Tarih: Pzr Hzr 24, 2007 11:00 am Mesaj konusu: Gelecek Çürüme Demek
“ O kadar yüksekten düştüm ki ben” diyordu Slvia Plath.O kadar yüksekten düşerse insan yere çakıldığı muhteşem an nasıl olur onu merak ediyorum sürekli.Düşüyorum bende,ama kuyu o kadar derin ki,düşüyorum,düşüyorum.Düşerken binlerce parçaya ayrılıyor bedenim,her parça farklı ışıklar salıyor atmosfere ve kül oluyor sonra.Paramparça,ışıl ışıl ve küllerden oluşan bir beden.Lanet okuyarak düşüyorum,sevdiklerime beni sevenlere.Diğerlerini çok da umursamıyorum zaten.Sevmenin ve sevilmenin adı değişmeli,anlamı da.
Her şeyin can sıkıntısına ve umutsuzluğa dönmediği kutsal anlar vardı eskiden. Alev alev yanan bir kayın ağacının etrafında dönen bir şaman gibi dönüyordu mutluluk getireceğini vaat eden umut adında ki fahişe.
Geleceğin çürüme olduğunu göreli beri kimseyi sevmeyi beceremedim derinden.
Hiç kimsem olmadı aslında,sadece beni rahat bıraksınlar diye istediklerini verdim onlara.
Yetinirler sandım…Küçük ve büyük rüşvetlerimi dağıttım .Gülücüklerimi,sevgi sözcüklerimi,umursuyor gibi görünmelerimi.Yeter ki rahat bıraksınlardı beni.
Sarhoş bir nehir gibi aktım,karanlıkların içinden,serinliğimi duymadı kimse,uğultularımı görmedi.tanımadılar ki beni,ben bile tanıyamadım kendimi.Ben miyim bu ellerin sahibi,bana mı ait bu sözcükler.
Hiçbir haritada ve coğrafya kitabında yer bulamamış, işlek bir el yazısıydı yaşantım. Kimsenin okumayı becermediği ve zaten okunmasına gerek olmayan…
Uzak evlerin yıkıldığı,kurşunların kemikleri parçaladığı,cevapların sorularını aradığı,depremde yerle yeksan olan kerpiç evlerin enkazı altında, ciğerlerine toz dolduğu için ölen yüzlerce insanla paylaştığım bir iklim bu.Tarihin kanlı ve apoletlerinde kafataslarından sökülmüş gözlerin sallandığı,kılıçlardan damlayan kanlarla beslendiği birilerinin,napalmın ve atom bombasının ,füze rampalarının ,uçak savarların gölgesi altında top oynamaya çalışan çocukların coğrafyası.
789 sayfalık Türkçe Osmanlıca Ansiklopedik lügatin arasında kurutulmuş narin bir çiçeğe benziyor artık genç kızların sesleri.
Kurumuş bir çiçek gibi kederli ve güzel.
Güzel ve ölü
Ölü ve solgun
Kederli bir prensesin yüzyıllar önce yaptırdığı şifahanenin serin taş duvarları arasına teslim etsem deliliğimi,su sesi de yok artık teskin etsin beni.
İlaçlara sığınmıyorum,ya da sarhoşluğa,acımı sonuna kadar yaşamak istiyorum delikanlıca.
Acıya ve kedere kesiyorsa akan zaman ,biten gün,ve “ küçük kıyametse aşk”
Ve “küçük kıyamet” benzetmesini çalmamış olsaydım başkasından oturup bir şiir yazmak için çabalardım. Ve o benzetmesini çaldığımın hoşgörüsünü sığınıyorsam, varlığı varlığıma direnç olsun diyedir sadece…
Kör ve paslı jiletle kestiğim salarımı andaç olsun diye dağıtmışsam okuduğum tüm kitaplara,
okuduğum tüm kitaplardan koyaklarıma sızan kelimelerin ağırlığı ve uçuculuğu siyah ayakkabılarımın üzerine dökülmüşse eğer ve öleceksem senden uzakta,sen duymayacak ve tek damla gözyaşı bile dökmeyeceksen eğer,kapattıysan kapılarını ,varlığımı reddedip hayalimle yetiniyorsan, çürüsün bu beden,çürüme değimliydi zaten gelecek denen
Tüm ölü ozanların yazarların, ressam ve heykeltıraşların, felsefeci ve mucitlerin, orospu ve pezevenklerin, ölü tüm hükümdar ve komutanların, tüm köle ve tüccarların,arasında yer edinmek değil dileğim,dünyaya gelmemiş olmayı yeğlerdim,doğduk madem bir kere yaşayacağız diyemiyorum Oğuzcuğum gibi.Ölerek reddedeceğim bana verdiklerinizi.
Ölümsüzlük iksiri değil aradığım, mutluluk hiç değil, reddediyorum top yekun bana bıraktığınız mirası, dürüstlük ,sevgi ,erdem adını verdiğiniz ne varsa ,aşk dediğiniz adına, din dediğiniz ben yeniden tanımladım hepsini kendimce .Sizinkilere benzemiyor ne yazık ki…
Düştüğüm,gömüldüğüm,yandığım,ışıldadığım,kül olduğum,söndüğüm,yağdığım, estiğim sihirlediğim,sihirlendiğim tüm anların şerefine sürüyorum ölüm dolu kadehi dudaklarıma …
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız