Umarım yukarıdaki linki siteye taşımam sorun olmaz.Zira edebiyat dergisi yayınları arasında çıkan Arap şiiri güldeste adlı eser(II cilt) içerisinde filistin şiiri bölümü de var.Orada Adsız Şair, namıyla yayınlanmış olan bir şiir var ki Nuri Pakdil şiiri Fransızcadan çevirdiğini kayıt düşmüştür.Damara direkmen şırınga edilen cinsten bir şiirdir...
Dumanlar örer habire dağlarda yel,
dumanlar dokur habire,
taşlar yağar, ağır kayalar yağar habire
gecenin ve fırtınaların sapa yollarından:
Küller içinde, kara kara.
Dumanlar içinde, kara kara.
Hiç durmasınlar bu taşlar, istedikleri kadar yağsınlar!
Hiç durmasınlar bu kayalar, istedikleri kadar yağsınlar!
Dereler, ırmaklar, nehirler habire
koşarlar denizlere doğru.
Sonsuz uzaklıklar içinde yollar aşıla.
Ve sessiz sessiz sabahlar beklene.
Genç yaşlı hepimiz, kadın erkek hepimiz,
savaştayız hepimiz,
çoluk çocuk hepimiz savaşta.
Ama elbet bir gün sizi de göreceğiz,
ırmaklarla giden sizi,
küller içinde, karakara,
nehirlerle akan sizi,
dumanlar içinde, kara kara,
ey beyaz, bembeyaz, sakız gibi sabahlar,
düşlerimizin ardındaki!
Avuçlarımızda senin için yeni amaçlar taşıyoruz,
gözbebeklerimizde dualar sunuyoruz tanrıya,
ezgiler sunuyoruz, su katılmamış.
Ya sen, gül kokusunun umuduyla donanmış,
istekle, verilmiş sözlerle dopdolu,
sen, yeni yıl, bize ne getirirsin,
senin bağrında neler var?
Aşk ver bize, aşk ver.
Aşkın içinde patlar bizim büyük cevherimiz,
aşkın içinde ışıldar.
Aşk ile yeşerir türkülerimiz bizim,
aşk ile yeşerip dökülür kalbimiz,
dökülüp yayılır
ve zenginleşir toprağımız aşk ile.
Aşk ver bize, aşk ver.
Aşk ver ki,
kuralım yeniden
yıkılan dünyamızı,
aşk ver ki,
serpelim tekrar tekrar
bereketli kıvancı
kısır dünyamıza.
Kanat ver bize, kanat ver.
Açalım dört bir yandan kuşatılmış bu zındanı,
bu demirden, çelikten duvarları yıkalım,
uçurtalım özgürlüğü ta yukarlara, doruklara.
Işık ver bize, aydınlık ver.
Zifiri karanlıkları yarıp geçecek bir ışık ver,
parlak soluğuyla hepimizi
yücelere fırlatacak bir aydınlık.
Özgürlük getir bize.
Var olmanın tek olanağını,
tek amacını yaşamanın!
Yafa'nın kapıları önünde durdum,
karşısında yıkılmış evlerin,
kırıp geçirmenin kargaşasında,
dikenlikler arasında, ey dostlarım,
haydi oturup ağlayalım, dedim gözlere,
yerini yurdunu bırakıp gidenlerin
yıkıntıları üstünde
oturup ağlayalım.
Ocak çağırır ocağı kuranı,
ocak başsağlığı diler ocağı kuran adına.
Yürekse, paramparça, inler ve der:
Ne yaptı günler sana?
içinde yaşayanlar bir vakitler
şimdi nerdeler?
Şimdi nerdeler?
Bir habercik alabildin mi onlardan,
gidenlerden bir habercik?
Onlar burda yaşamıştılar,
burda yaşamış, burda düş görmüştüler,
burda gelecek günleri hazırlamıştılar.
O düşler şimdi nerdeler?
Gelecek günler şimdi nerdeler?
Onlar nerdeler?
Onlar nerdeler?
Çıkmadı tek sözcük yıkıntılardan.
Yalnız yokluk konuştu, boşluk konuştu yalnız,
sessizlik konuştu, terk ediliş konuştu yalnız.
Ve yalnız yarasalar ve cinler dinlediler evlerde,
ne yüzleri yüz, ne elleri el, ne dilleri dil.
Bizden başka kimler konuşmadı ki,
neler konuşmadı ocağımızdan başka?
Yürekler acıların denizinde boğuldu gitti.
İnsanlarım benim, insanlarım!
Kaşlarımın üstünden sildim temizledim
kurşuni sislerini çığlıkların,
gittim sizleri karşılamaya.
Parıl parıl yanıyordu gözlerimde
bir sevda ateşi, bir umut,
siz erkeklerimize dayanan umudun ateşi,
toprağımıza dayanan sevdanın.
Ey utanç!
Neden karşılamadım sizi,
erkeklerim, toprağım,
işte kirpiklerim kan içinde,
gözlerim dolu dolu,
yüreğim lime lime!
Burdayım, canlarım, insanlarım, sizlerleyim,
koparmak için içinizden bir parça ateş, bir parça alev,
sizi kapmak için, ey gecenin kandilleri,
dökmek için sizden lâmbama bir damla yağ!
Burdayım, canlarım, insanlarım, sizlerleyim,
uzatıp ellerimi sıkmak için gür ellerinizi,
büküp boynumu bükük boyunlarınızın karşısında,
alnımı yanyana dikmek için
güneşe dikilen alınlarınızla!
Burdayım, sizlerleyim,
dağlarımızın kayaları kadar katı,
burdasınız, benimlesiniz;
toprağımızın çiçekleri kadar tatlı.
Yaralar nasıl ezebilir beni?
Umutsuzluk nasıl ezebilir beni?
Nasıl ağlayabilirim karşınızda?
Ant içerim, canlarım,
bugünden sonra
ağlamamaya!
Sevgili insanlarım benim, canlarım,
köyümün yel gibi koşan atı
artık diz çökmeyecek
dünkü gibi.
Kahramanlar bekler ırmağın ardında.
Göz kulak kesilin, durun orda,
kişner Arap atımız, kara atımız,
şahlanacak zamanı
bekler güvenle.
Boşanır karanlık yıkımların zincirlerinden
ve koşar bulmaya güneşin altındaki yerini.
Koş, arslanım, koş güneşe doğru,
koş, ulusumurı kara atı, koş!
İşaret sensin, bayrak sen,
biz, ardından koşan kalabalığız olsak olsak
Artık denizin dalgaları durdurulamaz,
artık düşemez alınlarımıza yorgunluk,
düşemez artık ta özgürlüğe dek.
Karanlıkları, cinleri kovuncaya dek
rahata kavuşmak yok,
sözümüz söz.
Canlarım, insanlarım, gecenin kandilleri,
kardeşleri yaralarımın,
buğdayımın tohumları!
Biz yaşayalım diye
ölenlerin mayası!
Gidiyorum yollarınızdan,
aşıyorum yollarınızı.
Karşınızdayım, burdayım işte.
Dünün göz yaşlarını topluyor ve yıkıyorum.
Ve dikiliyorum toprağımızda, yurdumuzda,
tıpkı sizin gibi işte.
Gözlerimi ekiyorum, gözlerimi,
tıpkı sizin gibi,
güneş dolu yollarımızda.
1938 yılında Hayfa'da doğdu. İşgâl altındaki Filistin'de yeni şiir akımının başlıca öncülerindendir. Hıristiyandır. Hayfa'da yayımlanan Al Gad dergisinin yöneticisidir. Şiiri önemli olmakla birlikte, işgal altında yaşadığı için, ünü fazla yaygınlaşmamıştır.
1970 yılında yayımlanmış ilk şiir kitabı Kalbin Sözcükleri, öğrenciliği sırasında yazdığı şiirleri kapsar.
1967' deki yedi günlük savaştan sonra yazdığı şiirleri Belirli Yurtsuz Şiirler adlı kitabında toplamıştır.
Öbür Filistinli şairler gibi hapse girmiş çıkmıştır.
istersem gülümserim,
kolay ne var bundan.
Ama karanlığı kalacak gözlerimde
mezar çiçeklerinin,
bir yaşlı selvinin karanlığı kalacak,
alt üst olmuş yurdumun köylerinde,
acı sessizlikle kuşatılmış yurdumun köylerinde,
yıkıntılar arasında güçbela ayakta duran
bir yaşlı selvinin.
Hangi halkı parçalamıştır tarih,
parçaladığı kadar benim halkımı?
Halkım toprağından oldu benim
saçıldı dört bir yana halkım benim.
Daldı yurdum uykuya
iç çekişleri arkasında ufkun.
Bense burdayım,
gözlerim kapkara, zifir gibi,
çadırların karanlığını taşır gözlerim.
Çocuk dudakları değil bu dudaklar artık,
analarını çağıran dudaklar değil,
döndüler kuru bir ekmeğe,
çağırmazlar hiç kimseyi.
Siz orda barıştan dem vurun hâlâ,
ben burda durayım köksüz.
Ben burda boşluğa asılmış bir tavan.
Çadırlarda büyüyen bir kuşağım ben,
ben, çadırlarda çoğalan.
Bir daha kulak verin,
bir daha dinleyin beni:
Büyüyen ve çoğalan bir kuşağım
ben kara çadırlarda.
Kalsın sizin ekmeğiniz sofranızda.
Uyuyayım ben burda aç ve susuz.
Bileklerime kelepçe vururken
“Artık yazarsın şiirlerini!” diyen polise ...
Kelepçe vurdular bileklerime.
Güneş alnıma dayandı
batıya yönelmeden önce.
Baktım surat gene o surat.
gözler iki yılandı.
“Merhaba Salim!
Gene aramızdasın demek?
Nefret eder misin hâlâ Yahudilerden ?
Buralara ne zaman geldin?
Dir Hanna olayı mı yoksa?
Büyük deneylerden çıkar şiir dediğin.
Otur, mahpuslar için şiirler yaz sen de.”
Yazacağım elbette.
Taşıyacağım zincirlerimi.
Mahpuslara şiirler okuyacağım,
hani şu, bağıra bağıra söylediğim şiirleri
alanlarda, sokaklarda.
Bağlasın varsın ellerimi zincirler,
bir utanç duygusu yakacak vicdanları,
benim vicdanımı değil ama,
o zalim karanlığı yakacak.
seni ortalığa fırlatan o karanlığı,
seni,
pis uşak.
(Bazı İsrail panayırlarında yeni bir çeşit
oyuncaklar satılıyor... Asılmış bir Arap.)
Asılmış bir adam.
Çocuklara en güzel oyuncak
çarşıda pazarda satılan.
Ama satılmıyor artık,
boşuna aramayın onu.
Söyleyin çocuklara,
tükeneli epey oldu.
Ey, nazi kamplarında
ölenlerin ruhları!
Berlinli bir Yahudi değil
bu asılmış adam,
benim halkımdan
bu asılmış adam,
benim gibi Arap.
Asanlar kardeşleriniz!
Yanlış söyledim,
afedersiniz,
onu nazi subayları
astılar Sion'da.
Ey, nazi kamplarında
ölenlerin ruhları!
Bilmem nasıl anlatmalı!
Bilmem nasıl anlatmalı!
Ben miyim sana yabancı,
yoksa sen misin bana, ey Safad?
Evler ses eder:
"Merhaba! Merhaba!" içindekilerse:
"Çek arabanı! Çek arabanı!”
Neden dolaşırsın sokaklarda
aylak aylak,
neden,
ey Arap?
Neden selâmını almazlar
selâm verince sen onlara?
Anan babandı
bir vakitler oturanlar buralarda,
kardaşların,
hısım akraban.
Hepsi çekti gitti..
Kalmadı kimsecikler.
Ölüm marşıdır
dudaklarımızdan dökülen.
Kırılmış onurudur bir arslanın
gözlerimizde kalan.
Bu ilk gecem.
Duyuyorum dışarda yağmuru.
Görüyorum hayaletini bir ağacın
parmaklıktan.
iliklerime işledi soğuk.
Yerler hep böcek ve tükrük.
Bir başımayım.
Kapadılar bu gece buraya beni.
Çıt yok.
Yalnızlığın dalgaları ne derinmiş meğer!
Düşünmek bir şeyler gecenin içinde,
bir şeyler mırıldanmak, bir şeyler söylemek,
hatırlamak bir şeyler:
Yurdum benim, memleketim!
Yurdumun düşmanları,•
eşşoğlu eşşekler!
Sizlersiniz bağlı olanlar toprağa,
sizlersiniz dayanan
acıların bütün yüküne.
Sizlersiniz çalışanlar karıncalar gibi, sessiz sedasız.
Tanrı güçlü kollarınızı
her daim
kutsal kıla!
Bedeldir sizin bir konuşmanız
tam donatımlı bir orduya.
Sizin bir toplantınız
geri getirir bize
Emeviler zamanındaki
fetihlerin bütün şânını.
Kurtuluş haberleri işte
çalmakta kapılarımızı,
çiçekli bayramların kokusu
okşar burnumuzu.
Hepimizin tek bir isteği var:
Vatanın bir küçük parçası elinizde,
sıkı durun üstünde, sıkı durun,
tüm vatanı çaldıkları gibi çalmasınlar onu da!
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız