Tarih: Cmt May 26, 2007 1:02 pm Mesaj konusu: BOP ve Ilımlı İslam
İslam'a yaklaşım konusunda batı'da geliştirilmeye çalışılan iki akımdan söz edilebilir. Birisi yasakçılık, diğeri ise ılımlılık. Elbetteki bunların kendi şahsi kanaatim olduğunu söylemeliyim başta.
Kıta Avrupa'sında, Türkiye'deki yasakçı uygulamalar alıntılanmaya çalışılarak, ülkedeki islami gelişimin önü alınmak istiyor. Çünkü Avrupa için ilk sıraya yerleşmiş vaziyette tehdit algılamasında. Radikallerin terörü de bir yana, batı yaşam biçimini benisemeyen, asimile olamayan müslümanların bu halde, batı için kabül edilemezliği söz konusu. Ciddi bir biçimde batı dünyası, müslümanlaşmaktan korkuyor. Hem hızla din olarak yayıldığı için, hem de batı değerlerine (kapitlazim ve sekülerizm de dahil) ters düştükleri için. Yasakçılık konusunda Fransa başı çekiyor. 1978'de yayımlanan bir kitap, Fransa'da en çok satan kitap şu ana dek. Romanda, göçle artan müslüman nüfusun sonunda Fransa'ya başkaldırması ve yaşanan iş savaş konu ediliyor. Yazıldığı zamandan bu yana en çok satan bu kitap olmuş. Bizdeki Metal Fırtına olayını çağrıştırıyor. Fransa, hem en büyük müslüman azınlığı barındırıyor, hem de bu yüzden en çok korku duyan ülke konumunda. Katı laiklik uygulamasında, türkiye'yi de kendilerine örnek alıyorlar ve Türkiye 28 Şubat'ı da kısa zamanda transfer edildi. Kamusal alanda başörtüsü yasaklandı. Diiğer dini simgeler de dahil. Fransa'yı diğer ülkeler de takip etti. Almanya, Hollanda, Danimarka...
Yalnız Avrupa'nın temel ikilemi şu Şuana dek dini inançlar babında fazla ayırım yapmamış, özgürlükçü tutum takınmış ve bunu kültürlerinin bir parçası yapmış bir medeniyet olarak, islam'a karşı ayrımcı olmak nasıl benimsenebilir? Zaten benimsemekte zorlandıkları için, Hristiyan simgeleri de yasaklamaya tabi tutuluyor. Ama yerli dine konulan bu yasak şiddetle eleştiriliyor ve Avrupa'da sağın yükselişinde de pay sahibi oluyor. Şimdilik göçmen karşıtlığı biçiminde söyleme sahipler en çok. Ama gitgide islam karşıtı tavırlar gelişebilir.
Avrupa entelektüelleri, yine de bütün dinlere karşı özgürlükçü tutum takınmaktan yanalar. Ama bunların azınlık olduğu su götürmez. İtalya'da bir aydın çıkmış ve ataizmi kutsayan bir kitap yazmış. Farklı dinlere inanıp çatışma yaşamaktansa, inançsız olmak en iyisi anafikirli kitap. Yani, bu kadar çıkmaza düşebiliyorlar.
Kıta Avrupa'sından her zaman farklı düşmüş İngiltere ise, yine çoğulculuk ve daha fazla özgürlükten yana. İngilizler, pragmatist millet ve işi kanunlara değil, zamana havale ediyorlar. Dünyanın ve zamanının değiştirici yapısına güveniyorlar. Dünya ve zaman yalnız değil bu konuda tabiki. Hakim seküler kültür çok önemli bir işlev görüyor. Yani benimsenen şu Elbet bir gün dönüşürler! Böylece İngilizler'in kanundan ziyade, sosyolojiye baktıkları anlaşılıyor.
Gelgelelim Amerika... Batı dünyasının bu süper güç kanadı, iktidardaki neocon'ların çizdiği doğrultuda tüm bu sorunları dünyanın başına bela eden bir güç aynı zamanda. Aynı şeyleri söylemeyeceğim. 11 Eylül dünyanın da bir miladı oldu. O zamana kadarki yazılıp çizilen teoriler, senaryolar uygulanma şansı buldu. Medeniyetler Çatışması yanında, Amerika'nın uluslaşması gerektiği, ve daha önemlisi batı dünyasının hakim konumunu sürdürebilmesi için daha baskın siyaset benimsenmesi gerektiği söylendi. Daha önceden yazılmış işgal senaryoları tatbik edildi.
İşgalciler çiçeklerle karşılanmadı tabiki. Ama bu savaşlar, cephe boyutundan daha fazla anlam ifade etti: Topyekun Amerikan aleyhtarlığı. Clinton zamanındaki güler yüzlü Amerikan emperyalizmi, bu zorba yüzü sayesinde kitleleri uyandırdı. Amerika'lı yöneticiler, bu durumda ne yapacaklarını şaşırdılar. Bütün İslam milletleri artık Amerika'ya düşman olmuştu. Ama daha da önemlisi, Amerika'nın dümen suyundaki çoğu diktatörün, krallların da tahtını sallar olmuştu. Çünkü müslüman ahali, bu işgallerden kendi yöneticilerini de sorumlu tutuyordu. Böylece Amerikan saldırganlığı, müslüman ülkelerin iç yönetiminde de karşılığını buldu. Yapılan gösteriler, kısa zamanda yöneticilere karşı dönüşebiliyordu. İslamcı muhalefet, bir çok islam ülkesinin en büyük muhalefet odağı ve yönetişm için başlı başına bir tehdit. Amerika desteği sayesinde koltuklarında oturan yöneticiler zor durumdaydı artık. Amerika bunu gördü ve bu defa şunu düşündü Kitlelerin desteğini almak için, muhalefeti baskı altında kurtarmak gerekir!
Yani demokratik süreç. Ama bu, bir anda olmamalıydı. Hele ki, iş başına sıcağı sıcağına Amerikan karşıtı yöneticiler gelebilirdi. Ama diktatörlükler, otoriter yönetimler, eğer tedrici olarak muhalefetin temsiline izin verirse, bu hem muhalefetleri sadece ülke yönetimi ile oyalayacak, hem de gerekli adımlar atılırsa, islami muhalefeti yumuştacaktı.
İşte bu adımlar çok önemliydi. Hükümete akıl veren düşünce kuruluşları peşi sıra islam ülkelerindeki yapıyı tahlil eden araştırmalar yapıyorlar ve bunu hükümetle paylaşıyorlar. Baskın görüş şu Otorite altında yaşayan müslümanlar, uçlara itiliyor. Yönetimden dışlandıkları için sertleşiyorlar ve hem ülkelerine, hem de batı'ya karşı bir tehdit oluşturuyorlar. Eğer yönetime katılmalarına izin verilirse bu uç durum önlenebilir. Diğer taraftan hakim geleneksel islam anlayışında batı'nın yaşam değerleri ile bir uyuşmazlık ve çatışma var. İslam'da reform olmadıkça bu devam edecek.
Böylece islam'da reform anlayışı yaygınlaştırılmaya başlandı. Amina Vedud'u hatırlayalım. Geleneksel islam anlayışından ayrılıp, cemaate imam olmuştu ve başını açmıştı. (Sonra ülkemize gelecek, basın toplantısında şov yapacak, baş örtüsünü atacak ve 'müslümanlık bir bez parçasına indirgenemez ' diyecek ve hakim medyamız bunu manşetlere taşıyacaktı. Ilımlı İslam projesinin, aslında geleneksel İslam'ı yıkmak olduğunu anlamayan, ama sonuca bile-isteyerek hizmet eden medyamız.) Ha keza, istanbul'da karışık namaz olayını hatırlayalım. Oldukça çağdaş yorumunu yapıyorlardı islam'ın çağdaş cemaat üyeleri. Bu olay vesilesiyle yine islam'da reform konuşuldu medyada. Mevcut dini yapı bolca eleştirildi. Ayak kokusundan girip, reforma çıkan çabalardı bunlar.
Amina Vedud değil olan sadece tabiki. Amerikan parası ile çeşitli müslüman ülkelerden imamların eğitilmesi de konuşuldu ve uygulamasına geçildi.. Hem de Amerika'da. Bunlar o ülkeye gidecek, batı dünyasını yerinde görecekler ve ülkelerine döndüklerinde, dost portresi çizeceklerdi. Tabi, belirtilen amaç bu idi. Ama örtük bir biçimde, orada verilecek eğitimde, islam ve kapitalizm, islam ve sekülerizm (dünyevileşme) meseleleri konusunda islam'ı batı değerlerine açmaktan bahsedilecekti.
BOP'a gelince.. Aşağı yukarı tüm İslam ülkelerinde, islami muhalefeti ülke yönetimine katmak, ama muhalefetin islami karakterini silmek peşinde. yani müslümanlar o kadar dünyevi ve batı dünyasına entegre olacaklar, ki, sonuçta batı dünyası için de ortada muhalefet kalmayacak. Ayrıca nihai olarak batı kapitalizmi pazar peşinde. İslam dünyası ise, islam'ın bu geleneksel haliyle kapitalizme ortam oluşturacak yapıdan uzak. O halde kapitalizmi yaşatabilmek için hem dinde reform, hem de seküler değerleri yaygınlaştırmak gerekli. Mesela geleneksel islam anlayışı lüksü red eder. Aç gözlülüğün zıttıdır. Ama bu aynı zamanda tüketim kültürü demek olan kapitalizmi de dışlar. İşin ekonomik, siyasal ve sosyal boyutları, son kertede bu projede fazlasıyla var.
Dünyaya entegre olması istenen islam dünyasından bahsediliyor, ama, entegre olmak, batılılaşmak ise bu kalsın, denmeli. Türkiye'ye bir rol biçiliyor yine bu proje kapsamında. Diğer ülkelere nazaran sahip olduğu daha demokratik yönetim tarzı ilham veriyor. Türkiye elitleri de buna karşı çıkıyor. İslam dünyasına hiç bir anlamda örnek olunmak istenmiyor. Olumlu yada olumsuz. Hiç bir şekilde. Çünkü mesele İslam kelimesinin kendisi. İslam denince tüyleri diken diken oluyorlar. bir de Allah'ın Arap'ı, Afrika'lısı, esmeri ... Türkiye laikliği için bütün köprüleri atmak gerektiği varsayılıyor. Ilımlı islam projesi, içerdeki yönetici klik açıdan bir başka anlamda tehdit. O da,muhalefetin, sanıldığı gibi özgür olmaması iktidar konusunda. Onu da son bir yıl içindeki ayak oyunlarından çıkarmak mümkün zaten. Bu projenin, muhafazakar yönetimi güçlendirmesinden korkuluyor. Yani, ülke içindeki gü dengeleri söz konusu olan.
Yoksa, Cumhuriyet gazetesi ve elitlerimiz dinde reforma karşı çıkacak. Var mı böyle bir şey! Yapılmak istenen zaten bu değil mi? hakim medyamız, hiç te güvenilmez adamları din alimi diye halka yutturmaya çalışırlarken, acaba neyin peşindeler?
BOP ve Ilımlı İslam... İçinde islam geçiyor diye mslümanların bu projeye atladığı sanılıyor. Sandırılmasına da çalışılıyor. O zaman kolaylıkla Amerika uşağı damgası vurulacak ya! Muahafazakar kesim, sürekli daha fazla hak ve özgürlük peşinde elbetteki. Bunun Amerikan çıkarları ile çakışması, kendileri için başlı başına bir talihsizlik. Çünkü ezeli düşman Amerika ile aynı karede görüntüleniyorlar.
Amerikan karşıtlığı, ülkelerde, muhalefetleri suçlamak için bolca kullanılıyor. Sonra bakıyorsunuz, iktidar kim olursa olsun, Amerika ile ilişkiler güllük gülistanlık.
O halde, din, milliyetçilik, ve cumhuriyetin temel değerli gibi sömürüye kapatılmalı bu alan. Artık Amerikan karşıtlığı değeri sömürülmemeli. Çünkü herkes Amerikan karşıtı.
En sonuncusu: Kimse Amerika karşıtı görünüp, temel meselemizin batıcılık ve dinde reform olduğunu yadsımasın.
Yıkılmak istenen geleneksel islam nedir peki? islam'ın mevcut haliyle ta kendisi.
Doç.Dr Yusuf Kaplan, islam'ı sekülerleştirme ve içerisizleştirme planına en çok dikkat çeken bir isimdir. Özellikle bu değerli bilim adamımızın takip edilmesini öneririm. Pagan Hristiyanlık'ı O'dan daha iyi açılımlayana rastlamadım henüz.
Evet, Yusuf Kaplan'ın da dediği üzere, batı'da yaşanan Hristiyanlık, pagandır. Batı'nın Yunan ve Roma medeniyetlerine dayanan hazcılık referanslıdır. Zaten de batı, bir türlü orta yolu bulamamıştır. Ya koyu bir taassup, ya da koyu bir hazcılık.
Mevcut Hristiyanlık yapısını elbetteki Kilise asla tutmuyor. Hatta Hristiyan mümin olmadıkları için suçluyor. Bu yüzden samimi Hristiyan müminleri Asya ve Afrika'dan devşirme hevesinde. Gerçekten yeni Hrisityan dindarların daha dindar oldukları görünür. Çünkü yoğun bir dönüşümle bu noktaya gelmiştir. Ülkemizde faaliyette bulunan misyonerlerin önemli kısmının Uzak Asya'lı oldukları göz önünde bulundurulması yeterli.
Kilise, mevcut hazcı yaşamın Hristiyanlığa ters olduğunu bilmekle beraber, bu nefsani ama hakim batı kültürünü, Hristiyanlığa girme aşamasında kullanmakta beis görmüyor. Bunun açık bir kanıtına tv. de denk gelmiştim. Kendisine Hristiyanlık propagandası yapılan onsekiz yaşındaki genç Türk delikanlısına, onu hak yola getirmesi için yine aynı yaşta bir Hristiyan kız veriliyor. Kızın dediği şu bizimkine: "Sizin dinde zina yasak. Ama bizde serbest." Oysa Hristiyanlık'ta da gerçekte yasak. Ama gitgide suyu çıkmış Hristiyanlık'ta, hrıstinaynlrın bir çoğu bile bunun farkında değil. Koynunda haç sallandırmakla, mümin olduklarını sanıyorlar. Kilise de durumun farkında, ama hırslı bir tüccar gibi, kutsalı engel bile tanımıyor.
Hilmi Yavuz'dan öğreniyoruz. Batı'lı kadın bir ilahiyatçı, ülkemizde bir konferansa katılıyor ve şöyle diyor: "Hristiyanlık sözel bir dindir. Yani söze dayalı. bu bakımdan yorumlanabilme yeteneği oldukça geniş. Nerdeyse sonsuz. Ama İslam, yazıya dayalı. Bu bakımdan yorumlanması da sınırlı." Bayan teolog, anlaışlan o ki, akılca yorumlamayı kutsuyor. Oysa sözün olduğu yerde bozulma da vardır. Bizde Kuran'ın tek harfi bile değiştirilemez. Nass'lar neyse o'dur. İşte bu, donup kalmasının da bir kanıtı olarak sunuluyor.
Oysa Allah'ın buyruğu, son kullanım tarihine sahip değildir. Her zaman, her an geçerli. Nasslara dayalı ayrıntılı hükümler sadece yorumlamalara kalmış. Nasslar esnetilemiyor. Bu da eski hükümlerin bu zamanda da geçerli olduğu anlamını çıkartıyor. Sadece bu da değil. Nasslar yanında, Sünnet var. Yine nasslara uygun yaşayan, Peygamberimizin de arkadaşlarının hal ve hareketleri. Bu yüzden mesela zamanında yasaklanmış lüks yaşam, hem yazılı haliyle, hem de ilk dönem müslümanların şahsiyetinde asla esnetilemez. Ama esnetme çabaları da olmuyor değil. İşte bunun gibi esnetme çabaları dış destekli olduğu müddetçe, müslümanlar tarafından red edilmeye yatkın. Ama bizzat içerden dönüştürülmüş müslümanlardan bu yönde yanlış çabalar husule getirildiğinde, istenen amaca hizmet edilmiş oluyor. Zaten dindar ahali içerisinde, bu yönde tartışmaların ve çok gür eleştirilerin yapıldığı görülmektedir.
Amerika düşünce kuruluşları, yine bu gibi tartışmaları izliyor ve hükümete önerilerde bulunuyor. En son bir raporda şunlar deniliyor aşağı yukarı Eğer Amerika, reformcu müslümanların yanında olduğunu belli ederse, ılımlı islami yönelimi desteklerse, haklı olduğunu iddia etse bile, bu, Amerikan karşıtlığının yoğun yaşandığı müslümanlarca asla kabül edilmez. Bu yüzden kendisini oldukça sıkı bir şekilde saklamalı ve doğrudan doğruya değil, perde arkasından desteklemeli... Yani bunun anlamı vakıflar kurulacak, veya Amerikan menşeli kurumlarca müslüman memleketlerinde dinde reform çabalarına mali destek sağlanacak. Dini araştırmalar kisvesi altında.
Bu Amerikan düşünce kuruluşu, islam dünyasında iki zıt görüşün var olduğunun altını çiziyor: Radikaller ve radikalzmi red eden ılımlı müslümanlar. İkincisinin desteklenmesinin elzem olduğu söyleniyor ama, ılımlıların bile, Amerikan menşeli yardımı red edeceğini söylüyorlar. Dinde reform çabaları ile bu ılımlı müslümanların bir arada desteklenmesi gerekiyor onlara göre şüphesiz.
Sonuç olarak, müslümanlar da bir durumla karşı karşıyalar. Hem radikallik red edilecek, hem de Amerika'nın ve batının islamı kendi çıkarları dairesinde dönüştürmesine set çekecekler. Hem yaşanabilir dünya için çalışacak, hem de özü koruma zorunluluğuyla başbaşalar.
Batı'nın amacı şu İslam medeniyeti, bir rakip olmaktan çıkartılmalı. Bunun için İslam'ın sekülerizasyonu gerekli. İslam'ın sekülerizasyonu için ise dinde reform çabalarının islam dünyasında galip gelmesine yardım edilmeli. Sekülerizasyona da, batı dünyasına da direnç noktası geleneksel islam'dan geliyor. Yani, çoğu zaman yaşandığı için suçlanan bildiğimiz islam.
Görüldüğü üzere batı dünyasında da kafa karşıklığı var. Acaba sabırla yönetimden ekonomiye kadar müslümanlarda ılımlılaşma mı desteklenmeli (sonu dünyevileşmeye çıkacak), yoksa kimi düşünce kuruluşlarının hatırlattığı üzere islam dünyasında var olan kurumsallaşmış laikçi baskıcı yönelimleri desteğe geri mi dönmeli? Neocon'ların yaptığı şu ana dek BOp ve Ilımlı İslam projesi çerçevesinde ilkine hizmet etmekti. Bu yüzden de hem iktidara, hem de islami muhalefete yaranamadı. Çünkü müslümanlar için elbetteki ne Batı, ne de Amerika güvenilir. İşte burdaki gibi hesapları deşifre olabiliyor. İktidarlara da yaranamadı, çünkü sonuçta iktidarın elden gitmesi süreci vuku buluyor. Yoksa Ilımlı islam Projesinden beri niçin kahrolsun'du Amerika?
Bu proje çerçevesinde otoriter müslüman ülkelerde baskıyı azaltma girişmileri de baş gösterdi bu arada. Tunus'ta uygulanan sokakta bile başörtüsü yasağı, sokak için kaldırıldı en azından. Mısır'da Müslüman Kardeşler örgütünün de dahil olduğu çok partili seçimlere katılım konusunda tavizler verildi. (Ama sonra Müslüman Kardeşler tekrar listeden düşürüldü).S.Arabistan için de demokratik seçimlerin hayata geçirilmesinden konuşuluyor. Fas'ta da seçimlere hazırlık yapılıyor. Fas'ın Akp'si de en güçlü aday.
Ama Amerika'da bir politika değişikliği, tekrar laik, batıcı ve baskıcı yönetimleri dost, müslüman halkları da eski düşman konumuna itebilir. Hoş zaten öyle değil miydi her zaman?
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız