Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 211 Üye Adayı ve 14 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?
 SON CELLAT

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Sosyolog Eldivenleri


Sosyolog Eldivenleri

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Sosyoloji
Yazar Mesaj
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2151
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cum Eyl 21, 2007 12:11 pm    Mesaj konusu: Sosyolog Eldivenleri Alıntıyla Cevap Ver

Sosyolog, sosyal bilimlerin o kaçınılmaz öznelliğini yenebilmek için mümkün mertebe nesnel olmaya çalışır. Ama başarır mı, söylemesi zor. Çünkü kabül ettiği ön kabülleri vardır; sonra illaki bir bakış açısına sahiptir. Olguyu tanrı gibi bütünlüklü değil, daima kaçınılmaz bir pozisyonda görür ve görünmeyen yerler hakkında bütünleme yoluna gider. Kısacası sosyoloji, disiplinleşmesine rağmen, kendini soğuk rakamlara, örneklemlere, deneylere teslim etmesine rağmen, hep olgunun dışındadır. Çok kalın eldivenleri vardır; bu bu eldivenler ona dokunuğunu hissettirmez. İncelenen grup yada toplum, ameliyat masasına yatırılmış bir hastadır; ama kendisi doktor değil. Nihayetinde kendine yol ve yöntemler belirleyerek, bir takım kavram ve terimler icat ederek disiplin olmaya çalışan, ve günümüzde sadece bu daracık alanda varlık derdindeki bir garip uzmanlık.

Ama ülkemizdeki durum daha sefilcedir. O herşeyi karadelik misali yutan fay hattı; her meseleyi de sorunsallaştırmaktadır. Ve sosyologlarımız da bu karadelik tarafından daha başından yutulmuştur. Ait oldukları kültüre, topluma, kalın siyah eldivenleri ile dokunmakta ve tanımaya çalışmaktadırlar. Aldıkları pozitivist, batılı/batıcı ve seküler eğitim onları o kadar yabancılaştırmıştır ki, yazın bile havalı pardesüsüyle gezen budala dedektifleri anımsatır. En büyük sosyal bilimcilerimizden birisi olan Şerif Mardin'in tek söylediği şeye bakalım: "Bu ülkede din, özelinde ise Nakşilik anlaşılmadığı müddetçe, halk tanınamaz." Söylediği, sokaktaki vatandaşın bildiği, hiç yoktan sezdiği, şu yada bu şekilde dile getirdiği çok kaba bir gerçek. Ama bunu, sırf mesleğinin hakkını vermek adına dile getirmiş bir sosyolog söylediği zaman, büyük sosyolog oluyor. Bir basit gerçekle büyük oluyor hem de. Peki diğerleri nerde, ne yapıyor o zaman?

Söyleyelim. Diğerleri, yani bu absürd bilimadamları (meslekleri değil, kendi kendilerini absürdleştirmişler), toplumu, kapandıkları akademik kalelerde (ki adına üniversite denen o mekanların, dünyevileşmenin de merkezi olduğunu iddia etmiştim.), halktan farklılaştırılmış mekanlarında kitaplara gömülerek, halkın arasına yalnızca araştırma yapmak için çıkarak, her halükarda ait olduğu yere boyuna yabancılaşarak, ve bunu da nesnellik sanarak olguları tanımaya çalışıyor. Ama unuttuğu bir şey var: Bir şeyden uzaklaşan, diğerine yaklaşır.

Şimdi popüler tarih sayfalarındaki ideolojik tarihsel kurguların yapılması gibi, kimi zaman hakim medya tarafından, ideolojik sosyal kurguların figüranları olmuştur bu zevat. Yaptıkları şey, istenen topluma giden yolda (bu toplum kurgusunun herşeyden münezzeh olması mümkün mü?; Yani bakış açılarından, kurgulayanın zihniyetinden...) veri toplamak ve bunları toplumun gözünün içine sokmaktır. Topluma, gönüllü psikolog ayağına yatıp yaklaşmakta ve onu sözümona kendisine tanımlayarak, içine düştüğü çukurdan kurtararak kurtarıcı olma hevesindedir/peşindedir. Ve illa ki bunlar da katı birer ideolojik aktörlerdir. Şu yada bu görüşe inanmayan sosyolog, en azından ülkemizde yoktur.

Bazıları işi o kadar azıtmışlardır ki, toplumun büyük küsüratını oluşturan, ve hatta nerdeyse toplumun kendisi olan çoğunluğa, "kovuklarından çıkıyorlar" deyip aşağılamaktadır. Ortadaki dönüşümü "Garibanizm İhtilali" olarak değerlendirirken, kendi elitistliğinden utanacağına, kıvanç duymaktadır. Ve bu gibi sosyologlar, tabiki bu gibiyse, hakim medyanın anahtar görevlerine, mesela genel yayın yönetmenliği gibi, getirebilmektedir. Sonra topluma karşı darbeyi bilimsel argümanları da kullanarak meşrulaştırmayı 'biliminin gereği' gibi gösterebilmektedir.

Edward Said olmak gerçekten zor mu? Hakim güce başkaldırmak, hadi benim görüşüme de değil, vicdanına yaslanmış bir bilimadamı olmak gerçekten çok mu zor? Bu yüzden diyorum ki, Türkiye'de gerçek aydın olmanın ilk koşulu, aydın sınıfını tekmelemekten geçer. Çünkü bu, İbrahim A.S'ın putları devirmesinden farksız, yüce ve anlamlı ve de varoluşumuz için zorunlu bir eylemdir.

Tekrar bu sosyolog bozuntularına dönelim... Yine hakim medya organlarına asker olmuş vaziyette, özellikle karşıtı oldukları yığınları sözümona araştırıyorlar, didikliyorlar; ama dokundukları bedene de sirayet etmeyi vazife biliyorlar. Çok yumuşak bir hamura dokunuyorlar çünkü ve bilim zaten dokunduğu şeyi etkiler. Görülmek istenen tabloya doğru bir kanal açılması ve bunun bilime yaslandırılması ise daha trajik.

Bilimlerin Eleştirisi, daha çok batıda rağbet gören bir yaklaşım. Ama bu ülkede, Cemil Meriç'in deyimiyle BU ÜLKE'de, bunu yapmak daha acil bir ihtiyaç göstermektedir. Yerli Edward Said'lerimizin çıkması, ve bu hakim dejanarasyonu elinde baltasıyla kırıp geçirmesi gerekmektedir. Elinde baltası olana 'barbar' derler. Ama barbarlık güçtür, kuvvettir ve korkusuzluktur.
Başa dön
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2844

MesajTarih: Cum Eyl 21, 2007 12:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Poe, yazdıkların çerçevesinden bir Nihat Genç tahlili yapsana bize. Genç aslında herkesin bildiği ama söyleyemediği şeyleri mi söylüyor? Yani yeni bir şey mi söylüyor ya da bilinen şeyleri mi dile getiriyor? Ya da söylemleri dinozor söylemlerinden farklı olduğu için mi bize yeni geliyor?

Kimler eldivensiz ayrıca?
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2151
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cum Eyl 21, 2007 1:00 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Hocam, ben hayatımda bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar Nihat Genç yazısı okudum. İki uzun yazısını Leman'da; belki bir iki tanesini de başka yerlerde. Belki diyorum, çünkü okuduğuma bile emin değilim.

Ama okuduğumda, "Bu adam vicdanlı." demiştim. Kısacası, O'nun tahlilini yapmaktan çok uzağım. Tanımıyorum ki.
Başa dön
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2844

MesajTarih: Cum Eyl 21, 2007 1:26 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bildiğin şeyleri ve aynı vicdanın sesini dile getirmişti sanırım?
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Sosyoloji Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke