Tarih: Sal Tem 31, 2007 4:05 pm Mesaj konusu: Ölüm ve Modern Tıp Üzerine
Modern tıp literatüründe “ölüm” kelimesinin kullanılmadığını biliyor muydunuz? Hastalar ölmüyor EX (eks şeklinde okunuyor) oluyorlar. “Ölüm” modern tıbbın yenmeye çalıştığı bir düşman sanki. Kimi meşhur kişilerin vefatları da zaten medyamıza “hastalığına yenildi”, “azrailin elinden kurtulamadı” gibi “ecel”den habersiz başlıklarla yansıyor zaten. Bunun da tıbbın profesyonel bir uzmanlar kadrosunun tekeline teslim edilmesi ve sağlığın dev bir sektör olması süreciyle alakası var. Bu noktada İvan İllich’in sözlerine gelelim: “Ölümün tıbbileşmesi aracılığıyla, sağlık hizmetleri diğer tüm inançları dışlayan bir dünya dini haline getirilmiştir, bu dinin kuralları zorunlu derslerde öğretilir ve ahlaki çerçevesi, çevrenin bürokratik yeniden yapılandırılmasına uygulanır; cinsellik bile kitabına göre yaşanır, hijyen kaygısı yüzünden, iki kişinin bir kaşığı paylaşması kötülenir. Zenginlerin yaşam tarzlarına hâkim olan, ölüm karşıtı mücadele, kalkınma havarileri tarafından bir dizi kurala çevrilir, dünyanın yoksul nüfusunun yaşamlarını bu kurallara göre sürdürmeleri emredilir. Ancak fazlasıyla endüstriyel toplumlarda evrilen bir kültür, ölüm imgesinin, yukarıda açıkladığım ticarileşme sürecini olanaklı kılabilirdi.”
Nasıl eğitim okullara, üretim fabrikalara ve cezalandırma hapishanelere verilmişse sağlık ve hastalık, sadece hastaneler marifetiyle tanımlanması, adlandırılması ve değerlendirilmesi gereken bir şeye dönüştü. Bu da sağlığın alınıp satılan bir meta haline getirdi. J. F. Lyotard’ın alınıp satılan bilgiden dem vururken ifade ettiği ticaretin elbette tıp sektöründe de karşılığı var: “Bilgi satılmak üzere üretiliyor ve satılmak üzere üretilecek, yeni bir üretimde kıymetlendirilmek üzere tüketiliyor, tüketilecek.”
Hastalığın bilgisi ve iktidar
Neyin hastalık neyin sağlık hali olduğu konusu giderek uzmanlar dışında kimsenin karışmaması gereken bir alana dönüşüyor. Her gün daha önce duymadığımız bir hastalığın daha tanımlanıyor olmasında laboratuvarlarda icat edildiği iddia edilen hastalıkların varlığı kadar daha düne kadar hastalık olarak kabul edilmeyen “evham”, “korku” gibi duyguların ismini telaffuz bile edemeyeceğimiz hastalıklar olarak modern tıbbın listesinde yer almaya başlamasının da payı var. Hastalıklar icat ediliyor, çünkü giderek “endüstri” giderek daha çok tedavi satmak zorunda. Nitekim Ray Mohinhan ve Alan Cassels “Daha Çok İlaç Satmak İçin Hastalıklar İcat Edelim” başlıklı makalesinde şu çarpıcı örnekleri veriyorlar:
“Hastalıkları ‘satmak’ farklı pazarlama yöntemlerine göre yapılıyor ama en yaygın olanı insanlardaki korkuyu kullanmaktır. Mesela menopoz döneminde kadınlara hormon satmak için kalp krizi riski öne sürülüyor. Çocuklarda görülen en küçük depresyonun intiharla sonuçlanabileceği korkusu kullanılarak anne ve babalara ilaç satılıyor. Ömür boyu kullanılan, otomatik reçeteye tâbi anti- kolesterol ilaçları satmak için de vakitsiz (prematüre) ölüm korkusu işleniyor... Oysa çoğu zaman şifa niyetine kullanılan ilaçların kendisi bir dizi hastalığın peydahlanmasıyla sonuçlanıyor” Peki bu listenin (kodeksin) bizim günlük hayatımızla ne ilgisi var? Mesela daha önce bir hastalık olarak tanımlanan eşcinsellik 1973'te APA (Amerikan Psikiyatri Birliği) ve 1990'da WHO (Dünya Sağlık Örgütü) kararı ile psikiyatrik tanı sınıflamalarından tamamen çıkarıldı. Yani tıbbın “sağlık” ve “hastalık” tanımları toplumsal ve siyasi yapı üzerinde etkileyici sonuçlara sahiptir. Bu kavramlar üstünden konuşmaya başlamak ise tıp adamlarına ister istemez bir iktidar kazandırmakta. Şüphesiz bütün bu meseleler bir gazete yazısı marifetiyle çözülebilecek mevzuular olamaz. Buna karşılık nöroloji uzmanı Ali Akben’in işaret ettiği çelişkiler de yabana atılır gibi değil: “İlaç endüstrisi tamamen kimyasal formüller üzerinden insanların dertlerine çare arıyor. Oysa laboratuvar şartları hiçbir zaman insan bünyesi ile aynı sonucu vermez. Onun için invivo-invitro kavramını konuşuruz aramızda. Bu şu demek: Ürettiğin şey kâğıt üzerinde ideal olabilir. Ama hücrelerimizin ve organlarımızın buna cevabı nedir? 30–40 yıl kadar önce mucize diye sunulan bazı ilaçları bugün lanetliyoruz. 30–40 yıl sonra, şimdi mucize dediğimiz ilaçların başına aynı şeyin gelmeyeceğini kimse garanti edemiyor. Modern tıp teknolojisi bilim mantığını kullanarak kâr-zarar hesabı yapıyor. Sağlıkta bazen bu mantığın sınırlarının zorlandığını görüyoruz. Hekimlik mesleği sadece bilimsel parametrelerle icra edildiğinde bir tarafı eksik kalır.”
Talep beklenmez icad edilir
Nitekim Daniel Berman, bir hastalığın icat edilme sürecini şu keskin ifadelerle anlatıyor: “Herhangi bir üniversitede çalışan bir profesör bulursunuz ve bu profesörü bir kitap yazması konusunda desteklersiniz, ya da ülke çapında yayın yapan bir medyaya başvurusunuz. Hiçbiri olmazsa, kamuoyunca tanınan bir futbolcu ya da bir aktör bularak ve bunların medyada, kamusal tartışmalarda yer almasını sağlayarak ‘ihtiyacı’ yaratabilirsiniz.”
Erken teşhisin önemi hepimizin zihinlerine kazınırken “sağlık” da yoğun bakım gerektiren bir duruma dönüşme ihtimaliyle karşı karşıya. Çünkü bir noktadan sonra hastalığın tanımlanma yoluyla geliştirilmesi bile ilaç sektörüne yetmemeye başlıyor. Bugün sağlıklı insanlar her gün “vitamin” almayı ihmal etmiyorsa bunda kapsamlı bir kampanyanın sonuçları yok mu? Nitekim otuz yıl kadar önce ABD’de bir ilaç firmasına genel müdür Henry Gadsden, Fortune dergisine verdiği bir demeçte: Firmasının “Sadece hastalara ilaç satmasının rahatsız edici olduğunu, bu durumu aşmak gerektiğini. Bunun için de sağlıklı insanlara da ilaç satmayı hayal ettiğini” söylemişti. Çünkü eğer bu başarılırsa, “herkese ilaç satılabilecekti”. Tedavinin satılabilir olması sektör için o kadar önemlidir ki “selülit” tedavisi için ayrılan kaynak, acil müdahale gerektiren pek çok yoksulun ihtiyacını karşılayabilecek düzeydedir.
Tıbbın esirgediği bilgi
Söze tıbbın ölümü kendi lügatinden sürgün etmiş olmasıyla açmıştım. Eceli inkâr eden modern dünya dönmeye devam ederken hastalık da sağlık da sırtından büyük paralar kazandıran iki kavramı haline geldi ise bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Doktora gitmemek, ilaç içmemek elbet bu sorunların çözümü olamaz.
Ancak bazı şeyleri enine boyuna tartışmamız modern tıbba zarardan çok fayda verebilir. Modern insanın ölümle ilişkisindeki sorunlu bölge çözülmeden de sağlıkla ilgili bilgilerimiz eğreti olmayı sürdürecektir. Gelin sözü bir tıp doktoru olan Murat Baş’ın cümleleri ile bağlayalım. “Ölümün fısıltılı tonlarda konuşulması, kültürümüzle oldukça yakından ilişkilidir. Kırsal alanda yaşayan ve ölüsüne birkaç yüz metre mesafede duran bir toplumun, mezarlığı şehrin kilometrelerce dışında olan bir topluma göre ölüm algılaması ve farkındalığı oldukça farklıdır. Modern ve Seküler insan, ölümü doğanın korkunç bir cezası ve adaletsizliği olarak görürken, inançlı bireyler ölümü, adalete götüren doğanın harikulade bir olayı ve gerçeğe kavuşma olarak algılamaktadır. Ölüme nasıl bakıyoruz! Doğumdan itibaren başlayan eğitim ve yetiştirilme müfredatımız da bakın nasıl öleceğimiz ve ölümün nasıl olacağı nasıl yaşayabileceğimiz dahi mevcut değildir. Yani yaşayabilme yöntemlerine dair temel bilgileri bile eğitim sistemimiz bizlerden esirgemektedir.”
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız