Kayıt: Feb 23, 2007 Mesajlar: 587 Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı
Tarih: Prş Eyl 20, 2007 11:29 am Mesaj konusu: Türk Kafası
Türk Kafası
Sultan Aziz'in ''mutenekkiren'' yani resmi törensiz ve merasimsiz, kendi tâbiriyle ahad-ı nâs (halkdan birisi) olarak sergiyi gezdiği günlerde idi. Yanında daha o zaman paşa olmamış Başyaver Miralay Halil Bey vardı. Parisiler ve dünyanın dört tarafından gelmiş ziyaretçiler, Türk Hakanının rahatsız edilmemesi ve hatta sevgi tezahüratı yapılmaması için sergi memurlarının ricasını ellerinden geldiği kadar yerine getiriyorlardı amma, yine de, bütün bakışlar, heybetli Osmanlı Hükümdarının üzerinde idi.
Serginin bir tarafına, adale, yani kol kuvvetini ölçmeye mahsus bir âlet koymuşlardı. Âlet, üstü kırmızı çuha ile örtülü ve bir yaya bağlı bir yuvarlak ile metrik taksimata ayrılmış ve âletin arka tarafına yukardan aşağı konulmuş numaralı tahtadan ibaretti. Yuvarlağa yumrukla vuruluyor ve yuvarlağın numaralı tahta üzerinde alabildiği mesafenin azlığına çokluğuna göre vuranın kuvveti ölçülüyordu. Frenkler bu ölçüye her nedense, ya çuha kırmızı, yani feş rengi olduğu için, yahut da, artık hakimiyet ve üstünlük devrimiz kapandığı için... - Üzerine vurulan ve böylece netice alınan âlete TÜRK KAFASI diyorlardı. Sultan Aziz bunu duydu, gördü ve üzerine vurulana Türk kafası denilmesine içerledi. Dudaklarında acı bir tebessüm dolaştı, arkasındaki başyaverine dönüp manalı manalı baktı:
-''Haydi, göreyim seni Halil...''
dedi. Halil Paşa, Padişahın arzusunu anlamıştı. Güçlü kuvvetli, pehliven yapılı, bedenî kudreti mükemmel bir Osmanlı zabiti idi. Padişahının arzusu, kuvvetini artırmış gibiydi. Omzundan avniye'sini (Osmanlı zabitlerinin giydiği pelerin) çıkardı, dinamometre'ye bir yumruk indirdi.
Öyle bir yumruktu ki, yuvarlak da, ölçülü tahta da param parça oldu!.. Sonra yüksek sesle Fransızca:
-''Türk'ün kafasına vurulmaz... Vurulsada kırılmaz... Buna Tête Europe'enne = Avrupalı kafası demeli!.. didi. Duyanlar ve görenler başlarını eğdiler. Hadise imparatora kadar gitti. Jest de güzeldi, netice de...
Fakat...
Evet, Fakat!...
Fakat ne olurdu bu sağlam yapılı, aklı da, zekası da, çalışkanlığı da, bütün öz malzemesinin yeterliğine Tarih'in şehadet ettiği Türk Kafası'nı ilim ve teknikle cihazliye bilse idik...
O'nu, devri temsil eden müsbet bilgilerle, mediniyeti kucaklayan kıymetlerle değerlendirebilse idik...
Ne topraklarına güneşin batmadığı imparatorluğumuz çöker, ne de bu kafanın cevherlerini israf ederdik...
Yazılmamış Tarihimiz - Cemal Kutay - Aksoy Yayıncılık
Kayıt: May 20, 2008 Mesajlar: 151 Nereden: başlamalı?
Tarih: Prş Ekm 02, 2008 8:34 am Mesaj konusu:
İşte budur. Tarihe olumlu/yapıcı (pozitif) bakmak. Eksisi ve artısı ile görüp, geleceğe ışık tutmak. Efsanelerle avunmadan, ama efsaneleri bilerek, eksikliklerimizi kapatmadan, ama onları listeleyerek, oturduğumuz yerden değil, kafa patlatıp ter döktüğümüz şekliyle önümüze bakmak.
İşte tarihin gücü burada. Ninniden uzak, akla yakın.
Cemal Kutay, büyük tarihçi olmasını, yorumuyla ispat etmiş.
Bana Göksel (Türk) bey'in anlattığı bir anektodu yazmak istedim. Onun ağzıyla...
"Avrupalı bir kral farklı yemek kültürlerini tanımaya, başka ülkelerin yemeklerini tatmaya meraklıymış. Her gittiği ülkeye aşçılarını da götürür, aşcılarının o ülkenin yemeklerini öğrenmesini istermiş. Türk mutfağı malumunuz, kral bizim yemekleri tattığında çok beğenmiş, aşçıbaşını çağırtmış. Türk yemeklerini çok beğendiğini, hepsini çok iyi öğrenmesini istemiş. Ziyarettir tabi bitmiş, ülkelerine dönmüşler.
Bir gün kral aşçıbaşından bizim yemeklerden yapmasını istemiş, en beğendiklerinden... Yemek vakti gelmiş, yemekleri tatmışlar. Kral aşçıyı çağırmış:
- Aşçı bu yemekler orda yediğimiz gibi değil. Onlar çok daha güzeldi. Neden iyi öğrenmedin?
-Kralım, öğrendim öğrenmesine... Onları yaparken izledim, sordum her şeyi anlattılar, öğrendim. Türklerin bir huyu var, onu anlamadım. Yemeklerin herşeyini bizim gibi koyuyorlar, sıra tuza geliyor. Tuz koyuyorlar. Ne kadar koydunuz diye sorunca "kararınca" diyorlar. Ben bunu anlamadım, bu yüzden onlarınkine benzemedi yemekler...
Kayıt: May 20, 2008 Mesajlar: 151 Nereden: başlamalı?
Tarih: Prş Ekm 02, 2008 3:22 pm Mesaj konusu:
Bir de şu mevzu vardır. Dip yapınca, bulduğumuz çözümler çok iyi olabiliyor. Dip yapmamayı becerememiz nasıl bir eksiklik ise, dipte bulduğumuz çözümler de o kadar iyi.
Ortalama olmayı beceremiyoruz sanırım, zirve (max.) ve dip (min.) noktalarda dolanmayı tercih ediyoruz. Her halukarda, ilginç bir milletiz.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız