Kayıt: Feb 23, 2007 Mesajlar: 574 Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı
Tarih: Cmt Nis 07, 2007 3:39 pm Mesaj konusu:
Kıssadan Hisse
Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
'Tarih'i 'tekerrür' diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi
Kayıt: Feb 23, 2007 Mesajlar: 574 Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı
Tarih: Cmt Nis 07, 2007 3:41 pm Mesaj konusu:
Korkma!
Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz;
Bu yol ki hak yoludur dönme bilmeyiz yürürüz!
Düşermi tek teşı sandın harim-I namusun?
Meğer ki harbe giren son nefer şehit olsun.
Şu karşımızdaki mahşer kudursa çıldırsa;
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa;
Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar,
Taşıpda kaplasa afakı bir kızıl sarsar;
Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;
Değil mi sinede birdir vuran yürek… yılmaz.!
Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz
Kayıt: Feb 23, 2007 Mesajlar: 574 Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı
Tarih: Cmt Nis 07, 2007 3:44 pm Mesaj konusu:
Hürriyet
"Hürriyeti aldık!" dediler, gaybe inandık;
"Eyvah, bu bazicede bizler yine yandık!"
Cem'iyyete bir fırka dedik, tefrika çıktı:
Sapsağlam iken milletin erkanını yıktı.
"Turan ili" namiyle bir efsane edindik;
"Efsane, fakat, gaye!" deyip az mı didindik?
Kaç yurda veda etmedik artık bu uğurda?
Elverdi gidenler, acıyın eldeki yurda!
Kayıt: Feb 23, 2007 Mesajlar: 574 Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı
Tarih: Cmt Nis 07, 2007 3:49 pm Mesaj konusu:
Hüsran
Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı,
İslam'ı uyandırmak için haykıracaktım.
Gür hisli, gür imanlı beyinler coşar ancak,
Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım!
Haykır! 'Kime, lakin? Hani sahibleri yurdun?
Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım;
Feryatımı artık boğarak, naş'ımı tuttum,
Bin parça edip şi'rime gömdüm de bıraktım.
Seller gibi vadiyi eninim saracakken,
Hiç çağlamadan, gizli inen yaş gibi aktım.
Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz;
İnler 'Safahat'ımdaki Hüsran bile sessiz!
Kayıt: Feb 23, 2007 Mesajlar: 574 Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı
Tarih: Cmt Nis 07, 2007 3:52 pm Mesaj konusu:
İsimsiz
" Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!"
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticâin şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?
Kayıt: Feb 23, 2007 Mesajlar: 574 Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı
Tarih: Cmt Nis 07, 2007 4:10 pm Mesaj konusu:
Tebrik
-Velinimetim Emir Abbas Halim Paşa'ya-
Gökten ay parçası halinde, rahmet güneşi,
İndi afaka bu akşam, bu mübarek akşam.
Ebedi kandili yandıkça, Hüda'dan dilerim
Parlasın dursun o iman senin alnında, Paşam.
Kayıt: Feb 23, 2007 Mesajlar: 574 Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı
Tarih: Cmt Nis 07, 2007 4:19 pm Mesaj konusu:
Gece
"Ömürler geçti, sen yoksun, gel ey bir tanecik Ma’bûd,
Gel ey bir tanecik galib, gel ey bir tanecik mevcûd!"
...Üstâd-ı hakîmim Ferid Beyefendi’ye
Bütün kandillerin tehlile dalmışlar... Şaşırdım ben:
Nasıl mabet ki sun’un, sermedî bir secde gök kubben!
Kapanmış, titriyor dünyaların haşyetle karşında;
Melekler, sanki baş kesmiş durur dâmân-ı Arşında.
Ne rengârenk ubûdiyyetle, ya Rab, hercümerc âfâk;
Karanlıklar, ışıklar, gölgeler, lebrîz-i istiğrâk.
Bu istiğrâk uyandırmaz mı, devrettikçe, ekvanı,
Perîşân ruhumun inler harap evtar-ı imânı.
Perişân: çünkü yükselmiş değil feryâd-ı gümrâhım;
Şu mahşer mahşer envârın biraz yol verse, Allah’ım!
Evet, milyarla âlem vecde gelmiş bu’d-ı mutlakta
Benim bîçâre gölgem çırpınır bir damla toprakta!
Samimîdir bütün gûş ettiğin âvâz hilkatten,
Niçin gözyaşlarım haybetle dönsün sardiyetten?
Diyorlar, hep senin şemsinden ayrılmış, bu ecrâmı...
İlâhî, onların bir an için olmazsa ârâmı;
Nasıl dursun, benim bîçâre gölgem, senden ayrılmış?
Güneşlerden değil, ya Rab, senin sînenden ayrılmış!
Henüz yâdımdadır bezminde medhûş olduğum demler;
O demler ki yâdında kopar beynimde bin mahşer!
Tutundun kibriyadan bir nikap, uçtun nigâhımdan,
Îlâhî bin tecellî berk ururken kıble-gâhımdan,
Vurur mihrâptan mihrâba alnım şimdi hüsrânla;
Tesellî bulmanın imkânı yok ferdâ-yı gufrânla.
Serilmiş, secdemin inler durur yerlerde mi’râcı;
Semâlardan gelir ummanların tehlîl-i emvâcı!
Karanlıklar, gölgeler, ışıklar sussun ki, Allah’ım,
Bütün dünyayı inletsin benim secdem, benim âhım .
Ömürler geçti, sen yoksun, gel ey bir tanecik Ma’bûd,
Gel ey bir tanecik galib, gel ey bir tanecik mevcûd!
Ya sıyrılsın şu vahdet-gâhı vahşet zâr eden hicrân,
Ya bir nefhanla serpilsin bu hasîr kalbe itminân.
Hayır, imanla, itminânla dinmez ruhumun ye’si:
Ne âfâk isterim sensiz, ne enfüs, tamtakır hepsi!
Senin mecnûnunum, bir sensin ancak taptığım Leylâ;
Ezelden sunduğun şehlâ-nigâhın mestiyim hâlâ!
Gel ey sâkî bâki, gel, Elest’in yâdı şâdolsun:
Yarım peymâne sun, bir cür’a sun, tek aynı meyden sun!
O lâhûtî şarâbın vahyi her zerremden inlerken,
Bütün aheng-i hilkat bir zaman dinsin enînimden.
Gel ey dünyâların Mevlâ’sı, ey Leylâ-yı vicdânım,
Senin yâd olduğum sînende olsun, varsa, pâyânım!
Kayıt: Feb 23, 2007 Mesajlar: 574 Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı
Tarih: Cmt Nis 07, 2007 4:24 pm Mesaj konusu:
İstiğrâk
Tasavvur et ki muzlim bir şeb-i ecrâm-nâpeydâ:
Yatar heybetli âgûşunda dûrâdûr bir feyfâ;
Düşen gümrâh için yol bulma yok emvâc-ı zulmetten;
Gidilmez... Her adım attıkça bir girdâb olur rehzen;
O rîkistâna batmış, çalkanan seyyâh-ı âvâre
Nasıl müştâk ise bir nûra, bir necm-i rehâkâre;
Sana ey lem'a-i ümmîd ben de öyle müştâkım;
Görün bir kerre zîrâ pek karanlık oldu âfâkım!
Geçir pîş-i hayâlinden ki cûşâcûş bir umman:
Nişandır yükselen her mevc-i tûfan-hîzi bir dağdan;
Ölüm var, kurtuluş yok sâhil-i imdâd uzaklarda;
Demâdem rûh titrer korkudan donmuş dudaklarda.
O coşkun unsurun savletleriyle uğraşan kimse,
Nasıl eyler tehâlük bir kenâr-ı tesliyet görse
Muhât-ı lücce-i ye's olduğum bir böyle hâlimde
Senin tayfın da aynıyle o sâhildir hayâlimde.
Düşün âvâre bir mâder ki: Evlâdından olsun dûr;
Tahayyül eyle yâhud bir yetîm-i hânüman-mehcûr;
O bedbahtın nasıl evlâdı hiç gitmezse yâdından;
Nasıl çıkmazsa mâder, öksüzün bir dem fuâdından;
Benim yâdım da, ey ârâm-ı can, yâd-ı güzînindir.
Ne yapsam çünkü manzûrum, senin feyz -i mübînindir:
Çemen emvâc-ı nûrundur, fidanlar yâl ü bâlindir:
Sulardan akseden sûret cemâl-i lâyezâlindir.
Hırâm-ı nâzenînindir o raksan mevceler cûda;
Mutarrâ nükhetindir gizlenen ezhâr-ı hoş-bûda.
Leyâlin sînesinde hâbe dalmış nâzenîn eshâr,
Eder gîsûna yaslanmış cebîn-i pâkini ihtâr.
Nigâhından saçılmış lem'alardır pîş-i hayrette
Yüzen ecrâm-ı nûrânûr bahr-i sermediyyette.
Zemin lebrîz-i âsârın; semâ pâmâl-i envârın:
Avâlim hep merâyâ-yı nazar pîrâ-yı dîdârın.
***
Çekilmek istemiş de subh-dem bir cây-ı tenhâya,
Oturmuş sâhil-i deryâya, dalmıştım temâşâya.
Henüz âfâk açılmıştı: Semâ mahmûr idi hâttâ
Nümâyân olmamıştı hâb-gâhından güneş hâlâ.
Derin bir samte müstağrak leb-i deryâda hiç ses yok...
Sabâ durgun, sular durgun, bütün eşyâda durgunluk!
O ferş-i nîlgûn üstünde, tıfl-ı nâzenin-vâri,
Uyurken dâye-i bîdar-ı subhun tıfl-ı envârı;
Güneş, pîşinde dağlar perde-dâr olmuş, harîmindan
Göıünmüş, sonra şehrâhında yükselmişti tedrîcen.
Teâlî eyleyince birzaman bâlâ-yı kudrette,
Ziyâlar mevc mevc oldu o pehnâ-yı rükûdette.
Bu cûşişler o dagın havz-ı simîni uyandırdı;
Sabâ enfâs-ı sevdâ perveriyle dalgalandırdı.
Açıklardan gelen emvâc-ı peyderpeyle, sâhilden
Demâdem oldu vecd-efzâ, hazin bir nağme, birşîven.
Kulak verdim o âhenge: Meğer âheng-i şi'rinmiş!
O cûşiş-zâr olan kulzüm senin ummân-ı fikrinmiş,
Güneş: Rûhun imiş; bir huzme şeklinde inen nûru:
O menba'dan hurûşan sânihanmış doğrudan doğru.
Tecellî etti artık anladım: Sensin bütün dünyâ..
Bu senlikte fakat ey yâr-ı gaib, ben neyim âyâ?
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız