Tarih: Sal Ksm 28, 2006 2:42 am Mesaj konusu: Korktuğunuz renk ne? Mesela beyaz mı...
Sıradan bir aileydi Akcan' lar... 14-15 yaşlarında bir kızları ve yaklaşık 6 yaş küçük bir de erkek çocukları vardı..
Sıradan ama hali vakti yerinde olanlardandı... Kızlarını sağlıklı büyütmüşlerdi sorun yaşamadan. Ama oğullarında aynı rahatlığı tadamadılar... Doğum sanki onların tüm dertlerinin başlangıcı olmuştu. erkek çocukları doğduğunda adıny Ahmet koymaya karar verdiler. O zamanlar çocuğun erkek mi kız mı olacağı bilinmezdi. Doğduğu gün ebe odadan dışarı çıkıp müjdeyi vermişti babasına. İlk bakışta gözünden mi kaçmıştı ebenin... Ahmet' in ayaklarında bi gariplik vardı. Normal değildi. Sanki böyle mengenede sıkışmış annesinin karnının içinde bir yerlere çarpmış eğrilmiş gibilerdi. herkes biraz kendine geldikten sonra sabah olunca hastanede aldılar soluğu. Ahmet' e bir sürü film çektiler, büyük makinalara soktular ve büyük doktorlar kararlarını açıkladılar. ekskavatus denen bir illet vardı.Peki ya tedavisi neydi? Babanın gözleri açılıp açılıp kapanıyor umutla doktorun dilinden dökülenleri anlamaya çalışıyordu. Hastane her geçen dakika biraz daha üzerine yıkılıyordu karı-kocanın.
Bir seri ameliyat gerekliydi ama bir sürü. 'belki 8 belki 10 kerede düzeltebiliriz'' diyordu doktor ve kesin sonuç alamayabileceklerini söylüyordu.
Başladı ameliyatlar daha yaşına girmeden... 6 senenin sonunda 8 kere ameliyat olmuştu o küçücük bedeni Ahmet'in...
Beyaz önlüklü adamlar başına toplanıyor, beyaz renkli alçılarda günlerce yatakta kalıyordu ufaklık her seferinde....
alçılarını yüksek sesli testerelerle kesiyorlar, çocuk duymasın diye hastaneden önce pamukla tıkıyorlardı kulaklarını...
Artık 8 yaşındaydı... yardımla da olsa yürümeye başlamıştı...biraz daha zaman geçince kendi başına yürümeyi de başardı o küçücük dev çocuk.
Ama gelgitler yaşamıştı ve her hastane serüveni yaralarını açmıştı yüreğinde...
beyaz renge tahammülü kalmamıştı artık... Ve yüksek sesli aletlere...
Ne yapabilirdi babası, birşeyler yapabilirdi. Önce evin duvarlarından başladı. Tavanları bile sarıydı artık evin... Beyaz eşyaları paket kağıtlarıyla sarmıştı. Hiç bir beyaz nokta olmamalıydı evde...
Ya ne zordu ne çok beyaz varmış hayatımızda, eşyalarımızda ne çok kullanılmış bu umutsuzluk rengi...
Elektirik süpürgesiyle temizlik yapamıyordu anne... Ne olacaktı ki kendi annesi elektirik süpürgesini tanımadan ölmemişmiydi....
İç çamaşırlarını asamıyordu balkona... Evin arka odasında kapısı kitli hapiste kuruyordu çamaşırlar....
Ne kadar proteinsiz besleniyorlardı, tüm beyaz gıdalar çıkmıştı mutfak dolaplarından....
Beyaza tahammül edemiyordu küçük beden... Görünce titremeye ağlamaya, hıçkırmaya başlıyor devinim haraketleri ile kabusun ortasında buluyordu kendini... Bunu ona yapamazlardı... beyaz olmayan bir dünya yaratmalılardı oğullarına.. Baksana artık yürüyordu, başarmıştı.. En başa dönemezlerdi. Oğullarını büyütmek zorundalardı....
Ama çok zordu gizlemek tüm beyazları....
Gizlediler.. Üzerini örttüler, kapattılar, sardılar ve sakladılar...
Hiç beyazsız simsiyah ama rengarenk bir dünya verdiler oğullarına....
Perdeler yeşil, koltuklar kahverengi, halılar karma karışık renkliydi. Evin hangi odasına girseniz gökkusağı karşılıyordu sizi... gelenler anlamıyor kaş göz işaretleriyle durum anlatılmaya çalışılıyordu...
Ne zordu... Bembeyaz oğullarının simsiyah yaşamı....
Ahmet'e soruyorlardı; 'beyaz ne renktir?'
Ahmet'in cevabı keskin ve kırıcıydı;
Acı ve umutsuzluk....
Peki ne zaman değişirdi ufaklığın hayalleri?
O gün gelecekti, eninde sonunda...
Biricik oğullarının mürüvetini gördükleri gün....
Kayıt: Jul 20, 2007 Mesajlar: 37 Nereden: Hiç olmadı ki...
Tarih: Cmt Tem 21, 2007 9:17 pm Mesaj konusu:
Bir gün siyah yanına geldiği zaman beyazın
Beyaz korkup kaçmış siyahtan
Siyah haykırmış beyaza dur gitme diye
Beyazın kararı kesinmiş oysa
Demiş ki sen siyahsın bense beyaz
Umudun yanında karamsarlık
Aydınlığın yanında karanlık duramaz
Olsun diye diretmiş siyah gözlerini dikerek beyaza
Karamsarlık olmasaydı umut
Karanlık olmasaydı aydınlık olmazdı demiş
Birinin yok olması diğerini anlamsız kılar
İtiraz sesi çabuk yankılanmış karanlığın odasında
Hem demiş sen bana dayanamazsın
Beyaz bir mum olup yansam yanında
Senden geriye hiçbir şey kalmaz
Yanılıyorsun demiş siyah, yanılıyorsun
Mum dibine ışık vermez ne olur izin ver de
Kuytu köşede bile olsa sana yakın olayım
Ama gel gör ki dinletememiş lafını aydınlığa
İşte o günden beri aydınlık kaçar
Karanlık ardından kovalarmış
Beyaz geçerken gündüz olur
Siyahın gelmesiyle gece başlarmış
O günden sonra hiç kimse bir daha
Ne en uzun gecelerin bile aydınlanmadığını
Ne de aydınlığın üstünü gecenin kaplamadığını görmüş sonuçta
Çünkü acı olmayınca tatlı da olmazmış hayatta
Kayıt: Jul 20, 2007 Mesajlar: 37 Nereden: Hiç olmadı ki...
Tarih: Cmt Tem 21, 2007 9:19 pm Mesaj konusu:
Siyahsın sen; Siyahtan başka rengi yok çünkü zulmün; Beyazın yok senin; Siyah ne kadar içse beyazı, yine de gri kalır ya hani, işte sen de öylesin;
Masal sandığım siyah beyaz resimlerden taştı isyankar sevdamın mavisi, ya da öykü olduğum siyahların arasında bir geceden fışkırdı;
Gecesin sen, siyah sayfalarına masmavi mektuplar yazdığım, yaşadıkça an be an sarhoş olduğum, satır aralarına yıkılıp, satır başlarında sabahladığım gecesin; Gece ne kadar açarsa açsın gözlerini, gündüzün aydınlığına eremez ya hani, sen de öylesin;
İşte ben, bu katran karası gecelerde gidecek yeri olmayan küçük bir çocuk olurum, ellerimde hüzünler, gözlerimde saklayamadığım siyah gözyaşlarımla gezinirim puslu siyahların arasında;
Yine de bu siyaha yazdığım son mavi mektup; Ama sen görmeyeceksin; Çünkü siyah bakıyor hala ela gözlerin; Ancak siyahi ela gözlerine maviyi giydiğinde okuyabileceksin...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız