Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 58 Üye Adayı ve 5 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

KÜÇÜK PRENS


KÜÇÜK PRENS
Sayfa 1, 2, 3  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Çocuk Edebiyatı
Yazar Mesaj
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Sal Şub 20, 2007 10:00 pm    Mesaj konusu: KÜÇÜK PRENS Alıntıyla Cevap Ver

AlıntıNeutral
AlıntıNeutral
Saint Exupery
Çev: Cemal Süreya- Tomris Uyar




LEON WERTH iÇiN

Bu kitabı koskoca bir adama adadığım için küçüklerden beni bağışlamalarını dilerim. Ama önemli bir özrüm var; Şimdiye kadar bu adamdan iyi dostum olmadı. ikinci özrüm de şuNeutral Bu adam her şeyi değerlendirebilir, çocuklara yazılmış kitapları bile. Sonra üçüncü bir özrüm daha var: Bu adam Fransada oturuyor şimdi, aç, üstelik açıkta. Avutulmak ister. Bü.tün bu sayıp döktüğüm özürler yetmezse, ben de kitabımı onun bir zamanki çocukluğuna adarım tabiı. Bütün koca adamlar bir zamanlar küçüktüler (Gerçi aralarında bunu hatırlayanlara az raslanır ya) işte gerekli değişikliği yapıyorum:



çocukluk günlerindeki
LEON WERTH iÇiN



Altı yaşındayken bir gün balta girmemiş ormanlar üstüne yazılmış «Yaşanmış Öyküler» adlı bir kitapta müthiş bir resim görmüştüm. Bir hayvanı yutmakta olan bir boa yılanını gösteriyordu. Resmin kopyası işte yukarda.

Kitapta şöyle deniyordu: «Boa yılanları avlarını çiğnemeden, olduğu gibi yutuverirler. Sonra da yerlerinden kımıldayamaz, sindirimleri için gerekli altı ayı uyumakla geçirirler.»

Orman serüvenleri üstüne derin derin düşünmeye başladım. Biraz uğraştıktan sonra ben de renkli bir kalemle ilk resmimi yapmayı başardım. Yapıtımı büyüklere göstererek resimden korktular mı diye sordum.

--------------------------

Dediler ki: «Şapkadan da korkulur mu hiç?»

Oysa ben şapka değil bir fili sindirmekte olan bir boa yılanı çizmiştim. Büyükler anlayabilsin diye bu kez ikinci bir resimde boa yılanının içini de çizdim. Büyüklere bir şeyi açıklamazsanız olmaz. Resim No - 2 şöyle oldu:


-------------------------


Büyükler boa yılanlarını içten ve dıştan gösteren resimleri bir yana bırakıp tarih, coğrafya, aritmetik ve dilbilgisiyle ilgilenmemi öğütlediler. Böylelikle daha altı yaşımda, bana parlak bir gelecek sunan resim sanatından vazgeçtim. Resim No - 1 ve Resim No - 2'nin uğradığı başarısızlık hevesimi kırmıştı. Büyükler hiç bir şeyi tek başlarına anlayamıyorlar, onlara durmadan açıklamalar yapmak da çocuklar için sıkıcı oluyor doğrusu.

Başka bir iş tutmalıydım, pilotluğa merak sardım. Dünyanın her yerinde biraz uçuş yaptım. Coğrafyanın da bana yararı olmadı değil. Bir bakışta Çin midir, Arizona mıdır ayırdedebilirim. Gece yolunu şaşırınca, bu konudaki bilgisi insana destek oluyor.

Hayatım boyunca bir sürü önemli kişiyle bir sürü ilişkim oldu. Büyükler arasında bir sürü yıl geçirdim. Çok yakından tanıdım onları. Yine de ilk görüşlerim pek değişmedi.

Zekası azıcık parlak görünen birine rasladığımda, yanımdan eksik etmediğim Resim No - 1'i çıkarıyor deneyimi uyguluyordum. Gerçekten kavrayışlı biri mi, değil mi, anlamaya çalışıyordum. Ama hepsinin verdiği karşılık birdi:

«Şapka.»

Tabii ben de artık onlara ne boa yılanlarından, ne balta girmemiş ormanlardan, ne de yıldızlardan söz açıyordum. Onların düzeyine iniyordum. Briç, diyordum, golf, politika, kıravat mıravat. Onlar da böylesine aklı başında biriyle tanıştıklarına bayağı seviniyorlardı.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Sal Şub 20, 2007 10:03 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

II

İşte böyle, altı yıl önce, Büyük Çöl üstünde uçağım kazaya uğrayana kadar, içimi dökecek gerçek bir dostum olmadan yapayalnız yaşadım. Motorumun bir parçası kırılmıştı. Uçakta ne makinist, ne de yolcu bulunduğundan bu güç onarım işinin üstesinden tek başıma gelmeye hazırlandım. Benim için bir ölüm - kalım savaşıydı bu. Yanımda çok çok bir haftalık içme suyu vardı.

İlk gece, en yakın köyden bin mil uzakta, çölde uyudum. Okyanusun ortasında sal üstünde kalmış bir gemiciden daha yalnızdım. Gün doğup da tuhaf, incecik bir sesle uyandığım zaman nasıl şaşırdığımı, varın siz düşünün artık. Ses:

- Lütfen, diyordu, bir koyun çizer misiniz?
- Ne!

- Bir koyun çizin bana.
Beynimden vurulmuşcasına yerimden fırladım. Gözlerimi oğuşturdum iyice. Her yanı gözden geçirdim. Karşımda beni ciddi ciddi süzen, küçük, eşi görülmedik biri duruyordu. İşte sonradan başarabildiğim kadarıyla yaptığım portresini sunuyorum.

Kuşkusuz, bizim resim sevimlilik yönünden modelinden kat kat aşağıdır.

Ama bu benim suçum değil. Büyükler altı yaşımdayken resim sanatına karşı hevesimi kırmışlardı.

Boa yılanlarının içten ve dıştan görünüşlerini saymazsak, hiç bir şey çizmeyi öğrenmemiştim.

Gördüklerim karşısında gözlerim faltaşı gibi açılmıştı. Unutmayın ki en yakın köyden bin mil uzakta bulunuyordum. Bizim küçükse ne çölde yolunu şaşırmışa benziyordu, ne de yorgunluktan, açlıktan susuzluktan ya da korkudan bayılacak gibiydi. En yakın yerleşme merkezinden bin mil uzakta, çölün ortasında kalmış bir çocuk izlenimini de uyandırmıyordu hiç. Dilimi toparlayınca:

-Peki, dedim, ne yapıyorsunuz burada?

Alçak sesle ve çok önemli bir şey söylüyormuş gibi aynı sözleri tekrarladıNeutral

-Lütfen bir koyun çizer misiniz bana?

Bir olaydaki gizlilik payı belirli düzeyi aştıktan sonra eliniz kolunuz bağlanır. İnanmıyacaksınız ama en yakın köyden bin mil uzakta ve ölümle her an yüzyüze olduğum halde cebimden bir parça kağıt ve bir dolmakalem çıkardım. Tam o sırada şimdiye kadar yalnız tarih, coğrafya, aritmetik ve dilbilgisiyle uğraştığım aklıma geldi ve bizim küçüğe (biraz da üzülerek) resim yapmayı beceremediğimi söyledim. .

-N e zararı var canım, dedi, bir koyun çiziverin.

Aksi gibi şimdiye kadar hiç koyun resmi yapmamıştım. İster istemez sık sık yaptığım iki resimden birini çizdim. Yani boa yılanının dıştan görünüşünü. Ama bizimki:

-Yoo! Yooo! demesin mi, boanın içindeki bir fil istemiyorum. Boa çok tehlikeli bir yaratıktır. File gelince, o da çok yer kaplar. Bizim oralarda her şey küçücüktür. Bir koyun istiyorum aslında. Bir koyun çizsene bana.

Çizdim koyunu.

Resmi iyice inceledi, sonra:

-Olmadı, dedi, bu daha şimdiden çok, zayıf, hasta bir koyun. Bir tane daha çiz.

Dostum tatlı tatlı, hoşgörüyle gülümsedi:

- Sen de görüyorsun ya, bu koyun değil, bal gibi koç. Boynuzlarına baksana.

Resmi yeniden çizdim ama yine beğendirememiştim.

-Bu da çok yaşlı ben öyle bir koyun istiyorum ki uzun süre yaşasın…

Artık sabrım tükenmişti, üstelik uçağımın motorunu bir an önce sökmek istiyordum. Aşağıda gördüğünüz resmi şişirdim.

- İstediğin koyun şu sandığın içinde, diye kestirip attım.

Küçük eleştirmenin yüzünün birden aydınlandığını görünce şaşırdım.

- Tam da istediğim gibi oldu. Peki bu koyun çok mu ot yer dersin?
- Neden sordun?
- Bizim oralarda her şey çok küçüktür de ...
- Ona kadar ot bulunur canım, dedim, ben sana küçücük bir koyun verdim.

Resmin üstüne eğildi.

- Küçük dedimse .. Bak! Bak! Uyumuş.

İşte Küçük Prensle dostluk kurmam böyle oldu.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Sal Şub 20, 2007 10:04 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

III.

Nereden geldiğini öğrenmem için uzun bir süre geçti. Bana durmadan sorular yağdıran Küçük Prens, benim sorduklarımı duymuyordu sanki. Konuşurken gelişigüzel söylediklerinden yavaş yavaş anladım her şeyi. Sözgelimi uçağımı ilk gördüğünde (uçağımın resmini yapmıyayım, çok karışıktır, altından kalkamam) şaşırmıştı.

- Bu da nesi?

-Uçar bu. Uçak. Benim uçağım.

Uçabildiğimi öğrenmesinden övünç duymuştum.

- Ne diyorsun, diye haykırdı, öyleyse gökten indin sen!

- Evet, dedim başımı eğerek.

- İnanılır şey değil! Ne tuhaf!

Küçük Prens tatlı bir kahkaha atıverdi. Beni çileden çıkarmıştı bu.

Talihsizliğimin ciddiye alınmasını isterim ben.

-Demek sen de gökten geliyorsun, diye ekledi. Hangi gezegendensin bakalım?

Birdenbire varlığının gizemli karanlığında bir ışık yakaladım. Hemen sordum:

- Yani sen başka bir gezegenden mi geliyorsun?

Karşılık vermedi. Gözlerini uçağımdan ayırmadan usulca başını sallıyordu.

- Bununla çok uzaktan gelmiş olamazsın zaten.

Ve uzun uzun düşlere daldı. Sonra cebinden benim koyunu çıkararak hazinesini incelemeye koyuldu.

Ağzından kaçırdığı «başka gezegenler» sözü beni nasıl meraklandırmıştı, düşünün artık. Bu konuda daha çok bilgi edinmek için var gücümle çalıştım.

- Küçük dost, nerelisin sen, dedim. «Bizim oralar» dediğin yer neresi? Koyunu nereye götürmek istiyorsun?

Düşünceli bir sessizlikten sonra konuştu:

-İyi ki sandığın içinde verdin onu.

Geceleri orada yatar.

- Doğru. Hem uslu durursan bir de ip veririm, koyununun boynuna takarsın. İpi bağlıyasın diye bir de kazık veririm.

Küçük prens söylediklerime şaşmıştıNeutral
- Bağlamak mı? Amma da saçma!
- Ama bağlamazsan çıkar gider, kaybolur.

Dostum bir kahkaha daha attıNeutral
- Nereye gidebilir?
- Nereye olursa. Gözünün alabildiğine

Küçük Prens ciddi bir sesle:

- Zararı yok; dedi, bizim orada her şey öyle küçüktür ki!
Sonra, belki biraz da üzüntüyle, ekledi:
-Gözünün alabildiğine de gitsen pek uzaklaşmış olmazsın bizim orada.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Sal Şub 20, 2007 10:07 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

IV

Böylece çok önemli bir şey daha öğrenmiş oluyordum: Demek Küçük Prensin gezegeni olsa olsa ev büyüklüğünde bir yerdi!

Ama buna çok şaştım denemez. Çünkü; Dünya, Jüpiter, Mars, Venüs adları verilen büyük gezegenlerin dışında daha yüzlerce gezegen bulunduğunu, bazılarının teleskopla bile güç görülecek kadar ufak olduğunu okumuştum. Gökbilimciler bunlardan birini buldular mı, ad yerine bir numara takarlar. Sözgelimi: «Asteroid 325» deyiverirler. Küçük Prensin geldiği gezegenin «Asteroid B - 612» olduğu konusunda yabana atılamıyacak kanıtlarım var. Bu gezegeni bir zamanlar teleskopla bir kez gören biri olmuşNeutral 1909' da bir Türk gökbilimcisi.

Bu konuda hazırladığı raporu Uluslararası Gökbilimciler Kurultayına sunmuş. Ama başında fes, ayağında şalvar var diye sözüne kulak asan olmamış. Büyükler böyledir işte.

Bereket versin, Asteroid B - 612'nin onurunu kurtarmak için bir dediği dedik Türk önderi tutmuş bir yasa koymuşNeutral Herkes bundan böyle Avrupalılar gibi giyinecek, uymayanlar ölüm cezasına çarptırılacak. 1920 yılında aynı gökbilimci bu kez çok şık giysiler içinde Kurultaya gelmiş. Tabii bütün üyeler görüşüne katılmışlar.

Bu gezegenle ilgili bütün ayrıntıları size anlatıyorsam, üstelik numarasını da veriyorsam, bunun nedeni yine büyükler. Büyükler sayılara bayılırlar. Tutalım, onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar.


Sesi nasılmış, hangi oyunları severmiş, kelebek biriktirir miymiş, sormazlar bile. «Kaç yaşında?» derler, «Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?» Bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar.
Deseniz ki: «Kırmızı kiremitli güzel bir ev gördüm. Pencerelerde saksılar, çatısında kumrular vardı» Bir türlü gözlerinin önüne getiremezler bu evi. Ama «Yüzbin liralık bir ev gördüm» deyin, bakın nasılNeutral «Aman ne güzel ev!» diye haykıracaklardır.

Aynı şekilde onlara deseniz ki: «Küçük Prensin sevimli oluşu, gülüşü, bir koyun isteyişi varolduğunu gösterir; bir koyun istiyor, öyleyse vardır.» Bunları deseniz de neye yarar? Nasılolsa omuzlarını silkip size çocuk gözüyle bakacaklardır. Ama geldiği gezegenin Asteroid B - 612 olduğunu söylerseniz hemen inanırlar, sorularıyla başınızı ağrıtmazlar. Böyledir onlar. Çok şey beklememelisiniz. Çocuklar büyükleri hoş görmeye alışmalıdır.

Oysa bizim gibi hayatı yakından bilen kişiler için sayılar nedir ki. Bu öyküye peri masallarındaki gibi başlamak isterdim. Yani şöyle:

«Evvel zaman içinde bir Küçük Prens varmış. Kendinden bir parmak. büyük bir gezegende oturur, hep bir arkadaş ararmış ... » Hayatı yakından tanıyanlar için böyle bir başlangıcın daha gerçekçi bir havası olurdu.

Çünkü kimse kitabımı baştan savma okusun, istemem. Bu anıları kağıda geçirene kadar az mı çektim. Arkadaşım koyununu alıp gideli altı yıl oluyor. Onu anlatmaya çalışmam, unutmak istemeyişimdendir. İnsanın arkadaşını unutması ne acı. Kaldı ki arkadaşı olan kaç kişi var içimizde? Bir gün onu unutursam, gözleri sayılardan başka şey görmeyen büyüklere dönerim.

Bu yüzden bir kutu boyayla birkaç tane kurşunkalem aldım. Altı yaşındanberi boa yılanlarının içten ve dıştan görünüşlerinden başka şey çizmemiş biri için bu yaşta yeniden resme başlamak güç iş doğrusu. Kuşkusuz, resimleri asıllarına benzetmek için elimden geleni yapacağım. Başarır mıyım, o da ayrı. Bakıyorsunuz bir resim güzel olmuş, öbürü hiç benzemiyor . Küçük Prensin boyu konusunda da yanıldığım oluyor. Bir yerde uzun olmuş, bir yerde kısa. Giysilerinin renginde de kararsızım. N' apalım idare edip gidiyoruz.


Bazı daha önemli ayrıntılarda da yanıldığım olacak. Suç bende değiL. Arkadaşım açıklamayı sevmezdi. Beni de kendi gibi sanıyordu belki, kimbilir? Ne yazık ki ben kapalı sandıkların içindeki koyunları görmeyi beceremem. Belki de büyüklere benziyorum biraz. Yaşlandık ne de olsa.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Sal Şub 20, 2007 10:10 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Her geçen gün Küçük Prensin gezegeni, oradan ayrılışı ve yaptığı yolculuk üstüne yeni yeni şeyler öğreniyordum. Onun düşüncelerinden yavaşça sıyrılıp ortaya çıkıyordu bu bilgiler. Üçüncü gün, baobabların başına gelenleri öğrenişim de böyle oldu.

Buraya koyuna teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Çünkü Küçük Prens büyük bir kuşkuya kapılmış gibi sormuştu bana:

- Koyunların küçük bitkilerle beslendiği doğru, değil mi?
- Evet.
- Çok sevindim buna.

Koyunların küçük bitkilerle beslenmelerinin neden önemli olduğunu anlayamamıştım. Küçük Prens hemen ekledi:

- Demek baobabları da yerler.

Küçük Prens e baobabların küçük bitkiler değil, tersine tapınaklar gibi kocaman olduklarını, hatta yanına bir fil sürüsü de katsa, bu sürünün bir tek baobab ağacını bile yiyip bitiremeyeceğini belirttim.

Fil sürüsü sözü Küçük Prensi güldürmüştü.
-Biz de üstüste bindiririz onları n'apalım, dedi.

Ama bilgece taşı gediğine koymaktan da geri kalmadıNeutral
- Baobablar o boya gelmeden önce küçük değil midirler?
- Orası öyle, ama koyunlar küçük baobabları neden yesin istiyorsun?
Apaçık bir gerçeği belirtmeyi gereksiz bulurcasına, «Amma da yaptın» dedi.

Bu sorunu kendi başıma çözümlemek için büyük çaba göstermem gerekti.

Sonunda Küçük Prensin gezegeninde de öteki gezegenlerde olduğu gibi iyi bitkilerin yanısıra kötülerin bulunduğunu öğrendim. İyilerin iyi tohumları, kötülerin kötü tohumları vardı. Ama tohumları kolayca göremezsiniz. İçlerinden biri uyanma hevesine kapılana kadar toprağın derinliklerinde öylece uyurlar. Günü gelince küçük tohum gerinir ve güneşe doğru ürkek, sevimli bir filiz sürer. Bir gül fidanının ya da bir turpun filizi söz konusuysa, istediği gibi gelişip serpilmesine karışmasak da olur. Ama kötü bir bitkiyse görür görmez kökünden söküp atmalıyız onu.

Küçük Prensin yurdu olan gezegende korkunç tohumlar da varmışNeutral baobab tohumları. Bu tohumlar gezegenin yüzeyine dal budak salmış. Baobab öyle bir bitkidir ki erken davranmazsanız bir daha kolay kolay baş edemezsiniz. Gezegeni baştan başa sarar. Kökleriy le toprağını delik deşik eder. Ya bir de gezegen küçük, baobablar başa çıkılır gibi değilse, parçalayıverirler gezegeni.

Küçük Prens: «Bu bir düzen meselesidir,» demişti sonradan. «Sabahları kendinize çekidüzen verdikten sonra gezegeninize de aynı şekilde bir çekidüzen vermeniz gerekir. Hiç aksatmadan her gün bütün baobabları söküp atmalısınız; küçükken gül fidanlarından ayırd edilemiyen bu bitkilerin büyüyerek fark edildikleri anı bıkmadan izlemelisiniz. Oldukça sıkıcı bir iştir bu. Ama çok kolaydır .»

Günün birinde, «Güzel bir resim çizsen bari,» dedi. «Çiz de sizin oradaki çocukların kafalarında bunlar iyice yer etsin. Yolculuğa çıktıklarında çok işlerine yarar. Kimi zaman bugünün işini yarına bırakmak sakıncalı değildir. Ama baobablar söz konusu olunca, felaket eninde sonunda gelir çatar. Bir gezegen bilirim, tembel bir adam otururdu orada. Böyle iki üç küçük bitkiyi görmezden gelmiş .. »

Küçük Prensin tanımlamasına uygun olarak gezegenin şu öndeki resmini yapcım. Öğüt verir gibi konuşmaktan hoşlanmam. Ama baobab tehlikesi öyle az biliniyor, bir gezegende yolunu yitiren kimselerin karşılaştıkları güçlükler öyle büyük oluyor ki, dayanamayıp bir kerecik. bu kuralımı bozacağım.

«Çocuklar,» diyeceğim, «baobablara dikkat!»

Benim gibi öteden beri bir şey bilmeden tehlikeye sürtünerek geçen dostlarımı uyarmak için bunca çalıştım, "yaptım resmi. Bu yolla vermek istediğim öğüt zahmete değerdi doğrusu.

Belki de soracaksınız bana: «Neden bu kitapta baobab resimleri gibi büyük, etkileyici başka resimler yok?” diye.

Karşılık vermek hiç de güç değil.

Çok uğraştım ama ötekiler başarılı olmadı. Baobabları çizerken bir sorumluluk duygusuyla doluydum; kendimi aşmıştım.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Sal Şub 20, 2007 10:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

VI

Ah Küçük Prensim! Senin o üzünç dolu küçük hayatını yavaş yavaş anladım böylece. Uzun bir süre günbatımındaki tatlılık, tek avuntun olmuştu. Bu ayrıntıyı dördüncü gün öğrendim. Ne demiştin bana o sabah?

- Günbatımını çok seviyorum. Hadi gidip bir günbatımı görelim.

- Ama beklemek gerek. ..

- Neyi?

- Güneşin batışını.

Önce ne şaşmıştın! Sonra da kendi kendine gülmüştün. Demiştin ki bana:

- Kendimi hep bizim oralarda sanıyorum!

Öyle ya. Amerika'da öğle iken Fransa'da günün batmakta olduğunu bilmeyen yoktur. Fransa'ya bir dakika içinde uçabilseniz gün batımına yetişebilirsiniz. Ne yazık ki Fransa çok uzak bir ülke. Ama sen küçük gezegeninde iskemleni şöyle bir kımıldatsan oldu bitti. Güneşin batışını, alacakaranlığın çöküşünü artık gör göre bildiğin kadar... Demiştin ki:

- Günde tam kırk dört tane günbatımı gördüğüm olmuştur.

Sonra da eklemiştin:

- Biliyor musun, insan üzgün olunca günbatımının tadına daha iyi varıyor.

Demek sen kırk üç gündür pek üzgündün?»

Küçük Prens buna karşılık vermedi.


En son gunfrfd tarafından Prş Şub 22, 2007 9:45 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Sal Şub 20, 2007 10:15 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

VII

Beşinci gün Küçük Prensin gizini çözebildim. Her zaman olduğu gibi bunu yine koyuna borçluyum. Birdenbire, uzun bir süre sessizlik içinde biriktirilmiş bir sorunu ortaya koyar gibi hazırlıksız soruvermişti:

- Koyun küçük bitkileri yerse çiçekleri de yiyecektir, değil mi?
- Koyun ne bulursa yer.
- Dikenli çiçekleri de mi yani?
- Tabii, dikenlileri de.
- Peki dikenler neye yarıyor öyleyse?

Bilmiyordum. O sıra motorumun sıkışmış bir vidasını gevşetmeye çabalıyordum. Uçağımın durumu hafife alınır cinsten değildi, bu yüzden tasalar içindeydim. Öte yandan içme suyum da bitmeye yüz tuttuğundan başıma gelecekleri korkuyla bekliyordum.

- Dikenler neye yarar?

Küçük Prens bir soru sorsun, karşılığını alıncaya kadar susmuyordu. Benimse vidaya takılmıştı aklım. Gelişigüzel konuştum:

- Dikenler hiç bir şeye yaramaz. Çiçeklerdeki kötülüğün belirtisidirler.
- Ne?

Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Küçük Prens bir çeşit hınçla patladıNeutral

- İnanmıyorum sana! Çiçekler zavallı yaratıklardır. Kötülük nedir bilmezler. Ellerinden geldiğince kendilerine güvenmeye çalışırlar. Dikenlerine bakıp bakıp güçlü olduklarını sanırlar.

Karşılık vermedim. O sırada başka bir hava çalıyordum. «Şu vida diretirse,» diyordum, «bir çekiç vuruşuyla söküp atacağım.» Küçük Prens düşüncelerimi yeniden dağıttıNeutral

- Yani sen diyorsun ki çiçekler ..
- Yeter, diye haykırdım. Hayır, hayır! Bir şey dediğim yok. Gelişigüzel. söy1emiştim demin. Görmüyor musun önemli işlerle uğraşıyorum.

Duyduklarına inanamamış gibi yüzüme baktıNeutral

- Önemli işler, ha?

Elimde çekiç, parmaklarım yağdan kapkara, kendisinin bunca çirkin bulduğu bir nesnenin üstüne eğilmiş dururken yukardan aşağı süzdü beni.

- Tıpkı büyükler gibi konuşuyorsun!
Bu sözler beni biraz utandırmıştı. O ise acımadan sözünü tamamladıNeutral
- Her şeyi birbirine karıştırıyorsun, karmakarışık ediyorsun.

Gerçekten çok öfkelenmişti. Pırıl pırıl saçları rüzgarda uçuşuyordu.

- Bir gezegen görmüştüm, kırmızı suratlı biri yaşıyordu orada. Bir kerecik olsun çiçek koklamamış, hiç yıldız görmemiş, hiç kimseyi sevmemiş. Sayıları toplamaktan başka bir şey yapmamış hayatında. Yine de bütün gün senin gibi «Önemli bir adamım ben! Ciddi bir adamım!» der dururdu. Gururundan yanına varılmazdı. Ama adam değil, mantarın tekiydi.

- Neyin tekiydi?
- Mantarın.

Küçük Prensin öfkeden yüzünün rengi atmıştı.

- Çiçeklerin milyonlarca yıldır dikenleri var. Yine de milyonlarca yıldır koyunlar onları yer. Şimdi, çiçeklerin bunca güçlüğe göğüs gerip hiç bir işe yaramayacak dikenleri neden büyüttüklerini anlamaya çalışmak önemli değil mi sence? Koyunlarla çiçekler arasındaki savaş önemli değil mi? Kızarık suratlı şişko bir bayın toplama işlemlerinden daha mı az önemli? Ya ben kendi gezegenimden başka hiç bir yerde yetişmeyen, eşine rastlanmadık bir çiçek tanıyorsam ve günün birinde ne yaptığını bilmeyen bir koyun onu bir lokmada yutuverirse, sence önemli değil mi bu?

Kıpkırmızı kesilmişti.

- Sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa, yıldızlara bakmak mutluluğumuz için yeterlidir. «Çiçeğim işte şunlardan birinde,» deriz kendi kendimize. Ama bir de koyunun çiçeği yediğini düşün, bütün yıldızlar bir anda kararmış gibi gelir. Bu mu önemli değil?
Arkasını getiremedi. Hıçkırıklar boğazını tıkamıştı.

Gece iniyordu. Aletleri attım elimden.

Artık çekicin, vidanın, susuzluğun ya da ölümün ne önemi vardı ki? Yıldızın birinde, bir gezegende, benim gezegenimde, Dünyada, avutulmak isteyen bir Küçük Prens vardı şimdi. Onu kollarıma aldım, salladım. Dedim ki:

- Sevdiğin çiçeğe bir şey olmayacak.

Bir tasma çizerim koyunun için. Çiçeğin için de bir çit çizerim. Sonra ..

Ne diyeceğimi kestiremiyordum. Kendimi çok beceriksiz buluyordum. Ona nerden yaklaşılır, nasıl ulaşılır bilmiyordum .. Ne kavranılmaz bir yer şu gözyaşı ülkesi.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Sal Şub 20, 2007 10:17 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

VIII

Çok geçmeden o çiçeği daha iyi tanıdım.

Küçük Prensin gezegeninde çiçekler gösterişsiz, yalnız bir dizi taçyaprakla donanmış oluyorlardı; yer kaplamıyorlar, kimseyi tedirgin etmiyorlardı. Bakıyorsunuz bir sabah otlar arasında beliriyor, akşama kalmadan usulca sönüp gidiyorlardı. Küçük Prensin çiçeği, günün birinde, bilmediği bir yerden, rüzgarın önüne katılıp gelen bir tohumdan sürmüştü. Küçük Prens, gezegenindeki öbür filizlere benzemeyen bu filizi çok yakından izlemişti. Yeni bir baobab türü de olabilirdi çünkü.

Ama filiz bir süre sonra boyatmayı durdurdu, çiçek vermeğe hazırlandı. Koca bir tomurcuğun oluşmasına tanıklık eden Küçük Prens, bunda doğaüstü bir güzelliğin saklanmış olduğunu sezinledi. Nedir ki çiçecik, güzelliği için gerekli hazırlıkları yeşil odasının çatısı altında tamamlamakla yetiniyordu. Kılı kırk yararak seçiyordu renklerini. Uslu uslu süsleniyordu. Taçyapraklarını teker teker takıştırıyordu. Öyle herkesin bildiği gelincikler gibi buruşuk giysilerle çıkmak istemiyordu ortalığa. Göz alıcı güzelliğini eksiksiz sunmak istiyordu. Eee, ne demeli? Gösteriş meraklısının biriydi işte! Kısaca, gizemli hazırlığı günlerce sürdü.

Ve bir sabah tam gün doğarken püskürüverdi birdenbire. Bunca titizlenmeden sonra, esneyerek:

- Daha tam uyanmış değilim, demesin mi! Kusuruma bakmayın. Yapraklarımı bile iyice toparlayamadım daha.

Küçük Prens onu çok beğendiğini gizleyemedi:
- Ne kadar güzelsiniz!

- Yaa? dedi çiçek tatlı bir sesle. Güneşle aynı anda doğduk da ...
Küçük Prens anladı ki pek alçakgönüllü bir çiçek karşısında değil. Ama iyiden iyiye etkilenmişti.

- Sanırım, kahvaltı saatindeyiz, dedi çiçek, bana bir şeyler getirebilir misiniz?

Şaşkına dönen küçük prens koşup bir ibrik taze su getirdi, çiçeği suladı.

Çiçeğin bu gereksiz çalımı gücüne gitmişti Küçük Prensin. Dayanılacak gibi değildi. Sözgelimi bir gün dört dikeninden söz ederken şöyle demişti:

- Bende bu dikenler varken bütün kaplanlar pençelerini bileyip gelsinler bakalım!

- Bu gezegende kaplan yoktur, dedi Küçük Prens, hem kaplanlar ot yemez ki zaten.
- Ben ot değilim, diyerek gülümsedi çiçek.
- Çok özür dilerim ...
- Ben kaplanlardan filan korkmam, ama rüzgar deyince iş değişir. Bakın rüzgardan ödüm kopar. Beni rüzgardan ko•ruyacak bir şeyiniz var mı acaba? Sözgelimi bir paravan ..

«Bir bitkinin rüzgardan korkması olacak iş değil,» diye düşündü Küçük Prens. «Bu çiçekten bir şey anlamadım.» - Gece fanusa koyarsınız beni. Burası çok soğuk. İyi bir yer değil. Benim geldiğim ülkede ...

Ama sözünü bitirmedi. Çünkü tohum olarak gelmişti, başka dünyaların nasıl olduğunu bilemezdi. Söylediği zararsız yalan yakalanınca iki üç kez öksürdü ve Küçük Prensi suçlamak için sözü çevirdi:

- Bir paravan istemiştim sizden.
- Gidip getirecektim, siz lafa tuttunuz.

Üste çıkıp Küçük Prensi incitmek için daha hızlı öksürmeye başladı. Bu olaydan sonra Küçük Prens, sevgisindeki iyiniyete karşın, çok geçmeden kuşkulanmaya başladı ondan. Önemsiz sözlerinden alınmış ve büyük bir mutsuzluğa düşmüştü.

Bir gün, «Ona kulak vermemeliydim,» diye açıldı bana, «Çiçeklere hiç kulak vermemek gerek. Onlar görülmek ve koklanmak içindir. Benimkinin güzel kokusu gezegenin dört bir yanına yayılmıştı. Ama ondaki güzellikten kendime bir sevinç payı çıkaramadım. Oysa beni öylesine öfkelendiren şu pençe olayını sevecenlikle karşılamam gerekirdi.»

Sonra şunları ekledi:

«Zaten ben hiç bir şeyin gerçeğine varamadım, şimdiye kadar. Yargılarımı sözlere değil davranışlara göre ayarlamalıydım. İşte ne güzel koku ve ışık saçıyordu bana. Onu yüzüstü bırakmam yakışık alır mıydı? Suçsuz zavallı hesaplarının ardındaki inceliği kestirmeliydim. Çiçekler öyle değişkendir ki! Ama ben çiçeğimi gereğince sevmek için çok küçüktüm o sıralar.»
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Sal Şub 20, 2007 10:20 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

IX

Sanırım kaçarken bir yaban kuşu sürüsünün göçünden yararlanmıştı. Ayrılış sabahı gezegenini derleyip topladı. Yanardağlarının lavlarını büyük bir titizlikle süpürdü. Zaten püskürür halde iki yanardağı vardı; sabah kahvaltısını ısıtmağa yetiyor da artıyordu bunlar. Bir de sönmüş yanardağı vardı. Ama «Ne olur ne olmaz» diyerek onu da süpürdü. Çünkü iyi temizlenmiş yanardağlar püskürmeden, yavaş ve düzenli bir şekilde yanarlar. Volkanik püskürmeler ise ocaktaki alevler gibidir.
Dünyamızdaki bütün yanardağları süpürmek biz insanların harcı değildi tabii. Başımıza dert olmaları bundandır.

Küçük Prens, son baobab sürgünlerini sökerken, içlenmişti. Bir daha geri dönemiyeceğini sanıyordu. O sabah bu gündelik işler ne kadar tatlı geliyordu. Çiçeği son bir kez sulayıp, fanusu üstüne koyduğu sırada dokunsanız ağlayacak gibiydi.

- Hoşça kal, dedi çiçeğe. Çiçekte ses yok.
- Hoşça kal, dedi yine.

Çiçek öksürdü. Ama nezle olduğundan değil. Neden sonra:

- Budalalık ettim, dedi sonunda. Bağışla beni. Mutlu olmaya çalış.
Sitemsiz konuşması şaşırtmıştı Küçük Prensi. Elinde çiçeğin camdan evi, öylece kalıverdi. Bu tatlı uysallığın nedenini kavrayamamıştı.

- Sevmez olur muyum seni, dedi çiçek. Sevgimi anlamadınsa suç bende. Hem ne önemi var. Ama sen de az alıklık etmedin. Hadi mutlu olmaya çalış. Şu fanus da kalsın. İstemiyorum artık.

- Ya rüzgar?
- O kadar da üşütmedim canım.

Serin gece havası iyi gelir. Ne de olsa bir çiçeğim.

- Ya hayvanlar?

- Kelebeklerle dostluk kurmak istediğime göre iki üç tırtılın kahrını çekeceğim elbet. Kelebeklerin güzelolduğu ötedenberi söylenir. Zaten başka kim gelir yanıma? Sen uzakta olacaksın. Büyük hayvanlara gelince, hiç birinden korkmuyorum. Benim de pençelerim var.

Bunu söylerken saf saf dört dikenini gösteriyordu.

- Oyalanma artık. Bir kez koymuşsun aklına gitmeyi, çık git!

Küçük Prensin kendisini ağlarken görmesini istemiyordu. Çok gururlu bir çiçekti..
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Sal Şub 20, 2007 10:29 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Şimdi bana güleceksiniz… Ben de bu öyküyü koyarken kendi kendime gülümsüyordum.. Ama.. tam siteden çıkarken baktım “Çocuk Edebiyatı” diye bir başlık … karşısında “mesaj yok” yazısı…. Aklıma önceden disketlerde hazır duran Küçük Prens geldi… Geldi ama gerisi? ….

Galiba gerisi için beklemek gerek… belki epey beklemek gerek…. Kutulardan birinde bir diskette….

ya var.... ya da…
Başa dön
hasanonur2
Yazar


Kayıt: Jul 28, 2006
Mesajlar: 162
Nereden: İstaNbul

MesajTarih: Sal Şub 20, 2007 11:14 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ben okuldayken sergilemiştik küçük prensi bende başroldeydim yani küçük prenstim.Ezberlemiştim yazdığın satırları hala birkaç kelime var aklımda.Yine hüzünlendim dost.
Başa dön
NeSS
Yazar


Kayıt: Aug 09, 2004
Mesajlar: 100
Nereden: İtalya

MesajTarih: Sal Şub 20, 2007 11:50 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Aklımın bulandığı şu saatlerde, hiç beklemediğim bir anda, Küçük Prens'ten birşeyler okumak onu ilk okuduğumda bana yaşattığı güzel anları hatırlattı. Teşekkürler...

"Sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa, yıldızlara bakmak mutluluğumuz için yeterlidir."


En son NeSS tarafından Çrş Mar 07, 2007 3:32 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Çrş Şub 21, 2007 12:06 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ben teşekkür edrim....

Ah bir de kalan bölümleri olsa!.... Asıl serüven yeni başlıyordu...
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Çrş Şub 21, 2007 10:05 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Devam ediyoruz!










325, 326, 327, 328, 329 ve 330'uncu asteroidlerin dolaylarında bulunuyordu. Kendini eğitmek ve boş zamanını değerlendirmek için onlara uğramaya karar verdi.

İlk asteroidde bir kıral vardı. Bu kral kürklü ve kırmızı giysiler içinde, süssüz ama görkemli bir tahta kurulmuştu.

Küçük Prensin geldiğini görünce «İşte bir uyruk!» diye bağırdı.

Küçük Prensin tuhafına gitmişti: «Allah Allah, beni daha önce hiç görmemişken nasıl tanıdı?»

Bilmiyordu ki krallar için dünya çok basittir, onların gözünde herkes uyruktur.

Sonunda krallık edecek birini bulduğu için böbürlenen kıral:

- Yaklaş bakalım, dedi, yaklaş da daha iyi göreyim seni.

Küçük Prens gözleriyle oturacak bir yer aradı, ama o müthiş kürk bütün gezegeni kaplamıştı. Ayakta kaldı tabii, yorgun olduğu için de esnedi.

- Bir kralın önünde esnemek görgü kurallarına aykırıdır, dedi kral. Bir daha tekrarlanmasın.

- İstemeden oldu. Kendimi tutamıyorum, dedi Küçük Prens utançla, uzun bir yoldan geliyorum, hiç uyumadım da.

- Öyleyse esnemeni buyuruyorum.

-Yıllardır esneyen birini görmedim. Bayağı merak ediyorum şu esneme denen şeyi. Hadi, bir daha esne. Bu bir buyruktur.

- Korkarım esneyemeyeceğim. Küçük Prens, utançtan kıpkırmızı kesilmişti.

- Hımm, dedi kral, öyleyse bazen esne, bazen de ...

Sözlerini bir birine karıştırdı. Canı sıkılmışa benziyordu.

Çünkü kıralın asıl istediği otoritesine saygı gösterilmesiydi. Karşı gelinmesini hoş görmezdi. Mutlak bir kraldı. Bununla birlikte, iyi bir adam olduğu için, hep akla yakın buyruklar verirdi.

«Eğer ben bir generale,» diye örnek gösterirdi, «eğer bir generale bir martı olmasını buyurursam, sözü edilen general dedidiğimi yapmazsa, suç onun değil benimdir.»

- Oturabilir miyim? diye sordu Küçük Prens ürkek bir sesle.

- Oturmanı buyuruyorum, dedi kral. Kürkünün ucunu azıcık çekti.

Küçük Prensin aklı almıyordu. Gezegen küçücüktü. Neyi yönetebilirdi bu kral?

- Majeste, dedi, bir, şey soracağım, beni bağışlayınız.
- Bana bir şey sormanı buyuruyorum
- Majesteleri neyi yönetiyorlar?
- Her şeyi, dedi kral büyük bir alçakgönüllülük içinde.
- Her şeyi mi?

Kıral kendi gezegenini, öbür gezegenleri ve bütün yıldızları gösterdi.

- Bütün bunların hepsini mi? dedi Küçük Prens.
- Bütün bunların hepsini.

Çünkü yalnız mutlak bir kral değil, evrensel bir kraldı da.

- Yani yıldızlar da size boyun eğiyor?
- Ne sandın? Bir dediğimi iki etmezler. Kargaşaya izin vermeyen bir kıralım ben.

Küçük Prens kralın gücüne hayran olmuştu. Kendisinde de böyle bir güç olsaydı neler istemezdi. Önce aynı günde ve iskemlesini hiç kımıldatmadan sadece kırk dört değil, belki yetmiş iki, hatta yüz, hatta hatta iki yüz kez günbatımı görmeyi buyururdu. Bırakıp geldiği küçük gezegenin anısı hüzün vermişti ona.

- Bir günbatımı görmek isterdim ... Acaba? Lütfeder misiniz? Güneşe batması için buyurur muydunuz?

- Bir generale kelebek gibi çiçekten çiçeğe uçmasını, ya da bir trajedi yazmasını, ya da martı olmasını buyursaydım, o general de aldığı buyruğu yerine getirmeseydi suç kimde olurdu? Onda mı, bende mi?

- Majestelerinde olurdu, dedi Küçük Prens korkusuzca.

- Tamam. Herkesten verebileceği kadarını istemeliyiz. Otorite her şeyden önce sağduyuya dayanmalıdır. Sen kalkıp halkına, kendilerini denize atmalarını buyurursan, ihtilal çıkar. Benim verdiğim buyruklar akla yakın oldukları için yerine getirilmelerini istemek hakkımdır.

Bir sorduğunu bir daha unutmayan Küçük Prens:

- Peki günbatımı ne olacak? diye tekrarladı.

- İstediğin günbatımına kavuşacaksın. Bu konuyla ilgileneceğim. Ama yönetme biliminin yasaları gereğince koşulların uygun düşeceği bir zamanı kollayacağım.

- O zaman. ne zaman?

- Hımm! dedi kral, büyük bir takvimi inceledikten sonra, hımm! hımml Dileğin bu akşam tam yedi kırkta yerine getirilecektir! Böylelikle otoritemin ne kadar kesin olduğunu da göreceksin.

Küçük Prens esnedi. Kaçırdığı günbatımına yanıyordu. Üstelik biraz canı sıkılmaya başlamıştı. Kırala:

- Artık burada yapacak şey kalmadı, dedi. Yola çıksam daha iyi.
Kendine bir uyruk bulduğu için bayağı gururlanmış olan kıral:

- Gitme, dedi. Gitme. Seni bakan yaparım.
- Ne bakanı?
- Şey ... Adalet bakanı!
- Ama burda yargılanacak kimse yok ki!
- Ne biliyoruz? Daha bütün kırallığı mı dolaşmış değilim. Burada saltanat arabasına yer yok. Yaşlıyım, yürümek yoruyor beni.

Gezegenin öbür köşesine bir daha göz atmak için başını çeviren Küçük Prens:

- Ben her yeri gördüm, dedi. Kimsecikler yok.

- O zaman sen de kendini yargılarsın. En gücü de budur zaten. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.

- Ben kendimi nerde olsa yargılarım. Bunun için buraya yerleşmem gerekmez.

- Hımm! dedi kıral, gezegenimin sınırları içinde yaşlı bir farenin yaşadığını gösterir bir sürü kanıt var elimde. Geceleri sesini duyuyorum. Onu yargılarsın. Arasıra ölüm cezası verirsin ona. Senin adaletinin pençesinde kalır. Ama tutumlu davranmalı, her seferinde onu bağışlamalısın. Çünkü yargılanacak bir o fare var elimizde.

- Ben ölüm cezası vermekten hoşlanmam. En iyisi kalkıp gitmeli.

- Olmaz, dedi kral.

Yol hazırlığını tamamlayan Küçük Prens yaşlı kıralı incitmek istemiyordu.

- Majesteleri buyruklarına elifi elifine uyulmasını istiyorlarsa akla yakın bir buyruk versinler. Sözgelimi, bir dakika içinde buradan gitmemi buyursunlar. Sanırım, koşullar uygundur.

Kral karşılık vermeyince, Küçük Prens önce durakladı bir, sonra bir solukta yola düzüldü. Kral ise ardından:

- Seni elçi yapıyorum, diye haykırdı.

Dediği dedik biri olduğu belliydi.

«Büyükler çok garip oluyor» diye düşündü Küçük Prens. Yolculuğu boyunca hep bunu düşündü.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Çrş Şub 21, 2007 10:09 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

XI


İkinci gezegende kendini beğenmişin biri vardı. Küçük Prensi uzaktan görür görmez haykırdıNeutral

- İşte hayranlarımdan biri!

Kendini beğenmişlerin gözünde herkes bir hayrandır.

- Günaydın, dedi Küçük Prens, o nasıl şapka başınızdaki?
- Selâm şapkası. Bana alkış tutanları bununla selamlarım. Ne yazık ki buralara uğrayan yok.
- Yaa? dedi Küçük Prens, anlayamamıştı.

- Ellerini çırparsan görürsün. Küçük Prens ellerini çırptı. Bunun üstüne, kendini beğenmiş, alçakgönüllü bir tavırla şapkasını çıkararak selam verdi.

«Burası kralın gezegeninden daha eğlendirici,» diye düşündü Küçük Prens. Ellerini yeniden çırptı. Beriki yeniden şapkasını çıkararak selam verdi.

Alkışlama ve selamlama işlemi beş dakika sürdü; Küçük Prens bu törenin tekdüzeliğinden sıkılmıştı; sordu:

- Peki şapkayı eğmek için ne yapılacak?
Kendini beğenmiş duymadı bile. Çünkü kendini beğenmişler yalnız övgüleri dinlerler.
- Sen gerçekten bana hayran mısın, değil misin?
- «Hayran olmak» ne demek?
- Hayran olmak, benim bu gezegenin en yakışıklı, en iyi giyinen, en zengin ve en zeki adamı olduğuma inanmak demektir.
- Ama bu gezegende senden başka kimse yok ki.
- Canım hatırım için hayran oluver gitsin.

Küçük Prens omuzlarını hafifçe silkerek:
- Peki hayranım, dedi. Ama bunca üstelemenin nedenini anlayamadım.
Sonra yola koyuldu.
«Büyükler gerçekten çok tuhaf oluyor» diye düşündü yol boyunca.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Çocuk Edebiyatı Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2, 3  Sonraki
1. sayfa (Toplam 3 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Bir Küçük Yıldız nurfigen Denemeleriniz 2 Çrş Ağu 22, 2007 9:37 am
Yeni mesaj yok MUTLU PRENS gunfrfd Çocuk Edebiyatı 10 Cmt Mar 24, 2007 6:56 pm
Yeni mesaj yok Küçük mutluluklar!.. fadim Vesaire 5 Prş Ksm 16, 2006 11:14 am
Yeni mesaj yok sayın prens! turuncu Şiirleriniz 8 Çrş Ağu 23, 2006 2:59 pm
Yeni mesaj yok Ayağı büyük, yorganı küçük ülke erdemolmez Vesaire 0 Pts Ağu 21, 2006 8:55 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke