Kayıt: Jan 25, 2007 Mesajlar: 312 Nereden: ötelerden, ötesizliklerden
Tarih: Cum Hzr 15, 2007 1:40 am Mesaj konusu: hiçlik
“Esprit vaincu, fourbu…”
Acılı bir vahşetten başka bir şey kalmadı bana. İnsan batıl bir inançtır. Bunu öğrendim. Yaşamak zulmetmektir. En kutlu, en doğru, en haklı, en masum ölümler intiharlardır. Kendisini yaşatamayan insan kendini öldürmeli. Yapamıyorum bunu, yaptırmıyorlar. Ruhum titrek, kanlı, zalim bir rengin tutsağı. Ben yokum. Kimse yok. Her duygu kendini yaşıyor. İnsan sadece bir örtü. Yalan. Bir yalan insan. Kendimi doğrulayamıyorum. Tarih yok. Şimdi yok. Gelecek yok. Sadece karanlık bir nokta insan. Ölüm bile soğutamıyor beni.
Dünya pislik dehlizi. Temiz olan hiçbir şey yok. Bir kirleniş yeri dünya. Canavar, sefil, bedbaht, zavallı canavarlar diyarı dünya. Kimse doğruyu söyleyemez. Hayat yok. Bunu yaşadım. İnsanlık kandırıldı. Olsaydı hayat ben yaşardım. İşte kendimi en büyük uçurumlara fırlattım. Kahır. Kahır. Kahır. Tek yenilebilecek yiyecek bu…
Albert Camus'nun annesi, çok saf bir kadınmış. Muhtemelen akıl noksanlığı varmışki, fakir evlerinde deli gibi çalışır, ama evi yönetemezmiş. Camus'nun babaannesi yönetirmiş evi. Tabi bir zorba gibi. Hep sessiz duran annesine bir şey sorulduğunda, o şöyle dermiş: 'Hiç!'
Koca bir hiç.
Kayıt: Jan 25, 2007 Mesajlar: 312 Nereden: ötelerden, ötesizliklerden
Tarih: Prş Hzr 28, 2007 12:40 am Mesaj konusu: ecce homo
İşte böyle. Neden saklanmalı? Kağıt hep aynı kağıt, insan hep aynı insan.Hep aynı ölümle ölüyor insanlar. Aynı kalp çarpıntılarıyla hatırlıyorlar sevgililerini.Hep aynı boyun büküşle karşılıyorlar ezilmişliklerini. Hep aynı sevinçlerle taşıyorlar. Hep aynı, acı, aşk, ümit, hayal, rüya, masal… Hep aynı renkler hep aynı harfler..
İşte insan. Neden saklanmalı? İnsan hep aynı insan...
Neden kendine dönüş sürekli, neden kaçış, yalnızlık?
İşte insan, işte ben. Bütün uzaklığım, bütün yabancılığım ve bütün yabanıllığımla soyunurum insanların karşısında.
Pisliğim, nefretim, öfkem, zalimliğim, kokuşmuşluğum, çürümüşlüğüm… Kaybolan gözyaşlarım, kaybolan aşklarım, kaybolan rüyalarım, kaybolan ızdıraplarım, kaybolan garip ve kimsesiz yanlarım…
Yürek dağlayan burkuntum, yakıp kavuran acım, ezip geçen umarsızlığım, uzayıp giden yokluğum, tutundurmayan yitik, perişan, garip, sönük ruhum…
Ve biriken yanlarım, azalanların, yitip gidenlerin, ölenlerin, çürüyenlerin, boşlukta kaybolanların aksine; sönük ve soğuk ve ümitsiz ve çaresiz uzantılarım…
Yokluğum, gittikçe beni daha çok saran, gittikçe daha çok ben olan, gittikçe beni azaltan; keskin ve suskun yokluğum…
Anlamsız, tutarsız, isimsiz açmazlarım…
Hep aynı saçmanın çocuklarıyız, hep aynı amansızlığın çilekeşleri, hep aynı zorba kralın kurbanları, hep aynı rengin gölgeleri, hep aynı sesin yankıları, hep aynı yalanın uzantıları hep aynı yalanın kullarıyız…
Hep aynıyız, hep beniz, hep benim…
Hayat uzak bir hayaldir, hayat saçma bir yalandır, hayat anlamsız bir sanrıdır, hayat parlak bir yanılsamadır, hayat gerizakalı bir hayvandır, hayat koyu bir karanlıktır, hayat lanetli bir azaptır, hayat suskun ve aptal ve zalim bir tanrıdır, hayat tutarsız bir kelimedir, hayat tutunulamıyan uzak bir masal kuşudur, hayat seirenler’in musikisidir, hayat yok olandır, yok edendir, yaşanılamayandır, tüketendir, zehirleyendir, çürütendir, susturan ve unutturandır, hayat yok edendir…
İnsan andır, yok olandır, bir tutam duygudur, bir perdedir, bir kaptır, boş bir rüyadır, bir delinin ıslığındaki serseri titreyiştir, tanrılara tanrılar ulayandır, kesik kesik bir uzayıştır, bulanık bir anlamdır, acı bir terk ediliştir, kendine kalıştır, kendinde olamayıştır, uzun bir yokluktur, derin bir anlamsızlıktır, karanlık bir dehlizdir, saçma bir kapılıştır, bir avuç çaresiz topraktır, kasvetli bir ölümdür, en büyük yalandır insan, en büyük yanılsamadır, en büyük uçurumdur, en büyük unutulmuşluktur, en büyük yokluktur insan…
Duygular her renkte, her şekilde, her seste, her harfte , her rüyada, her masalda, her kıpırdanışta yaşayanlardır, kendilerini yaşayan şuursuz varlıklardır, insanı hapseden, insana çöken, insanı kullanan, insanı ezen, insanda yaşayan ama insanı yaşatmayan acımasız oluşlardır, gerçekte olanlardır; aşktır, ızdıraptır, uzaklıktır, ümitsizliktir, çaresizliktir, boş bir neşedir, anlamsız bir coşkudur, yürek delen kalp atışlarıdır, boyun eğdiren umutsuzluklardır, susturan uzaklıklardır, tüketen yalnızlıklardır, uzun bir yoklukla yok eden farkındalıklardır, gerçek olanlardır duygular, tek gerçek, hakikati olan gerçek….
Kainat boş bir hülyadır; korkutan, manasızlaştıran ve yabancılaştıran denizdir; gözyaşlarıyla toprağa karışan griy yağmurlardır; kaybeden, susturan, uzatan, esneten gecedir; çelişki dolu çıkışlardır; kör eden, kötürüm eden, sağır eden yıldızlardır; uzadıkça uzayan saçma-sapan yollardır, yanlış ölümlerle dolu yanlış hayatların diyarıdır, solmuş bir çiçeğin boynu bükük yaprağıdır, kanayan bir yaradır, kıpkızıl bir ızdırabın suskudur, bir sanrıdır, bir tökezlemedir, bir yankıdır, bir boşluktur, tabiat boş ve anlamsız bir hülyadır…
Tanrı …
Ve ben, hiç ben olmayan ben. Ben hep ben olan ben. Hep yokluk hep varlık, hep sevgi hep nefret, hep aşk hep ihanet, hep karanlık hep ışık, hep ölüm hep hayat, hep gün hep gece, hep gök hep yer, hep ruh hep beden, hep günah hep sebap,hep şeyatn hep melek, hep lanet hep kutsal,hep kaçış hep kovalayış, hep boşluk hep varlık, hep tanrı hep insan, hep çaresiz, hep manasız hep ızdırap, hep ızdırap, hep ızdırap, hep insan, hep ızdırap, hep ızdırap, hep yokluk…
En son sartre tarafından Prş Hzr 28, 2007 10:32 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Kayıt: Jan 25, 2007 Mesajlar: 312 Nereden: ötelerden, ötesizliklerden
Tarih: Prş Hzr 28, 2007 12:45 am Mesaj konusu:
Ne kazandık yaşamamızdan
biz harcandık anam hem kelimesiz kapandık
sevgi ektik. Sonsuz seçtik. Beğendik. Ama toprağı kazandık
sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle. Yalnızlıkla ben kaldım
sevindiniz işte alın koşturun. Aha size son atım
Tarih: Cmt Hzr 30, 2007 11:11 pm Mesaj konusu: Re: ecce homo
Alıntı:
Ve ben, hiç ben olmayan ben. Ben hep ben olan ben. Hep yokluk hep varlık, hep sevgi hep nefret, hep aşk hep ihanet, hep karanlık hep ışık, hep ölüm hep hayat, hep gün hep gece, hep gök hep yer, hep ruh hep beden, hep günah hep sebap,hep şeyatn hep melek, hep lanet hep kutsal,hep kaçış hep kovalayış, hep boşluk hep varlık, hep tanrı hep insan, hep çaresiz, hep manasız hep ızdırap, hep ızdırap, hep ızdırap, hep insan, hep ızdırap, hep ızdırap, hep yokluk…
Peki bunuda siz mi yazdınız?Sadece bir soru...
Bu bir şiir adıda HEP ve HİÇ öyle değilmi ?
Kayıt: Jan 25, 2007 Mesajlar: 312 Nereden: ötelerden, ötesizliklerden
Tarih: Çrş Ağu 01, 2007 1:25 am Mesaj konusu:
Giydim kan kokan elbiselerimi; eski, yıkık, yorgun, solgun aşkımla doldurdum ceplerimi. Ellerimde boğdum gözyaşlarımı, ayrıldım… ne var bende ben olan? Ben de ben olan da ben kalan ne var?
Gittikçe soğuyan bir anının sızaklığı, tazeliği, titrekliğinden başka hiçbir şey kalmadı bende…
Kim içmiş bir zehri böyle delice? Zehirliyorum kendimi, kendimi uzun bir ölümle yoruyorum, kendime kendimden başka hiçbir şey bırakmıyorum. Gece inince ufka, ne kadar zor oluyor bu ümitsiz ölümleri taşımak… şehir ne çok boğuyor beni. Ne kadar sessiz, derin, ümitsiz, çaresiz atıyor kalp… ne kadar küçülüyor yüreğim, ne kadar ufalıyor cesaretim…
Kendi kanımla yıkayın cesedimi.
---
Uzak, karanlık, anlamsız, basit, küçük şeylerden olsun tutkularınız.
Dingin ve uslu bir yalnızlıkta, gri bir rüyada ıslatmayan bir suyla yıkanıyorum. Her şeyin, hiç bir şeyle benzerliği rahatlatıyor beni. İnsan zaten biraz insan.
Tuhaf hallere maruz kalıyorum uzun bir zamandır. Sartre'nin Bulantısı'nın başlangıçındaki hastalık geliyor aklıma. Ama benimki farklı, zaten o bir "absurd" ve "egzisyantaliist"; oysa ben müslümanım.
Hani Camus'un "Saçma, insanların aralarındaki ilişkiden başka bir şey değildir" sözünü de kabul ediyorum; ama, yine de ben farklıyım. Farklı bahçelerde büyümüşüz.
Her neyse, bunları niye yazıyorum ki?
Sadece "absurd" bir iş yapmış olayım diye galiba.
Hayatımda ki saçmalığın oranı da gayet fazla. Alacakaranlıkta oturup, saatlerce hiç bir şey yapmadan durmak, yerdeki halıya elimle anlamsız şekiller çizmek hayatımın en büyük uğraşlarından biri haline geldi.
Geçen gün sokakta bağıra çağıra dolaşırken, elindeki yarım ekmeği yiyen delinin elini öpme isteğine kapıldığımdan beri, hayat iyice tuhaflaştı.
Sonradan, aslında deliyi öldürmek istediğimi anladım, iyice karmakarışık oldu kafam.
Sanki hayat delirmiş de, ya da kuduz olmuş.
"Ne kadar saçma olursa o kadar gerçek olur," buna bir son vermeli. Her beyazın gölgesi siyahtır. Saçmalığımın, insanlara zarar vereceğinden de korkmuyorum, herkesin saçması kendinedir.
"İnsan mantıklı bir hayvandır," en mantıklı insan tarifi bu olmalı. Her neyse, hiç bir kaygımız olmadan yazıyoruz ya da yaşıyoruz ya, hiç bir şey olmaz bize.
Özümüz yok ya, ne mutlu bize.
-Yine yanlış yaptın.
-Olsun, insan bir yanlıştır zaten. Doğrusu tanrıdır.
...
Kayıt: Jan 25, 2007 Mesajlar: 312 Nereden: ötelerden, ötesizliklerden
Tarih: Cmt Ağu 04, 2007 9:47 pm Mesaj konusu:
Her şey bir aynı. Biz de ilişmişiz kainatın bir kuytusuna acemi bir şekilde. Benim hayatımdan memnun olmamdan ziyade, onun benden memnun olması önemli. Ben bir deliyim. Bunun rahatlığı ile yaşıyor ve bunun rahatlığı ile yazıyorum. Mantık beklemeyin benden, en tutarlı yanım benim mantıksızlığım. Dünya da en çok hakkı yiyilen insanlar benim gibiler. İtlerin, Hitler'in edebiyatı varda, bir deliler edebiyatı yok.
Her neyse, anlayın deliler de yazar. Delilerdeki samimiyette yoktur kimse de, sadece delilik olsun diye yazar deliler. En mutlu tarafıdır bu yüzden insanlığın. Her neyse, deliyim işte, tam bir deliyim.
-Ne yapmaya çalışıyorsun?
-Hiç, delilik olsun, tek derdim bu.
Akıllılar bile "iki kere iki beş eder"i kabul ettiler. Bir gün herkes deli olacak, o gün işte kurtulacak insanlık.
Nietzsche'de iyi tarafından bir deliydi zaten. Biraz fazla derin sulara dalıyordu, deliliğe ihaneti oldu bu onun, onun için geldi sonu zaten.
Derin olan, çok şey ister. Ciddi olanın, bedeli de ciddidir. Fazla çaba sarfedilerek elde edilen şey, insanın efendisi olur. Onun için mutluyum deliliğimden.
Hayatım ne kadar da hoş. Hani bazen su katılmamış acılar üşüşüyor kafama, o zaman öyle derin ve güçlü bir kahkaha atıyorum ki, acılarımın rengi soluyor, ufuklarda bal renginde gemiler beliriyor.
Yine de, benim de bazen başka başka duyguların esiri olduğum zamanlar oluyor. Onu da deliliğime verin. En çok delilerin hakkıdır delice aşık olmak.
Akıllıların deli taklidi yapması önemli değildir, asıl mesele delinin akıllı taklidi yapabilmesidir.
Ben deliyim ve insanın kendi kendini eşelemesinin moda olduğu bir çağda, buna en çok delilerin hakkı olduğuna inanıyorum.
...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız