir kere büyük bir zevkle sahip oldum: Dünyayı ele geçirdim.
Zarları al eline ve gözlerin pasparlak şekilde rakibini karşına al: "Kamçatka'dan Alaska'ya!" Alaska'ya girmekle, gözünün büyük Amerika kıtasında diktiğini de belli ederdin.
Gizli Hedef denilen bu oyunu, bazen altı - yedi saat oynardık. Tek bir oyun sadece. Dünyayı ele geçirmek veya emperyalistlere geçit vermemek kolay bir iş değildi ne de olsa.
Savaşlar yüzyılında çocukluğumuzu yaşadık. Cruise ve SS füzeleri, abimle oynadığımız oyunlarda baş köşedeydi. Ben Cruise'leri alırdım, abim SS'leri. Ortada füze müze yoktu tabiki. Atacağımız el topu, ayak topunu öyle vasıflandırıyorduk. Top, hayalimizde füzeye dönüşüyordu.
Füzeler güzeldi. İlkokulda, resim dersinde serbest bırakıldığımızda, ya uzay, gök cisimleri ve uzay mekiği çizer, ya da uzay, beş köşeli yıldızlar ve uzay mekiği çizerdim. Bir de kozmonot olurdu dışarıda bulunan. Elbisenin içindeki kendim olurdum. Uzay mekiğini ders kitaplarından kopya ederdim. Füzeler de uzay mekiğine benzerdi zaten. Bütün araç gereçlere Türk bayrağı çizerdim ki, menşei de belli olsun. Bazen gökte hilal ile beş köşeli yıldızı da yakın tutardım. Mest olurdum.
Biraz daha büyüdüğümüzde, ortaokula gittiğimizde 1. Körfez Savaşı çıktı. Fişekler ve parıldayan bombaların aydınlattığı Bağdat'ı izledik herkes gibi. Ne de güzeldi. Aşağıdaki karanlıkta insanların öldüğünü bilmiyorduk. Herşey güzeldi. Ben Saddam'ı tutardım ve okulda alay edilirdi bu yüzden. Ama Amerikan savaş araç gereçlerine de hayrandım. Turbo sakızlarından çıkan savaş araç gereçlerinin baskılı olduğu kağıtları koleksiyonlardım. Kravazörler, destroyerler, Tomcat hayalet uçakları, Tornado, F-16, F-115, F-15, obüsler, sahra topları, tanklar, Apachiler, Kobralar, Skorskyler, füzeler, roketler, roketatarlar... Menzilleri, hızları, güçleri, silahların çapları ezberlemeye çalıştığımız özelliklerdendi.
Koleksiyonunda bir kaç eksiğim vardı. Bakkaldan bir kere sakız bile çalmıştım bu savaş kolesksiyonuma sevdam yüzünden. Ama kötü bir gün, kumarda kaybettim. Meğer oyununu oynuyorlarmış başka haytalar. Görmez olsaydım. Eksiği kapatalım derken, on beş dakika içinde bütün koleksiyon gitti. Halen pişman olurum o günüme. Elleri boş ceplere sokup iç sıkıntısıyla eve dönmüştüm. Artık hayran hayran bakamayacaktım silahlarıma.
Sonra büyüdük ve bir gün bayrağımız alındı elimizden. Resimlerimizden çalındı ay yıldızımız. Bir başka gün de, silahlarımızı aldılar ellerimizden. Sonra da üniformalarımızı, uzay mekiklerimizi, hayallerimizi, ideallerimizi, askerliğimizi. Dünyayı ele geçirme aşkımızı... Ülkemizin bize ait, devletimizin ise bize ait olmadığını zaten az önce öğrenmiştik. Bir savaş bile yapılmadı bunun için. Onursuzca bir bir çalınıyor hepsi. |
|