Tarih: Pts Eyl 17, 2007 8:34 pm Mesaj konusu: Anadolu Uygarlıkları ve Biz
Anadolu Uygarlıkları (Sümer, Hitit, Firig, Lidya, İyonya, Urartu, Bitinya vs) konusunda Cumhuriyet sonrasında iki yaklaşım olduğunu görüyoruz. İlki, yeni kurulan cumhuriyeti, batılılaşma babında ele alıp, kökleri batı'ya yakın kurma isteğinin tezahürü, hatta açıkça Kadim Yunan'a arka çıkarak batı'yla bir olma ve İslam medeniyet dairesinden kopup batı medeniyetine bir şekilde eklemlenme isteği; diğer yanda ise yine geleneksel tepkicilik şeklinde ortaya çıkan, bağlantısızlık. Yani Anadolu Uygarlıkları'nın mirasını toptan red etme.
Anadolu'da yaşayan devletçiklere baktığımız zaman, batıdakilerin tastamam Yunan kolonileri olduğu açıkça görülür. Hatta bizdeki Yunan kelimesi de İON'dan gelmedir. (Stelyo Berbarakis adlı ülkemizdeki meşhur Rum gazeteci yazmıştı bunu.) Hatta bir çok ilkçağ Yunan düşünce ve sanat adamı da buralardan çıkmıştır. Beri taraftan Hititler vardır. Hititler'in tam olarak hangi ırka ait oldukları bilinmemektedir. Kimi Saka (İskit) topluluklarına bağlar Hititler'i. Saka'ların ise Türkler olduğu söylenmektedir. Bir de Sümer'ler vardır ki, yazıyı bulmaları ve daha bir çok alanda yenilikçi olmaları, ilkçağ medeniyetleri arasında bu devleti ayrıcalıklı konuma oturtur. Bunları da Türk çıkarma tezleri ortalarda dolaşmaktadır.
Anadolu bir geçiş güzergahı, aynı zamanda bir kesişme noktası olduğu için farklı topluluklar, farklı kültürler yaşamış ve gitmiştir. Güneyden uzanan Asurlular, Babilliler, Sümerler Mezopotamya'dan Sami ve Pers esintileri getirirlerken, bunları Fenike kanalıyla başarıyla kendilerine mal eden Yunan uygarlıkları da aynı zamanda kendi coğrafyalarının etkilerini getirirler. Kuzeyden İskitler ve Kimmerler'in bilindiği kadarıyla genelde savaşçı göçer oldukları ama tam olarak ne verdikleri bilinmemektedir. Bilinmemesi bir şey vermedikleri anlamına gelmez. (Kamboçya'yı kana bulayan Kızıl Kimmerler de bu Kimmerlermiş. Göç ede ede nereye varmışlar.)
Roma İmparatorluğu Anadolu'ya yayıldıktan sonra, Hrıstiyanlığın ilk yayılma yerlerinden birisi olan Anadolu'da yerli halkın Roma'dan çok çektiği de bilinmektedir. Nispeten bir kaynaşma varsa, bu kaynaşmanın bu zamanlarda olduğunu düşünüyorum. Zira Roma'nın tek başına hükümran olduğu ve paganist olduğu iki-üç yüzyıl boyunca Hristiyanlara karşı acımasızlığı biliniyordu. Halen günümüze kadar gelmiş olan bir yığın yeraltı şehirleri ve tüneller bunun kanıtı. Roma önce Hristiyan oldu, kısa zaman sonra da ikiye ayrıldı. Ortadoksluğu seçen Rumlar Trabzon'a kadar gidip devlet kurdular. Bizans'ın Latinlerin elinde kırk yıl kalması üzerine bir yığın Ortodoks buraya gelip Pontus'u güçlendirdi.
Ama bu sıralarda bizim ataların da yeni ilgi alanıydı bu topraklar. Dede Korkut hikayelerinde Karadeniz civarında Rumlar (Bizans) ile Gürcü'ler arasındaki çatışmalar bildirilir. Anadolu'nun tam olarak ne zaman ilgi alanımıza girdiği tam olarak bilinemese de, Orta Asya'daki iklim, güç dinamikleri neticesinde zayıf Bizans'a doğru genişlemek kaçınılmazdı. İlk gelenlerin de akıncılar oldukları bilinen bir gerçek. üstelik artık müslümandık. Kızıl Elma'ya, Kelime-i Tevhid'i yayma ülküsü eklenmişti. Ki bu saik, Fatih'in Avrupa'yı, yani Hristiyanlığı teslim alma düşüne kadar bile götürdü. ( İtalya çıkarması ile güneyden, Rumeli üzerinden Batı'dan yapılacak kıskaç hareketi ile Avrupa'yı boğma girişimi. Ne varki Ulu Hakan'ın vefatı ile rafa kalktı plan.)
Hülasa edecek olursak, bin yıldan fazladır bu topraklardayız. Yerli Anadolu halkları da, kendisinden daha güçlü kültür dairesi içinde eridi. Ama asıl sorun da bu: Eritilenin mirasını almak, sırf bunu kendi medeniyet dairenden çıkıp başka bir daireye geçmek adına yapmak, ne kadar doğrudur?
Esasen Cumhuriyet partisi içerisinde klikleşmiş bu ideolojik düşüncelilere göre de, yapılmak istenen biz türkler'in medeniyetini değiştirmek gibi oldukça köklü bir projeydi. Bundandır Yunan mitolojisine tapılası sevgi, Anadoluluk kimliğini ön plana çıkarış.
Eskiden bu durum en uç şekliyle savunuluyordu: Medeniyet dairesini değiştirme: islam medeniyet dairesinden çekilip, Batı kültür dairesine girme. Ama artık bunun tutar yanı kalmadı. Çünkü hem ilerleyen tarih bilimi bir yığın savununun kurmaca olduğunu ortaya çıkardı, hem de bizzat batılılardan herşeye rağmen kabül görmeyeceğimiz ayyuka çıktı. (Bizimkiler her ne kadar Viyana seferinden utansa da, neredeyse özür dileyecek olsa da.)
Tek parti zamanının bu affedilmez girişimi (ki sanatta, tarihte, bilimde, dilde, edebiyatta her türlü yansıması vardı bunun) sekteye uğrasa da tamamen ortadan kalkmadı. Halen bu anlayışın, bu algılayışın daha ılımlı olarak sürdürüldüğünü görüyoruz. Kimileri Anadoluluk diyor buna, böylelikle ne doğu, ne de batı çıkarımıyla kafamızın rahat olacağına, kendimizi kavgadan uzak tutacağımıza inanıyor. Kimileri ise solla flört ettiriyor bu anlayışı. Halkların kardeşliğinden hareketle. Bu ortak yaşama pıratiğinin, ilerisi için de örnek oluşturduğu ileri sürülüyor.
Bir bilimadamımız "Benim atam Attila değil, Heredot" demişti. Peki sizinkisi kim?
dünyanın en önemli jeopolitik konumundaki topraklar. ırksal bazda aldığımızda bir çok kimse buraya ait olduğunu söylemek istemiş. peki buranın gerçek yerlileri, yani yunandan öncekiler nerede? nereye gittiğini bilmediğimiz yunanla yunan, persle pers, türkle türk olmuş yerleşik halk! bugün sandığımızın aksine bu yerleşik halkın bir çok torunu aramızda. onlar sadece güçlü asimilasyonun kurbanları. anadolulasma ise türkleşme fikrinden çok daha birleştirici çok daha kucaklayıcıdır. zeusta doğuludur!dyonisos da! mevlanada doğuludur, yunus emrede! adem de doğuludur! ademi atası kabul eden herkes ise benim atamdır.
Adem'in torunları bir ve bütün değil! Netice de ister ilahi açıdan, ister mantık açısından bakalım, insanlar belli dil ve kültür toplulukları içerisinde yaşarlar. Hatta araya inanç farklılıkları da girmiştir ve Babil kulesi eski haline dönemez artık.
Dört yıl kadar önce, Tübitak'tan bir bilim insanı (kadın), bir tv. kanalında, canlı yayında, Anadolu'da yaptıkları ırk araştırmasının sonuçlarını açıklamıştı. Buna göre yüzde 52 oranında Türk çıkmıştık, ırki olarak. Tabi bunun ortalama bir rakam olduğunu söyleyelim. Yani Anadolu'nun kimi yerlerinde safkanlığa yakın Türk bulunabilir (saf bulmak olanaksızdır), kimi yerlerinde ise tastamam farklı bir etnisiteden gelmiş ve kendini Türk sanan da olabilir. Ama zaten bizim meselemiz Türklüğü ırk olarak ele almak değildi. Burada bir kültür seçiminden bahsediyorduk, kendimizi nasıl ve niçin şu yada bu medeniyet dairesine ait olmakla görüyorduk. Bu sorulara cevap arıyorduk. Yani mesela, size anadolu uygarlıklarını miras aldırtan anlayış nedir, bana bunu red ettiren anlayış nedir?
Evrensel dünya vatandaşlığını savunacak denli mistik olmadım. (Dünyevi mistizm de var). Olmam da. Dünyayı kültür haritası olarak ele aldığımızda, biz bireylerin cismi yoktur orada; yalnızca topluluklar, medeniyetler, devletler vardır. Neyden ortaya çıkmışlarsa çıksınlar, tarihsel olarak bu veridir ve bu olgunun dışına çıkılması imkansızdır. Bireysel olarak aksi yönde çabalar olabilir; ama bu bile insanın öznelliği sorunsalından bağımsız değildir. İnsanın hep bir taraf olmasının kaçınılmazlığı, bir şekilde kendisine yer bulur.
Asimilasyon bilinçli bir eritme politikasına denir. En azından bundan hepimizin anladığı budur. Dolaysıyla Anadolu'nun Türkleşmesi için asimilasyon diyemeyiz. Hakim ve güçlü kültür olarak gelip yerleşti ve yerleşik olanları etkiledi. Etkileme konusunda bilinçli yada bilinçsiz çabalar olmuş olabilir. Nitekim, osmanlı, yeni fethettiği yerlere Türk aileleri gönderirdi. Amaç, hayır Türklüğü yaymak değil, İslam'ı yaymak idi. Bunu da hazlihazırda msülümanlığı yaşayan Türklerle sağlıyordu. Çünkü örnek oluşturacak model olarak yalnızca bu veridir. İslamlaşan bir Gürcü, Rum, doğaldır ki aynı zamanda türkleşir de. Çünkü İslam yanında, örnek aldığı aileden Türk adet ve geleneklerini de alır ve süreç içinde türkleşir. Bununla beraber, yine de amaç türkleştirmek değil, islamlaştırmaktadır. Bu olgu sadece bize has değil. Kuzey Afrika'lı Berberi toplulukların Araplaşması da, bazı Türk boylarının batılı topluluklardan birisi haline gelmesi de hep bu şekilde olmuştur. Geçmişte ırk birincil etken değildi bireylerin ve toplulukların kaderlerini etkileyen. Öyle olsa, ilkçağlarda kurulurdu ulusal devletler. Oysa soyun, kabilenin, buna bağlı bir boyun, en çok ta kendi aralarındaki çekişmelerle şekillenmiştir tarih.
Anadolulaşma'yı, yeni solun ortaya attığı 'üçüncü yol' gibi görüyorum. Nitekim yakın dönemde ortaya atılmıştır ve doğu mu - batı mı sorunsalına bir çıkış aranmak istenmiştir. Tarihe bilinçlice müdahale etme gereği duyulmuştur. Ama bunu Türk-İslam medeniyet dairesi içinde yaşayan halkın umursadığını sanmam. Bu benim için de böyledir; bir başkası için de.
Doğrudur; geçmişte doğu-batı ikilemi yoktu. Mesela Antik Yunan, kendisini batı'da görmüyordu. Büyük İskender, Haçlı zihniyetiyle büyük doğu seferine çıkmadı. Doğu yalnızca bir yönden ibaretti, bugünkü anlamıyla bir imge değildi. Ancak, tarih bir kurgudur sonuçta; ve batılılar yüzyıllardır İskender'in seferini şimdiki doğu imgesine yapılan bir sefer olarak sundu ve sunuyor.
Geçmiş her ne kadar bizi bilmediğimiz yönlerden etkilerse de, aslolan bugündür, yani bugünün anlayışı hakimdir üzerimizde ve o doğrultuda yaşamamız gerçekçi olur. Yani biz istediğimiz kadar doğu-batı ikilimini görmezden gelelim; bu olgu ortada bir gerçek olarak vardır; sen bu etkiden kaçmak istesen bile, bu etki seni kuşatıyordur.
Bir batı ülkesine inince, isminden, renginden dolayı küçük bir soruşturma geçiriyorsan; veya üzerine ilaç sürülüyorsa olası sari hastalıkların yayıcısı nazarı itibariyle; anlarsın olgunun yaşanan bir gerçek olduğunu.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız