Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 41 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Ölüm ve Modern Tıp Üzerine


Ölüm ve Modern Tıp Üzerine

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Denemeleriniz
Yazar Mesaj
angmar
Okur


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 71

MesajTarih: Sal Tem 31, 2007 4:05 pm    Mesaj konusu: Ölüm ve Modern Tıp Üzerine Alıntıyla Cevap Ver

Modern tıp literatüründe “ölüm” kelimesinin kullanılmadığını biliyor muydunuz? Hastalar ölmüyor EX (eks şeklinde okunuyor) oluyorlar. “Ölüm” modern tıbbın yenmeye çalıştığı bir düşman sanki. Kimi meşhur kişilerin vefatları da zaten medyamıza “hastalığına yenildi”, “azrailin elinden kurtulamadı” gibi “ecel”den habersiz başlıklarla yansıyor zaten. Bunun da tıbbın profesyonel bir uzmanlar kadrosunun tekeline teslim edilmesi ve sağlığın dev bir sektör olması süreciyle alakası var. Bu noktada İvan İllich’in sözlerine gelelim: “Ölümün tıbbileşmesi aracılığıyla, sağlık hizmetleri diğer tüm inançları dışlayan bir dünya dini haline getirilmiştir, bu dinin kuralları zorunlu derslerde öğretilir ve ahlaki çerçevesi, çevrenin bürokratik yeniden yapılandırılmasına uygulanır; cinsellik bile kitabına göre yaşanır, hijyen kaygısı yüzünden, iki kişinin bir kaşığı paylaşması kötülenir. Zenginlerin yaşam tarzlarına hâkim olan, ölüm karşıtı mücadele, kalkınma havarileri tarafından bir dizi kurala çevrilir, dünyanın yoksul nüfusunun yaşamlarını bu kurallara göre sürdürmeleri emredilir. Ancak fazlasıyla endüstriyel toplumlarda evrilen bir kültür, ölüm imgesinin, yukarıda açıkladığım ticarileşme sürecini olanaklı kılabilirdi.”

Nasıl eğitim okullara, üretim fabrikalara ve cezalandırma hapishanelere verilmişse sağlık ve hastalık, sadece hastaneler marifetiyle tanımlanması, adlandırılması ve değerlendirilmesi gereken bir şeye dönüştü. Bu da sağlığın alınıp satılan bir meta haline getirdi. J. F. Lyotard’ın alınıp satılan bilgiden dem vururken ifade ettiği ticaretin elbette tıp sektöründe de karşılığı var: “Bilgi satılmak üzere üretiliyor ve satılmak üzere üretilecek, yeni bir üretimde kıymetlendirilmek üzere tüketiliyor, tüketilecek.”

Hastalığın bilgisi ve iktidar

Neyin hastalık neyin sağlık hali olduğu konusu giderek uzmanlar dışında kimsenin karışmaması gereken bir alana dönüşüyor. Her gün daha önce duymadığımız bir hastalığın daha tanımlanıyor olmasında laboratuvarlarda icat edildiği iddia edilen hastalıkların varlığı kadar daha düne kadar hastalık olarak kabul edilmeyen “evham”, “korku” gibi duyguların ismini telaffuz bile edemeyeceğimiz hastalıklar olarak modern tıbbın listesinde yer almaya başlamasının da payı var. Hastalıklar icat ediliyor, çünkü giderek “endüstri” giderek daha çok tedavi satmak zorunda. Nitekim Ray Mohinhan ve Alan Cassels “Daha Çok İlaç Satmak İçin Hastalıklar İcat Edelim” başlıklı makalesinde şu çarpıcı örnekleri veriyorlar:

“Hastalıkları ‘satmak’ farklı pazarlama yöntemlerine göre yapılıyor ama en yaygın olanı insanlardaki korkuyu kullanmaktır. Mesela menopoz döneminde kadınlara hormon satmak için kalp krizi riski öne sürülüyor. Çocuklarda görülen en küçük depresyonun intiharla sonuçlanabileceği korkusu kullanılarak anne ve babalara ilaç satılıyor. Ömür boyu kullanılan, otomatik reçeteye tâbi anti- kolesterol ilaçları satmak için de vakitsiz (prematüre) ölüm korkusu işleniyor... Oysa çoğu zaman şifa niyetine kullanılan ilaçların kendisi bir dizi hastalığın peydahlanmasıyla sonuçlanıyor” Peki bu listenin (kodeksin) bizim günlük hayatımızla ne ilgisi var? Mesela daha önce bir hastalık olarak tanımlanan eşcinsellik 1973'te APA (Amerikan Psikiyatri Birliği) ve 1990'da WHO (Dünya Sağlık Örgütü) kararı ile psikiyatrik tanı sınıflamalarından tamamen çıkarıldı. Yani tıbbın “sağlık” ve “hastalık” tanımları toplumsal ve siyasi yapı üzerinde etkileyici sonuçlara sahiptir. Bu kavramlar üstünden konuşmaya başlamak ise tıp adamlarına ister istemez bir iktidar kazandırmakta. Şüphesiz bütün bu meseleler bir gazete yazısı marifetiyle çözülebilecek mevzuular olamaz. Buna karşılık nöroloji uzmanı Ali Akben’in işaret ettiği çelişkiler de yabana atılır gibi değil: “İlaç endüstrisi tamamen kimyasal formüller üzerinden insanların dertlerine çare arıyor. Oysa laboratuvar şartları hiçbir zaman insan bünyesi ile aynı sonucu vermez. Onun için invivo-invitro kavramını konuşuruz aramızda. Bu şu demek: Ürettiğin şey kâğıt üzerinde ideal olabilir. Ama hücrelerimizin ve organlarımızın buna cevabı nedir? 30–40 yıl kadar önce mucize diye sunulan bazı ilaçları bugün lanetliyoruz. 30–40 yıl sonra, şimdi mucize dediğimiz ilaçların başına aynı şeyin gelmeyeceğini kimse garanti edemiyor. Modern tıp teknolojisi bilim mantığını kullanarak kâr-zarar hesabı yapıyor. Sağlıkta bazen bu mantığın sınırlarının zorlandığını görüyoruz. Hekimlik mesleği sadece bilimsel parametrelerle icra edildiğinde bir tarafı eksik kalır.”

Talep beklenmez icad edilir

Nitekim Daniel Berman, bir hastalığın icat edilme sürecini şu keskin ifadelerle anlatıyor: “Herhangi bir üniversitede çalışan bir profesör bulursunuz ve bu profesörü bir kitap yazması konusunda desteklersiniz, ya da ülke çapında yayın yapan bir medyaya başvurusunuz. Hiçbiri olmazsa, kamuoyunca tanınan bir futbolcu ya da bir aktör bularak ve bunların medyada, kamusal tartışmalarda yer almasını sağlayarak ‘ihtiyacı’ yaratabilirsiniz.”

Erken teşhisin önemi hepimizin zihinlerine kazınırken “sağlık” da yoğun bakım gerektiren bir duruma dönüşme ihtimaliyle karşı karşıya. Çünkü bir noktadan sonra hastalığın tanımlanma yoluyla geliştirilmesi bile ilaç sektörüne yetmemeye başlıyor. Bugün sağlıklı insanlar her gün “vitamin” almayı ihmal etmiyorsa bunda kapsamlı bir kampanyanın sonuçları yok mu? Nitekim otuz yıl kadar önce ABD’de bir ilaç firmasına genel müdür Henry Gadsden, Fortune dergisine verdiği bir demeçte: Firmasının “Sadece hastalara ilaç satmasının rahatsız edici olduğunu, bu durumu aşmak gerektiğini. Bunun için de sağlıklı insanlara da ilaç satmayı hayal ettiğini” söylemişti. Çünkü eğer bu başarılırsa, “herkese ilaç satılabilecekti”. Tedavinin satılabilir olması sektör için o kadar önemlidir ki “selülit” tedavisi için ayrılan kaynak, acil müdahale gerektiren pek çok yoksulun ihtiyacını karşılayabilecek düzeydedir.

Tıbbın esirgediği bilgi

Söze tıbbın ölümü kendi lügatinden sürgün etmiş olmasıyla açmıştım. Eceli inkâr eden modern dünya dönmeye devam ederken hastalık da sağlık da sırtından büyük paralar kazandıran iki kavramı haline geldi ise bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Doktora gitmemek, ilaç içmemek elbet bu sorunların çözümü olamaz.

Ancak bazı şeyleri enine boyuna tartışmamız modern tıbba zarardan çok fayda verebilir. Modern insanın ölümle ilişkisindeki sorunlu bölge çözülmeden de sağlıkla ilgili bilgilerimiz eğreti olmayı sürdürecektir. Gelin sözü bir tıp doktoru olan Murat Baş’ın cümleleri ile bağlayalım. “Ölümün fısıltılı tonlarda konuşulması, kültürümüzle oldukça yakından ilişkilidir. Kırsal alanda yaşayan ve ölüsüne birkaç yüz metre mesafede duran bir toplumun, mezarlığı şehrin kilometrelerce dışında olan bir topluma göre ölüm algılaması ve farkındalığı oldukça farklıdır. Modern ve Seküler insan, ölümü doğanın korkunç bir cezası ve adaletsizliği olarak görürken, inançlı bireyler ölümü, adalete götüren doğanın harikulade bir olayı ve gerçeğe kavuşma olarak algılamaktadır. Ölüme nasıl bakıyoruz! Doğumdan itibaren başlayan eğitim ve yetiştirilme müfredatımız da bakın nasıl öleceğimiz ve ölümün nasıl olacağı nasıl yaşayabileceğimiz dahi mevcut değildir. Yani yaşayabilme yöntemlerine dair temel bilgileri bile eğitim sistemimiz bizlerden esirgemektedir.”


Suavi Kemal
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Denemeleriniz Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Bu başlık kilitlenmiştir, cevap yazamaz ya da mesajları değiştiremezsiniz Mutfak Üzerine neclabolat Genel 19 Prş Tem 17, 2008 8:59 am
Yeni mesaj yok Divan edebiyatı üzerine konuşalım greenstone Divan Edebiyatı 4 Cum Hzr 27, 2008 2:23 pm
Yeni mesaj yok Hasta ve ölüm sabandal Denemeleriniz 0 Pzr Ekm 21, 2007 11:17 am
Yeni mesaj yok Ölüm Tezkeresi aeg Güncel Olaylar-insanlar 45 Pzr Ekm 21, 2007 10:47 am
Yeni mesaj yok Modern Vaazlar Poe Sosyoloji 3 Cum Ekm 12, 2007 10:05 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke