Ona sen
ne dersen de.
Kolum onun sesidir,
yüreğimse, barınağı.
Evine dönen bir adam kadar mutlu,
evine dönen, akşamları.
Gider ödevi başına
sessiz ve kararlı.
Yaşar dallarında
tüm ağaçların,
yaşar köhne evin minderinde,
yaşar raflarında kitaplığın.
Bir köprüdür o,
bağlar güneşe eski yarayı.
Kaçar bağrının ağzından sisler oluk oluk,
süzülsün, dışarı çıksın diye ışık.
Bilmez kibarlar gibi konuşmasını,
bilmez yurduna seslenmesini,
toprağı inler durur,
toprağı inim inim,
yoldaştır ona toprağı.
Çimenler kadar ufacık
Uzaylar kadar kocaman.
………
………
Nasıl ayıracak
doğmakla ölmenin sınırını,
cebinde pasaportu yok ki.
Hiç bir şey hatırlamaz o,
anılar parmaklarından sıyrılmış gitmiş,
buğday başakları gibi
yitik bir tarlanın.
Ve yadırgamaz o hiç bir şeyi.
Bir kuş gibidir
yüreğini oyan hasret,
bir kuş,
kafası patlamış,
beyni dağılmış,
boğulmuş.
Sorma bana adını.
Kazılı durur toprakta, güneşte.
Ve her akşam batarken güneş
gitsin ödevini yapsın diye,
her sabah
öldürürler onu.
Sonu pek acıklı biten
bir aşk öyküsü okuyorum.
Son kucaklaşma bölümünü
okuyorum bir kez daha.
Korkunç daralıyor yüreğim
- sanki düşmüşüm çaresiz bir derde-.
Elbet kader bir gün
güldürür bizim de yüzümüzü.
ilk kucaklaşmamız
olur son kucaklaşma.
Pazartesi
Bugün ifadeye götürdüler beni.
Ah, sevgilim benim!
Biliyor musun ne dediler:
Seni dik kafalı, seni asi!
Ne bir lokma ekmek veririz sana,
ne bir tek zeytin.
Geberir gidersin burda açlıktan.
Bir tek kurtuluş yolun var senin:
Resmen bizim örgütün emrinde çalışman.
Salı
Beraber olacağım ben onlarla,
ta sonuna dek,
sessiz sedasız direnenlerin
ekmeğini yapmaktan caymayanlarla,
yaslar içinde bile
yükünü yükleyenle.
Hazır edin ipinizi,
asın, sıkıysa, asın sözcüğü,
asın hadi.
Ben onları vaftiz edeceğim
ezilenlerin teriyle.
Sözcüğüm bir yangın olmalı,
fedailerle tek bir cephe kurmalı.
Gelecek günler onlarındır,
onların ve bizim.
Çarşamba
Senin o mavi gözlerin
verir bana ne verirse.
Seni sevmediğimi diyen kim?
Benim son aşkım değil misin?
Perşembe
Bir gezi sizin kentin yollarında,
bir aşk gezisi...
Savaş,
ayda bir görebilmek için seni.
Aşk ve savaş.
Sakın gücenme,
bu ay bana izin vermediler.
Bekle beni, geleceğim, bekle ama.
Geleceğim, sevgilim,
sıyrıla sıyrıla
karanlık gecelerin arasından.
Cuma
Elli papel,
tatlım benim,
son buluşmamızın fiyatı:
Rüşvet verdim.
Ne dedin, çok mu?
Hayır, değil.
Hem paramı aldılar, hem tutukladılar beni,
yasayı çiğnemişim.
Kapanık gecede
boyuna gidiyorum
bata çıka.
Arapça’dan çeviren : Lütfullah Bender
Düşün Dergisi / Sayı:56 / Kasım 1988
ÖLÜMÜ SEVİYORLAR BENİM
Ölümü seviyorlar benim, “Bizimdi. Bizdendi.” diyebilmek için! Duydum ayak seslerini, duydum. Tak. Tak. .. Yirmi yıldır yürüyorlar gecenin duvarında. Yaklaşıyorlar. Geliyorlar. Açmıyorlar kapıyı. Ama işte giriyorlar şu an. Dışarıya çıkıyor üçü: Şair, Katil ve Okur. Ve sordum: “Şarap içmez misiniz?”. Dediler ki, “İçeriz”. “Ne zaman kurşun sıkacaksınız kafama?”. Dediler ki, “Hele dur!”. Kadehleri dizdiler ve türküler söylediler halk için. “Ne zaman” dedim, “Ne zaman başlayacaksınız beni öldürmeye?”. Dediler ki, “Başladık bile .. Neden ayakkabı gönderdin ruha? Söyle!”. Dedim ki, “Yeryüzünde yürüyebilmesi için”. Dediler ki, “Toprak kapkarayken, şiiri neden beyaz yazdın sen?”. “Yüreğime” dedim, “çünkü dökülüyor tam otuz deniz”. “Nedendir” dediler, “Fransız şarabına tutkunluğun?”. Dedim ki, “En güzel kadına vurgunum” ... “Ölümün nasıl olsun?”. “Çatıdan geçen yıldızlar gibi masmavi... Biraz daha şarap alır mısınız?”. Dediler ki, “Alırız”. “Yavaş olun” dedim, “Rica ederim, ağır ağır öldürün beni ki son şiirimi yazayım, kalbimin kadını için”. Ama onlar ... Gülüyorlar, gülüyorlar ve hiçbir şeyi çalmıyorlar evden, kalbimin kadınına söyleyeceğim sözlerden başka, çalmıyorlar evden hiçbir şeyi.. .
Sürekli
Yaklaşan ayak sesleri duyuyoruz geceleri
Sürekli
Kapılar fırlayıp kaçıyor odamızdan
Uzaklaşan bulutlar misali
Yatağımdaki mavi gölgeni
Kim çekiyor her gece?
Ayak sesleri geliyor
Gözlerin yurdumdur, kollarınsa
Bir çember, bedenimi çevreleyen.
Ayak sesleri geliyor ...
Ey Şehrâzâd
Niye kaçıyor beni resmeden gölge?
Bir ağaç ol
Gölgeni göreyim
Bir ay ol
Gölgeni göreyim
Bir hançer ol
Gölgeni göreyim gölgemde
Küller arasındaki bir gül biçiminde!
Sürekli
Yaklaşan ayak sesleri duyuyoruz geceleri
Sürgün yerim oluyorsun ve hapishanem
Ha gayret
Öldür beni tek hamlede
N'olur öldürme beni
Yaklaşan ayak sesleriyle!
Hiç bir şeyi özlemiyorum
Ne geçen günü,ne gelecek yarını
Ne ilerleyen veya yuvarlanan şimdiyi
Hiç bir şey bana bir şey demiyor!
Taş olaydım-dedim-keşke
Taş olaydım su perdahlayaydı beni
Yeşil,sarı...Bir odaya konaydım
Yontulmuş taş halinde veya temrin için...
Ya da zorunsuzluğun saçmalığından
Zorunluluğun fışkırması için bir madde işte.
Taş olaydım da
Herhangi bir şeyi özleyeydim keşke !
Döşeğimizde,temiz yastıklar üzerinde
Dostlar arasında
Ölmemizin bir sakıncası yok
Bir kez ölmemizin bir sakıncası yok
Ellerimizi göğsümüze kavuşturarak
Sadece solmuş olacak ellerimiz
Sıyrıklar veya bağlar olmayacak
Bayrak da
İtiraz dilekçesi de
Toza toprağa bulanmadan ölmemizde sakınca yok
Gömleklerimizde delikler olmadan
Kaburgalarımızda
Kırıklar
Ölmemizin bir sakıncası yok ve beyaz yastığın
Yanağımızın altında
Bir kurşun olmadan
Av’cumuz sevdiğimizin avcunda,
Doktorun ve hastabakıcıların umutsuzluğu sarmış bizi
Günlerin götürdüklerini saymazsak
Şu varlığı kendi halinde bırakanları
Bir veda güzelliği kalmış bize
Belki "bizden başkaları" ...
Değiştirir onu
İçimde durur hâlâ karlı gün
beyaz bir şarkı
derin bir yankı
onu yaşıyorum capcanlı
ürperiş anları bendedir o günün
Ne tatlıydı Allah'ım o karlı gün
Kendimizi geçide atardık
bir yandan bir yana geçerdik
örtünürdük inerdi karlar
geçit boyu başımızı okşardı karlar
sırlarımızı sıvazlardı
Ah büyük sevdalarım vardı benim
büyük bir şiirim
içimin derinliklerinde kımıldar
uyuklayan düşleri uyandırırdı
Ne paha biçilmez şeydi Allah'ım karlı gün
Ah o gün, ah sevdam o gün
pek söylemedim ben
ama hayatın bütün coşkuluları bizimdi o gün
dopdolu görünürdü bize hayat
arzuları armağan saçar,
bağışlar dökerdi cesurca
Nasıl da cömertti Allah'ım, karlı gün
O gün hayatı kıvançla kucakladığımı
hissettim ya o gün
doruklarına çıkmış buldum ya kendimi
zenginliklerine sahip oldum ya o gün
kendimdim o gün ben kendimdim
Son noktasında sevginin daha canlı olsam
gelecek günlerinde ömrümün
Allah beni bir kez daha
döndürür mü o karlı güne acaba?
Ne zaman insana rastlasam
Fısıltılarım ve gülüşlerimle eğlenirler
Garip yolculara acırlar
Delikanlıyı harcarlar
Hoş gör sevgilim
Görmüyorlar seni,ardımdan yürüyorsun
Hoş gör
2
Bana seni görmeyi öğret
Sen bende iken
Bana seni sarmayı öğret
Ben sende isem
Nasıl edeyim de hüznümü
Sevinç edeyim
Sana iyilikler dilerim
Tut elimden akıyor sana
Nehir gibi
Yüce aşk,kutsal kelime
3
Ömrüm boyu kanadım
Kanım coşkun aktı
Olduğum yere kanadım
Kanım bir hengame
Yine de gururm bende kaldı
Çünkü ağıtlarımı paylaştın
Kutsadın şarkılarımı
4
Seni seviyorum
Fısıltıyla, "seni seviyorum"
Haykırışla, "seni seviyorum"
Zamanın başı ol
Mekanın sonu
5
Elin bende
Gözün bende...
Memleket bir katar
Zamanın yitik ufkunun ardında kaybolan
Geriye bir toz girdabı
ve gazete paçavraları
Geriye bir kadın ve erkek,dönüyorlar
Kuşatılmış yığınla bavul
Hüzün yüklü,bekliyorlar
Ben Haziran'da doğdum
Hüzünle sürmelendi kirpiklerim
Neden şafağı bekleyeyim temizlemek için
Gözlerimdeki renkli geceyi
Ben Haziran'da doğdum
Bundandır, cellâdım uğraşır durur
Değiştirmek için adımı
Bıyıklarını düzeltip,
Hücremin küçücük deliklerini tıkar
Kocaman delikleri bırakır yırtıcılar için
Etime susamış yırtıcılar
Haziran'da doğdum ben
Bundandır binlerce korkuluk yapmaları
Benden çaldıkları giysilere bürünmüş
Ayakkabılarımı
Paltomu
Zehirli oklara geçirmişler onları
Benim ülkemde
Dedemin kılıcını sakladılar
Geriye ne varsa sattılar
Gözlerimin önünde
Haziran'da doğdum ben
Haziran'da döndüm hayata
Bundandır şafağı beklemem
Sinirle
Etle
Gözlerimle
Bundandır hala
Çocuklar doğurmam
Somunumu koruyaraktan yırtıcıdan
İşkence boyu gecelerde
Bundandır
Benim eski mi eski zeytin dalım
20 yıl sonra yeniden uyandı
Yeniden doğuşun titremesiyle,
Avucumda ateşli bir kamçı
Kekikten ve kararmış taştan
O eller için
Bu çığlık
Unutulmuş ve yapayalnız
Ahmed için.
Gelip geçen bulutlar
Yurtsuz ve yabancı koydu beni
Ve yalnız dağlar cesaret ediyor
Beni bağrına basmaya
Kıraç bir toprakta.
Doğuyorum yine o eski yaralardan
Sokuluyorum toprağa
Bütün ayrıntılarını görünceye dek
Doğuyorum yine
Denizin taştığı yıl
Kül olmuş kentlerden
Kendimi yapayalnız bulduğum.
Ahmed’di o deniz
Kurşunlar arasından köpük köpük
Bir kamptı öfkeyle büyüyen
Yağan kekikti üstümüze
Ve savaşçılara
Ellerine ayaklarına baktı Ahmed
Unutulmuş trenlerin
Anılarıyla büyüyen
Kimsenin karşılamadığı
Kimsenin el sallamadığı
Yaseminlerle.
Ayakta dikildi yapayalnız
Kendini dinlediği gecelerde
Hakkın hasretini çekerek
Yirmi yıl
Yirmi yıl o yer senin bu yer benim
Dolaştı bir kimliği sora sora
Yalnız yanardağların yanıtladığı.
Ben Arap Ahmet’im
Dedi
Ben kurşunlar
Ben portakallar
Ve düşler.
Benim çadırımdır Tel Zaatar
Anayurt benim
Sürüp giden o yolculuk anayurda
Doğu’dan ta Batı’ya
Bilendi bütün kılıçlar
Ahmed tanımaya başlarken
Ellerini ayaklarını
Süzülen bir yıldız gibi
Bakıp bakıp Hayfa’ ya.
Ahmed’di seçilen kurban
Kentler asfalt organlarını
Bırakıp arkalarında
Düştüler peşine Ahmed’in
Öldürmek için.
Doğu’dan ta Batı’ya
Cenaze törenini hazırlıyorlardı.
Giyotinlerden giyotin beğenip.
Ben Arap Ahmed
Gelsin kuşatmacılar!
Benim kal’am gövdem
Gelsin kuşatmacılar!
Ateş hattıyım ben
Kuşatacağım onları
Çünkü göğsüm
Sığınaktır halkıma
Gelsin kuşatma!
Uzanmış suyun karşısına
Küçük ayrıntılar arasında geziniyorum
Derken dağılmaya başlıyorlar
Akşamla birlikte
Yitiyorum
Uzaklardan gelen
Çıngırak seslerinin içinde.
Kanayan yerlerimden
Anlıyorum yaşadığımı.
Ayak bastığım her yol
Kaçınıyor benden
Kaçıyor
Gönül verdiğim her kent
Ceketimi fırlatıyor bana.
Şiirlere sığınıyorum
Düşlere
Anlıyorum çok geçmeden
Düşlerime kadar girmiş bıçaklar.
Bir mum yakıyorum
Kapanmayan yaramdan.
Bu gece
Bütün çakıl taşları soluyor
Ve damarlı.
Uzaklardaki güzel karım
Sessizliğin senin
Eritti bu ölgün geceyi
Banklar ve ağaçlar
Donup kaldı gölgende.
Hatırla beni
Kendimi unutmadan önce.
O kayalar mektubumdur
Yeryüzüne.
Yükseleceğim
Meyve küfelerinden
Denizden
Yükseleceğim yoksulun şarkısından
Onların şarkısından:
Yaşayacağız!
Yaşayacağız! diyen.
Kekikten ve taştan Ahmed
Yükseleceksin
Hayır! diyerek
Derinden esvap yapacak
Kırlardan gelen köylüler
Zalimleri ortadan kaldırmaya.
Bir çiçek olacak yumruğun
Bir bomba
Her gün hayır! demek için kalkan.
Kılıçlardan kesik kesik gövden
Yeniden yapılacak
Doğacak güneşlerden
Ve dalgalarla nikâhlanacak
Giyotin altında
Hayır! diyeceksin
Hayır!
Akan kanımda öleceksen
Yeniden doğmak için
Un çuvallarından.
Geleceğiz ses vermek için sesine
Bizi çağırdığın zaman
Ve ölümün çehresi
Yitip gidecek sözlerimizden.
Eli ölümün
Savurup atacak bizi
Yalın bir yurda doğru
Yasemin bir düşün beklediği.
Kuşlar bana bıraktı şarkılarını
Ve ben koştum
Yürek atışına tarlaların.
Kanımın derinliklerine in
Derinliklerine in
Derinliklerine ekmeğin
Yalın bir yurdumuz olsun
Yasemin bir düşün beklediği.
Her günkü Ahmed
Saf ve Basit Ahmed
Nasıl kaldırdın ayrılıkları
Meyveyle taş arasında
Kurşunla geyik?
Arap Ahmed, diren!
Kuşatma altında gezeceğiz
Ulaşıncaya dek kıyısına
Ekmeğin ve dalgaların.
Öleceğiz düşü uğruna
Bir yurdun
Ve bekleyen yaseminlerin.
Onda Güz’ün eğrileri var.
Kandaki şiirdir Ahmed.
Dağlar gibi kırışık yüzü
Yankısı çağıran seslerin
Birleşen gövdelerin.
Ey tanınmayan Ahmed
Nasıl yaşadın aramızda
Tam yirmi yıl
Hâlâ belli belirsiz yüzün
Hep çizgilerinde dolaştığımız
Tanınmayan yüzün
Ey ormanlar
Alevler kadar gizli Ahmed
Bize yüzünü tanıt
Söyle son sözünü
Dağılacağız sessizlikte
Geri adım atacağız
İşitsin diye ölüler sözlerini
Yaşayanlar
Belki tanır diye çizgilerini.
Ahmed
Ahmed kardeşim
Kahramanca ölümünü bekliyoruz
Ne zaman?
Ne zaman?
Ne zaman?
Gözlerin bir diken
yüreğe saplanmış,
çıldırasıya sevilen,
işkencesine dayanılamayan.
Gözlerin bir diken,
rüzgârdan koruduğum,
ötesinde acıların, gecelerin,
derinlere sapladığım.
Kandiller yanar ışığınla,
geceler dönüşür sabaha.
Bense unuturum birden,
- göz rastlar rastlamaz göze-,
yaşadığımız bir vakitler
kapının ardında
yanyana.
*
Şakırdın sanki konuşurken.
İsterdim konuşmak ben de.
Dudaklarda hayır mı kalmıştı ki,
O bahar gibi dudaklarda!
Sözlerin
güvercin gibi
yuvamdan
uçtu gitti.
Kapımız,
sonbahar kadar sarı
basamakları ardından
fırladı gitti
canının çektiği yere.
Aynalar oldu paramparça,
yığıldı içimize
acı üstüne acı.
Topladık sesin küllerini
getirdik bir araya.
Böylece söyler olduk
acılı türküsünü yurdumuzun.
Hep birlikte sazın bağrına
ektik bu türküyü,
evlerin damlarına taş fırlatır gibi
fırlattık attık bu türküyü,
alın, dedik,
sancıdan kıvranan kalplere.
Oysa her şeyi unuttum ben şimdi.
Ya sen, ya sen, sevgili,
sesini kimselerin bilmediği!
Belki de gidişindir senin
ya da susmandır
sazı paslandıran.
*
Dün seni limanda gördüm,
yapayalnız, yolluksuz yolcu.
Bir yetim gibi sana doğru koşuyordum,
arıyordum sanki yaşlı anamı.
Nasıl, nasıl, yemyeşil bir portakal ağacı
kapanır bir hücreye ya da bir limana,
nasıl saklanır gurbet elde
ve yemyeşil kalır?
Yazıyorum not defterime:
Limanda durakaldım…
En dondurucu kış kadar soğuk gözler gibiydi dünya,
doluydu portakal kabuklarıyla ellerimiz.
Ve hep çöl, ve hep çöl, ve hep çöldü ardım.
*
Seni yalçın dağlarda gördüm,
kuzularınla, kovalanan çoban kızı.
Sen benim bahçemdin,yıkıntılar ortasında.
Bendim o yabancı, bendim kapını vuran.
Ey gönül! Ey gönül!
Kapı kalbimin üzerinde yükseliyordu,
pencere, taşlar ve çimento
Kalbimin üzerinde.
*
Seni su testilerinde gördüm,
buğday başaklarında,
yıkık dökük, parça parça, unufak.
Hizmet ederken gördüm gece kulüplerinde,
sancıların şimşeklerinde gördüm ve yaralarda.
Bağrımdan koparılmış ciğer parçası sensin.
Dudaklarıma ses olacak yel sen.
Ateş ve akarsu sensin.
Gördüm seni bir mağaranın ağzında
yetimlerinin çamaşırlarını iplere asarken.
Gördüm sokaklarda seni ve ateş ocaklarında,
kaynayan kanında güneşin.
Ve ahırlarda…
Ve bütün tuzlarında denizin.
Ve kumlarda…
Toprak gibi güzel,
yasemin gibi,
ve çocuklar gibi.
*
Ve ant içerim ki,
bir mendil işleyeceğim yarına kadar,
gözlerine sunduğum şiirlerle süslü
ve bir tümceyle, baldan ve öpücüklerden tatlı:
“Bir Filistin vardı,
bir Filistin gene var!”
*
Gözleriyle Filistin,
kollardaki, göğüslerdeki dövmelerle Filistin,
adıyla sanıyla Filistin.
Düşlerin Filistin’i ve acıların,
ayakların, bedenlerin ve mendillerin Filistin’i,
sözcüklerin ve sessizliğin Filistin’i
ve çığlıkların.
Ölümün ve doğumun Filistin’i,
taşıdım seni eski defterlerimde
şiirlerimin ateşi gibi.
Kumanya gibi taşıdım seni gezilerimde.
Koyaklarda çağırdım seni bağıra bağıra,
inlettim senin adına koyakları:
Sakının hey
kayaları döve döve şarkımı koparan şimşekten!
Benim gençliğin yüreği!
Benim beyaz kanatlı atlı!
Benim yıkan putları!
Kartalları tepeleyen şiirleri benim eken
tüm sınırlarına Suriye’nin!
Zalim düşmana bağırdım, ey Filistin, senin adına:
“Ölürsem, ey böcekler, vücudumu didik didik edin!”
Karınca yumurtasından kartal çıkmaz hiçbir vakit,
yalnız yılan çıkar zehirli yılanlardan!
Ben barbarların atlarını iyi bilirim.
Bir ben dururum onların karşısında,
bir ben,
gençliğin yüreğiyim her daim,
yüreğiyim beyaz kanatlı atlıların.
Tüm saatler GMT +2 Saat Sayfa Önceki1, 2, 3, 4, 5, 6
6. sayfa (Toplam 6 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız