Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 159 Üye Adayı ve 8 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Yaşam Tarzları


Yaşam Tarzları

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Sosyoloji
Yazar Mesaj
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Sal May 29, 2007 12:18 pm    Mesaj konusu: Yaşam Tarzları Alıntıyla Cevap Ver

İnsan neye göre yaşıyor? Referanslar çeşitli olabilir. Kimisi dini dayanak yapar yaşantısına, kimisi de tamamen dünyayı. Hatta din tasavvurları bile farklı olabilir kişide. Her ne kadar din, olduğu gibi yerinde dursa da. Bunun dışında, kendisine bağlanılan ideolojiler de yaşantıyı şekillendirebilir. Çünkü ideolojiler, aynı zamanda, kişinin yaşantısını da düzenlemeye girişir. Hiç bir ideolojinin, salt toplumu ilgilendirdiği savı ileri sürülmemiştir. Bazı ideolojiler kişiyi daha fazla kontrol edici boyutta iken, kimisi de daha gevşek olarak kontrol altına alır. Bu kontrol boyutu, hem kişinin kendi hissesine düşen boyutunu algılaması ve almasıyla, hem de ideolojik organizasyonların ve cemaatlerin kişiyi dıştan denetlemesi ile ortaya çıkabilmektedir.

Aslında daha temelde yer alan şey, bir ahlak anlayışıdır. Ahlakı herkes önemser. Ama hangi ahlak anlayışının benimsendiği de önemlidir. İnsanın hem iç, hem de dış dünyasını şekillendiren dini ahlak mı, yoksa dini ihmal eden, başkalarını umursamaz dünyevi ahlak mı? Kaldı ki, yine ideolojiler de ahlak hakkında söz söyler. Çünkü öngörülen ahlak ile kişiler denetim altında tutulabilir. En azından amaçlanan bireyi elde etmeye çalışır.

Bir örnek. Türkiye'de hemen tüm dizilerde seküler(dünyevi) ahlak anlayışı vaazedilir. Buna göre içki içmek, ilişki yaşamak sorgulanamayacak derecede olağandır, doğaldır. Hatta tersini ileri sürmek gericilikle eş değerdir. Çağdaşlık ve medenilik kriterlerine ters düşmektir. Mesela bir dizide, taş fırın erkeği, eşinin tatilde mayo ile gezmesi gerektiğinden dem vurur. Oysa kadın eş, bikini giymek istemektedir. Sözümona geleneksel Türk erkeği olan koca ile mayo-bikini tericihi sunulur topluma. Oysa geleneksel ahlak anlayışımız da ikisi de red edilir.

Dünyevi ahlakın bireyci, faydacı, hazcı olduğunu söylemeye gerek yok. Çünkü belli başlı argumanı olan 'Dünyaya bir kere gelirsin. Doya doya yaşamana bak' hipotezinden ancak bencillik çıkar, başkalarını umursamazlık çıkar. Hazcılığın önemli antik filozoflarından birisi şöyle der: 'Ben var olduğum müddetçe ölüm yoktur. Ölüm geldiğinde de ben olmayacağım.' O halde dünyayı iliğine kadar sömürmeli insan... Her ne kadar daha sonraları hazcılık, temel insani vazifeleri vaazetmekle durumu dengelemeye çalışmışsa da, bozucu kısım olduğu gibi ortada durmaktadır. Liberalizm de, bu, bireyin bencilliğini ön plana çıkartan anlayışı dolaysıyla yadsınır en fazla.

Bir başka yol daha var ahlak hakkında ileri sürülen. Aslında bu kimse tarafından vaazedilmiyor, pratikte ortaya çıkan bir söylem oluyor sadece: Ahlak hakkında hiçbir fikrin olmaması, sadece yaşamın getirdiği sorunlar ve fırsatlarla ilgilenme. Gerisine karışmama... Üniversitede okurken, yurt arkadaşım Gine Bissasu'dan olan Evcenyu'ya, ülkesindeki dine bakışı sormuştum. Evcenyu benden büyüktü, sosyoloji okuyordu ve Avrupa'yı kısmen gezmişti. Papaz okullarında okumuştu ve Katolik'ti. Ülkesinde her türlü inanıştan insan bulunduğunu söylemişti Evcenyu. Hatta inançsız olanlar bile vardı. 'Bu meseleleri hiç konuşmuyor musunuz' diye sorduğumda, 'Bizim orda din pek konuşulmaz. Çünkü bundan kimse bahsetmek istemez.' demişti. Yani insanlar din hakkında belirgin bir fikir sahibi olmadıkları gibi, bu baş ağrıtıcı konu hakkında da konuşmak istemiyorlar. Bunun sebebi, dini bir bölücü veya tartıştırıcı unsur olarak görmelerinden de kaynaklanmıyor. Dini inanışa sahip olunsa da, bunu önemsememek şeklinde bir yaşantı var. Çünkü belki de, hayatta dinden önemli işler var. Futbolcu olup yırtmak gibi, batılı beyaz bir kadın /erkekle evlenip yırtmak gibi. Evcenyu dostuma değil ama başka bir hemşehrisi olan Aliyu Lopez'le de Afrika'nın sömürülmesi meselesini konuşurken, son derece çarpıcı bir yanıt vermişti bana:'Batı'yı biz kötü görüyoruz falan ama, Afrika'da ne kadar iyi şey varsa onu da batılılar yapmış' demişti. Demek ki batılıların yaptığı ilk iş, onları, kendilerinin bir işe yaramaz oldukları fikrini aşılamak olmuştu. Cemil Meriç'in dediği üzere, önce kafalar sömürgeleştirilmişti. (Cemil Meriç : 'Bizde kafalar sömürgeleşmiş.')

İşte burada da görüldüğü üzere, belki de en yaygın ahlak anlayışı, hiçbir anlayışa sahip olmamak, kendi işine/yaşantına bakmaktır. Aslında bu da arka kapıdan hazcılığa, hatta dünyevi ahlaka çıkmaktadır. Çünkü dünyevi olmanın en önemli olgusu, sorgulamamaktı. Tüketimi sorgulamamak, nesne haline geldiğini umursamamak şeklindeki bildik durumlar. Yani mesela, sokakta bedenini teşhir eden kız, bir arzu nesnesi olmayı çok mu umursadı. Hiç umursamadı denilebilir. Böylece, buna da umursamazcı ahlak demiş olayım. Ama bu umursamazlık, değer- normatif boyutu umursamazlık şeklinde vuku buluyor. Yoksa elbetteki başka argümanları kişi önemseyebilir ve bu doğrultuda hareket edebilir.

Türkiye'ye sonra gelmeye çalışalım inşaallah.
Başa dön
monark
Yazar


Kayıt: Nov 12, 2006
Mesajlar: 299

MesajTarih: Sal May 29, 2007 5:58 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Dini ahlak anlayışına uygun davranış biçimlerini benimsemeyenlerin hepsi duyarsız bencil ve diğer insanları düşünmeyen (kısacası ahlaksız) olarak nitelendirildi bu yazı ile poe tarafından...

İnsanları bu şekilde katagorize etmek çok tehlikeli noktalara varabilir...Poe okuyor,yazıyor,düşünüyor...Ama yaşam karşısında durduğu nokta ve sağlam sandığı temelleri sanki iskambil kağıdından yapılmış bir ev gibi...Hafif bir esintide çökecek ve bu işten en çok o üzülecek...

Çok boyutlu bakabilmenizi dilerim ...
Başa dön
attar
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jan 07, 2006
Mesajlar: 595

MesajTarih: Sal May 29, 2007 7:34 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

bir akvaryumun içinde yaşamak
akvaryumu yazmaktan farklıdır,
o yüzden her dize biraz eksik,
her şiir biraz yalandır..

dolaylıda olsa bir giriş yapmış olduk..esasında ben sayın poe nin yazılarını ciddiye alıp cevap yazmama konusunda bir başlıkta söz vermiştim..sanırım bir seferliğine bu sözümü askıya alacağım..malum yazıda yapılan ötekileştirme, içini boşaltma ve boşalan bu boşluğun evham ile doldurulması temel hareket noktam..yazıdaki “bilgisel” düzeydeki hatalara değinmeyeceğim..çünkü onlar bir şekilde kitabına uydurulur, yaklaşım sakat kaldıktan sonra onların pek bir önemi yok..efendim, sayın poe yeşil cami başında yemin ettiği günden beri bir ılık savaş halinde anlaşıldığı kadarıyla. Savaş halinde en mantıki düşünen insanların bile muvazenesini rahatlıkla kaybedebildiği herkesçe bilinen bir olgudur..işte bu muvazene yitimi sendromu, belki de forumumuzun en yetenekli 2-3 yazarından biri olan sayın poe yi sarmış gibi..bu yetenekli dimağ, belki de -insanın kendi beyninde yaşadığı diskurunu- şiar edindiğinden kendi vehminde yaşadıklarını bilimsel olgularmış gibi sunabilmekte, çamları devire devire..

konuya ilişkinde birkaç söylemek gerekirse, dünyevi ahlak anlayışına sahip olanlar, aslında bu çokta doğru bir niteleme değil, şöyle diyelim, kitabi dinlerdeki ahlak anlayışı ile kendilerini bağlamayanlar insanların tümü için “ülennn bu dünyaya nasıl olsa bir kere geliyorum, yiyeyim, içeyim, sevişeyim, günümü gün edeyim anasını satayım” kalıbı geçerli değildir..bakın şöyle bir yaklaşımda pekala mümkün, “dünyaya bir kere daha gelecekmiş gibi yaşayayım, çevremi kirletmeyeyim, doğal kaynakları sorumsuzca tüketmeyeyim” ve bunun bir farklı versiyonu bu dünyanın çocuklarımıza kalacağı perspektifi..

Sayın poe nin önümüze koymuş olduğu şablon hem bir mümin bıradır olup hem de bu dünya için kıyasıya, göze göz dişe diş rekabet edenlerin halini de pek açıklamıyor sanırsam..sayın poe nin şablonunu üretici – tüketici yaşam yaklaşımları ile ikame edersek sanırım bu sorunlarda çözülmüş olur..

Saygılar..
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Sal May 29, 2007 7:43 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ahlakın kaynağı üzerine çeşitli görüşler vardır. Benim de katıldığım görüşe göre, ahlakın kaynağı vahiylerdir. Yani dindir. Bunun dışında antroplogların bir çoğu, zaten evrimci oldukları için, ahlakı zamanla ortaya çıkmış ve insanın ve toplumun kafası rahat olsun diye ortaya çıkarılmış kurallardan sökün etmiştir, demektedirler. Mesela ensest ilişki yasağı, onlara göre böyle çıkmıştır. Ama zaten bu, genel olarak pozitivist bilimin baktığı görüştür. Daha Bergson'un ahlak kuramına denk gelmediğim için gerisini bilemeyeceğim. (Bertrand Russel da var.)

Yukarıdaki yazıda, daha ilk satırlarda, dinin ortada olduğu gibi yerinde durmasına rağmen, farklı din tasavvurları olduğunu söylemiştim. Aynı dine inanlar çerçevesinde de konuşursak bu böyle. Esasen yine dinin kendisi, bu tasavvur farklılıklarını ortadan kaldırmayı ister. Verili farklılıkları gidermek insanın kendisine yüklenmiştir. Ama insan sayısı kadar algılayış farkı vardır. İnsan, bir üst kurallar bütününe boyun eğmediği müddetçe, ne kadar aşağı düştüğü, hakir olduğu bir gerçek. Kendi yasasını kendisinin bulup ortaya çıkartmaıs ise, filozofça ve iyi olmakla beraber, genel olarak insanlarda bunu görmek çok zordur. Çünkü insan az düşünür.

Bu yazıdan sonra, kategorilere ayırmanın yanlışlığını düşündüm. Her ne kadar kategorize etmek amacım olması da. Çünkü insan söz konusu olduğu zaman genel yargılar vermek zorlaşır. Ancak, ben orda, iki zıt kutbu ortaya koydum. İlki, dini referans alan ahlak anlayışı, ikincisi de dünyayı merkeze alan ahlak anlayışı. Bu iki durum uç noktalardır, ama insanlık genel olarak bu ikisi arasındaki sonsuz noktalarda yer alırlar.

Ahlak konusunda insanların bir çoğu var olanı sorgulamadıkları gibi, ideal olanı da sorgulamazlar. Ki zaten de ideal olanı sorguladıkları zaman filozofça bir iş yapmış olurlar. Ve tam tersi olarak, ahlak konusunda umursamazcılığın yaygınlaşması, ahlaka yaklaşım konusunda başka bir yol olarak ortaya çıkmaktadır.

İnsanlığın evrensel değerler kümesi vardır. Ve insanlarda, bunu alımlayacak hissiyat ta vardır. Bu da verilidir. Yalan, her yerde, her çağda yalandır mesela. Sözünde durmak, aldatmamak, hile yapmamak gibi bir sürü kural, kaide, insanlığın evrensel kümesinde vardır. Bunlar yaşanmış ve sonraki nesillere kurumsal olarak aktarılmıştır. İnsanlar doğdukları zaman, aileden başlayarak bu kümeden hissesine düşeni almaya başlar. Ki aile, okul, cemaat ve son noktada topluluk ve toplum, bunları vermeye gönüllüdür. Beri taraftan, kötü değerlere de açıktır birey. Bunu alımlayacak potansiyeli de vardır. Sonuçta, her fert, konumu gereği, ve çevresinin mahiyeti icabı bir ahlakla ahlaklanır.

Davranış kodları, deniyor hepsine birden. Kişiyi belli davranışları yapmaya, belli davranışları yapmamaya otomatikman iten değerler. Toplumun ayıp nitelendirmesi, dinin günah nitelendirmesi, davranış kodlarının en belirgin olanları. Kınanma, dışlanma, kabül görmeme gibi yaptırımları var sınırları geçene. Her toplumun davranış kodları vardır ve o toplumun fertleri de mümkün mertebe toplumla uyum içinde olmaya çalışır. Çalışır zira, statü sahibi olmak ancak topluluk içinde olmakla mümkündür. Toplumun onayladığı fert olmak denebilir kısacası.

Tarihe bakıldığında, son asırlarda, özellikle batıdan yükselen itirazlarla, toplumun son derece kötülendiği görülür. Edebiyat, toplumla savaşan kahraman bireylerle doludur. Toplum, özgürlüğü elinden alır bireyin ve geriye posayı tükürür. Muhakkak toplumda yer edinmiş, evrensel insanlık kümesine ters düşen adetler, anlayışlar da gelişmiş olabilir, ama yine de zincirini kopan köpek konumundan daha efdaldir, insanın toplum içinde yaşantısı.

Dinin vazettiği ahlak, kurumsal olarak aşağı yukarı tüm kültürlerde zaten vardır. Hatta kültürün önemli bir ayağını, din olgusu oluşturur. Çünkü dinin kendisi, başlı başına bir yığın değerle insanın karşısına çıkar. Dine de uyan ahlakla yaşamak, kişiyi dindar yapmaz ama ahlaklı yapar. Dindar yapmaz, çünkü evvela o dine imanın gerekliliği öncelikli olarak söz konusudur. Bununla beraber kişi o dine iman etmiş olabilir ama öngördüğü ahlaka uygun yaşamayabilir. O zaman dinin açısından bakacak olursak bu kişi günahkar olur. Ahlak zaifiyeti had safhada ise bu defa ahlaksız olur. Sonuçta dinin kendisi, bilinen değerlerden daha fazlasını vaazeder. İnsanın her zaman iyi niyeti esas alması gerektiğini söylemesi bile, bu değerlerin zemininin ne kadar sağlam olduğunu göstermeye yeter.

İnsan bir dine inanmasa da, ahlaklı olabilir demiştik. O halde, dinden uzak yaşantısı olan birisini peşin hükümle ahlaksız olarak nitelendirmek haddime düşmez. Böyle şahsıma suç isnat edilmesi de hükümsüzdür.

O halde bizim demeye çalıştığımız nedir, sorusuna cevap verelim. Dünyevi ahlakı yukarıda tanıtlamaya çalışmıştık: Hazcı, faydacı, bencil ve umursamaz. Yalnız, bu bir uç olarak böyle. Dünyevilik, bir din değildir. Onu da söyleyelim. Dünyevilik, sadece bu dünyayı parantez içine alan bir yaşama biçimidir. Elbetteki bu dünyanın kendisinde var olan değerleri yoktur. Bunu da insanlar zamanla edinmişlerdir. Kimilerine göre (ki bu kesim genelde kendisini 'ilerici' olarak takdim eder) bunlar insanlık için kazanımdır. Oysa dünyanın kendisini amaç edinme, öte dünyayı amaç edinmişler için bir felakettir. Din ile, evrensel insanlık kümesinin örtüştüğünü söylemiştik. Dolaysıyla evrensel kümeye sığmayan bir şeyi yapan, dine de uygun düşmeyen şeyi yapmış olur. Bununla beraber, evrensel kümenin tarifleri farklı olabilir; mahiyeti herkesçe farklı olarak ileri sürülebilir, ama dinin ne olduğu ortadadır. Vaazettikleri de. Bu yüzden dinin kendisi belirgindir ve iddia ettiği gibi, insanın kendi dünyasını tanımasına ve fıtratına uygun yaşantıyı seçmesine yardım eder.

Hakim batı kültürü altında yaşadığımız inkar edemeyeceğimiz bir gerçek. Batı'yı merkez olarak bir çok alanda seçiyoruz ve kültür anlayışımızda da bu böyle. Aksini iddia edenler bile, bir şekilde, hazcı, bireyci batılı kültür
Başa dön
YAZARIM
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Mar 13, 2007
Mesajlar: 1333
Nereden: TAŞLITARLA

MesajTarih: Sal May 29, 2007 10:13 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Topulumun içindeki, gerek din ve gerekse dini yaşam olarak ele almayan insanlarda, genelde ahlak tanımı ile ilgili davranış göremiyorum. Dini baz alarak yapılan ahlak tanımlarına, yaşayışlarına pek önem vermiyorum.

Ahlaklı yaşamak, bana göre; Empati yapmaktır. Önce insan olabilmeyi önemserim. Öyle batılı anlayışla, doğulu anlayışla değil. İnsan, en yalın haliyle.

Batıyı boşverdik diyelim.
Herşeyin Allah' tan olduğu bir dünyadan söz ediyorlar.

Kur' an-ı Kerim' de On Emir' e karşılık gelen emirler Isra Suresi 22-32. Ayetlerde şu şekilde sıralanır.

* Allah' tan başkasını Tanrı yapma, O' ndan başkasına tapma.
* Anana, babana iyilikte bulun ve iyi davran
* Akrabaya, yoksula, yolda kalana hakkını ver.
* Harcamalarında orta yolu tut, saçıp savurma
* Zinaya yaklaşma! Çünkü, o iğrenç bir iştir.
* Allah' ın saygın kıldığı cana kıyma, onu öldürme.
* Yetimin malına iyilik dışında yaklaşma.
* Verdiğin sözü yerine getir.
* Ölçüde ve tartıda hile yapma.
* Hakkında kesin bilgin olmaya şeye uyma.
* Yeryüzünde böbürlenerek yürüme.

Dini veya dünyevi yaşamı seçen herkesin İNSAN AHLAKI konusunda, yazılanlara uyan veya bunlara yakın bir ahlak anlayışını benimsemelidir. Bir de Allah inancı olmayanlar için ilk maddeyi önemsemeyiz.

İnsan kalbini temiz tuttukça, Ahlakın batılısı, doğulusu, dinsizi, dinlisi vs. olucağına inanmıyorum. Herşeyin Allah' tan olduğu bir dünyadan söz ediyorsak.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Sal May 29, 2007 10:41 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sosyal alanlar, loji eki verilerek, bilim, yada disiplin haline getirilmiştir. Ama gerçekte fen bilimleri gibi bilim değildir. Teoriler, görüşler vardır ve yüzde 99 gibi bir oran bile yoktur. Nesnellik te söz konusu değildir. Fen bilimlerinde bile nesnellik sorgulanırken, sosyal alanlarda nesnel olduğunu ispat etmek çok zor. Bununla beraber fen bilimlerindeki nesnel olma çabaları yüksek oranda daha tutarlıdır. Sosyal bilimlerde ise olan şudur: Ortada bilgi var. Ama onun yorumlanış farklılığı söz konusudur. Sosyal alandaki bilgiler, veriler oreatada olmasına rağmen herkes farklı çıkarsamalar yapabilir. Ki genelde de ait olunan düşünce sistemi bu bilgileri yorumlama işleminde işe karışır. Mesela benim gibi muhafazakar pencereden bakan ile, şu sosyalist arkadaşların yorumlayışı farklıdır. Ki görünen de odur.

O halde, bizim burda, ta en başından beri söylediğimiz gibi, söyleyegeldiklerimiz, kendi fikirlerimizdir, düşüncelerimizdir. Bu alanda düşünce vardır ama bazılarının sandığı gibi bodoslamasına da değil.

Sonuçta fikrime itiraz eden arkadaşların da, sosyalist pencereden baktıkları ortada. Nasıl ki kendileri sosyalizm konusunda kavga veriyorlarsa, biz de başka şeyin kavgasını veriyoruz. Kavga derken, yumruk sıktığımız yok kimseye. İnandığımız doğrultuda yaşıyoruz ve düşünüyoruz.

Son bir şey daha.. Bana cevap verip vermeme konusunda verilen kararlar beni bağlamaz. Fikirlere saygım var. Ama dalgaya, alaya tahammülüm yok her fani gibi. Bu değersizliğe umarım kimse tenezzül etmez.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Sal May 29, 2007 10:48 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yusuf İslam geçenlerde şöyle demiş: "Müslüman olmadan önce müslümanları tanısaydım, müslüman olmazdım."

Bu ne demek? Bir fikriyatı eleştirirken, kişilere bakılıp hüküm verilmez. Her insan, hissesi ve seçimi kadar o inancı yada fikri yaşar. Kimse o fikrin abidesi değildir. Peygamber hariç, hiç kimse.
Başa dön
YAZARIM
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Mar 13, 2007
Mesajlar: 1333
Nereden: TAŞLITARLA

MesajTarih: Sal May 29, 2007 10:58 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Poe hocam, ben sosyalist değilim.
Sizin yazdıklarınıza çok değer veriyorum.

Sizinle diyalektik yaparak(umarım bu terimi yanlış kullanmamışımdır) kendime bir şeyler katıyorum. Sizden ve diğer tüm üyelerden çok değerli biligiler öğreniyorum.

Saygılar hocam...
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Sal May 29, 2007 10:58 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Hatta çoğunlukla olduğu gibi, kendi kafamızdaki ideal kişi bile olamayız. Uçmaya istek ne kadar güçlüyse, o kadar çok yaralanıyoruz düşmek ve sürünmekten.
Başa dön
attar
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jan 07, 2006
Mesajlar: 595

MesajTarih: Sal May 29, 2007 11:02 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

hemen bende belirteyim, bende sosyalist değilim...sosyalistlere destek veriyorsam sebepleri başkadır..bak gördünüz mü gene indirgemecilik..

son olarak yorum farkı dediğiniz şeye biz perspektif diyoruz..vemümkün olduğunca genişletilmesi taraftarıyız..ne mukaddesatçılıkla sınırlanırıyoruz kendimizi ne de koyu maddecilikle..

saygılar..
Başa dön
attar
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jan 07, 2006
Mesajlar: 595

MesajTarih: Sal May 29, 2007 11:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ayrıca sabah akşam pozitivizm eleştirisi yapıp, sonrada yaşamı, yaklaşımları ve fikirleri iki nokta arasındaki bir doğru üzerindeki sınırsız noktalarla sınırlandırılmanız, bu kadar "doğrusal" bir mantık yapısında bulunmanız bir çelişki gibi geldi bana..bir nevi light pozitivizm..
Başa dön
monark
Yazar


Kayıt: Nov 12, 2006
Mesajlar: 299

MesajTarih: Sal May 29, 2007 11:36 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

kim sosyalist o halde

o değil öbürü değil

ben sosyalistim arkadaşlar...
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Sosyoloji Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok YAŞAM GİBİ kukulkan Şiirleriniz 5 Pzr Şub 17, 2008 10:24 pm
Yeni mesaj yok yaşam... turkuaz13 Okur Adayları İçin 3 Sal Tem 17, 2007 3:53 pm
Yeni mesaj yok yaşam severliğin ve ölüm severliğin p... fadim Psikoloji 6 Pzr Ağu 20, 2006 11:26 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke